<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:admin="http://webns.net/mvcb/"
     xmlns:rdf="http://www.w3.org/1999/02/22-rdf-syntax-ns#"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/">
<channel>
<title>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; AYŞE KÜÇÜKIŞIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/rss/author/ayse-kucukisik</link>
<description>Yazarlar &amp;amp; Paylaşım Platformu &amp; AYŞE KÜÇÜKIŞIK</description>
<dc:language>tr</dc:language>
<dc:rights>Bu web sitesinin telif hakları © Fikir İzleri &amp;apos;ne (veya belirtilen kişiler hak sahibi olanlara) aittir ve ilgili mülkiyet, telif hakkı, ticari marka, kültür sanat, patent veya diğer kanunlar kapsamında korunmaktadır. © 2025 Fikir İzleri — Tüm hakları saklıdır. | Her Kalem Bir Söz, Her Fikir Bir İz Bırakır</dc:rights>

<item>
<title>ZONGULDAK’TA YİNE ATEŞ DÜŞTÜ OCAĞA</title>
<link>https://fikirizleri.com/zonguldakta-yine-ates-dustu-ocaga</link>
<guid>https://fikirizleri.com/zonguldakta-yine-ates-dustu-ocaga</guid>
<description><![CDATA[ Bir ekmek uğruna yerin altına inen madencilerin yarım kalan hikâyesi… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6adbc9be52990.webp" length="51096" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 23 Oct 2026 23:56:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>ZONGULDAK’TA YİNE ATEŞ DÜŞTÜ OCAĞA</p>
<p>Bir ekmek uğruna yerin altına inen madencilerin yarım kalan hikâyesi…</p>
<p>Bazı haberler vardır, insanın yüreğine dokunmakla kalmaz; orada derin bir yara açar.</p>
<p>23 Ekim 2026’da Zonguldak’ın Kilimli ilçesine bağlı Gelik beldesindeki bir maden ocağında meydana gelen grizu patlaması, hepimizi derin bir üzüntüye boğdu. Üç madencimiz hayatını kaybetti, beş işçimiz yaralandı.</p>
<p>Yine bir ocak söndü, yine yuvalara ateş düştü.</p>
<p>Oysa o sabah madene inen her işçinin kendine göre bir hayali, evinde kendisini bekleyen sevdikleri vardı. Kimi çocuğunun geleceği için çalışıyordu, kimi evinin geçimini sağlamak için. Belki akşam eve döndüğünde ailesiyle oturacağı sofrayı, çocuklarının yüzündeki gülümsemeyi düşünüyordu.</p>
<p>Fakat hayat, bazen insanın bütün hayallerini bir anda yarım bırakıyor.</p>
<p>Yerin metrelerce altında karanlıkla mücadele eden madenciler, alın terleriyle ekmeklerini kazanırken aileleri de yeryüzünde onları bekler. Her vardiyanın sonunda açılan bir kapı, duyulan bir ayak sesi, sevgiyle söylenen bir hoş geldin vardır. O kapıdan içeri giremeyen bir babanın, eşin ya da evladın yokluğu ise geride kalanların yüreğinde kapanmayan bir yaraya dönüşür.</p>
<p>Bugün üç madenci ailesi, sevdiklerinin yokluğuyla yüzleşmek zorunda kaldı. Birileri babasını, birileri eşini, birileri evladını kaybetti. Her birinin hikâyesi ayrı, acısı ortak…</p>
<p>Madencilik, büyük emek ve cesaret isteyen bir meslek. Ancak hiçbir emekçinin hayatı, kazandığı ekmekten daha değersiz değildir. Hiçbir aile, sevdiklerinin işten sağ salim dönüp dönmeyeceği korkusuyla yaşamak zorunda kalmamalıdır.</p>
<p>Bu nedenle madenlerde iş güvenliği, gerekli denetimler ve alınması gereken önlemler yalnızca kâğıt üzerinde kalan kurallar olmamalıdır. Her işçinin can güvenliği, her şeyin önünde tutulmalıdır. Yaşanan her facia, aynı zamanda insan hayatını korumak için yapılması gerekenleri yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlatır.</p>
<p>Zonguldak’ın kara kömürü, nice madencinin alın terini taşır. Fakat o kömürün ardında kalan acıları yalnızca bir gün hatırlayıp sonra unutmak, kaybettiklerimize karşı sorumluluğumuzu yerine getirmeye yetmez.</p>
<p>Bugün hayatını kaybeden madencilerimizi anarken geride kalan ailelerini de düşünmeliyiz. Çünkü yas, haberlerin gündemden düşmesiyle sona ermez. Bir çocuğun babasına duyduğu özlem, bir eşin boş kalan yanına bakışı, bir annenin evladının sesini arayışı yıllarca sürer.</p>
<p>Kömür karadır; ama o kömürü çıkaran ellerin emeği, hayatımızı aydınlatır.</p>
<p>Dileğimiz, hiçbir madencimizin evinden helalleşerek çıkmak zorunda kalmaması; her vardiyanın sağ salim tamamlanması ve her işçinin sevdiklerine kavuşmasıdır.</p>
<p>Zonguldak’ta hayatını kaybeden madencilerimiz Cengiz Bölükbaşı, Recep Çolakoğlu ve Murat Kaya’yı rahmetle anıyorum. Ailelerine ve yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyor, yaralı işçilerimize acil şifalar temenni ediyorum.</p>
<p>Unutmayalım: Bir madencinin hayatı yalnızca kendisine ait değildir. Onu bekleyen bir ailesi, yarınlara dair umutları ve yarım bırakılmaması gereken bir hikâyesi vardır.</p>
<p>Ayşe Küçükışık</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HEY ON BEŞLİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/hey-on-besli</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hey-on-besli</guid>
<description><![CDATA[ Halil ile Hediye’nin Hikâyesi)




Hey onbeşli, onbeşli




Tokat yolları taşlı…




(Türküden alıntı – Anonim) ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ada3960da431.webp" length="29102" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 22 Oct 2026 19:27:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HEY ON BEŞLİ</p>
<p></p>
<p>(Halil ile Hediye’nin Hikâyesi)</p>
<p></p>
<p>Hey onbeşli, onbeşli</p>
<p></p>
<p>Tokat yolları taşlı…</p>
<p></p>
<p>(Türküden alıntı – Anonim)</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Halil, askere gideceği sabah kapının eşiğinde durdu.</p>
<p></p>
<p>Annesi, oğlunun sırtını son kez düzeltti. Eli titriyordu.</p>
<p></p>
<p>Hediye, biraz geride duruyordu. Ne ağlayabiliyor ne konuşabiliyordu.</p>
<p></p>
<p>Dili tutulmuş gibiydi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>Halil başını kaldırıp köy yoluna baktı.</p>
<p></p>
<p>Taşlı, uzun, dönüşü belirsiz bir yoldu bu.</p>
<p></p>
<p>— “Ağlama,” dedi Hediye’ye,</p>
<p></p>
<p>Sesi güçlü çıkmaya çalışsa da boğazı düğümlenmişti.</p>
<p></p>
<p>— “Ben gönüllü gidiyorum. Döneceğim.”</p>
<p></p>
<p>Hediye başını salladı.</p>
<p></p>
<p>Gözlerinden yaşlar süzüldü ama sesini çıkarmadı.</p>
<p></p>
<p>İçinden geçenleri kimse duymadı:</p>
<p></p>
<p>“Gitme diyemiyorum…</p>
<p></p>
<p>Gidersen başıma ne gelir bilmiyorum.</p>
<p></p>
<p>Kal dersen, vatan diyorsun.</p>
<p></p>
<p>Susuyorum Halil…</p>
<p></p>
<p>Ama içimde bir şey kopuyor.”</p>
<p></p>
<p>O gün köyden çok genç gitti.</p>
<p></p>
<p>On beşlilerdi hepsi.</p>
<p></p>
<p>Türkü, daha yolun başında dudaklara döküldü:</p>
<p></p>
<p>Hey on beşli on beşli,</p>
<p></p>
<p>Tokat yolları taşlı…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>CEPHE – HALİL</p>
<p></p>
<p>Cephede gece uzundu.</p>
<p></p>
<p>Top sesleri susmazdı.</p>
<p></p>
<p>Halil, sırtını siperin duvarına dayayıp gökyüzüne bakardı.</p>
<p></p>
<p>“Hediye şimdi ne yapıyordur?” diye düşünürdü.</p>
<p></p>
<p>“Anam hâlâ sağ mı?”</p>
<p></p>
<p>Bir sabah gelen haberle dünyası yıkıldı.</p>
<p></p>
<p>Annesi, Rum çeteciler tarafından öldürülmüştü.</p>
<p></p>
<p>Halil dizlerinin üstüne çöktü.</p>
<p></p>
<p>Toprağı avuçladı.</p>
<p></p>
<p>Gözünden yaş akmadı.</p>
<p></p>
<p>İçine aktı.</p>
<p></p>
<p>O günden sonra cephedeki her adımı</p>
<p></p>
<p>Biraz daha ağır attı.</p>
<p></p>
<p>Ama geri dönmeyi düşünmedi.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>KÖY – HEDİYE</p>
<p></p>
<p>Halil cephedeyken,</p>
<p></p>
<p>Köyde hayat Hediye için durdu.</p>
<p></p>
<p>Bir gece kapılar kırıldı.</p>
<p></p>
<p>Çığlıklar karanlığı yardı.</p>
<p></p>
<p>Hediye kaçırıldı.</p>
<p></p>
<p>Günler geçti.</p>
<p></p>
<p>Aylar geçti.</p>
<p></p>
<p>Kimse sormadı.</p>
<p></p>
<p>Kimse aramadı.</p>
<p></p>
<p>Hediye, yaşadıklarını kimseye anlatmadı.</p>
<p></p>
<p>Anlatsa da duyulmayacağını biliyordu.</p>
<p></p>
<p>“Halil bilse…” diye düşündü.</p>
<p></p>
<p>“Bilse de inanır mı?”</p>
<p></p>
<p>Bir süre sonra serbest bırakıldı.</p>
<p></p>
<p>Köye döndüğünde herkes susuyordu.</p>
<p></p>
<p>Ama bakışlar konuşuyordu.</p>
<p></p>
<p>YANLIŞ ANLAMA</p>
<p></p>
<p>Halil savaştan döndüğünde</p>
<p></p>
<p>Köyde onu bir sessizlik karşıladı.</p>
<p></p>
<p>Annesi yoktu.</p>
<p></p>
<p>Hediye vardı…</p>
<p></p>
<p>Ama eski Hediye değildi.</p>
<p></p>
<p>Duydukları, gördükleri, fısıltılar…</p>
<p></p>
<p>Hepsi zihninde tek bir şüpheye dönüştü.</p>
<p></p>
<p>Hediye konuşmak istedi.</p>
<p></p>
<p>Halil dinlemedi.</p>
<p>“Bana acıyarak bakma,” dedi Halil.</p>
<p>“Ben cephedeyken sen…”</p>
<p>Hediye’nin içi yandı.</p>
<p></p>
<p>Ama yine susmayı seçti.</p>
<p></p>
<p>“Anlatsam…</p>
<p></p>
<p>İnansa…</p>
<p></p>
<p>Ama kelimeler yetmez Halil.</p>
<p></p>
<p>Bazen gerçek bile yetmez.”</p>
<p>TÜRKÜYE DÖNÜŞEN AYRILIK</p>
<p></p>
<p>Kavuşamadılar.</p>
<p></p>
<p>Ne cephe ayırdı onları, ne yollar…</p>
<p></p>
<p>Bir yanlış anlama ayırdı.</p>
<p></p>
<p>Türkü, işte orada doğdu.</p>
<p></p>
<p>Aslan yârim kız senin adın Hediye,</p>
<p></p>
<p>Ben dolandım sen de dolan gel beriye…</p>
<p></p>
<p>Ama kimse dönmedi.</p>
<p></p>
<p>“Hey On Beşli”,</p>
<p></p>
<p>Bir savaş türküsü değildir sadece.</p>
<p></p>
<p>Bu türkü,</p>
<p></p>
<p>Suskun kalan bir kızın</p>
<p></p>
<p>Ve yanlış anlayan bir gencin</p>
<p></p>
<p>Ortak ağıtıdır.</p>
<p></p>
<p>Bazı insanlar savaşta ölür,</p>
<p></p>
<p>Bazıları döner…</p>
<p></p>
<p>Ama bazıları</p>
<p></p>
<p>Anlaşılamadığı için kaybolur.</p>
<p></p>
<p>Hediye sustu.</p>
<p></p>
<p>Halil sustu.</p>
<p></p>
<p>Türkü konuştu.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>HEY ON BEŞLİ / HALİL _HEDİYE (ANONİM)</p>
<p></p>
<p>Hey onbeşli on beşli</p>
<p></p>
<p>Tokat yolları taşlı</p>
<p></p>
<p>On beşliler geliyor</p>
<p></p>
<p>Kızların gözü yaşlı </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ – Bir Vatanın Ağıdı</title>
<link>https://fikirizleri.com/canakkale-turkusu-bir-vatanin-agidi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/canakkale-turkusu-bir-vatanin-agidi</guid>
<description><![CDATA[ Bazı türküler vardır,

tek bir yüreğin değil,

bir milletin suskunluğunu anlatır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad8af79ca3b9.webp" length="103114" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 21 Oct 2026 15:27:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ – Bir Vatanın Ağıdı</p>
<p>Bazı türküler vardır,</p>
<p>tek bir yüreğin değil,</p>
<p>bir milletin suskunluğunu anlatır.</p>
<p>Çanakkale Türküsü,</p>
<p>bir cephede kalan gençliğin,</p>
<p>yarım kalan sevdaların,</p>
<p>anasına kavuşamayan oğulların sesidir.</p>
<p>Bu türküde sadece ölüm yoktur;</p>
<p>bekleyiş vardır,</p>
<p>umut vardır,</p>
<p>ve geri dönmeyecek olanların sessizliği…</p>
<p>Her dizesinde bir annenin duası,</p>
<p>her ezgisinde toprağa düşen bir can saklıdır.</p>
<p>O yüzden bu türkü söylendiğinde</p>
<p>insanın sesi değil,</p>
<p>yüreği titrer.</p>
<p>Bu hikâye,</p>
<p>bir destanı anlatmaz yalnızca;</p>
<p>bedelini ömürlerle ödemiş</p>
<p>bir vatanın hatırlatmasıdır.</p>
<p>1914 sonbaharında bir sabah, Seyfullah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte Çanakkale Sultanisinin avlusunda tek başına yürüyordu. Güneşin ilk ışıkları taş duvarların arasından süzülüyor, avlunun zeminine altın sarısı lekeler bırakıyordu. Sabah serinliği henüz dağılmamıştı ama havada başka bir ağırlık vardı. Yaklaşan bir şeyin sessizliği…</p>
<p>Kalbi hem heyecan hem de korku ile doluydu. Sokaklardan geçen askerlerin ayak sesleri, nal seslerine karışıyor; marşlar rüzgarla birlikte okulun avlusuna kadar ulaşıyordu. Seyfullah her adımda duruyor, dinliyordu ve kulağında durmadan aynı türkü çınlıyordu.</p>
<p>“Çanakkale içinde aynalı çarşı…”</p>
<p>Sözler küçük kalbine ağır geliyordu. Henüz on bir yaşındaydı. Ama gözlerinde, çocukluğuna sığmayacak kadar büyük bir gölge vardı. Küçücük bedeninde, koca bir ülkenin kaygısını taşıyordu sanki.</p>
<p>Durdu.</p>
<p>Başını kaldırıp gökyüzüne baktı. Bulutlar ağır ağır ilerliyordu.</p>
<p>İçinde bir şey düğümlendi.</p>
<p>Kalemi eline aldı.</p>
<p>Masaya oturdu, titreyen parmaklarıyla annesine mektup yazmaya başladı.</p>
<p>Kardeşlerine…Evine…</p>
<p>“Anneciğim, kısa zaman önce sokaklardan askerler geçmeye başladı. Kimileri at sırtında, kimileri develerle. Top arabaları mekkareler onlara eşlik ediyor. Savaş çıkacağını söylediler. İngiliz ve Fransız gemilerinin boğazda dolaştığını duyduk. Yakında İstanbul’a gideceğiz, ama ben bunu göremeyeceğim. Oysa görmek isterdim. Sonunda size kavuşacağımı biliyorum.”</p>
<p>Kalemi yavaşça indirdi, elleri titrerken derin bir nefes aldı. Etraf sessizleşmişti; rüzgar eski taş duvarların üzerinden esiyor, savaşın yaklaşan ayazını hissettiriyordu.</p>
<p>Mektubun sonuna geldi:</p>
<p>“Babamın ve siz anneciğimin ellerinden öperim. Kardeşlerime selam ederim.</p>
<p> Oğlunuz Seyfullah.”</p>
<p>Mektubu zarfa yerleştirdi, masanın üstüne bıraktı. Gözleri uzaklarda askerlerin yürüdüğü çarşıya takıldı. O an, türkü bir kez daha yankılandı kulaklarında. Her notasında hem gurur hem de korku.</p>
<p>Her kelimede bir annenin yüreği, bir çocuğun masumiyeti ve bir ülkenin kaderi…</p>
<p>O türkü artık yalnızca ezgi değildi.</p>
<p>Savaşın, ayrılığın ve gençliğin yarım kalışının sesiydi.</p>
<p>ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ (ANONİM)</p>
<p>Çanakkale Türküsü, savaşın acılarını ve</p>
<p>kahramanlıklarını anlatan etkileyici sözlere sahiptir.</p>
<p>İşte türkünün en bilinen dizeleri:</p>
<p>Çanakkale içinde vurdular beni</p>
<p>Ölmeden mezara koydular beni</p>
<p>Of gençliğim eyvah</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALBİMİZDEN DİLİMİZE DÖKÜLEN HİKAYELER &amp; SUNA’M</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-hikayeler-sunam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-hikayeler-sunam</guid>
<description><![CDATA[ Sunam, bir türküden fazlasıdır.

