Toprağın Sınavı

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Toprağın Sınavı, ailesinin katillerinden intikam alma hırsıyla dolup taşan genç Alaz’ın, öfkesine yenilerek masumlara zarar vermenin eşiğinden bilge Boran’ın ve dostu İris’in sağduyulu uyarıları sayesinde dönmesini anlatıyor. Sabır ve vicdanın önemini kavrayan Alaz, adaleti muhafızlara bırakıyor. Zalim çetenin yakalanmasıyla içindeki fırtına dinerken gerçek adaletin öfkeyle değil, akıl ve vicdanla sağlanacağını anlıyor.

23 Ekim 2026 - 06:44
23 Ekim 2026 - 06:44 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  3
Toprağın Sınavı
Güneş batarken kasabanın çıkışındaki evinin önünde kederle oturan Alaz, hemen yanında duran bilge Boran ve kararlı duruşuyla yolunu kesen dostu İris ile derin bir hesaplaşma anını yaşamaktadır. Doğanın durgun akşam ışıkları altında şekillenen bu sahnede, Alaz'ın elindeki öfke ve içindeki intikam ateşi, bilgelik ile sağduyunun simgesi olan dostlarının varlığıyla dindirilerek yerini ağır bir vicdan muhasebesine bırakır.

Toprağın Sınavı

Güneş batarken kasabanın çıkışındaki evinin önünde, taş sekinin üzerinde oturan genç Alaz, başını ellerinin arasına almıştı. Rüzgâr, kasabanın çevresindeki dağ otlarını hışırdatıyor, sokaklara kuru toprak kokusu yayılıyordu. Karşısında, kasabanın yaşlı bilgesi Boran duruyordu. Alaz, yaşlı adamın yüzüne baktı. İçindeki öfkeyi bastırmaya çalışarak titrek bir sesle konuştu:

— Bana neden kılıç tutmayı, demir işlemeyi, silah yapmayı öğretmediğinizi şimdi anlıyorum, dedi Alaz. Sesi yorgundu. "Erkek çocuk çabucak öfkelenir. Elinle bir demir tutar da masum birine zarar verirsen ruhuna öyle ağır bir yük biner ki ömrün boyunca taşırsın," demiştiniz. Bunları bana bu yüzden öğretmediğinizi sanıyordum.

Yaşlı bilge Boran derin bir nefes aldı. Alaz’a bugüne dek kılıç sallamayı değil, öfkesini yenmeyi, sabırlı olmayı ve vicdanıyla hareket etmeyi öğütlemişti. Bilirdi ki nefsine yenilen biri, en masum cana bile kıyabilirdi. Bakışlarını kasabanın sessiz sokaklarına çevirip sakin bir sesle cevap verdi:

— Demir eline yakışır, evlat; ama öfkeyle çekilen kılıç, önce onu tutanın yüreğini keser. Ben sana yıkmayı değil, korumayı öğrettim.

Alaz öfkeyle başını sallayarak devam etti:

— Ama o zalimlere karşı kendimi nasıl savunayım? Babam Çınar’ı ve annem Leyla’yı o hain saldırıda toprağa verirken, evimizi yakan elebaşı Demirci Varis ile adamlarına karşı susayım mı? Ailemi, evimizi, bu kasabayı nasıl koruyayım? Öğretin bana!

— Kötülükle savaşmak, onlar gibi yakıp yıkmak değildir, Alaz, dedi Boran yumuşak ama kararlı bir sesle. Adalet, kılıcın ucunda değil, sabrın ve aklın merkezindedir.

Ancak bilge Boran’ın korktuğu şey başına gelmek üzereydi. Günler önce ailesine zarar veren Demirci Varis’e ve çetesine duyduğu kin, Alaz’ı kör bir intikamın eşiğine getirmişti. İçindeki hırs öyle büyümüştü ki az kalsın kan dökülecekti. Alaz, hıncını almaya çalışırken kasabanın suçsuz insanlarına da zarar verebilecek bir noktaya gelmişti. O sırada yanında duran genç kız İris, kollarını açarak onun önüne geçti. Alaz’ın çocukluk arkadaşı olan İris, kararlı bir sesle onu uyardı:

— Dur, Alaz! Varis ve adamları gibi acımasız davranarak mı alacaksın intikamını? Bu öfke seni kurtarmaz; kasabadaki masum insanları ateşe atar, seni de onlardan biri yapar. Gitme! Daha ileri gidersen geri dönüşü olmaz!

— Babamın ve annemin acısı bu kadar tazeyken nasıl durayım, İris? diye haykırdı Alaz.

— Onların anısını ellerine masum kanı bulaştırarak kirletemezsin! dedi İris, gözlerinin içine bakarak.

İris, Alaz’ın ellerinden tutup onu geri çekti ve öfkeyle ileri atılmasını engelledi. Bilge Boran da yerinden kalkarak ağır adımlarla gençlerin yanına geldi. Elini Alaz’ın omzuna koyup onu sakinleştirmeye çalıştı:

— Sabret, evlat. Gece ne kadar karanlık olursa olsun sabahın gelişi engellenemez.

İris’in kararlı duruşu ve Boran’ın sözleriyle Alaz’ın içindeki fırtına dindi. Hatanın eşiğinden dönmüş, kasabadaki suçsuz insanların canını yakmaktan son anda kurtulmuştu. Bunun verdiği derin pişmanlık bütün bedenini sardı. Kaldırdığı elleri titredi. Öfkenin insana neler yaptırabileceğini, masum bir cana kıymanın bütün insanlığı öldürmekle bir tutulduğunu anladı.

Çok geçmeden kasabaya ve çevre köylere korku salan Demirci Varis ile çetesi için adalet yerini buldu. Boran’ın uyarısıyla kasaba halkı gizlice birleşmiş, çetenin sığındığı dağ mağarasına giden yolları gözetleyerek muhafızlara haber vermişti. Muhafızlar, gece düzenledikleri baskınla Varis ve adamlarını kıskıvrak yakaladı. Kasabadan tek bir kişinin bile kılıcına davranmasına gerek kalmadan çete üyeleri yakalanıp zincire vuruldu ve hapse atıldı.

Alaz, sabretmenin ve adalete güvenmenin huzurunu yaşadı. İnsanın içindeki adalet arayışı sabırla ve akılla yönlendirilmezse felakete yol açabilirdi. Alaz o an içinden şunu geçirdi: Bir insanı haksız yere öldürmek, bütün insanları öldürmek gibidir. Bir insanın hayatını kurtarmak ise bütün insanlığa hayat vermek gibidir. Dünyanın dengesi öfkeyle değil, vicdanla korunabilirdi.

Rüzgâr yeniden hafifçe esmeye başladı. Alaz başını kaldırıp göğe baktı. İçindeki öfke yerini derin bir sessizliğe bıraktı. Toprağın ve suyun dengesi gibi, insanın adalet duygusu da ancak akıl ve sabırla korunabilirdi. Alaz, öfkeyle kalkanın zararla oturacağını o kasabada nihayet anladı. İnsan, nefsini yenebildiği ölçüde insandı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Umran Tezcan Ümran Tezcan:Yazar ve öğretmen .2015 yılında Uşak Üniversitesi-Fen Edebiyat Fakültesi-Matematik bölümünü bitirdi.Şuan öğretmenlik yapıyor. Çocukluğundan beri yazmayı seviyor.Cocuk kitapları öyküler romanlar her yaş grubundan yazmaya çalışıyor.Çocuk romani ,roman ,öykü ,hikaye yazmaya devam ediyor.