AHDE VEFA ATE

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Meğer narsist bir ruh için sevgi, sadece bir sahneleme biçimiymiş. Ate’nin dünyasında o bir kahramandı; fakat gerçek kahramanlar, kendilerine sığınan dilsiz canları sırtından vurmazlar.

9 Ekim 2026 - 06:57
9 Ekim 2026 - 06:57 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  3
AHDE VEFA ATE

​83. Bölüm

​Dünya başıma yıkıldı. O an, binlerce kilometre uzaktaki köyden gelen telefon, tüm umutlarımı paramparça eden bir bomba gibi düştü kucağıma. Arayan komşumuzun titrek sesi; Ate ve yavrularının iki gündür görünmediğini, kayıp olduklarını söylüyordu. Kalbim göğüs kafesimde çırpınan yaralı bir kuş gibi çarpmaya başladı. Nereye gitmişlerdi? O dondurucu soğukta, yeni doğmuş yavrularla aç ve açıkta mı kalmışlardı?

​O anda telefonun diğer ucundan, komşunun sesini bastıran tok ve soğuk bir ses duyuldu: "Barınağa götürüldüler!"

​İşte o saniye, kelimenin tam anlamıyla kıyametim koptu. Başkası değil; o adam, evlendiğim, hayatımı paylaştığım adam; canımdan çok sevdiğim Ate'yi ve daha bir haftalık olan savunmasız yavruları eşya gibi barınağa teslim etmişti. Vücuduma yayılan hissi anlatamam; sanki ruhum bedenimden çekildi, damarlarımdaki kan buz kesti. Borç bularak yola çıkma çabalarım, boşanma davasının omuzlarımdaki ağır yükü ve tüm maddi imkânsızlıklar... Hiçbiri Ate'yi bu son, bu en ağır zulümden kurtarmama yetmemişti. On altı günlük o sağır sessizliğin sonu, bir kafes arkasına hapsedilmekmiş.

​Hemen ardından çılgınca bir arama trafiğine başladım. Parmaklarım titreyerek numaraları çeviriyor, sesim ağlamaktan kısılıyordu. Nihayet üçüncü barınakta onlara ulaştım. Ate'nin annesi olduğumu teyit ettiklerinde karanlığın içinde cılız bir ışık yandı ama bedeli çok ağırdı. Görevlinin gönderdiği videoda Ate'nin gözlerini gördüm; o eski fer sönmüş, yerini derin bir küskünlüğe bırakmıştı. En acısı ise bebeklerden birinin barınağa getirildiğinde çoktan o minicik canını teslim ettiğini öğrenmemdi. Benim "toprak sıcak tutar" diye kurduğum saf hayal, o adamın vicdan duvarına çarpıp paramparça olmuştu. Bir can, daha dünyayı tanıyamadan o ayazda solup gitmişti.

​Görevliye Ate’nin ruh hâlini anlattım; daha önceki doğumlarında da yavrularından kaçtığını, belki de bu ağır hayatın onu annelikten soğuttuğunu söyledim. Görevli iç çekerek teyit etti: "Yine öyle, anneliği reddediyor, bakmıyor yavrulara." Bir haftalık o minik canlar, annelerinden ilgi görmeden o soğuk barınak köşesinde nasıl tutunacaklardı hayata? Ate’nin o asil ruhu, yaşadığı bu son ihanetle birlikte tamamen içine kapanmıştı.

​Yavrular sütten kesilmeden Ate'yi alamayacağımı öğrendiğimde başımdan aşağı bir darbe daha aldım. İki üç ay daha beklemem gerekecek, toplamda kızımdan dokuz ay ayrı kalmış olacaktım. Dokuz ay... Bir ömür gibi. Kalbimde yankılanan tek soru içimi kemirmeye başladı: "Beni tanır mı dersin? O kadar uzun zaman sonra, o küskün gözlerle bana tekrar 'annem' diye bakar mı?" Yoksa o barınak tellerinin arkasında beni de o "terk edenler" safına mı koymuştu?

​Tüm bu felaketin içinde tek bir minnetim vardı: Komşum. O vicdanlı ses olmasaydı bu sessizce işlenen suçtan, o canların kafes arkasına atıldığından haberim bile olmayacaktı. O adama ise tek kelime etmedim; artık öfkemi bile hak etmiyordu. Tüm enerjimi bu trajedinin sorumlusuna değil, Ate ve hayatta kalan yavrularının geleceğine odaklamalıydım. Barınağın, yasal prosedürle Ate'yi tekrar sahiplenebileceğimi söylemesi, zifiri karanlığın içindeki tek çıkış kapımdı.

​"Her şerde bir hayır vardır." derler ya... Belki de bu barınak süreci, onu o adamdan tamamen koparıp resmen benim yapmam için bir vesileydi. Umarım öyledir. Umarım bu acı ve uzun ayrılık, Ate ve benim için her şeyin yeniden, daha huzurlu başladığı o günün şafağı olur. Şimdi tek amacım, o dokuz aylık hasreti bitirip Ate’yi o tellerden söküp almak...

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

İlkim MK Mısralarda huzur, hikâyelerde hakikat arayan; kalemini vicdanın ve özlemin emrine vermiş bir yazar. Geçmişin izlerini geleceğin satırlarına taşıma gayretinde bir edebiyatsever.