CAM KÜMBETİN ALTINDAKİ NEFES

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Belki de onlar için gerçek olan dünya, bizim için sadece bir 'canlandırma' kadar uzaktır. Pelki ya șu an yaşadığımız hayatı dışarıdan izleyen biri varsa?

1 Ekim 2026 - 15:45
1 Ekim 2026 - 15:45 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  6
CAM KÜMBETİN ALTINDAKİ NEFES

CAM KÜMBETİN ALTINDAKİ NEFES

​Odanın havası, yüzyıllardır havalandırılmamış kütüphaneler gibi ağır ve eskimiş bir tütün kokusuyla yüklüydü. Masanın ortasında, cam üfleme sanatının en kusursuz örneği olan, ceviz büyüklüğünde, derinliği göz alabildiğine uzanan küre biçiminde bir nesne duruyordu. Nesnenin içinde, insan gözünün göremeyeceği kadar küçük pikseller hâlinde parıldayan milyarlarca hayat akıp gidiyordu.

​O minyatür evrenin sakinlerinden biri olan Metin, o akşam pencerenin buzlu camına alnını dayamış bakıyordu. Dışarıda ise gri ve hiç bitmeyen bir yağmur çiseliyordu. Şehrin bacalarından tütmeyen dumanlar bile yapay bir monotonlukla yükseliyordu. Göğüs kafesini sıkan o tanrısal yalnızlık hissiyle başını kaldırıp gözlerini binlerce ışıktan örülü o sahte gökyüzüne dikti ve dudaklarının arasından, zihnini kemiren o zehirli ama kaçınılmaz soru döküldü: "Ya biz bir simülasyonun içindeysek? Ya binlerce yıl önce yaşayanları bugün biz nasıl izliyorsak birileri de bizi aynı şekilde izliyorsa? Belki de onlar için gerçek olan dünya, bizim için sadece bir 'canlandırma' kadar uzaktır. Peki ya şu an yaşadığımız hayatı dışarıdan izleyen biri varsa?" Kürenin dışındaki dünyada ise zaman, çok daha yavaş, pürüzsüz ve ağır akıyordu.

​Gözlemci, odanın loş köşesindeki döküm demir koltuğuna yaslanmış, parmaklarını masanın üzerindeki abanoz konsolun üzerinde gezdiriyordu. Metin’in fısıltısı, odanın yüksek tavanlarında yankılanan tok bir çan sesi gibi dalgalandı. Gözlemci, duruşunu hiç bozmadan sağ elinin işaret parmağını hafifçe kaldırdı ve kürenin içindeki bütün evrenin nabzı bir saniyeliğine tekleşti.

​Üzerindeki keten cüppe, mermer zeminde hışırtılı bir ses çıkarırken yerinden kalktı. Adımları ağır ama kararlıydı. Kürenin cam yüzeyine yaklaştığında, yüzünün devasa gölgesi Metin’in yaşadığı o küçük şehrin üzerine, geçici bir güneş tutulması gibi düşmüştü.

​Metin, pencerenin önünde dikkatle dışarıya bakıyordu. Gökyüzündeki bulutlar aniden makasla kesilmiş gibi yırtılırken yıldızlar yerinden oynadı, geometrik bir dansla sağa sola savrulup yeniden dizildi. Kalbi, kaburgalarını kırmaya yemin etmiş gibi güm güm atıyordu. Korkmuyor, sadece merakın o korkunç uçurumunda dengesini bulmaya çalışıyordu.

​Ve sonra... Gökyüzündeki o devasa yırtığın arkasında; amber sarısı, sonsuzluğu barındıran bir göz belirdi. O gözde Metin’in o ana kadar yaşadığı her sevinci, döktüğü her gözyaşını ve hatta unuttuğu düşlerini barındıran derin bir şefkat dalgalanıyordu; çocukluk düşleri bir film şeridi gibi parıldıyordu. Metin, bacaklarındaki tüm dermanın çekildiğini hissederek dizlerinin üstüne çöktü. Gördüğü şeyin azameti karşısında ne kaçabiliyor ne de nefes alabiliyordu. Korkunun ötesinde, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar saf bir idrakin uçurumunda asılı kalmıştı. O devasa bakış, onun varlığını adeta moleküllerine ayırıp yeniden inşa ediyor, ruhunun en derin katmanlarına kadar ısınıyordu. Gözlemci, kürenin sınırına dudaklarını yaklaştırıp: "Yalnız olmadığını hep biliyordun, Metin. Sadece, aynanın hangi tarafında nefes aldığını yeni fark ediyorsun," dedi. Ses, doğrudan Metin’in düşüncelerinin kütüğüne kazınmıştı.

​Metin’in gözünden süzülen tek damla tuzlu yaş, pencerenin pervazına çarptığı anda dışarıdaki Gözlemci’nin parmak ucuna düşen mikroskobik bir ışık taneciğine dönüştü. Gerçek dünyada yankısı olmayan ama hissedilen bir damla yaştı. Gözlemci, parmağındaki o sıcaklığa baktıktan bir saniye sonra, konsoldaki küçük bir çark tıkırtıyla yerine oturdu. Gökyüzü eski gri rengine, bulutlar sıradan akışına döndü. Sokak lambaları yandı. Metin, derin, hücrelerine kadar işleyen bir nefes alarak pencereden uzaklaşıp masasına geçti. Önüne beyaz bir kâğıt çekti. Artık izlenip izlenmediğini umursamıyor, kâğıda dökeceği her kelimenin o devasa gözün retinasında bir çiçek gibi açacağını biliyordu.

​Ve odanın dışındaki karanlıkta Gözlemci, lambayı söndürmeden önce düşündü: Kendi masasının üzerinde duran bu küre, belki de daha büyük bir odanın sadece raflarından biriydi.

                DİLEK SARIKAYA 

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow