RUHUN HAPİSLİĞİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Artık herkese her şeyi anlatmak istemiyorum.

13 Temmuz 2026 - 11:51
13 Temmuz 2026 - 11:51 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  32
RUHUN HAPİSLİĞİ

Son zamanlarda insanlardan çok tarihle konuşuyorum.

Bunu ilk kez bu kadar net fark ediyorum. Neredeyse her gün, istisnasız bir şeyler yazıyorum. Bazen işten eve dönerken aklıma düşen küçücük bir düşünceyi, bazen sokakta gördüğüm sıradan bir olayı, bazen de sevdiğim insanla aramızda geçen birkaç cümleyi... Yazıyorum. Çünkü yaşadığım anların kaybolup gitmesini istemiyorum. Hafızamın iyi olmadığını düşündüğümden değil. Tam tersine, bazı anları unutamayacağımı biliyorum. Ama yazı, hatırlamaktan daha fazlasını yapıyor. O anın ruhunu saklıyor.

Eskiden yazdıklarımı birilerine anlatmak isterdim. Bir dosta, bir arkadaşa, bazen hiç tanımadığım birine... İnsan paylaştıkça hafiflediğini sanıyor. Belki gerçekten öyledir. Ama ben zamanla bunun herkes için geçerli olmadığını öğrendim.

Çünkü herkes dinlemiyor.

Bazıları sadece cevap vermek için bekliyor.

Bazıları seni kendi yaşadıklarıyla kıyaslıyor.

Bazıları ise anlattığın şeyin ağırlığını hiç hissetmeden "Boş ver." diyebiliyor.

O iki kelime bazen saatlerce kurduğun cümlelerden daha ağır geliyor.

Belki de bu yüzden sustum.

Kimseye küstüğüm için değil. İnsanlardan nefret ettiğim için hiç değil. Sadece her duygunun herkesin önüne bırakılmayacağını öğrendim. Herkes aynı özeni göstermiyor. Bazı insanlar, sana emanet edilen bir cümleyi bile taşıyamıyor.

Ben de anlatmak yerine yazmaya başladım.

Yazı benim için bir hobi olmadı hiçbir zaman. Yazmak, içimde biriken seslerin birbirini ezmesini engelleyen tek yol oldu. Konuşamadığım zaman yazdım. Sevindiğimde yazdım. Kırıldığımda yazdım. Anlam veremediğim günlerde yazdım. Hatta bazen ne hissettiğimi anlayabilmek için bile yazdım.

İnsan yazarken kendine yalan söyleyemiyor.

Bir başkasına karşı güçlü durabilirsin.

"İyiyim." diyebilirsin.

Gülümseyebilirsin.

Ama satırlar senin gözlerinin içine bakıyor.

Orada rol yapmak kolay olmuyor.

Son zamanlarda daha az konuştuğumu fark edenler oldu. "Bir şey mi var?" diye soranlar da oldu. Güldüm, "Yok." dedim. Çünkü gerçekten anlatacak gücüm yoktu. Bazen insanın içinde olan şey, cümle olmaya direniyor. Ne söylersen eksik kalacakmış gibi hissediyorsun. İşte o zaman susuyorsun.

Eskiden bu sessizliği kendime kızardım.

Şimdi ise onu anlamaya çalışıyorum.

Belki de ruhum yoruldu.

Sürekli kendini anlatmaktan...

Yanlış anlaşılmaktan...

Eksik duyulmaktan...

Belki de ilk kez kendini korumayı seçti.

İşte tam burada uzun zamandır aklımdan çıkmayan bir soru beliriyor.

Acaba ruh gerçekten hapsedilebilir mi?

Bedeni bir odaya kapatabilirsiniz.

Ayaklarına zincir vurabilirsiniz.

Özgürlüğünü elinden alabilirsiniz.

Ama ruh...

Onu kim hapsedebilir?

Sonra kendime bakıyorum.

Ve cevabın dışarıda olmadığını fark ediyorum.

İnsan bazen kendi ruhunu kendi hapsediyor.

