Acının Açtığı Kapı

Mart 3, 2026 - 08:54
Mart 3, 2026 - 09:09
 0  12
Acının Açtığı Kapı

Son yıllarda hayatındaki hemen herkesle küçük bir şeyler yaşamıştı. Kimiyle kırgın bir sessizlik, kimiyle yarım kalmış bir tartışma… 

Söylenen sözler çok değildi belki ama içini yoran, üst üste biriken o ince sızı artık saklanamaz hâle gelmişti. Birden aklına, birkaç gün sonra otuzlu yaşlarına geleceği geldi. Yine bir yaş daha eksilecekti ömründen. “Oldum olası nefret ediyorum doğum günlerinden zaten,” diye sayıkladı içinden.

Hayatı bir film şeridi gibi geçti gözlerinin önünden. Kendinden vazgeçişleri, sevilmek için yaptığı tüm fedakârlıkları, kabul görmek için bastırdığı hevesleri bir bir düğümlendi boğazına.

Ve bir anda fark etti: tüm susturulan sözler, gizlenen öfkeler, görmezden gelinen benliği… Hepsi birikmiş, içinde sessiz bir fırtına olmuştu.

Her sahnede, nasıl kendini değil de bir başkasını izliyormuş gibi hissedebildiğine defalarca hayret etti. Küçük mutfakta tek başına otururken, kendi yorgunluğunu ve unutulmuş yaralarını ilk kez bu kadar çıplak hissetti.

O akşam masanın üzerinde dünden kalma keki fark etti. Küçük bir mum batırdı kekin içine ve alevi yaktığında, sanki içindeki o fırtına da mumla birlikte yanıyordu. Hiçbir dilek geçmedi içinden.

 Bir süre öylece bakakaldı; gözyaşları avuçlarına, sonra çatalına, sonra ağzına düşüyordu. Her yudumda içindeki tanıdık boşluk biraz daha derinleşiyordu. Yıllardır susturduğu bir taraf, o küçücük mutfakta ilk kez kendi sesiyle konuşuyordu.

Ve birden, kendi içinde yankılanan o soru yükseldi: Ben ne zaman kendimden bu kadar uzaklaştım? Cevap gelmedi.

Ama o sorunun içinde, yıllardır paslanmış bir kapıyı fark etti; gıcırdayarak aralanan, küçük ama gerçek bir kapı… O an anladı: hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı.

Meğer herkesin içinde çiçeklerle süslenmiş bir arka bahçe varmış. Ve o kapıyı bir kez aralayan için hayat, usul usul o bahçeye açılırmış.

O gecenin sonunda, içinde açılan kapıyla artık buralara sığamayacağını fark etti. Belki de ilk defa, kendisi için küçük de olsa bir adım attı.

Bulunduğu şehirden en uzak yere tek kişilik iki bilet aldı: biri ruhuna, diğeri bedenine. Çünkü insan, içinde uzun bir yolculuğa çıktığında bedenini bulunduğu şehre sığdıramazmış.

Belki de insan yola çıkmaya karar vermez. Sadece, içinde açılan ve sonu çiçeklerle donatılmış paslı kapıdan bir daha dönmek istemeyeceğini fark eder.

Otuzuncu yaş gününde bavuluna sadece kıyafet değil, yıllardır susturduğu kendini de koydu. Evden nasıl çıktığını hatırlamayacak kadar tatlı bir yolculuk sarhoşluğuna tutulmuştu.

 Kapının ardında, yıllardır susturduğu küçük bir kızın kıkırdadığını duydu. Bavulu her zemine çarptığında, o kahkaha biraz daha netleşiyordu.

 İçindeki yolculuğu, dışındaki yolculuktan daha çok sevmişti. Hostesin “Lütfen kemerlerinizi bağlayınız” sesi olmasa, belki de o iç kapıdan hiç çıkmayacaktı.

Uçak havalanırken, karanlık hâlâ etrafını sarmıştı. Ama bu kez, ufkun en ince yerinde sabahın ilk çizgisi görünüyordu. Derin bir nefes aldı. İlk kez nereye vardığını düşünmeden, yolda olmanın içini bu kadar ferahlattığını hissetti.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Elif Hanne 1996 doğumlu. Çocukluğundan beri bulduğu her satıra tutunan, İnsanlardan nefesi daraldıkça kalem ve defterlerine sığınan, iç seslerin izini süren naçizane bir kalem.