İSTİKLAL GAZİSİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bu topraklar kolay kazanılmadı, nice şehit kanlarıyla sulandı.

10 Kasım 2025 - 12:10
10 Kasım 2025 - 12:10 ⏱ 1 dk Okuma Süresi
 5  90

1. İSTİKLAL GAZİSİ

İSTİKLAL GAZİSİ

       GAZİ MEVLÜT KÜÇÜKIŞIK ANISINA

     (ON KASIM’A ÖZEL GERÇEK HİKAYE)

Sucu Mevlüt derlerdi ona. Elleriyle toprağı kazıp, yer altından su çıkaran bir ustaydı. Yazın kavurucu sıcağında, kışın ayazında tulumba yapar köylere hayat taşırdı.

“Su gibi aziz olasın.” derlerdi ardından. O da mütevazi bir gülümsemeyle karşılık verirdi.

Ama bir gün su değil, barut kokusu sardı Anadolu’yu. Toprak ağlıyordu. Her yerden “Vatan elden gidiyor.” sesleri yükseliyordu.

Mevlüt elindeki kazmayı bırakıp yerine tüfek aldı.

Savaşta günler geceler birbirine karıştı.

Açlıktan, yorgunluk, soğuk...

Sonra bir gün esir düştü.

Her sabah eline bir çuval verirlerdi, içinde elli kaplumbağa.

Onları uzak bir yere götürmesi, ölmeden geri getirmesi istenirdi.

Eğer bir tanesi bile eksik olursa, ayaklarının altına tuz basarlardı.

Acı dayanamazdı ama Mevlüt susar, dişini sıkar, vazgeçmezdi.

Bir gün uzaktan bir kadın, sessizce ona baktı. El işaretiyle “kaplumbağaları ters çevir.” dedi.

Mevlüt o an anlam veremedi ama dediğini yaptı. O günden sonra hiç bir kaplumbağa eksik dönmedi.

Kadının o küçük işareti ona büyük bir ders olmuştu.

Hayatta kalmak bazen en küçük umuda tutunmaktı.

Açlık günleri daha da ağırlaşınca, askerler atların dışkısındaki buğday tanelerini ayıklayıp yer oldular. Mevlüt de o günleri yaşadı. “Bir avuç buğdaya bile şükrettim.” dedi yıllar sonra torunlarına ama hiç bir zaman şikayet etmedi.

Çünkü her sabah güneş doğarken onun kalbinde Mustafa Kemal Atatürk’ün sesi yankılanıyordu:

“Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Ve o söz ona açlıkta da esarette de güç verdi.

Savaş bittiğinde köyüne döndü. Tulumbasının başına geçti ama o eski Mevlüt değildi. Elinde bir gazi madalyası, kalbinde bir ömürlük gurur vardı. Madalyasını göğsüne takar, çocuklar etrafına toplanınca onlara anlatırdı.

“Su gibi temiz kalın evlatlarım.” derdi, “Bu topraklar kolay kazanılmadı, nice şehit kanlarıyla sulandı.”

Her sabah tulumbasının başına gelir, suyu akıtmadan önce bir an dururdu. Gözlerini kapar, suyun sesini dinlerdi. O ses ona, cephedeki Mehmetçikleri ve en çok da Atatürk’ü hatırlatırdı.

Yıllar geçti. Her On Kasım sabahı, tulumbasının başında bir dakika sessizce beklemek onun geleneği oldu. Suyun yüzünde beliren halkalar, sanki bir kalbin atışı gibiydi. Bir yudum su içmeden önce başını kaldırıp gökyüzüne bakardı.

“Sen ölmedin Paşam.” derdi.

“Biz her nefeste her damla suda seni yaşıyoruz.”

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.