Söyleyemediği cümlelerle...

Ertelediği hayallerle...

Kırılmamak için ördüğü duvarlarla...

Kimse üzülmesin diye içine attığı onca şeyle...

Dışarıdan bakınca her şey normal görünüyor.

İşe gidiyorsun.

Eve geliyorsun.

Gülüyorsun.

Çocuklarınla oynuyorsun.

Bir kahve içiyorsun.

Bir kitap okuyorsun.

Ama kimsenin görmediği bir yerde, ruhun sessizce dizlerini karnına çekmiş oturuyor.

İşte bana göre ruhun hapisliği böyle bir şey.

Demir parmaklıkların arkasında değil...

İnsanların içinde.

Bazen düşünüyorum.

Yazmasaydım ne olurdu?

Muhtemelen yine yaşardım.

Yine işe giderdim.

Yine eve dönerdim.

Yine herkes beni aynı kişi sanırdı.

Ama içimde biriken o cümleler zamanla bana ağır gelirdi.

Belki de yazı, benim özgürlüğüm değil, nefesimdir.

Belki bu yüzden her gün elim telefona ya da bir deftere gidiyor.

Belki bu yüzden küçücük bir cümleyi bile kaydetme ihtiyacı hissediyorum.

Çünkü bazı günler insanı ayakta tutan şey, yaşadığı olay değil, onu yazmış olması oluyor.

Artık herkese her şeyi anlatmak istemiyorum.

Bu bir kırgınlık değil.

Bir üstünlük de değil.

Sadece ruhumun seçiciliği.

Bazı cümleler yalnızca yazıya emanet edilecek kadar değerli.

Bazı duygular yalnızca Allah'ın bileceği kadar derin.

Bazı sessizlikler ise anlatılmaması gerektiği için değil, anlatılabilecek bir dili olmadığı için sessiz.

Belki yıllar sonra bu satırları tekrar okuyacağım.

Belki bugünkü hâlime gülümseyeceğim.

Belki "Ne çok içine atmışsın." diyeceğim.

Belki de hiçbir şey demeyeceğim.

Ama şunu biliyorum...

Bugün burada yazdığım her cümle, ruhumun parmaklıklar arasından uzattığı bir el gibi.

Belki kimse fark etmeyecek.

Belki kimse tutmayacak.

Ama en azından ben, o elin hâlâ dışarıya uzanabildiğini biliyorum.

Belki de insanı hayatta tutan şey tam olarak budur.

Ruhunun hâlâ yazabiliyor olması.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ramazan Turhan Yazar | Oyuncu | İçerik Üreticisi “Gerçekten Ne İstediğini Biliyor Musun?” kitabının yazarı Instagram üzerinden kitap ve düşünce içerikleri üreticisi Okuma kültürü ve bireysel gelişim üzerine çalışmalar yapan biri Tiyatro Oyuncusu 1994 doğumluyum, evli ve 3 çocuk babasıyım. Denizli’de yaşıyorum. Radyo Televizyon Programcılığı okudum, bir dönem medya sektöründe çalıştım ama hayat beni başka yerlere de götürdü. Bazen elimde kamera vardı, bazen çekiç. Kimi zaman masa başında, kimi zaman beden gücüyle çalıştım. Ama içimde hep bir şeyler yazma isteği vardı. Yazmak bana iyi geliyor… İlk kitabımı yazdım, şimdi yeni cümlelerin peşindeyim. Burada hissettiklerimi, düşündüklerimi, içimden geçenleri paylaşmak istiyorum. Kimi zaman bir deneme, kimi zaman bir hikâye, bazen de sadece bir cümle… Okursan ne mutlu, okurken kendinden bir şey bulursan daha da güzel. Ben yazarken iyileşiyorum, belki sen de okurken rahat bir nefes alırsın. İLGİ ALANLARIM * Kitap ve edebiyat * Yazarlık ve düşünce üretimi * Kültür ve insan psikolojisi * Tiyatro ve sahne çalışmaları