ALMANYA TRENİ 40. Cİ BÖLÜM – GURBETTE BİR ADAM

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İnsan bazen en çok özlediği şeyin ne olduğunu, ondan uzak kaldığında anlıyordu.

10 Eylül 2026 - 16:29
 0  50
ALMANYA TRENİ 40. Cİ BÖLÜM – GURBETTE BİR ADAM

40. Cİ BÖLÜM – GURBETTE BİR ADAM

Memduh’un Almanya’ya yeniden dönüşünün üzerinden birkaç gün geçmişti.

Köyde bıraktığı evin damı artık başlarının üzerindeydi.

Şakire’nin gözlerinde gördüğü o huzur, yol boyunca Memduh’un aklından çıkmamıştı.

Çocuklarının yüzleri…

Gülfem’in elini bırakmak istemeyişi…

Firuze’nin annesinin eteğine saklanışı…

Ve Şakire’nin kapının önünde durup arkasından bakışı…

Hepsi gözlerinin önünden geçiyordu.

Ama tren uzaklaştıkça köy geride kalmış, gurbet yeniden karşısına çıkmıştı.

Memduh, Almanya’ya geldiği ilk günlerde olduğu gibi yine kendisini yabancı hissediyordu.

Fakat artık bir fark vardı.

İlk gelişinde yalnızca kendisi için mücadele ediyordu.

Şimdi ise köyde bıraktığı bir ailesi vardı.

Şakire…

Gülfem…

Firuze…

Bir de onların başının üzerinde yükselen küçük ev.

Memduh artık kazandığı her kuruşun nereye gideceğini biliyordu.

Kendi hayatı için değil…

Onların hayatı için çalışacaktı.

Sabahları gün daha ağarmadan kalkıyordu.

Kaldığı yere yakın küçük bir odada hazırlanıyor, yüzünü yıkıyor, üstüne iş kıyafetlerini geçiriyordu.

Pencereden dışarı baktığında Almanya’nın gri sabahlarıyla karşılaşıyordu.

Gökyüzü çoğu zaman kapalıydı.

Soğuk hava sokakların üzerinde ağır ağır dolaşıyordu.

İnsanlar işe yetişmek için hızlı adımlarla yürüyordu.

Kimse kimseye bakmıyordu.

Herkesin gideceği bir yer…

Yetiştireceği bir iş…

Düşüneceği bir hayat vardı.

Memduh da o kalabalığın içinde sessizce yürüyordu.

Fabrikanın kapısına geldiğinde vardiya çoktan başlamış oluyordu.

İçeri girer girmez başka bir dünyanın içine giriyordu.

Demirlerin sesi…

Makinelerin uğultusu…

Çekiçlerin çıkardığı ses…

Motorların gürültüsü…

Her şey birbirine karışıyordu.

Memduh ilk zamanlar bu gürültüye alışmakta zorlanmıştı.

İş ağırdı.

Saatler uzundu.

Ellerinin üzerinde zamanla nasırlar oluşmuştu.

Bazen parmaklarının arasına yağ ve demir tozu doluyor, akşam olduğunda ne kadar yıkarsa yıkasın ellerindeki izler çıkmıyordu.

Ama şikâyet etmiyordu.

Çünkü her ay aldığı ücretin bir kısmını daha ilk fırsatta köye gönderiyordu.

Paranın köye ulaştığını düşündükçe yorgunluğu biraz olsun hafifliyordu.

Bir akşam işten çıktıktan sonra arkadaşlarından biri yanına yaklaştı.

“Memduh, bugün çok yoruldun.”

Memduh gülümsedi.

“Yorulacağız.”

Adam şaşkınlıkla baktı.

“Hiç dinlenmiyor musun?”

Memduh başını salladı.

“Dinlenirim.”

“Ne zaman?”

Memduh birkaç saniye sustu.

Sonra:

“Köye döndüğüm zaman.”

Adam onun ne demek istediğini anlamıştı.

Memduh’un aklı hep köydeydi.

Fabrikanın içinde çalışırken bile bazen kendisini köyün toprak yollarında yürürken hayal ediyordu.

Gülfem’in sesi kulağına geliyordu.

“Baba!”

Firuze’nin yüzünü düşünüyordu.