Geç kalınmış bir güvenin

geri dönmeyen sevdanın adıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad619ca3ed5e.webp" length="36750" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 20 Oct 2026 15:07:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>SUNAM</p>
<p>“Şafak söktü yine, Sunam uyanmaz,</p>
<p>Hasret çeken gönül derde dayanmaz.</p>
<p>Çağırırım Sunam sesim duyulmaz,</p>
<p>Uyan Sunam uyan derin uykudan…”</p>
<p>(Türküden alıntı – Anonim)</p>
<p>Suna Hanım , Fahri Kayhan’ın dünyasıydı.</p>
<p>Fahri Bey Sevdiğini gizlemezdi ; eşini över, adını her fırsatta diline dolardı .</p>
<p>Suna da onu severdi.Sakin, derin ve sarsılmaz bir sevgiyle…</p>
<p>Onların aşkı çevrede bilinir, gıptayla anılırdı.</p>
<p>Kimse bu evde bir gün şüphenin kapıdan içeri gireceğini düşünmezdi.</p>
<p>Birlikte kurdukları hayat çevrede dillere destandı.</p>
<p>Aralarına bir gölge düşebileceğine kimse ihtimal vermezdi.</p>
<p>Ta ki o hamam günü gelene kadar…</p>
<p>Kadınlar, adet olduğu üzere birlikte hamama gitmişti.</p>
<p>Buharın, suyun ve kahkahanın arasında önemsiz sanılan bir ayrıntı, birinin gözüne takıldı.</p>
<p>Suna’nın sırtındaki bir ben…</p>
<p>Neriman hanım gördü.</p>
<p>Ve gördüğünü, eve döndüğünde kocasına anlattı.</p>
<p>Söz, ağızdan çıktıktan sonra artık kimsenin kontrolünde değildi.</p>
<p>Günler sonra Fahri Bey, evinin yakınındaki kahvehanede Mustafa Bey’le karşılaştı.</p>
<p>Aralarında eski bir gerginlik vardı.</p>
<p>Ama Mustafa Bey, tartışmayı başka bir yere çekti:</p>
<p>“Sen benimle uğraşacağına,” dedi,</p>
<p>“karına sahip çık. Ben senin karının sırtındaki beni bile bilirim.”</p>
<p>O an…</p>
<p>Fahri Bey’in içinden bir şey koptu.</p>
<p>Nasıl olurdu?</p>
<p>Suna’nın sırtındaki beni bir yabancı nasıl bilebilirdi?</p>
<p>Eve döndüğünde susturamadı kendini.</p>
<p>Sordu.</p>
<p>Suna’ya her şeyi anlattı.</p>
<p>Suna Hanım şaşkındı…</p>
<p>İncinmiştir.</p>
<p>Ama sakindi.</p>
<p>İhanet etmediğini söyledi.</p>
<p>Yemin etti.</p>
<p>Açıkladı…</p>
<p>Ama şüphe, bir kere kalbe düştü mü oradan kolay kolay çıkmazdı.</p>
<p>Fahri Bey değişmeye başladı.</p>
<p>Bakışları soğudu.</p>
<p>Sözleri kısaldı.</p>
<p>Sevgi, yerini mesafeye bıraktı.</p>
<p>O akşam büyük bir tartışma çıktı.</p>
<p>Fahri Bey evden çıktı.</p>
<p>Geceyi dışarıda geçirdi.</p>
<p>Sabah döndüğünde şafak söküyordu.</p>
<p>Evde bir sessizlik vardı…</p>
<p>Ama bu sefer başka türlü.</p>
<p>Suna Hanım, yaşamını yitirmişti.</p>
<p>Şafak gerçekten de sökmüştü.</p>
<p>Ama o sabah, güneş hiçbir yere yetişememişti.</p>
<p>Yanında bir mektup vardı.</p>
<p>“Kusura bakmayın Beyim.</p>
<p>Şüphelerinizin nedenini uzun zamandır</p>
<p> biliyordum.</p>
<p>Adımı temize çıkarmanın başka bir yolunu</p>
<p>bulamadım.</p>
<p>Şunu unutma…</p>
<p>Ben seni asla aldatmadım.”</p>
<p>Fahri Bey,</p>
<p>Elleri titreyerek ipi çözdü.</p>
<p>Ama zaman, bir kez geçince geri dönmezdi.</p>
<p>O an kelimeler bitti.</p>
<p>Gözyaşı yetmedi.</p>
<p>Bağlamayı eline aldı.</p>
<p>“Çağırırım Sunam …” dedi.</p>
<p>Sesi evin duvarlarında kayboldu.</p>
<p>Duyulmadı.</p>
<p>“Uyan Sunam uyan…”</p>
<p>Ama bazı uykulara ses yetmezdi.</p>
<p>O ağıt,</p>
<p>O sabah doğdu.</p>
<p>Sunam Türküsü,</p>
<p>Bir kadının masumiyetinin</p>
<p>Ve bir adamın geç kalmış pişmanlığının sesidir.</p>
<p>Bugün söylendiğinde,</p>
<p>Sadece bir ezgi duyulmaz.</p>
<p>Bir şüphenin nelere mal olduğunu anlatır.</p>
<p>Sunam, bir türküden fazlasıdır.</p>
<p>Geç kalınmış bir güvenin</p>
<p>geri dönmeyen sevdanın adıdır.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALBİMİZDEN DİLİMİZE DÖKÜLEN HİKAYELER</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-hikayeler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-hikayeler</guid>
<description><![CDATA[ Siz hangi türkünün hikâyesini merak ediyorsunuz? Yorum yazın, ben yazayım. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad619c544a71.webp" length="44548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 19 Oct 2026 16:25:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KALBİMİZDEN DİLİMİZE DÖKÜLEN HİKAYELER</p>
<p></p>
<p> </p>
<p></p>
<p>ÖNSÖZ</p>
<p></p>
<p>Kalbimizden Dilimize Dökülen Hikâyeler</p>
<p></p>
<p>Bazı türküler vardır; yalnızca söylenmez, yaşanır.</p>
<p></p>
<p>Bazıları bir insanın gençliğidir, bazıları ömrü, bazıları ise hiç dinmeyen bir acıdır.</p>
<p></p>
<p>Bu kitap, bir ezginin ardında kalan hayatları anlatmak için yazıldı.</p>
<p></p>
<p>Bu satırlarda anlatılanlar ne bütünüyle masaldır ne de kuru bir tarih bilgisidir.</p>
<p></p>
<p>Bunlar, halkın hafızasında taşınan gerçeklerin, ağıtların ve türkülerle mühürlenmiş kaderlerin roman diline dökülmüş hâlidir.</p>
<p></p>
<p>Her bölüm, bir türkünün ilk dizesiyle başlar. Çünkü türkü, hikâyeden önce gelir.</p>
<p></p>
<p>Hikâye, türkünün doğduğu yerdir.</p>
<p></p>
<p>Bu kitapta anlatılanlar;</p>
<p></p>
<p>— yarım kalmış sevdalar,</p>
<p></p>
<p>— kavuşamayan âşıklar,</p>
<p></p>
<p>— gurbet, yoksulluk, iftira ve kaderdir.</p>
<p></p>
<p>Ve sonunda...</p>
<p></p>
<p>her zaman bir türkü kalır.</p>
<p></p>
<p>Bu çalışma; unutulmasın diye,</p>
<p></p>
<p>eksilmesin diye,</p>
<p></p>
<p>bir daha susmasın diye yazıldı.</p>
<p></p>
<p> AYŞE KÜÇÜKIŞIK </p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p>İÇİNDEKİLER</p>
<p></p>
<p>SUNAM</p>
<p></p>
<p>ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ</p>
<p></p>
<p>HEY ONBEŞLİ </p>
<p></p>
<p>HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI </p>
<p></p>
<p>SARI GELİN _ERZURUM ÇARŞI PAZAR </p>
<p></p>
<p>YARİM İSTANBUL’U MESKEN Mİ TUTTUN? </p>
<p></p>
<p>GÜVERCİN UÇUVERDİ / MİSKET </p>
<p></p>
<p>HEKİMOĞLU </p>
<p></p>
<p>YÜKSEK YÜKSEK TEPELERE EV KURMASINLAR </p>
<p></p>
<p>ORMANCI </p>
<p></p>
<p>SUZAN SUZİ </p>
<p></p>
<p>MERDO </p>
<p></p>
<p>ZAHİDEM </p>
<p></p>
<p>AK TAŞ DİYE BELEDİĞİM </p>
<p></p>
<p>NOT </p>
<p></p>
<p>Siz hangi türkünün hikâyesini merak ediyorsunuz? Yorum yazın, ben yazayım.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>17 EKİM DÜNYA YOKSULLUKLA MÜCADELE GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/17-ekim-dunya-yoksullukla-mucadele-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/17-ekim-dunya-yoksullukla-mucadele-gunu</guid>
<description><![CDATA[ Çünkü insanlık, en çok da kimsenin geride bırakılmadığı yerde büyür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ad33ddf36194.webp" length="48068" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 17 Oct 2026 12:21:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Yoksulluğun Gölgesinde Kalan Hayatlar</p>
<p>17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü</p>
<p>Ayşe Küçükışık</p>
<p>Yoksulluk, yalnızca boş bir cüzdan ya da eksik bir sofra değildir. Bazen bir çocuğun alamadığı kitaptır, bazen okul yolunda yarım kalan hayal, bazen de bir annenin evladına hissettirmemek için içine attığı çaresizliktir.</p>
<p>Dünyanın bir yanında sofralar taşarken diğer yanında bir lokma ekmeğe hasret kalan insanlar var. Kimi temiz suya ulaşamıyor, kimi başını sokacak güvenli bir ev bulamıyor, kimi de sırf imkânsızlıklar yüzünden eğitiminden, sağlığından ve hayallerinden vazgeçmek zorunda kalıyor.</p>
<p>Oysa insanın en temel ihtiyacı, insanca yaşayabilmektir.</p>
<p>Bir baba düşünün… Çocuğunun istediği bir oyuncağı alamadığı için başını öne eğen. Bir anne düşünün… Sofradaki son lokmayı evladına uzatıp kendisinin tok olduğunu söyleyen. Bir çocuk düşünün… Arkadaşlarıyla aynı sırada otururken onların sahip olduklarına uzaktan bakan.</p>
<p>Bu insanların ihtiyacı acınmak değil; anlaşılmak, desteklenmek ve insanca yaşayabilecekleri fırsatlara sahip olmaktır.</p>
<p>Yoksullukla mücadele, yalnızca yardım paketleri dağıtmakla sınırlı kalmamalıdır. Her çocuğun eğitim alabileceği, her insanın sağlık hizmetlerine erişebileceği, herkesin emeğinin karşılığını alabildiği ve hiç kimsenin temel ihtiyaçlarından mahrum kalmadığı bir yaşam için çalışmak gerekir.</p>
<p>Elbette bir kap yemek paylaşmak, bir öğrencinin eğitimine destek olmak, kullanılabilir eşyaları ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak çok değerlidir. Ancak asıl hedefimiz, insanların başkalarının yardımına muhtaç kalmadan yaşamlarını sürdürebilecekleri koşulları oluşturmak olmalıdır.</p>
<p>Çünkü yoksulluğun olmadığı bir dünya, yalnızca daha zengin değil; daha adil, daha vicdanlı ve daha insani bir dünya olacaktır.</p>
<p>17 Ekim Dünya Yoksullukla Mücadele Günü'nde kendimize şu soruyu soralım:</p>
<p>Bir insanın hayatını kolaylaştırmak için ne yapabiliriz?</p>
<p>Belki birimizin yapacağı küçük bir iyilik, bir başkasının karanlığında ışık olabilir. Ama hep birlikte atacağımız adımlar, o karanlığın bir daha yaşanmaması için yeni yollar açabilir.</p>
<p>Yoksulluğu görmezden gelmeyelim. İnsanları yoksulluklarıyla yargılamayalım. Herkes için daha eşit, daha umutlu ve daha yaşanabilir bir dünya için el ele verelim.</p>
<p>Çünkü insanlık, en çok da kimsenin geride bırakılmadığı yerde büyür.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>AŞILA KENDİNİ…</title>
<link>https://fikirizleri.com/asila-kendini</link>
<guid>https://fikirizleri.com/asila-kendini</guid>
<description><![CDATA[ AŞILA KENDİNİ…

İnsanla, hayatla, umutlarla… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acd5472a0506.webp" length="50820" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 06:54:38 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>AŞILA KENDİNİ…</p>
<p>İnsanla, hayatla, umutlarla…</p>
<p>Bazen insanın kendini yeniden bulabilmesi için önce kendinden uzaklaşması gerekir. Alıştığı sokaklardan, bildiği yüzlerden, yüreğini yoran düşüncelerden biraz olsun uzaklaşması… Sonra dönüp kendi içine bakması ve orada hâlâ yaşamak isteyen bir yanının olduğunu fark etmesi gerekir.</p>
<p>Aşıla kendini…</p>
<p>İnsanla aşıla. Ama herkesi hayatına alarak değil, sana insanlığını hatırlatanlarla karşılaşarak… Bir çift güzel sözün, içten bir gülümsemenin, karşılık beklemeden uzatılan bir elin değerini bilerek… Çünkü bazen hiç tanımadığın bir insan, en yakınının göremediği yarana dokunur ve sana yeniden güvenmeyi öğretir.</p>
<p>Hayatla aşıla kendini. Bütün zorluklarına, hayal kırıklıklarına, yarım kalmış hikâyelerine rağmen hayatın sana sunduğu güzellikleri görmeye çalış. Her sabahın yeni bir başlangıç olduğunu, her mevsimin kendi içinde bir değişim taşıdığını unutma. Düşmekten korkma; yeter ki düştüğün yerde kalmayı kaderin sanma.</p>
<p>Umutlarla aşıla kendini…</p>
<p>Çünkü umut, her şey yolundayken kurulan güzel hayallerden ibaret değildir. Asıl umut, hiçbir şeyin yolunda gitmediği zamanlarda bile insanın içinde küçücük bir ışığı koruyabilmesidir. Bazen bir kapının açılmasını beklersin, bazen bir haberin gelmesini, bazen de yalnızca içindeki sıkıntının geçmesini… Beklediğin şeylerin hepsi gerçekleşmeyebilir. Ama bu, hayatın sana sunacağı bütün güzelliklerin tükendiği anlamına gelmez.</p>
<p>Dün seni üzen bir olay, bugün sana sabretmeyi öğretebilir. Dün seni terk eden biri, bugün kendi değerini anlamana vesile olabilir. Dün gözyaşlarıyla uyuduğun bir gecenin ardından, bir sabah sebepsizce gülümseyebilirsin.</p>
<p>İşte hayat biraz da budur: İnsan, yaşadıklarının içinde yeniden yeşermeyi öğrenir.</p>
<p>Ancak kendini aşılarken bir şeyi unutma. Her insana kendinden bir parça verme, her gülümseyene kalbini açma, her güzel söze sonsuz anlamlar yükleme. İnsanları sev ama kendini de sev. Hayata tutun ama seni tüketen şeylere tutunmakta ısrar etme. Umut et ama bütün mutluluğunu tek bir ihtimale bağlama.</p>
<p>Çünkü sen de ilgiye, sevgiye, huzura ve güzel günlere layıksın.</p>
<p>Bir ağacın yeniden yeşermesi için toprağa, suya ve güneşe ihtiyacı vardır. İnsanın da ruhunu besleyen dostluklara, içini ısıtan anlara ve geleceğe inanmasını sağlayan umutlara ihtiyacı var.</p>
<p>Öyleyse kendini yalnızca geçmişin acılarıyla besleme. Yeni insanlara, yeni başlangıçlara, yeni hayallere de yer aç hayatında.</p>
<p>Aşıla kendini insanla, hayatla, umutlarla…</p>
<p>Ama en çok da kendinle barışarak aşıla. Dün yaptığın hataları affet, bugün sahip olduklarının kıymetini bil, yarının güzelliklerine kapını kapatma.</p>
<p>Unutma; hayat bazen sana yeniden başlamak için büyük fırsatlar sunmaz. Bazen yalnızca küçücük bir işaret bırakır önüne. Onu fark etmek, o işaretten bir umut çıkarmak ve yeniden yürümeye karar vermek sana kalır.</p>
<p>Çünkü insan, umut etmeyi bıraktığında değil yalnızca; kendisine yeni bir ihtimal tanımadığında da yorulur.</p>
<p>Ve belki de hayatın en güzel tarafı şudur:</p>
<p>Ne kadar kurumuş hissedersen hisset, içinde yeniden yeşerebilecek bir yer mutlaka vardır.</p>
<p>Yeter ki kendini hayattan, insandan ve umuttan mahrum bırakma.</p>
<p>Aşıla kendini…</p>
<p>Çünkü hayat, yeniden yeşermeyi göze alanlara hâlâ güzel sürprizler saklıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR KIZ ÇOCUĞUNUN HAYALİ , DÜNYANIN UMUDUDUR.</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-kiz-cocugunun-hayali-dunyanin-umududur</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-kiz-cocugunun-hayali-dunyanin-umududur</guid>
<description><![CDATA[ Bir Kız Çocuğunun Hayali, Dünyanın Umududur

