Kendine Dön, Anda Kal...

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İnsanın hayatın telaşı ve sorumlulukları arasında kendi varlığını unutmasını işleyen, öz şefkat ve farkındalık odaklı kişisel bir iç döküş.

11 Eylül 2026 - 10:30
11 Eylül 2026 - 10:30 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 3  46
Kendine Dön, Anda Kal...

İnsan hayatın telaşında koşturur dururken en çok sakinliği, huzuru arar içinde. Bir yerlere huzur dolsun ister; doğanın sesinde, belki bir su birikintisinin kıyısında, belki bir şarkının notasına saklanmış birkaç saniyede...

​Ama ne garip, değil mi?

​Huzuru ararken bile acele ediyoruz.

​Yetişmemiz gereken işler, tamamlamamız gereken sorumluluklar, yetiştirmemiz gereken hayaller var. “Şunu da halledeyim, sonra dinlenirim,” diyoruz. “Şu sınav bir geçsin, sonra nefes alırım.” “Şu iş bitsin, sonra kendime vakit ayırırım.” “Biraz daha sabredeyim, sonra her şey yoluna girecek.”

​Ve o “sonra”ların arasında bugünü kaçırıyoruz.

​Bir sınavın telaşı, bir işin yoğunluğu, geleceğin belirsizliği, insanların bizden bekledikleri derken kendimizi hayatımızın en son sırasına koyuyoruz. Herkese yetişmeye çalışırken kendimize geç kalıyoruz.

​Oysa insanın kendine de yetişmesi gerekir.

​Bazen hiçbir şey yapmadan oturabilmek, gökyüzünü izlemek, sevdiğin bir şarkıyı baştan sona dinlemek, bir kitabın sayfalarında kaybolmak, yürürken etrafındaki ağaçları fark etmek de hayattır. Bunlar zaman kaybı değildir. Bunlar, kendimize verdiğimiz küçük molalardır.

​Çünkü hayat yalnızca ulaşılacak hedeflerden ibaret değildir.

​Sadece sınav sonuçlarından, işlerden, sorumluluklardan, başarıdan oluşmaz.

​Bazen hayat, sabah içtiğin kahvenin kokusudur.

​Bazen pencereye vuran yağmurun sesi...

​Bazen uzun zamandır dinlemediğin bir şarkının sende bıraktığı his...

​Bazen hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığın bir akşamdır.

​Ve belki de en çok, kendine “Bugün nasılsın?” diye sormaktır.

​Kendimize bunu sormayı unutuyoruz.

​Herkesin derdini dinliyoruz, herkes için endişeleniyoruz, herkesin işine yetişiyoruz. Birinin ihtiyacı olduğunda koşuyor, bir şeyleri düzeltmeye çalışıyor, sevdiklerimizin yüzü gülsün diye kendi yorgunluğumuzu bile görmezden geliyoruz.

​Sonra bir gün dönüp kendimize bakıyoruz:

​“Ben ne zaman bu kadar yoruldum?” diye.

​Belki de cevap çok basit:

​Kendimizi hep sona bıraktığımız için.

​İnsanın önce kendine değer vermesi bencillik değildir. Kendini düşünmek, başkalarını önemsememek anlamına gelmez. Aksine, insan kendine iyi bakmadığında hayatındaki hiçbir şeye gerektiği kadar iyi yetişemez.

​Bu yüzden bazen durmak gerekir.

​Her şeyi aynı anda çözmek zorunda olmadığımızı hatırlamak...

​Her soruya bugün cevap bulamayacağımızı kabul etmek...

​Bazı şeylerin bekleyebileceğini bilmek...

​Ve en önemlisi, kendimizin de beklemeye alınmaması gerektiğini anlamak.

​Çünkü hayat sürekli “sonra” demek için fazla kısa.

​Bugün de yaşanması gereken bir gün.

​Bugün de nefes alınması, gülünmesi, dinlenilmesi, sevilmesi gereken bir gün.

​Belki de artık kendimize verdiğimiz sözlerin arasına şunu da eklemeliyiz:

​“Kendimi ihmal etmeyeceğim.

​Herkese, her şeye yetişmeye çalışırken kendime geç kalmayacağım.

​Hayallerimin peşinden koşarken yolun güzelliğini unutmayacağım.

​Bir şeyleri başarmak uğruna kendimi tüketmeyeceğim.

​Ve hayatın telaşı ne kadar büyürse büyüsün, içimde biraz olsun sakin kalacak bir yer bırakacağım.”

​Çünkü önce ben.

​Sonra diğerleri.

​Ve bunu söylemekten çekinmeyeceğim.

​Belki de bütün bunları en çok kendime hatırlatmam gerekiyor.

​Sedef...

​Herkese yetişmeye çalışırken kendini unutma artık.

​Bir sınavdan, bir sonuçtan, bir başarıdan çok daha fazlasısın.

​Bazen dur.

​Derin bir nefes al.

​Etrafına bak.

​Yaşadığını fark et.

​Kendine iyi davran.

​Çünkü senin hayatın da en az yetişmeye çalıştığın diğer her şey kadar değerli.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sedef Beyza Kınacı sedef beyza kınacı, 27 Mart 2002 tarihinde Ankara’nın çubuk ilçesinde doğdu. Edebiyata ve anlatıya olan ilgisi küçük yaşlarda başladı ve zamanla yazma tutkusuna dönüştü. Ufuk Üniversitesi Fizik Tedavi Teknikerliği bölümünden mezun oldu. Yazın hayatında özellikle güçlü karakterler ve derin duygusal anlatımlar kurmaya odaklanan yazar, ilk romanı Yıldızlar Altında Adalet ile okuyucuların karşısına çıktı. Bu eserinde, zorluklara rağmen ayakta kalmayı başaran güçlü bir kadın karakter yaratarak adalet, mücadele ve içsel dönüşüm temalarını işledi. Yeni projelerinde de etkileyici karakterler ve sürükleyici hikayelerle okuyucunun kalbine dokunmayı ve kalıcı izler bırakmayı hedeflemektedir.