Şakire’nin akşamları ocağın başında oturuşunu…

Birlikte geçirdikleri kısa izin günlerini…

Damın altında ilk kez yağmurdan korkmadan oturdukları o günü…

Memduh’un gözleri dalıyordu.

Sonra makinenin sesi onu yeniden bulunduğu yere getiriyordu.

Gurbet buydu.

İnsan bir yerde çalışıyor…

Ama aklı başka bir yerde yaşıyordu.

Günler geçtikçe Memduh işe alışmaya başladı.

Yaptığı işin inceliklerini öğreniyor, kendisine verilen görevleri daha hızlı tamamlıyordu.

Alman işçiler arasında onu tanıyanlar da çoğalmıştı.

Kimi selam veriyor…

Kimi hâlini hatırını soruyor…

Kimi ise anlamadığı bir şey olduğunda sabırla anlatıyordu.

Memduh da elinden geldiğince onların söylediklerini anlamaya çalışıyordu.

Almanca onun için kolay değildi.

Bir kelimeyi anlamak için birkaç kez dinlediği oluyordu.

Bazen yanlış anlıyor…

Bazen arkadaşlarının gülmesine sebep oluyordu.

Ama utanıp geri çekilmiyordu.

Öğreniyordu.

Çünkü burada ayakta kalabilmek için yalnızca çalışmak yetmiyordu.

Yeni bir dili…

Yeni bir düzeni…

Yeni bir hayatı da öğrenmek gerekiyordu.

Memduh akşamları kaldığı odaya döndüğünde çoğu zaman konuşacak kimsesi olmuyordu.

Üstünü değiştiriyor…

Bir parça ekmek yiyip çayını içiyor…

Sonra yatağının kenarına oturuyordu.

Sessizlik çöktüğünde aklına yine Şakire geliyordu.

Bir gün cebinden ailesinin fotoğrafını çıkardı.

Fotoğrafa uzun uzun baktı.

Gülfem henüz küçüktü.

Firuze ise annesinin yanında duruyordu.

Memduh parmaklarını fotoğrafın üzerinde gezdirdi.

“Büyüyecekler…”

Diye düşündü.

“Ben onları göremeden büyüyecekler.”

Bu düşünce yüreğini burktu.

Ama hemen ardından kendisini toparladı.

“Onlar iyi yaşasın diye buradayım.”

Fotoğrafı tekrar cebine koydu.

Memduh’un en zorlandığı şeylerden biri de bayramlar ve özel günlerdi.

Köyde bayram sabahlarının nasıl olduğunu biliyordu.

Evlerin önünde hareketlilik olurdu.

Çocukların yüzünde sevinç…

Kadınların hazırlığı…

Erkeklerin birbirleriyle bayramlaşması…

Şakire’nin çocukları giydirip hazırlaması…

Bütün bunları düşünürdü.

Ama kendisi binlerce kilometre uzaktaydı.

Bir bayram sabahı işe giderken sokakların sessizliğine baktı.

İçinden:

“Şimdi köyde olsaydım…”

Dedi.

Sonra Gülfem’in kapıya koşup:

“Babam geldi!”

Diye bağırdığını hayal etti.

Gülümsedi.

Ama gözleri doldu.

İnsan bazen en çok özlediği şeyin ne olduğunu, ondan uzak kaldığında anlıyordu.

Memduh için o şey artık köy değildi yalnızca.

Bir evdi.

Bir eşti.

İki küçük kızdı.

Ve onların arasında kurduğu bağdı.

Aylar böyle geçti.

Memduh çalışıyor…

Kazandığını biriktiriyor…

İhtiyaçları oldukça köye para gönderiyordu.

Kendi için neredeyse hiçbir şey almıyordu.

Yeni bir elbise almak yerine eski kıyafetlerini kullanıyor…

Dışarıda yemek yemek yerine çoğu zaman kaldığı yerde karnını doyuruyordu.

Çünkü her harcadığı parayı köydeki ailesinin ihtiyaçlarıyla karşılaştırıyordu.

Bir gün arkadaşlarından biri:

“Memduh, sen hiç kendin için yaşamıyor musun?” diye sordu.

Memduh bir süre düşündü.

Sonra gülümsedi.

“Benim yaşadığım yer orası.”

“Burası çalıştığım yer.”

Adam sustu.

Memduh’un ne demek istediğini anlamıştı.

Zaman zaman iş de kolay gitmiyordu.