Ayşe Küçükışık ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acc749e18420.webp" length="57286" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 12 Oct 2026 08:58:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Kız Çocuğunun Hayali, Dünyanın Umududur</p>
<p>Ayşe Küçükışık</p>
<p>Bir kız çocuğu düşünün…</p>
<p>Gözlerinde kocaman bir dünya, avuçlarında henüz gerçekleşmemiş hayaller, yüreğinde keşfedilmeyi bekleyen bir umut taşıyor. Kimi öğretmen olmak istiyor, kimi doktor, kimi yazar… Kimi de henüz ne olmak istediğini bilmiyor. Ama hepsinin ortak bir dileği var: Çocuk olmak, sevilmek, korunmak ve kendi hayallerini özgürce kurabilmek.</p>
<p>Hiçbir çocuk, geleceğini korkuyla düşünmemelidir.</p>
<p>Hiçbir kız çocuğu, kendisine sunulan hayatla yetinmek zorunda bırakılmamalıdır.</p>
<p>Bırakalım kız çocukları çocukluklarını yaşayabilsin. Koşsunlar, oynasınlar, öğrensinler, düş kursunlar. Düştüklerinde ellerinden tutulsun, başardıklarında alkışlansınlar. Kendi yollarını seçebilecekleri bir dünyada büyüsünler.</p>
<p>Çünkü bir kız çocuğunun yüzündeki gülümseme, yalnızca bir ailenin mutluluğu değil, insanlığın ortak sevincidir.</p>
<p>Bugün bir kız çocuğunun elinden tutun. Belki onun bütün dünyasını değiştiremezsiniz ama dünyaya bakışını değiştirecek bir umut olabilirsiniz.</p>
<p>11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü kutlu olsun.</p>
<p>Dileğimiz; her kız çocuğunun eşit haklara sahip olduğu, korkmadan büyüdüğü, eğitimle güçlendiği ve hayallerini gerçekleştirebildiği bir dünya…</p>
<p>Çünkü kız çocukları yalnızca geleceğin kadınları değil, bugünün de değerli bireyleridir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAYBEDECEK BİR ŞEYİ KALMAMIŞ İNSAN, KURUMUŞ AĞACA BENZER</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaybedecek-bir-seyi-kalmamis-insan-kurumus-agaca-benzer</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaybedecek-bir-seyi-kalmamis-insan-kurumus-agaca-benzer</guid>
<description><![CDATA[ “Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan kurumuş ağaca benzer.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6acb6c44b03d2.webp" length="46132" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 11 Oct 2026 14:00:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>KAYBEDECEK BİR ŞEYİ KALMAMIŞ İNSAN, KURUMUŞ AĞACA BENZER</p>
<p>“Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan kurumuş ağaca benzer.”</p>
<p>Bazı sözler vardır, insanın kulağından girer ama doğrudan yüreğine dokunur. Üzerinde uzun uzun düşünmeden geçemezsin. Çünkü o sözün içinde kendinden bir parça, tanıdığın bir insanın hikâyesi ya da hayatın acı bir gerçeği saklıdır.</p>
<p>Kaybedecek bir şeyi kalmamış insan, kurumuş ağaca benzer…</p>
<p>Bir zamanlar o ağaç da yemyeşildi. Dalları gökyüzüne uzanır, yaprakları rüzgârla dans eder, gölgesinde insanlar dinlenirdi. Belki kuşlar yuva yapmıştı dallarına, belki birileri onun altında hayaller kurmuştu. Fakat zamanla yağmurlar kesildi, toprağı susuz kaldı, dalları birer birer kurudu. Artık ne eskisi gibi çiçek açabiliyor ne de meyve verebiliyordu.</p>
<p>Ama kimse düşünmedi ki o ağacın da bir zamanlar canı vardı. Onu kurutan yalnızca güneşin sıcaklığı değil, belki de yıllarca beklediği hâlde alamadığı yağmurdu.</p>
<p>İnsan da böyledir.</p>
<p>Bir insanı ayakta tutan yalnızca nefes alması değildir. Sevdikleri, umutları, hayalleri, bekleyişleri ve yarına dair inancı vardır. İnsan bazen bir evin içinde yuvasını kaybeder, kalabalıkların arasında yalnız kalır, en çok güvendiği insanın sessizliğiyle yaralanır. Bazen yıllarca emek verdiği bir şeyin elinden kayıp gidişini izler. Bazen de kimseye anlatamadığı acılarını içine gömer.</p>
<p>Sonra bir gün gelir, eskiden canını acıtan şeylere karşı sessizleşir.</p>
<p>Eskiden bir sözle kırılan kalbi, artık hiçbir söze cevap vermez. Eskiden gitmesin diye arkasından koştuğu insanların ardından bakmaz. Eskiden kaybetmekten korktuğu şeyler için mücadele ederken, bir gün mücadele edecek gücü bile kalmaz.</p>
<p>İşte o zaman insanlar onun değiştiğini söyler.</p>
<p>Oysa belki de değişen insan değil, içindeki umuttur. Belki de defalarca kırılan kalbi, kendisini korumak için sessizliği seçmiştir.</p>
<p>Çünkü kaybedecek bir şeyi kalmayan insanın en büyük yarası, sahip olduklarını yitirmesi değil; yeniden bir şeylere bağlanacak cesareti bulamamasıdır.</p>
<p>Fakat burada unutulmaması gereken bir gerçek var: Kurumuş görünen her ağaç ölü değildir. Bazen kökleri toprağın derinliklerinde yaşamaya devam eder. Mevsimler değişir, yağmurlar geri döner ve bir gün hiç beklenmedik bir dalda küçücük bir yeşillik belirir.</p>
<p>İnsan da bazen böyledir. Her şeyini kaybettiğini düşündüğü anda bile içinde kimsenin göremediği küçücük bir umut saklayabilir. Yeter ki hayat ona yeniden tutunabileceği bir dal, güvenebileceği bir yürek ve kendisi olabileceği bir yer sunsun.</p>
<p>Belki de bu yüzden, kaybedecek bir şeyi kalmamış insanlardan korkmak yerine onların neler kaybettiğini anlamaya çalışmalıyız. Çünkü kim bilir, o insan bir zamanlar ne kadar çok sevmiş, ne kadar çok inanmış ve ne kadar çok beklemiştir.</p>
<p>Bir insanın sessizliğini kabulleniş, uzaklaşmasını umursamazlık, gözlerindeki donukluğu da duygusuzluk sanmamalıyız. Bazen en derin acılar, en sessiz insanların içinde yaşar.</p>
<p>Ve unutmamalıyız ki hiçbir ağaç kendi kendine kurumaz; bazen onu yaşatacak suyu kimse getirmez.</p>
<p>Belki de asıl mesele, bir insan her şeyini kaybettikten sonra ona neden böyle olduğunu sormak değil, henüz umutları tükenmeden önce yanında olabilmektir.</p>
<p>Çünkü bazı insanlar kaybettikleri için değil, kayıplarıyla baş başa bırakıldıkları için kurur.</p>
<p>Ve bazen bir insanın yeniden yeşermesi için koca bir ormana değil, yalnızca onu gerçekten anlayan bir kalbe ihtiyacı vardır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BEN , BANA BENZEYEN BİRİYİM.</title>
<link>https://fikirizleri.com/ben-bana-benzeyen-biriyim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/ben-bana-benzeyen-biriyim</guid>
<description><![CDATA[ Ben, bana benzeyen biriyim. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac8f9386f85b.webp" length="61066" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 09 Oct 2026 17:25:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>Ben, bana benzeyen biriyim.</p>
<p>Ne bütünüyle başkalarına benzerim ne de başkalarına benzemek için kendimden vazgeçerim. İçimde kimsenin bilmediği cümleler, yüzümde anlatamadığım hikâyeler, yüreğimde yalnızca benim bildiğim izler taşırım.</p>
<p>Bazen suskunluğumla tanınırım, bazen bir cümleye sığdıramadığım düşüncelerimle… Bazen herkese güçlü görünürüm de kendi içimde kırıklarımı toplarım. Bazen küçücük bir sözle mutlu olur, bazen koca bir dünyanın ağırlığını sessizce omuzlarım.</p>
<p>Ben, yaşadıklarımdan ibaret değilim. Yaşayamadıklarım da var içimde. Söyleyemediklerim, yarım kalan hayallerim, kimseye anlatmadığım kırgınlıklarım ve her şeye rağmen yeniden yeşerttiğim umutlarım…</p>
<p>Beni tanıdığını söyleyenler olabilir. Oysa insan, kendini bile her gün yeniden tanırken bir başkasını ne kadar tanıyabilir ki?</p>
<p>Ben değişirim. Dün sustuğum yerde bugün konuşur, dün üzüldüğüm şeylere bugün gülümseyebilirim. Bazen kendime kızar, bazen kendimi affederim. Çünkü ben de öğreniyorum; insan olmayı, ayakta kalmayı, gerektiğinde gitmeyi, gerektiğinde yeniden başlamayı…</p>
<p>Kimine göre fazla duygusal, kimine göre fazla inatçı, kimine göre anlaşılması zor biriyim. Belki de hepsinden birazım. Ama en çok, kendime benzerim.</p>
<p>Başkalarının kalıplarına sığmak zorunda değilim. Herkesin doğrusu benim doğrum, herkesin yolu benim yolum olmak zorunda değil. Benim de kendime ait bir hikâyem, kendime göre bir yürüyüşüm var.</p>
<p>Bazen kendime bile yabancılaştığım olur. Aynaya bakıp gözlerimdeki yorgunluğu gördüğüm, geçmişimi düşünüp iç çektiğim, geleceğe dair sessizce hayaller kurduğum zamanlar… Ama ne yaşarsam yaşayayım, dönüp dolaşıp yine kendime gelirim.</p>
<p>Çünkü insanın en uzun yolculuğu, kendine yaptığı yolculuktur.</p>
<p>Ben, eksiklerimle, çelişkilerimle, hatalarımla, doğrularımla kendimim. Herkesi memnun edemeyeceğimi öğrendim. Herkesin beni anlamasını beklemenin de kendime haksızlık olduğunu…</p>
<p>Artık biliyorum; kendim olmak için kimsenin iznine ihtiyacım yok.</p>
<p>Ben, bana benzeyen biriyim.</p>
<p>Biraz dünüm, biraz bugünüm, biraz da henüz yaşayamadığım yarınlarım…</p>
<p>Ve bütün bunların arasında, başkasına dönüşmeden kendim kalmaya çalışan bir insanım.</p>
<p>Belki de hayatın en güzel tarafı budur: Herkesin arasında kendine ait bir ses taşıyabilmek ve o sesin içinde kendini kaybetmemek.</p>
<p>Ben, bana benzeyen biriyim.</p>
<p>Ne fazlası ne eksiği…</p>
<p>Sadece kendim.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖKYÜZÜNE BAKMAYI UNUTMAYALIM  4–10 Ekim Dünya Uzay Haftası</title>
<link>https://fikirizleri.com/gokyuzune-bakmayi-unutmayalim-410-ekim-dunya-uzay-haftasi-4805</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gokyuzune-bakmayi-unutmayalim-410-ekim-dunya-uzay-haftasi-4805</guid>
<description><![CDATA[ Uzay, aynı zamanda merak etmenin, araştırmanın ve hayal kurmanın hikâyesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac669d32091c.webp" length="61976" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 18:49:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GÖKYÜZÜNE BAKMAYI UNUTMAYALIM</p>
<p>4–10 Ekim Dünya Uzay Haftası</p>
<p>İnsan, yeryüzünde yaşamaya başladığı günden beri başını gökyüzüne kaldırıp aynı sorunun peşinden gitti:</p>
<p>“Acaba orada ne var?”</p>
<p>Geceleri parlayan yıldızlar, Ay'ın değişen yüzü, uzaklarda kaybolup giden gezegenler… Gökyüzü, insanoğlu için her zaman hem büyük bir merak hem de bilinmezliğin kapısı oldu.</p>
<p>Bugün ise artık yalnızca gökyüzüne bakmıyoruz. Uzaya araçlar gönderiyor, başka gezegenleri araştırıyor, uzak galaksilerden gelen ışıkları inceliyor ve evrenin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışıyoruz.</p>
<p>4–10 Ekim tarihleri arasında kutlanan Dünya Uzay Haftası, insanlığın uzay araştırmalarındaki gelişmelerini hatırlamak ve özellikle çocukların ve gençlerin bilime olan ilgisini artırmak açısından önemli bir hafta.</p>
<p>Ama uzay denildiğinde aklımıza yalnızca roketler, astronotlar ve gezegenler gelmemeli.</p>
<p>Uzay, aynı zamanda merak etmenin, araştırmanın ve hayal kurmanın hikâyesidir.</p>
<p>Bir zamanlar Ay'a gitmek insanlara imkânsız gibi görünüyordu. Sonra insanlar hayal etti, çalıştı, hesapladı ve Ay'a ulaştı. Bugün Mars'a gönderilen araçlar başka bir gezegenin yüzeyini inceliyor. Uzayın derinliklerini gözlemleyen teleskoplar ise milyarlarca yıl öncesinden gelen ışıkları yakalıyor.</p>
<p>Belki de uzay araştırmalarının bize verdiği en önemli ders şudur:</p>
<p>İnsan, merak ettiği sürece ilerler.</p>
<p>Gökyüzüne baktığımızda aslında yalnızca uzak yıldızları görmeyiz. Kendi küçüklüğümüzü ve aynı zamanda insanlığın ne kadar büyük işler başarabileceğini de görürüz.</p>
<p>Dünya, uçsuz bucaksız evrende küçücük bir nokta olabilir. Fakat bizim evimizdir.</p>
<p>Bu nedenle uzayı araştırırken yaşadığımız dünyayı da unutmamalıyız. Çünkü başka gezegenleri keşfetmeye çalışırken kendi gezegenimizin değerini daha iyi anlamamız gerekir.</p>
<p>Belki bugün bir çocuk gece gökyüzüne bakıp bir yıldızı merak edecek.</p>
<p>Belki o çocuk yıllar sonra bir bilim insanı, bir mühendis, bir astronom ya da bir astronot olacak.</p>
<p>Belki de insanlığın uzayla ilgili bugün cevabını bilmediği bir sorunun yanıtını o bulacak.</p>
<p>Bu yüzden çocuklara sadece cevapları öğretmek yetmez.</p>
<p>Onlara soru sormayı da öğretmeliyiz.</p>
<p>Çünkü büyük keşiflerin çoğu, küçük bir soruyla başlar.</p>
<p>Dünya Uzay Haftası'nda gökyüzüne bir kez daha bakalım.</p>
<p>Yıldızları yalnızca uzaktan parlayan ışıklar olarak değil, insanlığın merakına açılan kapılar olarak görelim.</p>
<p>Ve unutmayalım:</p>
<p>Gökyüzü ne kadar uzak görünürse görünsün, ona ulaşmanın ilk adımı başımızı kaldırıp bakmaktır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÇAKIR</title>
<link>https://fikirizleri.com/cakir</link>
<guid>https://fikirizleri.com/cakir</guid>
<description><![CDATA[ Ben satılık değilim! ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6ac290833a06a.webp" length="33142" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 20:46:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ÇAKIR <br>Çakır’ın Bir Bildiği Var<br>Sabahları evde çalan ilk alarm telefonum değildi.<br>Çakır’dı.<br>Daha güneş perdelerin arasından kendini göstermeden, evin sessizliğini onun sesi bozardı:<br>— Günaydın!<br>Bazen öyle ciddi söylerdi ki, sanki evin sahibi o, ben de onun yanında işe yeni başlamış biriydim.<br>Gözlerimi açar, yatağın içinde biraz daha oyalanmaya çalışırdım.<br>Bu kez ikinci uyarı gelirdi:<br>— Ayşe!<br>Artık kalkmaktan başka çarem kalmazdı.<br>Çakır bir Jako papağandı. Ama bizim evde yalnızca bir kuş değildi. Günün neşesi, evin küçük muhabiri, bazen de hiç istemediğimiz hâlde vicdanımızın sesi olurdu.<br>Sabahları kafesinin yanına yaklaşınca başını yana eğer, beni dikkatle süzerdi.<br>— Ne yapıyorsun sen?<br>Sanki bütün gece ortadan kaybolmuşum da hesabını soruyordu.<br>— Seni uyandırmaya çalışıyorum Çakır.<br>Cevap gecikmezdi:<br>— Banyo yapalım!<br>İşte o anda konu tamamen değişirdi.<br>Çünkü Çakır’ın en sevdiği şeylerden biri suydu.<br>Banyo zamanı geldiğinde evde küçük bir şenlik başlardı. Suyun sesi duyulduğu anda kanatlarını hareket ettirir, heyecanlanır, bir an önce sıra kendisine gelsin isterdi.<br>Bazen etrafa öyle su sıçratırdı ki, banyo yapanın kim olduğu konusunda insanın kafası karışırdı.<br>Ben temizlenmesini isterdim, o ise bütün odayı temizlemeye karar verirdi.<br>Sonra bir köşeye çekilip bana bakardı.<br>— Ne yapıyorsun sen?<br>Bu kez aynı soruyu ona sormak isterdim.<br>Ama Çakır cevap bekleyen bir kuş değildi.<br>Çakır, kendi dünyası olan bir canlıydı.<br>Bazen gün içinde söyledikleriyle bizi güldürür, bazen hiç beklemediğimiz bir anda öyle bir cümle kurardı ki, hepimizi sustururdu.<br>Bir gün sohbet sırasında yine o meşhur sözünü söyledi:<br>— Ben satılık değilim!<br>Gülmeye başladım.<br>Çünkü bunu söylerken sesindeki ciddiyet görülmeye değerdi.<br>Sanki karşısında pazarlık yapan biri vardı da, Çakır bütün haklarını savunuyordu.<br>O an düşündüm.<br>Belki de bu cümle, onun ağzından çıkmış sıradan bir söz değildi.<br>Çünkü hayvanları bazen gerçekten de bir eşya gibi görüyorduk.<br>Alınıp satılan, hediye edilen, sıkılınca terk edilen, bakımı zor gelince kapının önüne bırakılan canlılar...<br>Oysa onların da korkuları vardı.<br>Sevinçleri vardı.<br>Alışkanlıkları vardı.<br>Bir eve, bir insana, bir sese bağlanabiliyorlardı.<br>Çakır’ın “Ben satılık değilim!” demesi, bir anda kulağıma başka türlü geldi.<br>Sanki yalnızca kendisi için değil, konuşamayan bütün hayvanlar için söylüyordu:<br>Ben bir eşya değilim.<br>Ben bir canlıyım.<br>Bana sahip olmak değil, bana iyi bakmak gerekir.<br>4 Ekim geldiğinde takvimde yalnızca bir gün görmedim.<br>Çakır’a baktım.<br>— Günaydın, dedim.<br>Başını yana eğdi.<br>— Günaydın!<br>Gülümsedim.<br>— Banyo yapalım mı?<br>Bir anda hareketlendi.<br>— Banyo yapalım!<br>Güldüm.<br>Sonra ona biraz daha yaklaşıp sordum:<br>— Çakır, sen ne istiyorsun?<br>Hiç düşünmeden cevap verdi:<br>— Ayşe!<br>Bu kez gülen ben olmadım.<br>Çünkü bazen bir hayvanın söyleyebildiği tek bir kelime bile, aramızdaki bağın ne kadar güçlü olduğunu anlatmaya yetiyordu.<br>Çakır konuşmayı öğrenmişti.<br>Ama bana başka bir şey öğretmişti:<br>Hayvanları korumak yalnızca onları sevmek değildi.<br>Onları anlamaya çalışmaktı.<br>İhtiyaçlarını bilmekti.<br>Onlara eziyet etmemekti.<br>Onları bir hevesle alıp sonra terk etmemekti.<br>Ve en önemlisi...<br>Onların bize ait olmadığını hatırlamaktı.<br>Çakır yine kafesinin kenarına geldi.<br>Bana baktı.<br>Son sözünü söyledi:<br>— Ne yapıyorsun sen?<br>Gülümsedim.<br>— Seni dinliyorum Çakır.<br>Bir süre sessiz kaldı.<br>Sonra sanki bütün konuşmanın özetini yapıyormuş gibi başını dikleştirdi:<br>— Ben satılık değilim!<br>O gün anladım.<br>Belki de 4 Ekim'in en güzel cümlesi buydu.<br>Çünkü hayvanları korumak, onların bizim için ne ifade ettiğini anlatmaktan önce, onların kendi başlarına birer yaşam olduğunu kabul etmekle başlıyordu.<br>Çakır bunu benden çok önce anlamıştı.<br>Ben ise onun sayesinde öğrenmiştim.<br><br></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>FİKRİMİN İZLERİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/fikrimin-izleri-4774</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fikrimin-izleri-4774</guid>
<description><![CDATA[ DERLEME KİTAPTAKİ YAZIM ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202610/image_870x580_6abe3cdeae928.webp" length="35536" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 15:43:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>FİKRİMİN İZLERİ</p>
<p>( DERLEME KİTAPTAKİ YAZIMDIR.) </p>
<p>Ortaokulda hikâye yarışmasına katılarak ödül almıştım. Öğretmenim şehirler arası yarışmaya da götürmek istedi fakat babam izin vermemişti. Ödül almak beni daha çok yazmaya teşvik etti. Şiir yazdım, radyolarda yayınlandı ama babamdan korkuma rumuzla yayınlandı. Daha sonra bir sitede yazdım ama zamanla o site kapandı sanırım. Yazılarımla ilgili bilgi almak istedim ama kimseye ulaşamadım.</p>
<p>​O kadar emek boşa gitmişti. Muhatap yoktu yani.</p>
<p>​Bir gün, emin değilim ama sanırım Instagram’da dolaşırken Fikir İzleri karşıma çıktı.</p>
<p>​“Her kalem bir söz, her fikir bir iz bırakır...” yazıyordu.</p>
<p>​Burası belki benim hayallerime açılan kapı olabilirdi.</p>
<p>​Hayallerin Öyküsü kitabında belirtildiği gibi hayallerimizin öyküsünü yazarken kanadı kırık bir kuş gibi çaresiz olsam da hayallerim için çırpınırken ben de insanlara bir iz bırakabilirim.</p>
<p>​Tabii ben iz bırakırken diğer yazar arkadaşlarımdan bana izler kalabilir.</p>
<p>​“Neden olmasın ki?” dedim kendi kendime.</p>
<p>​Evet, benim de fikirlerimi, şiirlerimi yayınlayacağım bir platform bulmuştum. Hemen yükledim ama nasıl bir yol izleyeceğimi bilemedim. Bu esnada hiç zorluk yaşamadım çünkü muhatabım vardı.</p>
<p>​Samimi cuma günü sohbetleriyle, cana yakın personeliyle abla-kardeş gibi oldum. Çok güzel kitaplarını okumaya başladım. Kendimi boşlukta hissettiğimde yeniden yazmaya başladım.</p>
<p>​O yüzden “Fikir İzleri, her yazarın, her okurun kendini evinde gibi hissedeceği ikinci bir ailesidir.” diyorum.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>FISILTI</title>
<link>https://fikirizleri.com/fisilti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/fisilti</guid>
<description><![CDATA[ Bölüm 1 – Saat 03:17

