İSTİKLAL GAZİSİ

Kasım 10, 2025 - 12:10
Kasım 10, 2025 - 13:07
 1  26

1. İSTİKLAL GAZİSİ

İSTİKLAL GAZİSİ

       GAZİ MEVLÜT KÜÇÜKIŞIK ANISINA

     (ON KASIM’A ÖZEL GERÇEK HİKAYE)

Sucu Mevlüt derlerdi ona. Elleriyle toprağı kazıp, yer altından su çıkaran bir ustaydı. Yazın kavurucu sıcağında, kışın ayazında tulumba yapar köylere hayat taşırdı.

“Su gibi aziz olasın.” derlerdi ardından. O da mütevazi bir gülümsemeyle karşılık verirdi.

Ama bir gün su değil, barut kokusu sardı Anadolu’yu. Toprak ağlıyordu. Her yerden “Vatan elden gidiyor.” sesleri yükseliyordu.

Mevlüt elindeki kazmayı bırakıp yerine tüfek aldı.

Savaşta günler geceler birbirine karıştı.

Açlıktan, yorgunluk, soğuk...

Sonra bir gün esir düştü.

Her sabah eline bir çuval verirlerdi, içinde elli kaplumbağa.

Onları uzak bir yere götürmesi, ölmeden geri getirmesi istenirdi.

Eğer bir tanesi bile eksik olursa, ayaklarının altına tuz basarlardı.

Acı dayanamazdı ama Mevlüt susar, dişini sıkar, vazgeçmezdi.

Bir gün uzaktan bir kadın, sessizce ona baktı. El işaretiyle “kaplumbağaları ters çevir.” dedi.

Mevlüt o an anlam veremedi ama dediğini yaptı. O günden sonra hiç bir kaplumbağa eksik dönmedi.

Kadının o küçük işareti ona büyük bir ders olmuştu.

Hayatta kalmak bazen en küçük umuda tutunmaktı.

Açlık günleri daha da ağırlaşınca, askerler atların dışkısındaki buğday tanelerini ayıklayıp yer oldular. Mevlüt de o günleri yaşadı. “Bir avuç buğdaya bile şükrettim.” dedi yıllar sonra torunlarına ama hiç bir zaman şikayet etmedi.

Çünkü her sabah güneş doğarken onun kalbinde Mustafa Kemal Atatürk’ün sesi yankılanıyordu:

“Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Ve o söz ona açlıkta da esarette de güç verdi.

Savaş bittiğinde köyüne döndü. Tulumbasının başına geçti ama o eski Mevlüt değildi. Elinde bir gazi madalyası, kalbinde bir ömürlük gurur vardı. Madalyasını göğsüne takar, çocuklar etrafına toplanınca onlara anlatırdı.

“Su gibi temiz kalın evlatlarım.” derdi, “Bu topraklar kolay kazanılmadı, nice şehit kanlarıyla sulandı.”

Her sabah tulumbasının başına gelir, suyu akıtmadan önce bir an dururdu. Gözlerini kapar, suyun sesini dinlerdi. O ses ona, cephedeki Mehmetçikleri ve en çok da Atatürk’ü hatırlatırdı.

Yıllar geçti. Her On Kasım sabahı, tulumbasının başında bir dakika sessizce beklemek onun geleneği oldu. Suyun yüzünde beliren halkalar, sanki bir kalbin atışı gibiydi. Bir yudum su içmeden önce başını kaldırıp gökyüzüne bakardı.

“Sen ölmedin Paşam.” derdi.

“Biz her nefeste her damla suda seni yaşıyoruz.”

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK 5 Mayıs 1972'de Berlin'de doğdum. 6 yaşında Türkiye 'ye gelerek Mersin'de okula başladım. Orta okulda hikaye yarışmasına katılarak ödül aldım. Ondan sonra yazmaya başladım. 90'lı yıllarda bir çok şiirim Mersin Radyolarında yayınlamaya başladı. Hikaye ve Roman denemelerim var. Evli ve iki çocuk annesiyim.