ALMANYA TRENİ 36. CI BÖLÜM - İZİNE DÖNÜŞ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gurbette çalışmak kolay değildi. Yabancı bir ülke… Yabancı insanlar… Yabancı bir dil…

6 Eylül 2026 - 19:21
6 Eylül 2026 - 19:21 ⏱ 9 dk Okuma Süresi
 0  49
ALMANYA TRENİ 36. CI BÖLÜM - İZİNE DÖNÜŞ

36. CI BÖLÜM - İZİNE DÖNÜŞ

Aradan iki yıl geçmişti.

Memduh’un Almanya’ya gidişinin üzerinden iki koca yıl…

İki yıl boyunca gurbetin ağır yükünü omuzlarında taşımış, fabrikada uzun saatler çalışmıştı.

Günleri çalışmakla, geceleri ise ailesini düşünmekle geçiyordu.

Kazandığı parayı mümkün olduğunca biriktiriyordu.

Çünkü bir gün memlekete döndüğünde, ailesiyle birlikte kuracağı hayat için elinde birikmiş bir şey olsun istiyordu.

Gurbette çalışmak kolay değildi.

Yabancı bir ülke…

Yabancı insanlar…

Yabancı bir dil…

Ama her zorlandığında gözünün önüne Şakire’nin yüzü geliyordu.

Gülfem’in küçücük elleri…

Ve daha iki yaşındaki Firuze…

“Biraz daha dayan.”

Diyordu kendi kendine.

“Onlar için…”

Mektuplarında Şakire de hep aynı şeyleri yazıyordu.

“Biz iyiyiz.”

“Çocuklar iyi.”

“Sen kendine dikkat et.”

Şakire yaşadığı sıkıntıların çoğunu anlatmıyordu.

Memduh’un zaten gurbetin yükünü taşıdığını düşünüyordu.

Kocasının aklını daha fazla meşgul etmek istemiyordu.

Bu yüzden kendi acılarını satırların arasına gömüyor, mektuplarına yalnızca güzel şeyleri koyuyordu.

Memduh ise her mektubu okuduğunda içini biraz olsun rahatlatıyordu.

Oysa gerçeğin tamamını bilmiyordu.

Şakire’nin çeyizini sattığını…

Çocuklarıyla birlikte evin taşını, kerestesini taşıdığını…

Bir dönem meşe ağacının altında barınmak zorunda kaldığını…

Ve bütün bunları iki küçük çocuğuyla tek başına göğüslediğini bilmiyordu.

İzin vakti geldiğinde Memduh’un içi içine sığmıyordu.

İki yıldır görmediği ailesine kavuşacaktı.

Çantasını hazırlarken çocukları için aldığı küçük hediyeleri tek tek yerleştirdi.

Sonra eline başka bir paket aldı.

Şakire için aldığı mantoydu.

Almanya’da bir dükkânın önünden geçerken görmüş, gözünün önüne hemen Şakire gelmişti.

“Bunu giyse çok yakışır.”

Diye düşünmüştü.

İki yıl sonra karısının karşısına eli boş çıkmak istemiyordu.

Mantoyu dikkatlice çantasına yerleştirdi.

Ve yola çıktı.

Köyün yolları görünmeye başladığında kalbi daha hızlı atmaya başladı.

Tanıdık dağlar…

Tanıdık tarlalar…

Bağlar…

Ağaçlar…

Her şey tanıdıktı.

Ama Memduh’un bilmediği bir şey vardı.

O iki yıl içinde kendi ailesinin hayatı bambaşka bir yola girmişti.

Şakire’yi gördüğü an bir süre olduğu yerde kaldı.

Yanında beş yaşındaki Gülfem vardı.

Biraz ileride de iki yaşındaki Firuze, annesinin eteğine tutunmuş duruyordu.

Memduh’un gözleri doldu.

Gülfem onu görür görmez koşmaya başladı.

“Baba!”

Memduh hemen dizlerinin üzerine çöktü.

Kızını kollarının arasına aldı.

