Kuyudaki Mavi

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Küçük bir çocuğun, kuyunun karanlığı ile gökyüzünün mavisi arasındaki yalnız bekleyişinin —öğretmeninin rehberliğiyle— umuda ve mimarlığa uzanan dönüşümünü anlatan bu hikâye, yıllar sonra kavuştuğu babasıyla birlikte hayata tutunmanın ve olgunlaşmanın dingin resmini sunuyor.

16 Ekim 2026 - 12:45
16 Ekim 2026 - 12:45 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 0  4
Kuyudaki Mavi
Eski kuyunun kenarında sessizce bekleyen çocuk kaybolmuş bir umudun peşindedir Onun bakışları derinlerdeki suyun içinden yansıyan mavi gökyüzüne çevrilmiştir

Kuyudaki Mavi

​Her insanın içinde zamanla büyüyen ama bir türlü dolmayan bir boşluk vardır. Bazen bu boşluk bir eşyaya, bir eve ya da gelmeyecek bir insana dönüşür. Hikâyemiz, rüzgârın otları eğdiği sessiz bir evin bahçesinde geçer.

​Kora Tepesi; kayalık yamaçları, kurumuş otları ve kurak toprağıyla bilinen, birkaç haneli sessiz bir köydü. Bu köyün en yüksek yerinde, etrafı çatlamış topraklar ve sarmaşıklarla kaplı Yalnız Ev dururdu. Çatısı çökmüş, pencereleri rüzgâra teslim olmuş bu evin bahçesinde, taşları yosun tutmuş eski bir kuyu vardı.

​Kuyunun başında, köyün kimsesiz çocuğu Uraz otururdu. Annesini küçük yaşta kaybettikten sonra köyün yaşlı marangozu Halil Usta’nın yanında kalan Uraz, sabahtan akşama kadar o kuyunun ağzına bakardı. Rüzgâr estikçe paslı çıkrık gıcırdar, Uraz her seste babasının geldiğini sanırdı. Çünkü o kuyu, yılları devirip de dönmeyen babası Devrim’in simgesiydi.

​Uraz için kuyu, yalnızlığın ve bitmeyen bir bekleyişin adıydı. Baba Devrim gitmişti; mevsimler değişir, hayat akıp giderdi ama baba gelmezdi. Uraz, kuyunun karanlığına baktıkça babasını arar, kendi sesinin yankısını dinlerdi.

​Bakmaktan yorulduğu anlarda başını yukarı kaldırır, gökyüzüne bakardı. İşte o zaman gökyüzünün mavisi kuyunun dibindeki durgun suya vururdu. Kuyu toprağın yükünü temsil ederken, sudaki o mavi renk umudu gösterirdi. Uraz, karanlık ile sudaki mavi arasında bekleyen küçük bir çocuktu.

​Bir gün köye yeni atanan Araz Öğretmen, Uraz’ın hâlini fark etti. Çocuğun her gün kuyunun başında saatlerce oturduğunu görüyordu. Yavaşça yanına yürüdü, toprağa oturdu:

​— Ne arıyorsun bu kuyuda Uraz? diye sordu.

​Uraz gözünü kuyudan ayırmadan cevap verdi:

​— Babam Devrim'i... Buraya gitti dediler. Sesimi veriyorum, geri geliyor ama kendisi gelmiyor.

​Araz Öğretmen gözlerini kuyunun dibindeki suya çevirdi:

​— Kuyu derin olur Uraz. İnsan çok bakarsa kendi içini de kuyu sanır. Ama bak, suyun üstünde ne var?

​Uraz başını hafifçe eğip baktı:

​— Gökyüzü var, dedi. Mavi görünüyor.

​Araz Öğretmen gülümsedi, elini çocuğun omzuna koydu:

​— İşte o mavi orada durduğu sürece kuyu seni yutmaz. Baban gelmeyebilir, hayat geçip gidebilir. Ama sen o maviye bakmayı öğrenmelisin.

​— Ya gelirse öğretmenim? Ben bakmazsam geldiğini nasıl anlarım?

​Araz Öğretmen başını salladı:

​— Gelirse kuyuya değil, senin gözlerinin içine bakar Uraz. Sen hayata bak ki seni burada bulabilsin.

​İnsan, hayatın akışı içinde beklediği şeyin gelmeyeceğini anladığı an büyür. Mevsimler geçer, yapraklar dökülür, nehirler akar. Doğal düzen işler ama gidenler her zaman hemen dönmez. İşte o zaman kuyunun anlamı değişir. Kuyu, bir bekleyiş yeri olmaktan çıkıp insanın kendini gördüğü bir aynaya dönüşür.