Saat 03:17’de uyandı.

Bunu ilk anda fark etmedi. Önce karanlığın ağırlığını hissetti. Oda her zamankinden daha sessizdi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_6963ed0a09443.webp" length="75576" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 20:36:57 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>SON DURAK DEĞİL…</title>
<link>https://fikirizleri.com/son-durak-degil</link>
<guid>https://fikirizleri.com/son-durak-degil</guid>
<description><![CDATA[ Bazı yolculuklar bir istasyonda başlamaz, bir istasyonda da bitmez.

Bazı yolculuklar insanların hayatına yerleşir.

Ve nesilden nesile anlatılır.

Almanya Treni’nin yolculuğu burada bitmiyor.

Asıl hikâye, tren raylara çıktığında başlayacak…

Devamı kitapta. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab4ffc97a5fd.webp" length="62196" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 27 Sep 2026 11:10:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>SON DURAK DEĞİL…</p>
<p>Yıllar önce başlayan bir hayalin peşinden yürüyen insanların hikâyesiydi bu.</p>
<p>Kimi yarım kalan bir hayalini geride bırakmıştı, kimi ailesini, kimi doğup büyüdüğü toprağı…</p>
<p>Kimi eline bir bavul almış, kimi yalnızca umutlarını yanına koymuştu.</p>
<p>Geride kalan köy, evler, sokaklar ve tanıdık yüzler yavaş yavaş uzaklaşırken, önlerinde ne olduğunu kimse tam olarak bilmiyordu.</p>
<p>Bir tren…</p>
<p>Bir yolculuk…</p>
<p>Ve bilinmeyen bir ülke.</p>
<p>Belki de asıl hikâye şimdi başlıyordu.</p>
<p>Çünkü Almanya’ya giden yol yalnızca rayların üzerinde ilerleyen bir trenin hikâyesi değildi.</p>
<p>O trenin içinde hayaller vardı.</p>
<p>Korkular vardı.</p>
<p>Özlemler vardı.</p>
<p>Ve yıllar sonra bile unutulmayacak hatıralar vardı.</p>
<p>Gidenlerin ardında bıraktıkları hayatları, gittikleri yerde kurmaya çalışacakları yeni hayatla birbirine bağlayan uzun bir yol vardı.</p>
<p>Tren ilerledikçe geride kalanlar küçüldü.</p>
<p>Ama geride bırakılan hayatlar hiç küçülmedi.</p>
<p>Aksine, yıllar geçtikçe daha da büyüdü.</p>
<p>Çünkü bazı yolculuklar bir istasyonda başlamaz, bir istasyonda da bitmez.</p>
<p>Bazı yolculuklar insanların hayatına yerleşir.</p>
<p>Ve nesilden nesile anlatılır.</p>
<p>Almanya Treni’nin yolculuğu burada bitmiyor.</p>
<p>Asıl hikâye, tren raylara çıktığında başlayacak…</p>
<p>Devamı kitapta.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 50.Cİ BÖLÜM &amp; BİR GELİŞ, BİR DÖNÜŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-50ci-bolum-bir-gelis-bir-donus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-50ci-bolum-bir-gelis-bir-donus</guid>
<description><![CDATA[ Almanya Treni’nin yolculuğu burada bitmiyordu.

Burada yalnızca bir sayfa kapanıyordu.

Asıl hikâye ise devam ediyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab64246c2f63.webp" length="54314" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 26 Sep 2026 12:39:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>50.Cİ BÖLÜM - BİR GELİŞ, BİR DÖNÜŞ</p>
<p>Şakire’nin doğumunun üzerinden birkaç gün geçmişti.</p>
<p>Evde artık başka bir ses vardı.</p>
<p>Yeni doğan bebeğin sesi, evin sessizliğine karışıyor; çocuklar kardeşlerinin etrafında dolaşıyor, Şakire ise bir yandan bebeğiyle ilgilenirken bir yandan evin işlerini sürdürmeye çalışıyordu.</p>
<p>Memduh ise Almanya’daydı.</p>
<p>Ailesinden uzakta geçen günlerin ardından, Türkiye’ye gelme zamanı yaklaşmıştı.</p>
<p>Şakire için Memduh’un geleceğini bilmek bile ayrı bir heyecandı.</p>
<p>Çünkü gurbet, insanın özlemini büyütüyordu.</p>
<p>Beklenen gün geldi.</p>
<p>Memduh Türkiye’ye geldi.</p>
<p>Uzun zamandır görmediği evine yeniden kavuştu.</p>
<p>Çocuklarını gördüğünde yüzünde büyük bir mutluluk vardı.</p>
<p>Sonra gözleri yeni doğan bebeğe çevrildi.</p>
<p>Kucağına aldı.</p>
<p>Bir süre hiçbir şey söylemeden bebeğine baktı.</p>
<p>Gurbette geçirdiği günlerin yorgunluğu, o küçücük yüzü gördüğü anda sanki biraz olsun hafiflemişti.</p>
<p>Şakire de onları izliyordu.</p>
<p>Evin içinde kısa bir süreliğine de olsa gurbetin özlemi unutulmuştu.</p>
<p>Çocuklar babalarının etrafında dolaşıyor, evin içinde yeniden bir hareketlilik yaşanıyordu.</p>
<p>Memduh’un gelişi, aile için yalnızca bir kavuşma değildi.</p>
<p>Uzun zamandır ayrı kalan bir ailenin yeniden aynı çatı altında buluşmasıydı.</p>
<p>Fakat gurbetin kendi kuralları vardı.</p>
<p>Memduh’un Almanya’ya dönmesi gerekiyordu.</p>
<p>Günler hızla geçti.</p>
<p>Dönüş hazırlıkları başladı.</p>
<p>Bavul yeniden hazırlandı.</p>
<p>Türkiye’ye gelirken taşıdığı özlemler, dönüş yolunda yerini yeniden ayrılığın ağırlığına bırakıyordu.</p>
<p>Evdeki hareketlilik yavaş yavaş azaldı.</p>
<p>Çocuklar babalarının yeniden gideceğini biliyorlardı.</p>
<p>Şakire de biliyordu.</p>
<p>Memduh son kez evine, çocuklarına ve kucağındaki bebeğine baktı.</p>
<p>Sonra yola çıktı.</p>
<p>Arkasında ailesi, önünde Almanya vardı.</p>
<p>Bir kez daha gurbet yoluna düştü.</p>
<p>Ama kimse bilmiyordu...</p>
<p>Bu yolculuğun ardından hayatlarında daha neler yaşanacağını.</p>
<p>Almanya’da onu nasıl günlerin beklediğini...</p>
<p>Şakire’nin ve çocuklarının hayatının nasıl devam edeceğini...</p>
<p>Ve bu uzun yolculuğun onları hangi hikâyelere götüreceğini...</p>
<p>Almanya Treni’nin yolculuğu burada bitmiyordu.</p>
<p>Burada yalnızca bir sayfa kapanıyordu.</p>
<p>Asıl hikâye ise devam ediyordu.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 49.CU BÖLÜM &amp; ŞAKİRE’NİN DOĞUMU</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-49cu-bolum-sakirenin-dogumu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-49cu-bolum-sakirenin-dogumu</guid>
<description><![CDATA[ “Burada yat.”