Bazı günler makinelerden biri arızalanıyor, bütün işçiler saatlerce uğraşıyordu.

Bazı günler iş yükü artıyor, vardiya uzuyordu.

Memduh eve döndüğünde ayakta duracak hâli kalmıyordu.

Ellerini yıkayıp yatağına uzandığı zaman birkaç dakika içinde uyuyakaldığı oluyordu.

Fakat sabah yine erkenden kalkıyordu.

Çünkü onun için çalışmamak, köydeki ailesinin ihtiyaçlarının eksilmesi demekti.

Bir gece yatağında uzanırken Şakire’nin söylediği bir söz aklına geldi:

“Sen çocuklara bak.”

Memduh gözlerini kapattı.

Şakire’nin o gece parayı avucunda tutuşunu hatırladı.

Sonra kendi kendine:

“Ben bakacağım.”

Dedi.

“Ben çalışacağım.”

“Onlar rahat edecek.”

Memduh’un hayatı böyle sessizce devam ederken, köyde de başka bir hayat akıyordu.

Şakire iki çocuğuyla birlikte evin içinde yaşamını sürdürüyordu.

Memduh’un gönderdiği paralarla ihtiyaçlarını karşılıyor, çocuklarını büyütmeye çalışıyordu.

Evlerinin damı artık vardı.

Ama hayatın yükü yine Şakire’nin omuzlarındaydı.

Memduh bunu biliyordu.

Bu yüzden daha çok çalışmak istiyordu.

Bir gün eve döndüğünde cebindeki parayı saydı.

Bir kısmını ayırdı.

Kalanına baktı.

Sonra yine düşündü:

“Bunu da gönderirim.”

Kendi ihtiyaçlarını erteledi.

Çünkü köyde onu bekleyen bir ailesi vardı.

Gurbette insanın en büyük sınavı bazen açlık değildi.

Soğuk da değildi.

Yorgunluk da değildi.

Yalnızlıktı.

Memduh bunu zamanla daha iyi anlamaya başlamıştı.

Kalabalıkların arasında yalnız kalıyordu.

İnsanlarla aynı masada oturuyor ama kendi hayatından bahsedecek olduğunda kelimeleri yetmiyordu.

Bir şey anlatmak istediğinde dili engel oluyordu.

Özlediği zaman arayabileceği bir kapı yoktu.

Köyün kahvesine girip Yusuf Baba’nın yanına oturamıyordu.

Şakire’nin sesini duymak için kilometrelerce yol aşması gerekiyordu.

Gülfem’in büyüdüğünü…

Firuze’nin yeni öğrendiği kelimeleri…

Bazen yalnızca mektup ya da kısa bir haberle öğreniyordu.

Ama yine de dayanıyordu.

Çünkü Memduh’un içinde güçlü bir düşünce vardı:

Bir gün geri dönecekti.

Bir gün çocukları büyümüş olacak…

Bir gün Şakire’nin yanında oturacak…

Bir gün kendi evlerinin damının altında, ailesiyle birlikte çay içecekti.

O günün hayaliyle çalışıyordu.

Bir akşam iş çıkışında fabrika kapısının önünde birkaç işçi sohbet ediyordu.

Memduh biraz uzakta durup onları izledi.

Hava soğuktu.

Fabrikanın bacasından yükselen duman gökyüzüne karışıyordu.

Memduh ellerini cebine soktu.

Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

Gökyüzü ona köyü hatırlattı.

Aynı gökyüzüydü.

Sadece altında duran toprak farklıydı.

İçinden Şakire’ye seslendi:

“Ben buradayım.”

“Çalışıyorum.”

“Merak etme.”

“Bir gün yine geleceğim.”

Sonra ağır adımlarla kaldığı yere doğru yürümeye başladı.

Arkasında fabrikanın ışıkları kaldı.

Önünde ise yine uzun bir gece vardı.

Memduh henüz bilmiyordu…

Gurbette geçirdiği günler yalnızca ailesine para kazandırmakla kalmayacak,

Onun hayatını da yavaş yavaş değiştirecekti.

Çünkü insan bazen uzaklara yalnızca ekmek parası kazanmak için giderdi.

Ama gurbet, insana hiç beklemediği sınavlar da hazırlardı.

Memduh’un sınavı ise henüz başlamamıştı.

Devam edecek....

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.