Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Karadut Şiirinin Trajik Öyküsü

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Karadutum, çatal karam, çingenem...

26 Ekim 2026 - 01:04
26 Ekim 2026 - 01:04 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  3
Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Karadut Şiirinin Trajik Öyküsü

      Bedri Rahmi Eyüboğlu, Türk Edebiyatı'nın ve Çağdaş Türk Resim Sanatı'nın duayen isimlerinden birisidir. Kendisi 1911 yılında Giresun’da doğar ve Trabzon Lisesi’nde eğitim gördüğü sırada öğretmeninin cesaretlendirmesiyle beraber resme yönelerek kariyerini bu alanda ilerletmeye karar verir. Devam eden süreçte ise İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer. Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı gibi önemli ressamlardan ders aldıktan sonra Paris’e gidip Andre Lhote’la birlikte çalışma fırsatı yakalar. Bunun yanı sıra amatör olarak kaleme aldığı şiirleri; Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık gibi ünlü dergilerde yayımlanır. Eserleri arasında dikkat çeken pek çok şiiri olmasına rağmen onu edebiyat dünyasında tanınır yapan esas şiiri “Karadut” olur. Çünkü trajik bir hikayesi vardır Karadut’un. Ne zaman okunursa okunsun her yaştan insanın kalbinde bir miktar sızı bırakır.
       Hikaye şöyledir; Bedri Rahmi Eyüboğlu 1934’te Paris’ten döndükten 2 yıl sonra Eren Hanım ile evlenir. Mutlu bir birliktelik yürüten bu genç aşıklar oğullarını kucaklarına aldıktan sonra birbirlerine daha da kenetlenip tam anlamıyla bir aile olurlar. Bedri Rahmi, İstanbul Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde asistan olarak çalışır. Ev ve iş hayatı tam da olması gerektiği gibi muazzam bir şekilde ilerlemektedir. Fakat bir şey olur sonra. Üniversiteye misafir öğrenci olarak gelen yetenekli heykeltraş Mari Gerekmezyan, babalık duygusunun en zirve dönemini yaşamakta olan Bedri Rahmi’nin kalbini çalar. İkili birbirlerine sırılsıklam aşık olur ve önlerindeki hiçbir engele aldırmadan hissettiklerinin peşinden korkusuzca gitmeye karar verirler. Akabinde sık sık Bedri Rahmi’nin atölyesinde buluşurlar ve bu yasak ilişki neredeyse herkesin kulağına gider. Hatta Eren Hanım bile durumdan haberdar olur. Ama genç kadın herhangi bir hamlede bulunmayarak sessiz kalmayı seçer. Çünkü her ne olursa olsun kocasının bir gün mutlaka ona ve oğluna geri döneceğini düşünür. 
        Bu süreçte Bedri Rahmi, Mari’nin hem resimlerini çizer hem de aşk dolu şiirler yazar sevdiği kadına. İşte o çok ünlü Karadut şiiri de pek tabii ki Mari için yazılmıştır. Günahımsın vebalimsin der ona Bedri Rahmi. Bu sırada Mari de sevgilisinin şahane bir büstünü yapar ve duygularını bir taş parçasıyla ölümsüzleştirir. O kadar çok severler ki birbirlerini, yaşadıkları şeyin neredeyse bir masal olduğunu düşünürler. Ancak olay duyuldukça, Ermeni asıllı olan Mari dinden aforoz edilir ve ailesi bu ilişkiye şiddetle karşı çıkarak genç kızı zorla evlendirmeye çalışır. Mari ve Bedri Rahmi bütün bu sıkıntılara karşı birbirlerine yaslanıp güçlü dururlar. Asla kimseye boyun eğmezler. Herkes ve her şey üstlerine gelse dahi aşklarından vazgeçmeyerek ilişkilerini yaşamaya devam ederler. 
       Kendilerini bulutların üzerinde gördükleri o eşsiz zamanların birinde ne yazık ki başlarına korkunç bir şey gelir. Mari, tüberküloza yakalanır. Sevgilisinin her dakika yanında olan Bedri Rahmi ise iyileşmesi için çok pahalı bir antibiyotik gerektiğini duyunca hemen tablolarını yüksek fiyattan satışa çıkarıp ilacı temin etmeyi başarır. Onun için canını bile feda etmeye hazırdır ancak Mari günden güne erir ve tedaviye bir türlü yanıt vermez. Maalesef ki gösterilen insanüstü çabaların hiçbiri işe yaramaz ve güzeller güzeli Mari, 1946 yılında hayatını kaybeder.
     Mahvolur Bedri Rahmi Eyüboğlu, dağılır. Kendini alkole vererek sanat çalışmalarından tamamen uzaklaşır. Yemek yemez, gülmez, herhangi bir yaşam belirtisi dahi göstermez. Tüm bu yıkılmış anlarında bile bir an olsun onu yalnız bırakmayan Eren Hanım, kocasını toparlayabilmek adına tüm gücüyle mücadele eder ve sonunda başarır. Bütün o talihsiz yılların ardından sevdiği adam ailesine geri döner.
      Aradan seneler geçer. Takvimler 1949’u gösterdiğinde İstanbul Büyük Kulüp’te bir sanat gecesi düzenlenir. Oldukça iyi ve dinç görünen Bedri Rahmi Eyüboğlu da bu toplantıya eşiyle birlikte katılır. Gecenin ilerleyen saatlerine doğru ünlü şairden bir şiir okuması istenir. Sahneye çıkar Bedri Rahmi ve gözlerinden süzülen sitemkar yaşlarla beraber Karadut’u okur. Karısı da dahil olmak üzere oradaki herkes bu şiirin kime yazıldığını çok iyi bilmektedir. Her şeyin düzeldiğini sanan Eren Hanım o an bir kere daha yıkılır. Artık bu küçük düşürülmeyi kaldırabilecek kadar güç bulamaz kendinde. Bırakır, pes eder ve o gecenin ardından oğlunu da yanına alıp Paris’e gider. Hissettiklerini ise şu mektupla dile getirir:

“Canuşkam,
Kulüpte bir gece, şiir okumuştun hani! Hatırladın mı? Gözlerinden birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti. Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapışmış gibi olmuştum. O gece… Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri’nin ruhuna, insanüstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın.
Eren.”
     
      Eren Hanım bir süre Paris’te yaşadıktan sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kendini ciddi anlamda düzeltmesiyle birlikte evliliğine devam etme kararı alır. Duaları kabul olur, kocası bir daha onu ve çocuğunu asla yalnız bırakmaz. Bedri Rahmi, vefat ettiği 1974 yılına kadar Eren Hanımın yanından bir an olsun ayrılmaz.

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.


Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet içinde yanmış kavrulmuşum


N'etmiş, n'eylemiş, n'olmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum.
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

busrabulut 2017'den beri içerik yazarlığı yapıyorum. Bugüne kadar 40 küsür platformda yazılarımla yer aldım. 2024 yılında ise "Ulu Bilge" isminde bir öykü kitabı çıkarttım.