“Sesini çıkarma.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab64078e8a29.webp" length="55740" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>49.CU BÖLÜM ŞAKİRE’NİN DOĞUMU</p>
<p>İkindi vaktiydi.</p>
<p>Evde dokuma kilimler geriliydi. Günün sıradan sessizliği, Şakire’nin sancılanmasıyla bir anda değişti.</p>
<p>Şakire’nin doğum sancıları başlamıştı.</p>
<p>Sancı geldikçe yüzü değişiyor, kendini toparlamaya çalışıyordu. Evde bulunan iki kadın hemen onun yanına geldi. Birbirlerine bakıp ne yapacaklarını biliyorlardı. O günlerde doğum için hastane yolu her zaman mümkün değildi. Kadınlar birbirlerine yardım eder, bir canın dünyaya gelişine yine kadınların elleriyle eşlik ederlerdi.</p>
<p>Gülfem ise olup bitenleri anlamaya çalışıyordu.</p>
<p>Bir kadın onun yanına geldi.</p>
<p>“Gülfem, sen pencerenin önündeki mindere yat.”</p>
<p>Gülfem söyleneni yaptı.</p>
<p>Kadın başına bir örtü örttü.</p>
<p>“Başını ört.”</p>
<p>Gülfem şaşkın şaşkın baktı.</p>
<p>“Görme. Sesini çıkarma. Sen burada yat, uyu.”</p>
<p>Gülfem, annesine bakmak istedi.</p>
<p>Ama dokuma kilimler gerilmişti.</p>
<p>Kilimlerin arkasında annesi vardı.</p>
<p>Gülfem örtünün altına girdiğinde dışarıdan gelen sesler daha da belirginleşti. Annesinin sancıyla çıkardığı sesleri duyuyordu.</p>
<p>İçi ürperdi.</p>
<p>Annesinin canı yanıyordu.</p>
<p>Yanına gitmek istiyordu ama kendisine söylenen sözleri hatırladı.</p>
<p>“Burada yat.”</p>
<p>“Sesini çıkarma.”</p>
<p>Gülfem sessizce mindere uzandı.</p>
<p>Örtünün altında gözlerini açmış, tavana bakıyordu.</p>
<p>Bir yandan annesini düşünüyordu.</p>
<p>Bir yandan da kilimlerin arkasında ne olduğunu merak ediyordu.</p>
<p>Şakire’nin sancıları sıklaştıkça evin içindeki hareketlilik de arttı.</p>
<p>Kadınlar onun yanındaydı.</p>
<p>Biri Şakire’ye yardımcı oluyor, diğeri doğum için gerekenlerle ilgileniyordu.</p>
<p>Şakire’nin sesi zaman zaman yükseliyor, sonra yeniden kısılıyordu.</p>
<p>Gülfem her sesi duyuyordu.</p>
<p>Küçük kalbi korkuyla çarpıyordu.</p>
<p>Annesine bir şey olmasından korkuyordu.</p>
<p>Ama ne olduğunu da bilmiyordu.</p>
<p>Sadece annesinin çok zorlandığını hissediyordu.</p>
<p>Kilimlerin arkasında hayatın en büyük mucizelerinden biri yaşanıyordu.</p>
<p>Şakire, sancıların arasında bir canı dünyaya getirmeye çalışıyordu.</p>
<p>Zaman sanki evin içinde durmuştu.</p>
<p>Gülfem için de öyleydi.</p>
<p>Ne dışarı çıkabiliyor ne annesinin yanına gidebiliyor ne de gördüklerinin anlamını anlayabiliyordu.</p>
<p>Sadece bekliyordu.</p>
<p>Sonra bir anda...</p>
<p>Şakire’nin sancılı seslerinin arasından başka bir ses yükseldi.</p>
<p>İncecik...</p>
<p>Titrek...</p>
<p>Yeni doğmuş bir bebeğin ilk ağlama sesi.</p>
<p>Gülfem bir anda doğruldu.</p>
<p>Örtünün altından başını kaldırdı.</p>
<p>Dinledi.</p>
<p>Bebek ağlıyordu.</p>
<p>Gülfem’in gözleri büyüdü.</p>
<p>O an, annesinin yanına bir bebeğin geldiğini anladı.</p>
<p>Bir kardeşi olmuştu.</p>
<p>Kilimlerin arkasında yeni bir hayat başlamıştı.</p>
<p>Şakire ise yorgunluğun içinde bebeğinin sesini duyuyordu.</p>
<p>Belki bütün sancıların, bütün yorgunluğun arasında duyduğu o ilk ağlama sesi, ona dünyanın en güzel sesiydi.</p>
<p>Bir süre önce canını yakan sancılar vardı.</p>
<p>Şimdi ise kucağına alacağı küçücük bir can vardı.</p>
<p>Gülfem hâlâ pencerenin önündeki minderdeydi.</p>
<p>Başındaki örtüyü tamamen kaldırmadı.</p>
<p>Sadece kardeşinin sesini dinledi.</p>
<p>O küçücük ağlama sesi evin içinde yankılanırken, Gülfem’in korkusu yavaş yavaş yerini meraka bıraktı.</p>
<p>Acaba kardeşi nasıl görünüyordu?</p>
<p>Acaba annesi onu ne zaman gösterecekti?</p>
<p>Ama o gün Gülfem kardeşini göremedi.</p>
<p>Doğum, dokuma kilimlerin arkasında gerçekleşmişti.</p>
<p>Gülfem ise annesinin yanına gelen yeni bebeği, önce gözleriyle değil, duyduğu o ilk ağlama sesiyle tanıdı.</p>
<p>Ve o gün evin içinde, bir annenin sancıları sona ererken bir bebeğin hayatı başladı.</p>
<p>Şakire artık bir çocuğun daha annesiydi.</p>
<p>Gülfem ise artık bir kardeş daha kazanmıştı.</p>
<p>Ev aynı evdi.</p>
<p>Kilimler aynı kilimlerdi.</p>
<p>Ama o evin içinde artık bir kişi daha vardı.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 48. BÖLÜM – RESİMDEKİ YETENEK</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-48-bolum-resimdeki-yetenek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-48-bolum-resimdeki-yetenek</guid>
<description><![CDATA[ İnsan bazen kendinde bulunan bir özelliği, biri fark edip söyleyene kadar göremeyebilir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab568ce6ec08.webp" length="89102" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 24 Sep 2026 21:16:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>48. BÖLÜM – RESİMDEKİ YETENEK</p>
<p>Gülfem okulunu seviyordu.</p>
<p>Müdürün sertliği ve okulun kışın soğuk olması, onun okula olan sevgisini tamamen söndüremiyordu. Çünkü okulda dersler, kitaplar, arkadaşlar ve her gün yeniden keşfettiği başka şeyler vardı.</p>
<p>Gülfem özellikle okumayı çok seviyordu.</p>
<p>Öğretmenleri zaman zaman çocuklarla okuma çalışmaları yapar, onları okumaya teşvik ederdi. Gülfem de eline aldığı kitabın dünyasına dalmaktan büyük mutluluk duyardı.</p>
<p>Bir gün öğretmeni sınıfa farklı bir etkinlik yapacaklarını söyledi.</p>
<p>“Bugün dışarı çıkacağız. Resim yapacağız.”</p>
<p>Çocuklar bu sözleri duyunca sevindiler.</p>
<p>Öğretmen devam etti:</p>
<p>“Etrafınızda ne görüyorsanız onu çizebilirsiniz. Nasıl istiyorsanız öyle resim yapın.”</p>
<p>Çocuklar kâğıtlarını ve kalemlerini alıp dışarı çıktılar.</p>
<p>Okulun bahçesinde herkes kendine bir yer buldu.</p>
<p>Kimi ağaçlara baktı, kimi evleri çizmek için kâğıdını önüne koydu. Kimi de kendi hayalindeki resmi yapmaya başladı.</p>
<p>Gülfem de sessizce bir köşeye oturdu.</p>
<p>Yanında bir kitabı vardı.</p>
<p>Kitabın içinde çamaşır yıkayan bir kadının resmi bulunuyordu.</p>
<p>Gülfem daha önce o resme bakmıştı.</p>
<p>Resmi yeniden gördüğünde dikkatlice inceledi.</p>
<p>Sonra elindeki kalemi kâğıdın üzerinde gezdirmeye başladı.</p>
<p>Bir yandan okulun çevresinde gördüklerini çiziyor, bir yandan da kitabındaki kadının resmini aklında canlandırıyordu.</p>
<p>Çizdikçe resim şekillenmeye başladı.</p>
<p>Gülfem, kadının duruşunu, kıyafetini ve çamaşır yıkama hâlini ayrıntılarıyla kâğıda aktardı.</p>
<p>Resmini tamamladığında öğretmeni yanına geldi.</p>
<p>Öğretmen önce Gülfem’in yaptığı resme baktı.</p>
<p>Sonra Gülfem’in yanındaki kitaba göz attı.</p>
<p>Bir süre hiçbir şey söylemeden iki resmi karşılaştırdı.</p>
<p>Gülfem’in çizdiği kadın, kitaptaki kadına çok benziyordu.</p>
<p>Öğretmeni şaşırmıştı.</p>
<p>“Gülfem, sen bu resmi kitaptan bakarak mı çizdin?”</p>
<p>Gülfem başını kaldırdı.</p>
<p>“Hayır öğretmenim.”</p>
<p>Öğretmeni yeniden resme baktı.</p>
<p>“Emin misin?”</p>
<p>“Evet öğretmenim.”</p>
<p>Gülfem kitabın resmine bakmıştı ama çizimini yaparken doğrudan kopyalamamıştı. Resmi aklında tutmuş, gördüğünü kendi kâğıdına aktarmıştı.</p>
<p>Öğretmeni bunu anlayınca yüzünde bir gülümseme oluştu.</p>
<p>“Senin resim yeteneğin varmış Gülfem.”</p>
<p>Gülfem bu sözleri duyunca şaşırdı.</p>
<p>Belki de o güne kadar kendisinde böyle bir yetenek olduğunu hiç düşünmemişti.</p>
<p>Öğretmeninin söylediği bu söz, onun için önemliydi.</p>
<p>Çünkü insan bazen kendinde bulunan bir özelliği, biri fark edip söyleyene kadar göremeyebilir.</p>
<p>Gülfem’in de içinde böyle bir yetenek vardı.</p>
<p>O gün okul bahçesinde yaptığı resim, öğretmeninin dikkatini çekmişti.</p>
<p>Gülfem ise elindeki kaleme yeniden baktı.</p>
<p>Belki de bundan sonra resim yaparken daha dikkatli bakacak, gördüklerini kâğıda aktarmaktan daha çok keyif alacaktı.</p>
<p>Okul onun için yalnızca ders yapılan bir yer olmaktan çıkıyordu.</p>
<p>Kitapların yanında kalem ve kâğıt da onun dünyasında ayrı bir yer edinmeye başlıyordu.</p>
<p>Bir tarafta okumayı seven bir çocuk vardı.</p>
<p>Diğer tarafta çizdikleriyle dikkat çeken bir çocuk…</p>
<p>Gülfem’in çocukluk yıllarında, daha o yaşlarda, içinde farklı yeteneklerin küçük küçük kendini göstermeye başladığı anlaşılıyordu.</p>
<p>Ve belki de o gün öğretmeninin söylediği birkaç cümle, Gülfem’in kendisine başka bir gözle bakmasını sağlayacaktı.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 47. BÖLÜM – CEZACI MÜDÜR</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-47-bolum-cezaci-mudur</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-47-bolum-cezaci-mudur</guid>
<description><![CDATA[ “Acaba bugün kim ceza alacak?”

“Acaba müdür kime kızacak?” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab363ee9e0b5.webp" length="88760" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 08:30:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>47. BÖLÜM – CEZACI MÜDÜR</p>
<p>Gülfem’in ilkokula başladığı yıllarda köy okulunun kendine özgü bir düzeni vardı.</p>
<p>Okul, çocukların hayatında önemli bir yer tutuyordu. Sabah erkenden okula gidilir, dersler yapılır, teneffüslerde çocuklar bahçeye çıkar, çeşmenin başında su içilir, arkadaşlarla oyunlar oynanırdı.</p>
<p>Fakat okulda çocukların en çok çekindiği biri vardı.</p>
<p>Müdür.</p>
<p>Müdür oldukça sertti. Disiplini çok sıkı tutardı. Çocukların kurallara uymasını ister, en küçük bir yanlışta bile ceza vermekten çekinmezdi.</p>
<p>Her sabah çocuklar okulun çevresinde dolaştırılırdı. Bu yürüyüş, çocukların hoşuna giden bir spor değildi. Okulun bahçesi ve çevresi kontrol edilir, yerde bir kâğıt veya çöp varsa çocuklardan onu toplamaları istenirdi.</p>
<p>Çocuklar ellerinde kâğıtlarla, çöplerle okulun çevresinde dolaşırken müdür onları uzaktan takip ederdi.</p>
<p>Çocuklar onun bakışlarını üzerlerinde hissettiklerinde daha da dikkatli davranırlardı.</p>
<p>Çünkü müdürün gözünden hiçbir şey kaçmazdı.</p>
<p>Bir çocuk kurallardan birini çiğnediğinde kendi cezasını alırdı. Ama bazen bir kişinin yaptığı şey, bütün çocukların ceza almasına neden olurdu.</p>
<p>Bu yüzden çocuklar birbirlerini de uyarırlardı.</p>
<p>“Yapma, müdür görür!”</p>
<p>“Sessiz ol!”</p>
<p>“Oraya gitme!”</p>
<p>Çocukların dünyasında müdürün adı bile bazen yeterdi.</p>
<p>Kış ayları ise daha zordu.</p>
<p>Köyün soğuğu keskin olurdu. Çocukların elleri ve yüzleri soğuktan kızarır, parmakları uyuşurdu.</p>
<p>Ama müdür için soğuk, ceza vermeye engel değildi.</p>
<p>Çocuklardan bazen parmak uçlarını birbirine değdirerek ellerini birleştirmelerini isterdi.</p>
<p>Sonra elindeki çubukla parmaklarına vururdu.</p>
<p>Soğuktan zaten acıyan parmaklar, çubuğun darbesiyle daha da sızlardı.</p>
<p>Çocuklar ellerini geri çekmek istese de çekemezdi. Müdürün karşısında itiraz etmek kolay değildi.</p>
<p>Bazen verilen ceza bununla da kalmazdı.</p>
<p>Çocuklar yere yatırılır, ayaklarını kaldırmaları istenir, ardından ayak tabanlarına vurulurdu.</p>
<p>O yıllarda çocukların okul hayatında bu tür cezalar korkuyla hatırlanan anılara dönüşmüştü.</p>
<p>Her gün mutlaka bir çocuk ceza alırdı.</p>
<p>Bazen bir kişi, bazen birkaç kişi…</p>
<p>Bazen de bütün sınıf.</p>
<p>Çocuklar sabah okula gelirken yalnızca dersleri düşünmezdi.</p>
<p>“Acaba bugün kim ceza alacak?”</p>
<p>“Acaba müdür kime kızacak?”</p>
<p>“Acaba biz bir şey yapmadığımız hâlde ceza alacak mıyız?”</p>
<p>Bunlar çocukların kendi aralarında sessizce konuştuğu şeylerdi.</p>
<p>Fakat bütün bunlara rağmen çocuklar yine de çocuktu.</p>
<p>Teneffüs olduğunda korkularını bir kenara bırakıp koşar, birbirleriyle oynar, gülerlerdi.</p>
<p>Okulun büyük bir salonu vardı.</p>
<p>Sınıflarda soba bulunmadığı için kışın içerisi oldukça soğuk olurdu. Çocuklar teneffüslerde büyük sobanın etrafına koşar, biraz olsun ısınmaya çalışırlardı.</p>
<p>Kimileri ellerini sobaya doğru uzatır, kimileri sırtını sobaya verir, kimileri de arkadaşlarıyla birlikte sobanın çevresinde dönüp dururdu.</p>
<p>Hatta bazen müdürün cezalarından sonra çocukların sobanın başına koşmasına bile gerek kalmazdı.</p>
<p>Çünkü dayak ve cezanın verdiği sıcaklık (!) onları zaten yeterince ısıtmış olurdu.</p>
<p>Okulun hemen yanında bir de çeşme vardı.</p>
<p>O yıllarda çocukların yanında bugünkü gibi su şişeleri bulunmazdı. Susayan çocuk çeşmeye koşardı.</p>
<p>Teneffüs zili çaldığında okulun çevresi bir anda hareketlenirdi.</p>
<p>Kimi çocuk çeşmeye gider, kimi tuvalete koşar, kimi de arkadaşlarıyla oyun oynamaya başlardı.</p>
<p>Çeşmenin başında da ayrı bir kalabalık oluşurdu.</p>
<p>Bir çocuk su içerken diğeri sırasını bekler, başka biri arkadaşına seslenirdi.</p>
<p>Köy okulunun hayatı böyleydi.</p>
<p>Sertliğiyle korkutan müdürü vardı.</p>
<p>Soğuğu vardı.</p>
<p>Büyük sobası vardı.</p>
<p>Çeşmesi vardı.</p>
<p>Koşuşturan, gülen, bazen ağlayan çocukları vardı.</p>
<p>Ve bütün bu yaşananların içinde Gülfem de kendi dünyasını kuruyordu.</p>
<p>Okula gidiyor, derslerini öğreniyor, kitaplarla tanışıyor ve her gün yeni bir şey keşfediyordu.</p>
<p>Müdürün sertliği, okulun soğuğu ve köy hayatının bütün zorlukları arasında çocukluk yine de kendi yolunu buluyordu.</p>
<p>Çünkü çocukluk, en zor şartlarda bile kendisine küçük bir mutluluk yaratmayı bilirdi.</p>
<p>Gülfem’in okul günlerinde de henüz keşfedilmeyi bekleyen başka bir mutluluk vardı.</p>
<p>Bir gün eline bir kâğıt ve kalem alacak, okul bahçesinde yaptığı bir resimle öğretmeninin dikkatini çekecekti.</p>
<p>Ama o gün henüz gelmemişti.</p>
<p>Devam edecek… </p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 46. BÖLÜM – KARLI OKUL YOLU</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-46-bolum-karli-okul-yolu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-46-bolum-karli-okul-yolu</guid>
<description><![CDATA[ Gülfem korkmuştu.

