DUVARLAR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Hiç düşündünüz mü, bir duvarın dili olsaydı bize neler anlatırdı?

23 Ekim 2026 - 22:57
23 Ekim 2026 - 22:57 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 2  5
DUVARLAR

Duvarlar, aslında bizleri en iyi anlayan şeylerdir.

Bazen dertleşiriz, bazen yumruk atarız, bazen saatlerce konuşuruz, bazen sırtımızı dayarız ve daha birçok şey…

Günün sonunda kimselere anlatamadığımız ne varsa dört duvar arasında bırakırız. Öfkemizi, kırgınlıklarımızı, hayal kırıklıklarımızı ve belki de en çok kendimizden saklamaya çalıştığımız duygularımızı.

Hiç düşündünüz mü, bir duvarın dili olsaydı bize neler anlatırdı?

Kim bilir, kaç insanın çaresizliğine şahitlik etmiştir? 

Kaç insanın gözyaşlarını görmüş, kaç insanın öfkesini sessizce karşılamıştır?

Belki bir çocuk, ailesinden duyduğu ağır sözlerin ardından odasına kapanıp sırtını ona yaslamıştır. Belki bir genç, geleceğinin belirsizliği karşısında saatlerce aynı noktaya bakarak düşünmüştür. Belki de bir anne, evin bütün yükünü omuzlarında taşırken kimseye belli etmeden mutfak duvarına yaslanıp ağlamıştır.

Hepsinin hikâyesi farklıdır. Fakat ortak bir noktaları vardır: İnsan, bazen en savunmasız hâlini yalnızca kimsenin kendisini görmediği yerlerde yaşayabilir.

Toplum içerisinde güçlü görünmek zorundaymışız gibi hissederiz. Ağlamanın zayıflık, yorulmanın başarısızlık, yardım istemenin ise acizlik olarak değerlendirildiği bir anlayışın içerisinde büyürüz. Oysa insan dediğimiz varlık, yalnızca güçlü yanlarından ibaret değildir. Kırılganlığıyla, korkularıyla, öfkesiyle ve çaresizliğiyle bir bütündür.

Peki, bütün bu duygularımızı nereye bırakıyoruz?

Çoğu zaman odamıza.

Kapıyı kapattığımız anda üzerimizde taşıdığımız görünmez sorumluluklardan bir süreliğine uzaklaşırız. Dışarıda sustuğumuz ne varsa içeride dile gelir. Bazen kendi kendimize konuşuruz. Yaşadığımız bir tartışmayı zihnimizde yeniden canlandırır, söyleyemediğimiz cümleleri boşluğa söyleriz. Bazen de hiçbir şey yapmadan saatlerce tavana bakarız.

Dışarıdan bakıldığında yalnızca sessiz bir odadır orası. Oysa içerisinde insanın kendisiyle verdiği sayısız mücadele yaşanır.

Duvarların önemi de belki burada başlar.

Bir insanın karşısında ağladığımızda nedenini açıklamak zorunda hissedebiliriz. Öfkelendiğimizde kendimizi savunmamız, sustuğumuzda sessizliğimizin sebebini anlatmamız beklenebilir. Fakat bir duvarın karşısında böyle bir zorunluluğumuz yoktur. İster konuşuruz ister susarız. İster ağlarız ister hiçbir şey hissetmiyormuş gibi davranırız.

Duvarlar bize cevap vermez. Belki de bu yüzden onlarla konuşmak daha kolay gelir.

Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey bir cevap değildir. Yalnızca içindekileri bir yere bırakabilmektir.

Ancak burada üzerinde durmamız gereken başka bir mesele daha var: Neden insanlarla paylaşamadığımız duyguları, cansız nesnelerin karşısında bu kadar rahat ifade edebiliyoruz?

Bu sorunun cevabı, belki de anlaşılma ihtiyacımızda saklıdır.

İnsan yalnızca dinlenmek istemez, anlaşılmak da ister. Anlattığı bir meselenin küçümsenmemesini, hissettiklerinin gereksiz bulunmamasını, yaşadığı acının başka insanların acılarıyla yarıştırılmamasını bekler. Fakat her zaman böyle bir karşılık bulamaz.

Birine derdimizi anlattığımızda bazen "Bunda üzülecek ne var?" cümlesiyle karşılaşırız. Bazen "Sen de her şeyi kafana takıyorsun." denilir.

Bazen de henüz sözümüz bitmeden karşımızdaki insan kendi yaşadıklarını anlatmaya başlar.

İşte böyle zamanlarda insan, konuşmanın değil susmanın daha güvenli olduğuna inanmaya başlayabilir.

Zamanla anlatacaklarımız azalmaz, yalnızca onları paylaşabileceğimiz insanların sayısı azalır.

Ve biz, içimizde biriktirdiğimiz bütün o cümlelerle yeniden odamıza döneriz.

