Gerçekler Er ya da Geç Ortaya çıkar

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kimin ne söylediği değil, zamanın neyi ortaya çıkardığı önemlidir. Saklanan gerçekleri, masumiyet görüntüsü arkasına gizlenenleri ve nihayetinde ilahi adalete teslim edilen hesapları anlatan zamansız bir yazı.

7 Eylül 2026 - 10:03
7 Eylül 2026 - 10:03 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 1  37

Bazı insanlar vardır; işine geleni dinler, işine gelmeyeni duymaz. Kendi doğrularını hakikat sanır, karşısındaki insanın söylediklerini ise yalnızca kendi çıkarına hizmet ettiği sürece önemser. Böyle insanların kurduğu bağlarda adaletten söz etmek mümkün değildir. Çünkü onların amacı gerçeği bulmak değil, çoktan verdikleri karara kendilerine bir gerekçe bulmaktır.

​Daha kötüsü ise, bir bağın bitmesini zihninde çok önceden kararlaştırdığı hâlde bunu açıkça söylemek yerine, en küçük fırsatı bile büyütüp bir kopuş sebebine dönüştüren insanlardır. Üstelik çoğu zaman olayın asıl tarafı bile değildirler. İçinde bulunmadıkları bir meseleye kendilerini zorla dâhil eder, söylenenleri oradan oraya taşıyarak insanların arasını açar, ardından ortaya çıkan kavganın ortasında kendilerini mağdur göstermeye çalışırlar.

​Bu, mağduriyet değil; mağduriyet üzerinden haklılık devşirmektir.

​Bir insanın söylemediği bir sözü onun ağzından çıkmış gibi anlatmak, karşı tarafın söylediklerini çarpıtmak, insanların birbirine karşı doldurulmasını sağlamak ve sonra da “Ben hiçbir şey yapmadım.” diyebilmek karakter göstergesi değildir. Bu, sorumluluktan kaçmanın en kolay yoludur.

​Çünkü bazı insanlar kavganın içinde değil, kavganın arkasında durmayı sever. Sözü söyleyen kendileri değildir; fakat sözü taşıyan onlardır. Ateşi yakan onlar değildir; fakat odun taşıyan yine onlardır. Sonra yangın büyüdüğünde kenara çekilip herkesin kendilerine haksızlık ettiğini anlatırlar.

​Oysa gerçeklerin çok önemli bir özelliği vardır:

​Gerçek, ne kadar saklanırsa saklansın sonunda kendi yolunu bulur.

​Bugün birinin sözüne inanılır, yarın başka birinin. Bugün bir insan suçlu ilan edilir, yarın bütün hikâyenin aslında bambaşka olduğu anlaşılır. Çünkü zaman geçtikçe söylenen sözler değil, kimin ne yaptığı ortaya çıkar.

​Ve hiçbir insan, başkasının anlattığı hikâyeyle sonsuza kadar masum kalamaz.

​Bir başkasının sözüne güvenerek insanları yargılayanlar da unutmamalıdır ki, bir gün kendi doğrularının ne kadar yanlış olduğunu öğrenebilirler. Çünkü duyduğuna hemen inanmak kolaydır; araştırmak, anlamaya çalışmak ve iki tarafı da dinlemek ise karakter ister.

​Adalet, yalnızca sevilen ya da yakın görülen insan için istenmez. Gerçek adalet, insanın kendi tarafında olmayan kişiye karşı bile hakkaniyetli olabilmesidir.

​Bu yüzden insanların birbirine anlattığı her hikâyeye hemen inanmak yerine, olayın tamamını görmek gerekir. Çünkü bazı insanlar gerçeği anlatmaz; gerçeğin işlerine gelen kısmını anlatırlar.

​Fakat ilahi adaletin önünde eksik anlatılan hiçbir hikâye yoktur.

​Kimin ne söylediği, kimin neyi sakladığı, kimin hangi sözü taşıdığı, kimin bir bağın bitmesi için fırsat kolladığı ve kimin masumiyet görüntüsünün arkasına saklandığı orada bilinir. İnsanlar birbirlerini kandırabilir. Sözler çarpıtılabilir.

​Gerçekler bir süre gizlenebilir.

Ama ilahi makamda hiçbir şeyin üzeri örtülemez.

​Bu nedenle bazı insanların huzursuzluğu, başkalarının hayatına karışmaktan; bazı insanların mutsuzluğu ise sürekli başkalarının arasını bozmaktan gelir. Çünkü kötülük, kime yapıldığı kadar onu yapanın karakterini de ortaya koyar.

​Ve belki de en büyük sınav şudur:

Kişi, kime inanarak bir başkasını haksız gördüyse, gün gelir inandığı kişiyle sınanır.

​O zaman söylenenlerin hangisinin gerçek, hangisinin kurgu olduğunu anlar.

​İşte o gün, bugün kolayca verilen hükümlerin bedeli ağır gelebilir.

​Çünkü hayatın bazı cevapları hemen gelmez.

Bazı gerçekler yıllar sonra anlaşılır.

Bazı insanların gerçek yüzü zamanla ortaya çıkar.

Bazı hesaplar ise insanlara değil, Allah'ın adaletine bırakılır.

​Ve Allah'a bırakılan hiçbir hak, kaybolmuş değildir.

​Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.

Kimin haklı olduğu değil, kimin ne yaptığı sonunda anlaşılır. Gerisini zamanın ve ilahi adaletin hükmüne bırakmak gerekir.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fatime Bal 1997 DİYARBAKIR Doğumlu, yıllardır şiir ve yazı makaleleri yazan, Lise mezunu, Türk sanat müziği seviye 1