Sesini duyurmak için bağırmaya başladı.

— Anne! ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab1a242a3d5c.webp" length="97384" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 22 Sep 2026 00:32:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>46. BÖLÜM – KARLI OKUL YOLU</p>
<p>Gülfem ilkokula başladığında, köyün üzerine öyle büyük karlar yağmıştı ki yollar neredeyse görünmez olmuştu. Evlerin çevresi bembeyazdı. Her yer karla kaplanmış, yürümek bile zorlaşmıştı.</p>
<p>O gün Gülfem’in okula gitmesi gerekiyordu. Fakat yağan kar öylesine fazlaydı ki küçük bir çocuğun o yollardan tek başına geçmesi mümkün değildi.</p>
<p>Şakire kızının okula gitmesini istiyordu. Gülfem’i sırtına aldı ve yola çıktı.</p>
<p>Anne kız, karların arasında güçlükle ilerliyorlardı. Şakire her adımını dikkatle atıyor, kızını sırtında taşırken bir yandan da karın altında kalan yolu bulmaya çalışıyordu.</p>
<p>Fakat o gün hava da çok sertti.</p>
<p>Fırtına çıkmış, kar savrulmaya başlamıştı. Görüş mesafesi gittikçe azalıyordu.</p>
<p>Bir süre sonra Şakire’nin attığı adımlardan biriyle yer çöktü.</p>
<p>Gülfem bir anda karın içine düştü.</p>
<p>Kar çukuru o kadar derindi ki küçük kız oradan kendi başına çıkamadı. Şakire de ona ulaşmakta zorlanıyordu. Karın ve fırtınanın içinde bir süre mahsur kaldılar.</p>
<p>Gülfem korkmuştu.</p>
<p>Sesini duyurmak için bağırmaya başladı.</p>
<p>— Anne!</p>
<p>Fakat fırtınanın uğultusu her şeyi bastırıyordu.</p>
<p>Bir süre sonra yakındaki komşular Gülfem’in sesini duydu.</p>
<p>Sesin geldiği yöne doğru koştular. Karların arasında çukurun yerini bulmaya çalıştılar.</p>
<p>Sonunda Gülfem’i gördüler.</p>
<p>Komşuların yardımıyla küçük kız karların arasından çıkarıldı.</p>
<p>Üzerindeki karlar temizlendi. Şakire kızına sarıldı.</p>
<p>O gün okul yolu, Gülfem için sıradan bir okul yolu değildi.</p>
<p>Bembeyaz karların, sert fırtınanın ve derin bir kar çukurunun arasında geçen o yol; annesinin sırtında başlayan, komşuların yardımıyla sona eren unutulmaz bir yolculuktu.</p>
<p>Gülfem daha ilkokulun ilk günlerinde, okul yolunun bazen sadece derslere götüren bir yol olmadığını öğrenmişti.</p>
<p>Bazen o yolun içinde korku, mücadele ve sevgi de vardı.</p>
<p>Ve o gün Gülfem’i karların içinden çıkaran yalnızca komşularının elleri değildi.</p>
<p>Annesinin onu sırtına alıp yola çıkacak kadar güçlü olan sevgisi de o yolculuğun en büyük parçasıydı.</p>
<p>Devam edecek…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 45. BÖLÜM – OKUL SEVİNCİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-45-bolum-okul-sevinci</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-45-bolum-okul-sevinci</guid>
<description><![CDATA[ Bir yanda köyün çocukları…

Gazete ve çimento kâğıdıyla kaplanmış defterleri…

Diğer yanda Almanya’dan gelen çantası, kalemi, silgisi, kalemliği ve defteriyle Gülfem… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6ab13a51b056a.webp" length="76128" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 21 Sep 2026 17:09:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>45. BÖLÜM – OKUL SEVİNCİ</p>
<p>Gülfem henüz altı yaşlarındaydı.</p>
<p>Bir gün Şakire kızının yanına geldi.</p>
<p>Gülfem annesine baktı.</p>
<p>Şakire gülümsedi.</p>
<p>“Gülfem, sen artık okula gideceksin.”</p>
<p>Gülfem bir an annesinin yüzüne baktı.</p>
<p>“Okula mı gideceğim?”</p>
<p>“Evet kızım. Okula gideceksin.”</p>
<p>Gülfem’in gözleri parladı.</p>
<p>Bu sözleri duyunca sevincini içine sığdıramadı.</p>
<p>Bir anda dışarı fırladı.</p>
<p>Koşmaya başladı.</p>
<p>Bir koştu…</p>
<p>Bir daha koştu…</p>
<p>Sevincinden nereye bastığına bile bakmıyordu.</p>
<p>Derken ayağı bir taşa takıldı.</p>
<p>Gülfem bir anda yere düştü.</p>
<p>Dizleri acıdı.</p>
<p>Ellerine baktı.</p>
<p>Üzerindeki tozları silkeledi.</p>
<p>Canı yanmıştı ama ağlamadı.</p>
<p>Çünkü artık onun için çok daha önemli bir şey vardı:</p>
<p>Gülfem okula gidecekti.</p>
<p>Ve o gün, küçük bir kız çocuğunun hayatında yeni bir sayfa açıldı.</p>
<p>Sonunda beklediği gün geldi.</p>
<p>Gülfem sabah erkenden hazırlandı.</p>
<p>Üzerinde güzel kıyafetleri vardı.</p>
<p>Elinde ise babası Memduh’un Almanya’dan gönderdiği okul eşyaları bulunuyordu.</p>
<p>Defteri…</p>
<p>Kalemi…</p>
<p>Silgisi…</p>
<p>Kalemliği…</p>
<p>Ve çantası…</p>
<p>Gülfem için bunların her biri ayrı bir güzellikti.</p>
<p>Çantasına tekrar tekrar baktı.</p>
<p>Defterini çıkarıp eline aldı.</p>
<p>Kalemini kontrol etti.</p>
<p>Silgisini kalemliğinin içine koydu.</p>
<p>Sonra çantasını omzuna taktı.</p>
<p>Artık o da okula gidiyordu.</p>
<p>Köyün yollarından geçerek okulun yolunu tuttu.</p>
<p>Okula vardığında sınıfta başka çocuklar da vardı.</p>
<p>Gülfem’in gözü onların eşyalarına takıldı.</p>
<p>Çocukların defterleri birbirinden farklıydı.</p>
<p>O zamanlar köyde defterleri kaplamak için özel kap kâğıtları bulunmazdı.</p>
<p>Kimi defter çimento kâğıdıyla, kimi gazete kâğıdıyla kaplanırdı.</p>
<p>Kitaplar da aynı şekilde korunurdu.</p>
<p>Çocuklar için bu çok normaldi.</p>
<p>Herkesin defteri, kitabı elinde bulunan kâğıtlarla kaplanırdı.</p>
<p>Ama Gülfem’in çantası, defteri, kalemi, silgisi ve kalemliği farklıydı.</p>
<p>Hepsi Almanya’dan gelmişti.</p>
<p>Çocukların gözleri Gülfem’in çantasına kaydı.</p>
<p>Kimi kalemliğine baktı.</p>
<p>Kimi defterine…</p>
<p>Kimi de elindeki kaleme.</p>
<p>Gülfem onların baktığını fark etti.</p>
<p>Çantasını biraz daha sıkı tuttu.</p>
<p>İçinde hem sevinç hem de gurur vardı.</p>
<p>Çünkü bu eşyaları babası göndermişti.</p>
<p>Memduh uzaktaydı.</p>
<p>Almanya’daydı.</p>
<p>Ama onun sevgisi, küçük kızının çantasına kadar ulaşmıştı.</p>
<p>Gülfem sırasına oturdu.</p>
<p>Çantasını yanına koydu.</p>
<p>Defterini önüne çıkardı.</p>
<p>Kalemini eline aldı.</p>
<p>Etrafına baktı.</p>
<p>Artık o da öğrenciydi.</p>
<p>Henüz altı yaşındaydı.</p>
<p>Hayatı boyunca unutamayacağı ilk okul günlerinden birini yaşıyordu.</p>
<p>Bir yanda köyün çocukları…</p>
<p>Gazete ve çimento kâğıdıyla kaplanmış defterleri…</p>
<p>Diğer yanda Almanya’dan gelen çantası, kalemi, silgisi, kalemliği ve defteriyle Gülfem…</p>
<p>Ama o gün sınıfta kimsenin bilmediği bir şey vardı.</p>
<p>Bu küçük kızın elindeki kalem, önünde açtığı defter ve omzundaki çanta, onun hayatındaki yepyeni bir yolun başlangıcıydı.</p>
<p>Gülfem öğretmenini dinlemek için başını kaldırdı.</p>
<p>Kalemini elinde tuttu.</p>
<p>Ve ilk ders başladı.</p>
<p>Devam edecek…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 44. BÖLÜM – OTUZ YUMURTALIK HASTALIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-44-bolum-otuz-yumurtalik-hastalik</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-44-bolum-otuz-yumurtalik-hastalik</guid>
<description><![CDATA[ “Tadı yok.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aaf08b42d946.webp" length="61042" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 20 Sep 2026 01:12:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>44. BÖLÜM – OTUZ YUMURTALIK HASTALIK</p>
<p>Gülfem bir gün çocukluk hastalıklarından birine yakalanmıştı.</p>
<p>Ne hastalığı olduğu tam olarak belli değildi.</p>
<p>Belki kabakulaktı…</p>
<p>Belki kızamık…</p>
<p>Ama hastaydı.</p>
<p>Üstelik ağzının tadı da yoktu.</p>
<p>Önüne ne konsa yemek istemiyor, hiçbir şeyden tat alamıyordu.</p>
<p>Şakire ise evin işleriyle uğraşıyordu. O gün yine dışarı çıkması gerekiyordu. Belki oduna gidecekti, belki başka bir işi vardı. Tam olarak ne olduğunu düşünmeye fırsat bulmadan hazırlanmaya başladı.</p>
<p>Evden çıkmadan önce Gülfem’in yanına geldi.</p>
<p>“Ben gidiyorum kızım.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>“Yumurtadan pişir de ye.”</p>
<p>Sonra evdeki çocuklara dönüp onları tembihledi:</p>
<p>“Gülfem’e göz kulak olun.”</p>
<p>“Birbirinize dikkat edin.”</p>
<p>Gülfem yatakta yatıyordu.</p>
<p>Çocuklar da evin içindeydi.</p>
<p>Şakire kapıdan çıktı ve gitti.</p>
<p>Kapı kilitli değildi.</p>
<p>Gülfem’in ise hastalıktan yaramazlık yapacak hâli yoktu.</p>
<p>Bir süre yatağında öylece yattı.</p>
<p>Sonra gözü mavi dolabın çekmecesine ilişti.</p>
<p>Çekmecenin içinde yumurtalar vardı.</p>
<p>Bir sürü yumurta…</p>
<p>Yaklaşık otuz tane.</p>
<p>Gülfem annesinin sözünü hatırladı:</p>
<p>“Yumurtadan pişir de ye.”</p>
<p>Belki yumurta yerse kendisine gelirdi.</p>
<p>Belki ağzının tadı biraz olsun düzelirdi.</p>
<p>Ama kendi kalkıp pişirecek hâli yoktu.</p>
<p>Çocuklara seslendi:</p>
<p>“Şunlardan bir tane pişirin bana.”</p>
<p>“Ben bir yiyeyim.”</p>
<p>“Belki ağzımın tadı gelir.”</p>
<p>Çocuklar hemen mavi çekmeceden bir yumurta aldılar.</p>
<p>Pişirdiler.</p>
<p>Gülfem bekledi.</p>
<p>Yumurta hazır olunca önüne getirdiler.</p>
<p>Gülfem bir lokma aldı.</p>
<p>Çiğnedi.</p>
<p>Biraz bekledi.</p>
<p>Sonra yüzünü buruşturdu.</p>
<p>“Tadı yok, siz yiyin bunu.”</p>
<p>Çocuklar birbirlerine baktılar.</p>
<p>İçlerinden biri yumurtayı yedi. </p>
<p>Gülfem gerçekten hastaydı.</p>
<p>Belki hastalığı yüzünden hiçbir şeyin tadını alamıyordu.</p>
<p>Çocuklardan biri:</p>
<p>“Bir tane daha pişirelim mi?”</p>
<p>diye sordu.</p>
<p>Gülfem başını salladı.</p>
<p>“Pişirin.”</p>
<p>İkinci yumurta da pişti.</p>
<p>Gülfem onun da tadına baktı.</p>
<p>Biraz bekledi.</p>
<p>Sonra yine:</p>
<p>“Tadı yok, al bunu da siz yiyin.” diyerek ; diğer çocuğa verdi. </p>
<p>Çocuklar bu kez bir yumurta daha aldılar.</p>
<p>Onu da pişirdiler.</p>
<p>Gülfem tadına baktı.</p>
<p>Yine tadı yoktu.</p>
<p>“Bir tane daha…”</p>
<p>Çocuklar bir tane daha pişirdiler.</p>
<p>Sonra bir tane daha…</p>
<p>Bir tane daha…</p>
<p>Mavi çekmecedeki yumurtalar birer birer azalmaya başladı.</p>
<p>Gülfem her yeni yumurtada umutlanıyordu.</p>
<p>Belki bu yumurtada tadı gelecekti.</p>
<p>Belki bir sonrakinde…</p>
<p>Belki biraz daha yerse iyileşecekti.</p>
<p>Ama her defasında aynı şey oluyordu.</p>
<p>“Tadı yok, siz yiyin.”</p>
<p>Çocuklar da onu kırmıyordu.</p>
<p>Yumurtayı alıyorlar…</p>
<p>Pişiriyorlar…</p>
<p>Gülfem’e getiriyorlar…</p>
<p>Gülfem tadına bakıyor…</p>
<p>Sonra yine:</p>
<p>“Bir tane daha pişirin.”</p>
<p>Bir süre sonra evin içinde garip bir telaş başladı.</p>
<p>Bir tarafta hasta Gülfem…</p>
<p>Bir tarafta ona yardım etmeye çalışan çocuklar…</p>
<p>Bir tarafta da mavi dolabın giderek boşalan çekmecesi…</p>
<p>Ama kimsenin aklına yumurtaları saymak gelmiyordu.</p>
<p>Çocukların aklında yalnızca Gülfem vardı.</p>
<p>Gülfem hastaydı.</p>
<p>Ağzının tadı yoktu.</p>
<p>Belki bir sonraki yumurtada tadı gelecekti.</p>
<p>Bu yüzden yumurtalar peş peşe pişiriliyordu.</p>
<p>“Bir tane daha yapın.”</p>
<p>“Tamam.”</p>
<p>Bir yumurta daha pişti.</p>
<p>Gülfem yedi.</p>
<p>“Tadı yok.”</p>
<p>Bir tane daha…</p>
<p>“Tadı yok.”</p>
<p>Bir tane daha…</p>
<p>“Tadı yok.”</p>
<p>Çocuklar her seferinde yeniden mavi çekmeceye koşuyordu.</p>
<p>Derken çekmecedeki yumurtalar iyice azaldı.</p>
<p>Çocuklar farkında olmadan neredeyse hepsini tüketmişti.</p>
<p>Gülfem ise yatağında yatıyor, her yeni yumurtadan biraz olsun tat almayı bekliyordu.</p>
<p>Sonunda çekmecede birkaç yumurta kaldı.</p>
<p>Onları da aldılar.</p>
<p>Pişirdiler.</p>
<p>Gülfem tadına baktı.</p>
<p>Ama yine:</p>
<p>“Tadı yok.”</p>
<p>Son yumurta da pişti.</p>
<p>Gülfem onun da tadına baktı.</p>
<p>Bir süre bekledi.</p>
<p>Dudaklarını büzdü.</p>
<p>“Yok…”</p>
<p>dedi.</p>
<p>“Ağzımın tadı hâlâ yok.”</p>
<p>Çocuklar mavi çekmeceye baktılar.</p>
<p>Çekmece bomboştu.</p>
<p>Yaklaşık otuz yumurtanın tamamı bitmişti.</p>
<p>Ama Gülfem hâlâ hastaydı.</p>
<p>Hâlâ yatıyordu.</p>
<p>Hâlâ ağzının tadını arıyordu.</p>
<p>Çocuklar birbirlerine baktılar.</p>
<p>Şimdi ne yaptıklarını onlar da anlamıştı.</p>
<p>Mavi çekmecede tek bir yumurta bile kalmamıştı.</p>
<p>Bir süre sonra kapının sesi duyuldu.</p>
<p>Şakire eve dönmüştü.</p>
<p>İçeri girdiğinde önce Gülfem’in yanına gitti.</p>
<p>Kızının hâlini görünce:</p>
<p>“Nasıl oldun kızım?”</p>
<p>diye sordu.</p>
<p>Gülfem annesine baktı.</p>
<p>“Anne, ağzımın tadı hâlâ yok.”</p>
<p>Şakire kızının yanına oturdu.</p>
<p>“Yumurta yedin mi?”</p>
<p>“Yedim ama tadı yok.”</p>
<p>Şakire daha sonra mutfağa yöneldi.</p>
<p>Mavi dolabın önüne geldi.</p>
<p>Çekmeceyi açtı.</p>
<p>Bir an durdu.</p>
<p>Çekmecenin içi bomboştu.</p>
<p>Şakire şaşkınlıkla çocuklara döndü.</p>
<p>“Yumurtalar nerede?”</p>
<p>Çocuklar birbirlerine baktılar.</p>
<p>İçlerinden biri çekinerek:</p>
<p>“Gülfem istedi…”</p>
<p>dedi.</p>
<p>“Pişirdik.”</p>
<p>Şakire’nin gözleri büyüdü.</p>
<p>“Hepsini mi?”</p>
<p>Çocuklar sessizce başlarını salladılar.</p>
<p>Gülfem ise yatağından seslendi:</p>
<p>“Anne, bir türlü tadı gelmedi.”</p>
<p>Şakire kızına baktı.</p>
<p>Bir an ne diyeceğini bilemedi.</p>
<p>Mavi çekmecede yaklaşık otuz yumurta vardı.</p>
<p>Şimdi tek bir yumurta bile kalmamıştı.</p>
<p>Gülfem ise hâlâ hastaydı.</p>
<p>Üstelik çocuklar da bu yumurtaların çoğunu pişirip yemişti.</p>
<p>Şakire derin bir nefes aldı.</p>
<p>Sonra Gülfem’in yanına gitti.</p>
<p>“Sen önce iyileş kızım.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Gülfem başını yastığa koydu.</p>
<p>Ama hâlâ aynı şeyi düşünüyordu.</p>
<p>Belki bir yumurta daha olsaydı…</p>
<p>Belki o zaman ağzının tadı gelecekti.</p>
<p>Fakat mavi çekmece boştu.</p>
<p>Otuz yumurtanın tamamı bitmişti.</p>
<p>Evde ise yalnızca hasta bir çocuk, ona yardım etmeye çalışan diğer çocuklar ve şaşkın şaşkın çekmeceye bakan Şakire kalmıştı.</p>
<p>Şakire kızına baktı.</p>
<p>Gülfem gözlerini kapattı.</p>
<p>Hastalığı devam ediyordu.</p>
<p>Ama o günün en büyük telaşı artık geride kalmıştı.</p>
<p>Otuz yumurta pişmiş, yenmiş ve bitmişti.</p>
<p>Gülfem’in ise hâlâ ağzının tadı yoktu.</p>
<p>Devam edecek…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 43. BÖLÜM – ÇOCUKLARIN ALMANYA’SI</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-43-bolum-cocuklarin-almanyasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-43-bolum-cocuklarin-almanyasi</guid>
<description><![CDATA[ Firuze için Almanya da işte oradaydı.

