Görünmez Kanatların Taşıdığı Hayatlar

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bir kadın, bir ömre kaç hayat sığdırabilir? Çocukluğundan yaşlılığına kadar ayrımcılıkla, görünmeyen emekle, aile içi şiddetle, fedakârlıkla ve çoğu zaman sessizlikle örülen bir yaşamın izlerini anlatan bu yazı; kadınların yalnızca taşıdığı yükleri değil, hak ettikleri değeri de hatırlatıyor. Çünkü bir kadının kıymeti, yokluğunda değil; yaşarken bilinmelidir.

13 Temmuz 2026 - 21:23
13 Temmuz 2026 - 21:23 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 9  56
Görünmez Kanatların Taşıdığı Hayatlar

Görünmez Kanatların Taşıdığı Hayatlar

Bir kadının bir ömre kaç hayat sığdırdığını hiç düşündünüz mü?

O, aynı gün içinde evlattır, annedir, eştir, çalışandır, bakıcıdır, aşçıdır, sırdaştır. Kimi zaman bir doktor gibi sabahlara kadar başucunda bekler, kimi zaman bir öğretmen gibi yol gösterir. Bütün bunları yaparken de çoğu zaman kendi yorgunluğunu, hayallerini ve ihtiyaçlarını en sona bırakır.

Ne yazık ki birçok kadın için bu mücadele doğduğu gün başlar.

Hâlâ bazı ailelerde kız çocuğunun doğumu sevinç yerine hayal kırıklığıyla karşılanabiliyor. Erkek evlat beklentisi yüzünden defalarca doğum yapmak zorunda bırakılan, bu yüzden psikolojik ve fiziksel olarak yıpranan kadınların hikâyeleri hâlâ aramızda yaşamaya devam ediyor.

Hayatın en düşündürücü yanı ise yıllar sonra ortaya çıkıyor.

Bir zamanlar "erkek evlat" diye büyütülen çocuklar kendi hayatlarına yönelirken yaşlanan anne ve babanın elinden tutan çoğu zaman o değersiz görülen kız çocukları oluyor. Hastane koridorlarında sabahlayan, ilaç saatlerini takip eden, anne babasının gözünün içine bakan yine onlar oluyor.

Belki de bu yüzden bir kız çocuğunu küçümsemek, geleceğin en büyük vefasını görememektir.

Üstelik eğitim hakkı konusunda da ilk fedakârlık çoğu zaman yine kız çocuklarından bekleniyor. Okula gitmesi gereken yaşta ev işlerine yardım eden, kardeşlerine bakan ya da erken yaşta evlendirilen nice çocuk, daha hayatın başında hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor. O yarım kalan eğitim ise yalnızca bir diploma eksikliği değil; çoğu zaman özgüvenin, ekonomik bağımsızlığın ve geleceğin de eksik kalması anlamına geliyor.

Kadın, anne olduğunda ise hayatı tamamen değişiyor.

Artık yalnızca kendisi için yaşamıyor. Çocuğunun ilk öğretmeni, ilk arkadaşı, ilk sığınağı oluyor. Gece uykusunu bölüyor, kendi ihtiyaçlarını erteliyor, "Ben sonra hallederim." diyerek yıllarını geçiriyor. Bir çocuğun güven duygusunun temelinde çoğu zaman bir annenin görünmeyen emeği vardır.

Evdeki işleri ise çoğu zaman kimse "iş" olarak bile görmüyor.

Yemek hazırlanıyor, çamaşırlar yıkanıyor, ev toplanıyor, eksikler tamamlanıyor... Bunların hepsi sanki kendiliğinden oluyormuş gibi kabul ediliyor. Oysa bunların arkasında her gün yeniden başlayan görünmez bir emek var.

Çalışan kadınlar için bu yük daha da ağırlaşıyor.

Sabah işe gidiyor, gün boyu çalışıyor, eve döndüğünde ise ikinci mesaisi başlıyor. İş yerinde kendini kanıtlamaya çalışırken, evde de her şeyin eksiksiz yürümesi bekleniyor. Aynı sorumluluğu taşımasına rağmen çoğu zaman daha az takdir görüyor, daha fazla sorgulanıyor.

Bazen bütün bunların üzerine bir de anlayışsızlık ekleniyor.

Ne yazık ki bazı kadınlar için ev, huzurun değil korkunun adresine dönüşüyor.

Oysa insanın en güvende hissetmesi gereken yer evidir. Fakat kimi kadınlar için aynı çatı altında yaşamak; hakaret görmek, aşağılanmak, baskı altında tutulmak, ekonomik olarak kısıtlanmak ya da fiziksel şiddete maruz kalmak anlamına geliyor. Üstelik bu şiddet yalnızca bedeninde değil, ruhunda da derin izler bırakıyor. Çoğu zaman çocukları zarar görmesin diye susuyor, "Yuva dağılmasın." diye yıllarca acısını içine gömüyor. Oysa sessizlik, şiddeti sona erdirmiyor; aksine büyütüyor. Bir kadının sevgi beklediği yuvasında korkuyla yaşamak zorunda kalması, sadece onun değil, bütün toplumun ortak yarasıdır. Çünkü şiddetin gölgesinde büyüyen her çocuk, geleceğe de o karanlığın izlerini taşıma riskiyle karşı karşıya kalır.

Hayatın stresi, ekonomik sıkıntılar ya da günlük sorunlar farkında olmadan en yakındaki kişiye yöneliyor. Çoğu kadın, ailesini ayakta tutmaya çalışırken kendi duygularını içine atmayı öğreniyor. Gülümsüyor ama yoruluyor. Güçlü görünüyor ama bazen sadece anlaşılmak istiyor.

Sonra yıllar geçiyor.

Çocuklar büyüyor, evler değişiyor, hayat değişiyor. Bir zamanlar herkese yetişmeye çalışan o kadın yaşlandığında ise bazen yalnız kalıyor. Bakımı yük olarak görülen, bir bakımevine bırakılan ya da yalnızca birkaç telefonla hatırlanan nice anne var.

Oysa bir ömür boyunca başkalarının hayatını kolaylaştıran insanların, hayatlarının son döneminde yalnızlığı hak ettiğini söylemek mümkün mü?

Kadınlar sadece 8 Mart'ta ya da Anneler Günü'nde hatırlanacak insanlar değildir.

Onlar hayatın sessiz kahramanlarıdır. Çoğu zaman alkış beklemeden üretir, sever, sabreder ve emek verirler. Belki de bu yüzden yaptıkları birçok şey görünmez olur.

En acısı ise değerlerinin çoğu zaman yokluklarında anlaşılmasıdır.

Bir anneyi kaybettikten sonra özlenen yemekler değil, onun sevgisidir. Bir eşi kaybettikten sonra eksik kalan yalnızca ev işleri değildir; evin ruhudur. Bir kız evladı kaybedildiğinde ise geriye yalnızca büyük bir sessizlik kalır.

Arkalarında bıraktıkları boşluk öylesine büyüktür ki işte o zaman hayatın ritmini aslında onların omuzlarında taşıdığı fark edilir.

Bir kadının taşıdığı yük görünmez olabilir; ama değeri asla görünmez olmamalıdır.

Bir kadının kıymeti, yokluğunda hissedilen eksiklikle değil; varlığında gördüğü saygı, sevgi ve değerle ölçülmelidir. Ölüm ya da terk edilmişlik, bir kadının değerini anlamanın zamanı olmamalıdır...

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.