Sımsıkı sarıldı.

“Gülfem’im…”

İki yılın hasreti, o küçücük bedenin sıcaklığında eriyip gidiyordu.

Sonra Firuze’ye baktı.

Küçük kız biraz çekingen duruyordu.

Memduh elini uzattı.

“Gel bakalım küçük kızım…”

Firuze önce annesine baktı.

Sonra yavaşça babasına yaklaştı.

Memduh onu da kucağına aldı.

İki yaşındaki çocuk başını babasının omzuna yasladı.

Memduh gözlerini kapattı.

İki yıllık hasretin ağırlığı, o küçücük başın omzuna yaslanmasıyla biraz olsun hafiflemişti.

Şakire onları izliyordu.

Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Memduh ona baktı.

“Hoş geldin demeyecek misin?”

Şakire hafifçe gülümsedi.

“Hoş geldin.”

“Hoş bulduk.”

İkisi de bir süre birbirlerine baktılar.

Söylenecek çok şey vardı.

Ama o an hiçbir kelime yeterli değildi.

Akşam olduğunda Memduh çantasını açtı.

Çocukların hediyelerini çıkardı.

Gülfem’in yüzü güldü.

Firuze elindeki hediyeyle oyalanmaya başladı.

Sonra Memduh çantanın içinden o paketi çıkardı.

Şakire’ye uzattı.

“Bu da sana.”

Şakire şaşkınlıkla pakete baktı.

“Bana mı?”

“Başka kime alacağım?”

Şakire paketi açtı.

Mantoyu görünce bir süre konuşamadı.

Kumaşını parmaklarının arasında yokladı.

“Çok güzel…”

Memduh gülümsedi.

“Beğendin mi?”

Şakire başını salladı.

“Çok…”

“Giyersin.”

Şakire mantoyu göğsüne bastırdı.

“Sağ ol.”

O an ikisi de bilmiyordu.

Bu manto, ilerleyen yıllarda hayatlarının başka bir yerinde yeniden karşılarına çıkacaktı.

Gece ilerledikçe Memduh bazı şeylerin yolunda olmadığını fark etmeye başladı.

Annesiyle Şakire arasındaki sessizlik…

Birbirlerine bakışları…

Konuşurken kelimeleri dikkatle seçmeleri…

Memduh’un içine bir şüphe düştü.

Şakire’ye baktı.

“Ben yokken bir şey oldu mu?”

Şakire hemen cevap vermedi.

“Yok.”

Memduh kaşlarını çattı.

“Şakire…”

“Her şey geçti.”

“Geçmiş olabilir. Ama sen bana bir şey anlatmıyorsun.”

Şakire sustu.

Memduh’un sesi biraz daha ciddileşti.

“Ben iki yıldır gurbetteyim. Burada ne yaşandıysa bilmeye hakkım var.”

Şakire gözlerini yere indirdi.

“Annenle aramız bozuldu.”

Memduh’un yüzü değişti.

“Ne oldu?”

Şakire anlatmaya başladı.

Sabun olayını…

Evde büyüyen kırgınlığı…

Sonunda kayınvalidesinin bir çuval unla bir çuval bulgur verip:

“Artık evinizi ayırın.”

Dediğini…

Çocuklarıyla birlikte evden çıktığını…

Meşe ağacının altında kurduğu derme çatma barınağı…

Ve sonrasında yaşananları…

Memduh sessizce dinledi.

Her cümlede yüzündeki ifade biraz daha değişiyordu.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra başını kaldırdı.

“Sen bunları bana neden yazmadın?”

Şakire’nin gözleri doldu.

“Sen orada çalışıyordun.”

“Senin aklını daha fazla meşgul etmek istemedim.”

Memduh derin bir nefes aldı.

“Ben burada ailem için çalışıyordum.”

“Sen orada çocuklarla tek başına uğraşmışsın.”

Şakire cevap vermedi.

Memduh’un içinde öfke vardı.

Ama bu öfke Şakire’ye değildi.