Köyün karşı tarafında…

Belki şu tepenin ardında…

Belki o büyük harmanın yanında…

Belki de biraz daha yürürse babasına ulaşacaktı.

Çünkü babası Almanya’daydı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aae41bc5aa7d.webp" length="81152" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 19 Sep 2026 11:03:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>43. BÖLÜM – ÇOCUKLARIN ALMANYA’SI</p>
<p>Memduh Almanya’daydı.</p>
<p>Çocuklar ise onu çok uzakta, dünyanın öbür ucunda sanıyorlardı.</p>
<p>Ama çocuk aklı bu kadar uzakları anlayamazdı.</p>
<p>Onlar için uzaklık, gözlerinin gördüğü yer kadardı.</p>
<p>Köyün karşı tarafındaki tepe…</p>
<p>Biraz ilerideki harman…</p>
<p>Gözden kaybolan yol…</p>
<p>İşte onların dünyası bundan ibaretti.</p>
<p>Almanya ise Memduh’un gittiği o uzak yerdi.</p>
<p>Fakat çocukların hayalinde Almanya, insanların anlattığı gibi büyük bir ülke değildi.</p>
<p>Onların Almanya’sı bambaşkaydı.</p>
<p>Köyün karşı tarafındaki büyük harmandı.</p>
<p>Kocaman bir harman…</p>
<p>Harmanın içinde de kocaman kocaman yağlar vardı.</p>
<p>Çünkü “Almanya” kelimesinin içinde “yağ”ı çağrıştıran bir şey duyuyor, çocuk akıllarıyla kelimeyi kendi dünyalarına göre tamamlıyorlardı.</p>
<p>Onlar için Almanya;</p>
<p>Kocaman bir harman,</p>
<p>Harmanların içinde de yağ dolu büyük kaplar demekti.</p>
<p>Memduh’un gerçekten nerede olduğunu ise hayal bile edemiyorlardı.</p>
<p>Bir gün Firuze arkasına küçük bir kürek aldı.</p>
<p>Kürek neredeyse kendisi kadar büyüktü.</p>
<p>Arkasına da bir şeyler yükledi.</p>
<p>Ne yüklediğini kendisi bile bilmiyordu.</p>
<p>Ama belli ki Almanya’ya gidiyordu.</p>
<p>Küçük adımlarla yürümeye başladı.</p>
<p>Sonra bütün gücüyle bağırdı:</p>
<p>“Ben Almanya’ya gidiyorum!”</p>
<p>Biraz daha yürüdü.</p>
<p>Tekrar seslendi:</p>
<p>“Ben Almanya’ya gidiyorum!”</p>
<p>Kürek sırtında, yükü arkasında…</p>
<p>Sanki gerçekten uzaklara gidecekmiş gibi kararlıydı.</p>
<p>Çocukların dünyasında mesafelerin bir anlamı yoktu.</p>
<p>Köyün karşı tarafına geçmek, onlara göre dünyanın öbür ucuna gitmek gibiydi.</p>
<p>Firuze için Almanya da işte oradaydı.</p>
<p>Köyün karşı tarafında…</p>
<p>Belki şu tepenin ardında…</p>
<p>Belki o büyük harmanın yanında…</p>
<p>Belki de biraz daha yürürse babasına ulaşacaktı.</p>
<p>Çünkü babası Almanya’daydı.</p>
<p>Ve Almanya, onların hayalinde o kadar da uzak değildi.</p>
<p>Firuze yürüdükçe arkasındaki kürek sallanıyor, yükü sağa sola kayıyordu.</p>
<p>Ama o hiç aldırmıyordu.</p>
<p>Bir yandan yürüyüp bir yandan:</p>
<p>“Almanya’ya gidiyorum!”</p>
<p>Diye bağırıyordu.</p>
<p>Çocukların hayal dünyasında sınırlar yoktu.</p>
<p>Bir ülkenin ne kadar büyük olduğunu…</p>
<p>Arada denizler, yollar, şehirler olduğunu…</p>
<p>İnsanların saatlerce, günlerce yolculuk ettiğini…</p>
<p>Almanya’nın köyün karşısındaki tepeden çok daha uzak olduğunu…</p>
<p>Bilmiyorlardı.</p>
<p>Onlar sadece babalarının bir yere gittiğini biliyorlardı.</p>
<p>Ve o yerin adı Almanya idi.</p>
<p>Şakire, Firuze’yi uzaktan izliyordu.</p>
<p>Kızının arkasına kürek alıp ciddi ciddi yola koyulduğunu görünce gülümsemekten kendini alamadı.</p>
<p>“Firuze, nereye gidiyorsun kızım?”</p>
<p>Firuze hiç durmadan cevap verdi:</p>
<p>“Almanya’ya!”</p>
<p>Şakire şaşırmış gibi yaptı.</p>
<p>“Almanya nerede?”</p>
<p>Firuze eliyle köyün karşı tarafını gösterdi.</p>
<p>“Orada!”</p>
<p>Şakire’nin yüzünde bir tebessüm belirdi.</p>
<p>“Orası Almanya mı?”</p>
<p>Firuze başını salladı.</p>
<p>“Evet.”</p>
<p>Sonra ekledi:</p>
<p>“Babam orada.”</p>
<p>Şakire bir an sustu.</p>
<p>Kızının söyledikleri, ona hem komik hem de dokunaklı gelmişti.</p>
<p>Çünkü çocuklar için Almanya gerçekten oradaydı.</p>
<p>Uzak değildi.</p>
<p>Korkutucu değildi.</p>
<p>Bilinmeyen bir ülke değildi.</p>
<p>Sadece babalarının bulunduğu yerdi.</p>
<p>Ve bir gün büyüdüklerinde anlayacaklardı ki…</p>
<p>Babaları, köyün karşı tarafındaki tepede değildi.</p>
<p>Bambaşka bir ülkedeydi.</p>
<p>Bambaşka bir hayatın içindeydi.</p>
<p>Ama o günlerde onların Almanya’sı çok daha güzeldi.</p>
<p>Kocaman bir harmandı.</p>
<p>Harmanın içinde yağlar vardı.</p>
<p>Ve o harmanın bir yerlerinde babaları Memduh yaşıyordu.</p>
<p>Firuze ise küçük küreğini sırtına almış, hâlâ Almanya yolunda ilerliyordu.</p>
<p>Biraz sonra yoruldu.</p>
<p>Kürek yere düştü.</p>
<p>Arkasındaki yük de dağıldı.</p>
<p>Firuze dönüp baktı.</p>
<p>Sonra hiçbir şey olmamış gibi küreği tekrar aldı.</p>
<p>“Ben Almanya’ya gidiyorum!”</p>
<p>Diye bir kez daha bağırdı.</p>
<p>Şakire artık gülüyordu.</p>
<p>Çocuklarının dünyasında Almanya böyleydi.</p>
<p>Kocaman bir harman…</p>
<p>İçinde yağlar…</p>
<p>Ve çok uzaklarda çalışan bir baba…</p>
<p>Yıllar sonra Firuze bu günleri hatırladığında belki de en çok buna gülecekti.</p>
<p>Çünkü çocukken dünyanın ne kadar büyük olduğunu bilmiyordu.</p>
<p>Ama bir şeyi çok iyi biliyordu:</p>
<p>Babası Almanya’daydı.</p>
<p>Ve çocuk kalbiyle ona ulaşmak için yalnızca köyün karşı tarafına kadar gitmesi yeterliydi.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 42. BÖLÜM – BEYAZ TOPRAKLA KUNDAKLANAN CAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-4648</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-4648</guid>
<description><![CDATA[ Ve o küçücük bebek, beyaz toprağın içine sarılan kundakta hayata merhaba demişti. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa969afd8e0d.webp" length="52768" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 18:52:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>42. BÖLÜM – BEYAZ TOPRAKLA KUNDAKLANAN CAN</p>
<p>Şakire’nin köy hayatında yaşadığı günler, yalnızca kendi ailesinin geçimiyle verdiği mücadeleden ibaret değildi.</p>
<p>Köyde kadınlar birbirlerinin derdine de koşardı.</p>
<p>Birinin işi zorlaştığında yardım edilir…</p>
<p>Birinin hastası olduğunda başına gidilir…</p>
<p>Bir kadının doğum zamanı geldiğinde ise yanında mutlaka başka kadınlar bulunurdu.</p>
<p>Şakire de böyle zamanlarda elinden geldiğince yardım ederdi.</p>
<p>Bir gün köydeki kadınlardan biri dağdan geliyordu.</p>
<p>Kadın yolda sancılanmıştı.</p>
<p>Sancıları giderek sıklaşmış, yürümekte zorlanmaya başlamıştı.</p>
<p>Evin önüne kadar geldiğinde artık dayanacak hâli kalmamıştı.</p>
<p>Şakire durumu fark eder etmez kadının yanına koştu.</p>
<p>Kadıncağızın doğumu başlamıştı.</p>
<p>Şakire hemen onu içeri aldı.</p>
<p>O zamanlar doğum için hastaneye gitmek her zaman mümkün değildi.</p>
<p>Köyün kadınları, bildikleriyle birbirlerine yardımcı olurlardı.</p>
<p>Şakire de o gün kadının başından ayrılmadı.</p>
<p>Bir yandan onu sakinleştirmeye çalışıyor, bir yandan da doğuma hazırlık yapıyordu.</p>
<p>Bir süre sonra…</p>
<p>Yeni bir can dünyaya geldi.</p>
<p>Küçücük bir bebek…</p>
<p>Daha gözlerini yeni açmıştı.</p>
<p>Annesinin kucağına verildiğinde odanın içinde başka bir sessizlik oluştu.</p>
<p>O sessizlikte yalnızca bebeğin sesi vardı.</p>
<p>Şakire yorgundu.</p>
<p>Ama yüzünde bir rahatlama vardı.</p>
<p>Anne de bebeğine sarılmıştı.</p>
<p>Şimdi sıra bebeği kundaklamaya gelmişti.</p>
<p>O zamanlar köylerde yeni doğan bebeklerin kundaklanmasında beyaz toprak kullanılırdı.</p>
<p>Beyaz toprak önceden hazırlanırdı.</p>
<p>Kundak bezinin içine, bebeğin altına gelecek şekilde konulurdu.</p>
<p>İnsanlar bunun bebeğe iyi geldiğine inanırlardı.</p>
<p>Beyaz toprak, bebeğin altını kuru tutmaya yardımcı olurdu.</p>
<p>Böylece bebeklerin kolay kolay hastalanmayacağı düşünülürdü.</p>
<p>Şakire de o gün bebeği beyaz toprakla hazırlanan kundakla sardı.</p>
<p>Bebeği dikkatlice yerleştirdi.</p>
<p>Bezini güzelce sardı.</p>
<p>Minicik bedeni kundakta iyice korunaklı hâle geldi.</p>
<p>Kadın bebeğine bakarken gözleri doldu.</p>
<p>Şakire de ona bakıp içinden şükretti.</p>
<p>Bir can daha dünyaya gelmişti.</p>
<p>O yıllarda insanların elinde bugünkü imkânlar yoktu.</p>
<p>Ama kadınların birbirlerine olan dayanışması vardı.</p>
<p>Bir annenin doğum sancısı başladığında, diğer kadınlar onun yanında olurdu.</p>
<p>Ne yapılacağını bilen, bilmeyene öğretirdi.</p>
<p>Birinin elinden gelen, diğerinin işine yarardı.</p>
<p>Şakire’nin hayatında da böyle çok gün yaşanmıştı.</p>
<p>Kendi evinin derdi başından aşkınken bile başkasının yardımına koşmuştu.</p>
<p>Çünkü köy hayatında insanlar birbirlerinin acısını da sevincini de paylaşırdı.</p>
<p>O gün de Şakire’nin evinin önünde, hayatın en büyük mucizelerinden biri yaşanmıştı.</p>
<p>Dağdan sancılar içinde gelen bir kadın…</p>
<p>Şakire’nin yardımı…</p>
<p>Ve sonunda dünyaya gelen küçücük bir bebek…</p>
<p>Bebeğin beyaz toprakla hazırlanan kundak içindeki hâli…</p>
<p>Bunların hepsi o günün hatırası olarak kaldı.</p>
<p>Belki yıllar sonra beyaz toprak artık kullanılmayacaktı.</p>
<p>Belki doğumlar hastanelerde yapılacaktı.</p>
<p>Belki çocuklar bambaşka şartlarda büyüyecekti.</p>
<p>Ama Şakire’nin yaşadığı o gün, köyün eski hayatından bir parça olarak hafızalarda kalacaktı.</p>
<p>Çünkü o gün Şakire yalnızca bir kadına yardım etmemişti.</p>
<p>Yeni doğmuş bir canın dünyaya gelişine eşlik etmişti.</p>
<p>Ve o küçücük bebek, beyaz toprağın içine sarılan kundakta hayata merhaba demişti.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 41. BÖLÜM – ALMANYA’DAN GELEN HEDİYELER</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-41-bolum-almanyadan-gelen-hediyeler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-41-bolum-almanyadan-gelen-hediyeler</guid>
<description><![CDATA[ Memduh’un getirdiği iki peluş ayıcık ise Gülfem ile Firuze’nin ilk gerçek oyuncakları olmuştu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa675eb33c14.webp" length="73974" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 13 Sep 2026 13:08:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>41. BÖLÜM – ALMANYA’DAN GELEN HEDİYELER</p>
<p>Memduh’un Almanya’dan köye gelişi, çocukların hafızasında bambaşka bir yer etmişti.</p>
<p>Çünkü Memduh yalnızca kendisi dönmemişti.</p>
<p>Gurbette geçirdiği günlerin ardından yanında çocuklarına getirdiği küçük hediyeler de vardı.</p>