Bir duvarın karşısına geçip konuşmak, aslında çoğu zaman kendimizle konuşmaktır. Söylediğimiz her cümlede içimizde birikenleri anlamlandırmaya çalışırız. Kimi zaman kendimize kızar, kimi zaman geçmişte yaptığımız hataları sorgularız. Bazen de yıllardır beklediğimiz bir özrü, karşımızda kimse olmamasına rağmen duymayı umut ederiz.

İnsanın kendi iç dünyasıyla karşılaşması her zaman kolay değildir. Çünkü dışarıdaki gürültü sustuğunda, içeride bastırdığımız sesler duyulmaya başlar.

Belki de bu yüzden bazı insanlar yalnız kalmaktan korkar. Bazıları ise kalabalıkların içerisinde bile kendisini yalnız hisseder.

Oysa yalnızlık, yalnızca çevremizde kimsenin bulunmaması değildir. Bazen onlarca insanın arasında kendimizi anlatacak tek bir kişi bulamamaktır.

Bir düşünün…

Hayatınız boyunca kaç kez odanızın kapısını kapatıp hiçbir şey olmamış gibi davranmayı bıraktınız?

Kaç kez gün içerisinde tuttuğunuz gözyaşlarını gece herkes uyuduğunda serbest bıraktınız?

Kaç kez sırtınızı bir duvara yaslayıp yalnızca birkaç dakikalığına bütün sorumluluklarınızdan uzaklaşmak istediniz?

Belki de hepimizin hayatında böyle anlar vardır.

Fakat duvarların sessizliğini romantikleştirirken bir gerçeği de unutmamak gerekir: İnsan, yalnızca duvarlara anlatmak zorunda kalacağı bir hayatı hak etmez.

Hepimizin yargılanmadan konuşabileceği, yorulduğunda dinlenebileceği, kendisini açıklamak zorunda kalmadan anlaşılabileceği ilişkilere ihtiyacı vardır. Bir duvarın sunduğu sessizlik kimi zaman huzur verebilir ama bir insanın içtenlikle uzattığı elin yerini her zaman dolduramaz.

Belki de asıl sorgulamamız gereken, duvarların bizi neden bu kadar iyi dinlediği değil, insanların birbirini dinlemekte neden bu kadar zorlandığıdır.

Çünkü bazen karşımızdaki insan bizden bir çözüm beklemez. Hayatını değiştirmemizi, bütün sorunlarını ortadan kaldırmamızı ya da ona uzun uzun öğütler vermemizi istemez.

Yalnızca yanında olduğumuzu hissetmek ister.

Bir insanın sessizliğini fark etmek, her zaman o sessizliği bozmayı gerektirmez. Bazen yanında oturmak, konuşmak istediğinde dinlemek ve konuşmak istemediğinde de orada kalabilmek yeterlidir.

Belki birbirimize biraz daha fazla alan tanısak, biraz daha dikkatli dinlesek, insanların duvarlara anlatmak zorunda kaldığı hikâyeler azalır.

Yine de duvarların bildikleri, insanların bildiklerinden çok daha fazladır.

Onlar bizim en güzel kahkahalarımıza da en ağır gecelerimize de şahitlik eder. Bir gün mutluluktan yerimizde duramadığımız odada, başka bir gün üzüntüden ayağa kalkacak gücü kendimizde bulamayabiliriz.

Aynı duvarlar, farklı zamanlarda bambaşka hâllerimize tanıklık eder.

Ve hayat devam eder.

Biz büyürüz, değişiriz, bazı insanları hayatımızdan çıkarır, bazılarına yeniden yer açarız. Bir zamanlar dünyamızın sonu sandığımız meseleleri yıllar sonra hatırladığımızda aynı acıyı hissetmeyebiliriz. Fakat o günlerde yaşadıklarımız, hayatımızın bir yerinde iz bırakır.

Duvarlar ise bütün bu değişimin sessiz tanıkları olarak kalır.

Belki de bir gün, yıllarımızı geçirdiğimiz bir odadan ayrılırken dönüp son kez duvarlarına bakmamızın sebebi budur. Çünkü orada yalnızca eşyalarımızı değil, geçmişteki kendimizden de bir parça bırakırız.

O odada ağlayan, gülen, hayal kuran, vazgeçen ve yeniden başlamaya çalışan insanı…

Son olarak kendimize şu soruyu soralım:

Bir duvar, bir insanın bütün kırgınlıklarına sessizce şahitlik edebiliyorken biz neden birbirimizin birkaç cümlesini dinlemekte bu kadar zorlanıyoruz?

Belki de mesele, duvarların bizi anlaması değildir.

Mesele, insanların birbirine duvarlardan daha uzak hâle gelmesidir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Yağmur Deryahan Edebiyat & Müzik ✨