​Eski insanların dediği gibi, her zorluğun yanında insanı ferahlatan bir kolaylık da vardır. Karanlık bir kuyunun dibinde bile gökyüzüne açılan bir açıklık her zaman bulunur.

​Sabır için de şöyle denmiştir: Sabır, şikâyet etmeden acıya dayanabilmektir. Gelmeyeni beklemenin terbiye ettiği insan ruhu, zamanla olgunlaşır.

​Yine denmiştir ki: Kuyuya düşmeden gökyüzünün, karanlığı görmeden aydınlığın değeri bilinmez.

​Zaman akmaya devam etti. Uraz, Araz Öğretmen’in sözlerini hiç unutmadı. Kuyunun dibindeki karanlığın bir çaresizlik olmadığını, suya vuran maviliğin kendi içinde de bulunduğunu anladı. Uraz okudu, mimar oldu ve eski yapıları, yıkık evleri yeniden hayata döndürmeyi seçti. Gökyüzüne bakmayı ve umut inşa etmeyi iyice öğrenmişti.

​Yıllar sonra, yine bir güz akşamı Kora Tepesi’ndeki Yalnız Ev’in bahçesinde rüzgâr esti. Çıkrık hafifçe gıcırdadı. Uraz kuyunun yanındaydı. Yoldan geçen yaşlı, yorgun bir adamın adımları kurumuş otların üzerinde durdu. Adamın üstü başı toz içindeydi, elleri nasırlıydı ve bakışlarında yılların ağır yükü vardı.

​Adam kuyuya ve sonra Uraz’a baktı:

​— Uraz... dedi kısık bir sesle.

​Uraz donup kaldı. Yıllardır kuyunun dibinde aradığı o ses, ilk kez arkasından geliyordu. Yavaşça döndü:

​— Babam... Devrim sensin, değil mi? dedi.

​Adam gözleri dolarak bir adım attı:

​— Benim oğlum... Seni bir gün bile aklımdan çıkarmadım. Sana gelebilmek, başımızı sokacak bir yuva kurabilmek için gece gündüz çalıştım. Şehir şehir dolaştım, ağır işlerde alın teri döktüm. Yollar uzadı, engeller çıktı ama ben sadece sana döneceğim o günü bekleyerek dayandım. Beni kuyu başında mı bekledin bunca zaman?

​Uraz, Araz Öğretmen’in yıllar önce söylediği sözleri hatırladı. Yüzünde dingin bir tebessüm belirdi:

​— Eskiden kuyuya bakıp seni beklerdim baba. Sonra gökyüzüne bakmayı öğrendim. Mimar oldum, yıkılan yerleri yeniden yapıyorum. Sen benim için çabalarken ben de hayattan kopmadım ki geldiğinde beni bulabil.

​Devrim, oğluna sarıldı. Yılların yokluğu ve yorgunluğu o sarılmada eriyip gitti.

​Kavuşmalarının hemen ardından Uraz, babasının elinden tutup köy okulunun yolunu tuttu. Araz Öğretmen okulun bahçesinde duruyordu. Uraz, yanındaki adamı göstererek gülümsedi:

​— Öğretmenim, dedi. Bana söylediğiniz gibi hayata baktım. Babam da bana ulaşmak için çok çabalamış, sonunda geldi ve beni buldu.

​Araz Öğretmen’in gözleri parladı, ikisinin de elini sıktı:

​— Hoş geldin Devrim. Uraz hem gökyüzüne bakmayı öğrendi hem de kurduğu yapılarla insanların hayatına mavi oldu.

​Sudaki mavi her zamanki gibi yerindeydi. Uraz yavaşça başını kaldırdı ve hem babasının hem de öğretmeninin yanında gökyüzüne baktı. Kuyu oradaydı, hayat geçmişti; ama Uraz artık gelmeyen bir gölgeyi değil, babası ve öğretmeniyle birlikte yeni günün mavisini karşılıyordu.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Umran Tezcan Ümran Tezcan:Yazar ve öğretmen .2015 yılında Uşak Üniversitesi-Fen Edebiyat Fakültesi-Matematik bölümünü bitirdi.Şuan öğretmenlik yapıyor. Çocukluğundan beri yazmayı seviyor.Cocuk kitapları öyküler romanlar her yaş grubundan yazmaya çalışıyor.Çocuk romani ,roman ,öykü ,hikaye yazmaya devam ediyor.