Asıl kırıldığı şey, bütün bunları iki yıl sonra öğrenmesiydi.

Kendi ailesinin yaşadığı acılardan habersiz kalmıştı.

Memduh o gece annesinin yanına gitti.

Kadın oğlunun yüzüne bakınca onun her şeyi öğrendiğini anladı.

“Anne…”

“Biliyorum oğlum.”

“Sen Şakire’yi neden gönderdin?”

Kadın başını eğdi.

“Çok kırılmıştım.”

“Sabun meselesi yüzünden mi?”

Kadın sustu.

Memduh’un sesi sertleşti.

“Anne…”

“Bir çuval unla bir çuval bulgur verip gelinini çocuklarıyla göndermek kolay mı?”

Kadının gözleri doldu.

“Ben de çok ağır sözler söyledim.”

“Şakire de kırdı beni.”

“Biliyorum.”

Memduh bir süre sustu.

Sonra annesinin yanına oturdu.

“Ben gurbetteyken siz birbirinize küsmüşsünüz.”

“Benim istediğim bu değildi.”

Kadın oğlunun elini tuttu.

“Ben de pişmanım.”

Memduh başını eğdi.

“Öyleyse bitirelim artık.”

Bir süre sonra Memduh, Şakire’nin yanına döndü.

“Annem seninle konuşmak istiyor.”

Şakire şaşırdı.

Birlikte annesinin yanına gittiler.

Kayınvalidesi ayağa kalktı.

Bir süre Şakire’nin yüzüne baktı.

Sonra yavaşça konuştu.

“Şakire…”

“Buyur ana.”

“Ben sana ağır sözler söyledim.”

Şakire sustu.

Kadın devam etti.

“Sen de çok şey yaşadın.”

“Benim de hatam vardı.”

Şakire’nin gözleri doldu.

Kayınvalidesi elini uzattı.

“Artık geçmişte bırakalım.”

Şakire bir an tereddüt etti.

Sonra kadının elini tuttu.

“Ben de seni kırdıysam hakkını helal et.”

Kadın gelinine sarıldı.

İki kadın birbirine sarılırken Memduh biraz geride durdu.

Gözlerini sildi.

İki yıldır taşıdığı gurbet yükünün bir parçası sanki o anda hafiflemişti.

O gece aile yeniden aynı sofraya oturdu.

Gülfem babasının yanında oturuyordu.

Firuze annesinin kucağında uyuyakalmıştı.

Şakire’nin üzerinde ise Memduh’un Almanya’dan getirdiği manto vardı.

Memduh ailesine baktı.

İki yıl önce giderken bıraktığı hayat artık aynı değildi.

Ama belki de hayatın en güzel tarafı buydu.

İnsan bazen her şeyi aynı şekilde bulamıyordu.

Bazı yaralar açılıyordu.

Bazıları kapanıyordu.

Bazı kırgınlıklar ise yıllar sonra bir sarılmayla son buluyordu.

Memduh o gece çocuklarına bakarken içinden geçirdi:

“Ben artık yalnızca kendim için yaşamayacağım.”

“Şakire ve çocuklarım için de ayakta duracağım.”

Ama henüz bilmediği bir şey vardı.

Şakire’nin iki yıl boyunca yaşadıklarının tamamını henüz öğrenmemişti.

Çeyizini satmasını…

Çocuklarıyla birlikte kereste taşımasını…

Evin taşlarını, kapısını, penceresini nasıl büyük bir mücadeleyle yaptırdığını…

Ve bir gece, ay ışığında bağın ortasında ölümün kıyısından nasıl döndüğünü…

Bunların her biri ilerleyen günlerde Memduh’un karşısına çıkacaktı.

O zaman Şakire’nin ne kadar büyük bir mücadele verdiğini gerçekten anlayacaktı.

Ve belki de o gün, iki yıl boyunca gurbette çalışırken aslında kimin ne kadar ağır bir yük taşıdığını ilk kez tam olarak görecekti.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.