<p>O zamanlar köyde oyuncak öyle kolay bulunan bir şey değildi.</p>
<p>Çocuklar, ellerine geçen tahta parçalarıyla, taşlarla, bazen de kendi hayallerinden yaptıkları oyuncaklarla oynardı.</p>
<p>Memduh’un getirdiği iki peluş ayıcık ise Gülfem ile Firuze’nin ilk gerçek oyuncakları olmuştu.</p>
<p>İki tane ayıcık…</p>
<p>Biri Gülfem’in, biri Firuze’nin olacaktı.</p>
<p>Ama işin içine çocukluk girince, iki ayıcığın iki çocuğa ait olması o kadar da kolay değildi.</p>
<p>Gülfem ayıcığını bırakmak istemiyordu.</p>
<p>Firuze de kendi ayıcığını başkasına vermek istemiyordu.</p>
<p>Mahallenin çocukları ayıcıkları ellerinden almaya çalışırdı.</p>
<p>İki kardeş hemen oyuncakları vermek istemese de yine de arada oynamalarına izin verirlerdi.</p>
<p>Çocuklar ise oyuncaklarına sımsıkı sarılırdı.</p>
<p>Onlar için o iki peluş ayıcık sıradan bir oyuncak değildi.</p>
<p>Babalarının Almanya’dan getirdiği ilk oyuncaklardı.</p>
<p>Memduh’un getirdikleri yalnızca oyuncaklarla sınırlı değildi.</p>
<p>Almanya’dan Rama yağı ve çikolata da getirmişti.</p>
<p>O yıllarda bunlar da çocukların gözünde bambaşka şeylerdi.</p>
<p>Özellikle çikolata…</p>
<p>Çocukların yüzünü güldüren küçük bir mutluluktu.</p>
<p>Rama yağı ise Şakire’nin çok sevdiği şeylerden biri olmuştu.</p>
<p>Ekmek sofraya geldiğinde Rama yağını ekmeğin üzerine sürerlerdi.</p>
<p>Şakire de bundan çok hoşlanırdı.</p>
<p>Memduh’un getirdiği küçücük bir şey, sofranın başında ailece paylaşılan güzel bir anıya dönüşürdü.</p>
<p>Çocuklar çikolataya sevinir…</p>
<p>Şakire Rama yağını sever…</p>
<p>Memduh da onların mutluluğunu izlerdi.</p>
<p>Belki Almanya’da çalışırken kazandığı paralar çok büyük değildi.</p>
<p>Ama ailesine dönerken aldığı küçücük şeylerin onların yüzünde oluşturduğu mutluluk, Memduh için parayla ölçülemeyecek kadar değerliydi.</p>
<p>Gülfem’in ise babasının getirdiği hediyeler arasında unutamadığı başka bir şey vardı.</p>
<p>Kırmızı ayakkabılar…</p>
<p>Memduh Almanya’dan geldiğinde Gülfem’e bir çift kırmızı ayakkabı getirmişti.</p>
<p>Gülfem ayakkabıları gördüğü anda çok sevmişti.</p>
<p>Kırmızı…</p>
<p>Parlak…</p>
<p>Güzel…</p>
<p>Onun için dünyadaki en güzel ayakkabılardı.</p>
<p>O kadar sevmişti ki onları çıkarmak istemiyordu.</p>
<p>Sabaha kadar ayağından çıkarmadan durdu.</p>
<p>Gece yatağa girdiğinde bile ayakkabıları ayağındaydı.</p>
<p>Çocuk aklı işte…</p>
<p>Kendi kendine:</p>
<p>“Kimse elimden almasın.”</p>
<p>Diye düşünüyordu.</p>
<p>Ayakkabıları çıkarmadan uyudu.</p>
<p>Ama sabah uyandığında bir baktı ki ayakları boş.</p>
<p>Ayakkabıları yoktu.</p>
<p>Hemen yatağından kalktı.</p>
<p>Gözleri ayakkabılarını aramaya başladı.</p>
<p>Bulduğu anda da hiç vakit kaybetmeden tekrar giydi.</p>
<p>Sanki biri gelip elinden alacakmış gibi…</p>
<p>O kırmızı ayakkabılar artık onun için yalnızca bir ayakkabı değildi.</p>
<p>Babasıyla birlikte Almanya’dan gelmiş bir mutluluktu.</p>
<p>Sonra bir de kırmızı paltosu vardı.</p>
<p>Gülfem ilkokula başladığında o palto onun için çok özeldi.</p>
<p>Çünkü okulda başka çocuklarda böyle bir palto yoktu.</p>
<p>Gülfem’in kırmızı paltosu vardı.</p>
<p>Onu giyip okula gittiğinde kendisini farklı hissederdi.</p>
<p>Belki çocuklar bunun ne kadar önemli olduğunu bilmiyordu.</p>
<p>Ama Gülfem biliyordu.</p>
<p>Babası Almanya’dan getirmişti.</p>
<p>Memduh’un Almanya’dan getirdiği şeylerden biri de o zamanlar köyde pek görülmeyen bir radyo-pikaptı.</p>
<p>Radyo evin içinde durduğunda herkesin dikkatini çekmişti.</p>
<p>Çünkü o zamanlar herkesin evinde radyo yoktu.</p>
<p>Memduh’un getirdiği bu cihaz, evin içinde adeta yeni bir dünyanın kapısını açmıştı.</p>
<p>Bir düğmeye basıldığında uzaklardan sesler geliyordu.</p>
<p>Şarkılar…</p>
<p>Konuşmalar…</p>
<p>Haberler…</p>
<p>Bazen de müzik…</p>
<p>Çocuklar merakla radyonun çevresinde toplanıyordu.</p>
<p>Gülfem için ise o cihazın anlamı daha da büyüktü.</p>
<p>Çünkü babasının geldiği uzak ülkeden, yanında getirdiği başka bir dünyaydı.</p>
<p>Almanya…</p>
<p>Çocukların gözünde artık yalnızca babalarının çalıştığı uzak bir yer değildi.</p>
<p>Oradan kırmızı ayakkabılar geliyordu.</p>
<p>Kırmızı bir palto geliyordu.</p>
<p>Peluş ayıcıklar geliyordu.</p>
<p>Çikolata geliyordu.</p>
<p>Rama yağı geliyordu.</p>
<p>Ve evin içinde uzaklardan sesler getiren bir radyo-pikap duruyordu.</p>
<p>Şakire çocuklarına bakıp gülümsüyordu.</p>
<p>Gülfem ayıcığını kucağına almış…</p>
<p>Firuze kendi oyuncağına sarılmış…</p>
<p>Bir köşede kırmızı ayakkabılar…</p>
<p>Bir başka yerde kırmızı palto…</p>
<p>Ve evin içinde radyodan yayılan ses…</p>
<p>Bütün bunlara baktığında Memduh’un Almanya’da geçirdiği günlerin boşa gitmediğini düşünürdü.</p>
<p>Çok çalışıyordu.</p>
<p>Çok yoruluyordu.</p>
<p>Ailesinden uzakta kalıyordu.</p>
<p>Ama kazandığı parayla ailesine küçük de olsa mutluluklar taşıyabiliyordu.</p>
<p>Onun için asıl zenginlik buydu.</p>
<p>Çocuklarının gözlerindeki sevinç…</p>
<p>Şakire’nin yüzündeki tebessüm…</p>
<p>Evlerinin içinde duyulan çocuk sesleri…</p>
<p>Ve birlikte geçirilen kısa zamanlar…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 40. Cİ BÖLÜM – GURBETTE BİR ADAM</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-40-ci-bolum-gurbette-bir-adam</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-40-ci-bolum-gurbette-bir-adam</guid>
<description><![CDATA[ İnsan bazen en çok özlediği şeyin ne olduğunu, ondan uzak kaldığında anlıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa2b07faee21.webp" length="35548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 10 Sep 2026 16:29:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>40. Cİ BÖLÜM – GURBETTE BİR ADAM</p>
<p>Memduh’un Almanya’ya yeniden dönüşünün üzerinden birkaç gün geçmişti.</p>
<p>Köyde bıraktığı evin damı artık başlarının üzerindeydi.</p>
<p>Şakire’nin gözlerinde gördüğü o huzur, yol boyunca Memduh’un aklından çıkmamıştı.</p>
<p>Çocuklarının yüzleri…</p>
<p>Gülfem’in elini bırakmak istemeyişi…</p>
<p>Firuze’nin annesinin eteğine saklanışı…</p>
<p>Ve Şakire’nin kapının önünde durup arkasından bakışı…</p>
<p>Hepsi gözlerinin önünden geçiyordu.</p>
<p>Ama tren uzaklaştıkça köy geride kalmış, gurbet yeniden karşısına çıkmıştı.</p>
<p>Memduh, Almanya’ya geldiği ilk günlerde olduğu gibi yine kendisini yabancı hissediyordu.</p>
<p>Fakat artık bir fark vardı.</p>
<p>İlk gelişinde yalnızca kendisi için mücadele ediyordu.</p>
<p>Şimdi ise köyde bıraktığı bir ailesi vardı.</p>
<p>Şakire…</p>
<p>Gülfem…</p>
<p>Firuze…</p>
<p>Bir de onların başının üzerinde yükselen küçük ev.</p>
<p>Memduh artık kazandığı her kuruşun nereye gideceğini biliyordu.</p>
<p>Kendi hayatı için değil…</p>
<p>Onların hayatı için çalışacaktı.</p>
<p>Sabahları gün daha ağarmadan kalkıyordu.</p>
<p>Kaldığı yere yakın küçük bir odada hazırlanıyor, yüzünü yıkıyor, üstüne iş kıyafetlerini geçiriyordu.</p>
<p>Pencereden dışarı baktığında Almanya’nın gri sabahlarıyla karşılaşıyordu.</p>
<p>Gökyüzü çoğu zaman kapalıydı.</p>
<p>Soğuk hava sokakların üzerinde ağır ağır dolaşıyordu.</p>
<p>İnsanlar işe yetişmek için hızlı adımlarla yürüyordu.</p>
<p>Kimse kimseye bakmıyordu.</p>
<p>Herkesin gideceği bir yer…</p>
<p>Yetiştireceği bir iş…</p>
<p>Düşüneceği bir hayat vardı.</p>
<p>Memduh da o kalabalığın içinde sessizce yürüyordu.</p>
<p>Fabrikanın kapısına geldiğinde vardiya çoktan başlamış oluyordu.</p>
<p>İçeri girer girmez başka bir dünyanın içine giriyordu.</p>
<p>Demirlerin sesi…</p>
<p>Makinelerin uğultusu…</p>
<p>Çekiçlerin çıkardığı ses…</p>
<p>Motorların gürültüsü…</p>
<p>Her şey birbirine karışıyordu.</p>
<p>Memduh ilk zamanlar bu gürültüye alışmakta zorlanmıştı.</p>
<p>İş ağırdı.</p>
<p>Saatler uzundu.</p>
<p>Ellerinin üzerinde zamanla nasırlar oluşmuştu.</p>
<p>Bazen parmaklarının arasına yağ ve demir tozu doluyor, akşam olduğunda ne kadar yıkarsa yıkasın ellerindeki izler çıkmıyordu.</p>
<p>Ama şikâyet etmiyordu.</p>
<p>Çünkü her ay aldığı ücretin bir kısmını daha ilk fırsatta köye gönderiyordu.</p>
<p>Paranın köye ulaştığını düşündükçe yorgunluğu biraz olsun hafifliyordu.</p>
<p>Bir akşam işten çıktıktan sonra arkadaşlarından biri yanına yaklaştı.</p>
<p>“Memduh, bugün çok yoruldun.”</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>“Yorulacağız.”</p>
<p>Adam şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>“Hiç dinlenmiyor musun?”</p>
<p>Memduh başını salladı.</p>
<p>“Dinlenirim.”</p>
<p>“Ne zaman?”</p>
<p>Memduh birkaç saniye sustu.</p>
<p>Sonra:</p>
<p>“Köye döndüğüm zaman.”</p>
<p>Adam onun ne demek istediğini anlamıştı.</p>
<p>Memduh’un aklı hep köydeydi.</p>
<p>Fabrikanın içinde çalışırken bile bazen kendisini köyün toprak yollarında yürürken hayal ediyordu.</p>
<p>Gülfem’in sesi kulağına geliyordu.</p>
<p>“Baba!”</p>
<p>Firuze’nin yüzünü düşünüyordu.</p>
<p>Şakire’nin akşamları ocağın başında oturuşunu…</p>
<p>Birlikte geçirdikleri kısa izin günlerini…</p>
<p>Damın altında ilk kez yağmurdan korkmadan oturdukları o günü…</p>
<p>Memduh’un gözleri dalıyordu.</p>
<p>Sonra makinenin sesi onu yeniden bulunduğu yere getiriyordu.</p>
<p>Gurbet buydu.</p>
<p>İnsan bir yerde çalışıyor…</p>
<p>Ama aklı başka bir yerde yaşıyordu.</p>
<p>Günler geçtikçe Memduh işe alışmaya başladı.</p>
<p>Yaptığı işin inceliklerini öğreniyor, kendisine verilen görevleri daha hızlı tamamlıyordu.</p>
<p>Alman işçiler arasında onu tanıyanlar da çoğalmıştı.</p>
<p>Kimi selam veriyor…</p>
<p>Kimi hâlini hatırını soruyor…</p>
<p>Kimi ise anlamadığı bir şey olduğunda sabırla anlatıyordu.</p>
<p>Memduh da elinden geldiğince onların söylediklerini anlamaya çalışıyordu.</p>
<p>Almanca onun için kolay değildi.</p>
<p>Bir kelimeyi anlamak için birkaç kez dinlediği oluyordu.</p>
<p>Bazen yanlış anlıyor…</p>
<p>Bazen arkadaşlarının gülmesine sebep oluyordu.</p>
<p>Ama utanıp geri çekilmiyordu.</p>
<p>Öğreniyordu.</p>
<p>Çünkü burada ayakta kalabilmek için yalnızca çalışmak yetmiyordu.</p>
<p>Yeni bir dili…</p>
<p>Yeni bir düzeni…</p>
<p>Yeni bir hayatı da öğrenmek gerekiyordu.</p>
<p>Memduh akşamları kaldığı odaya döndüğünde çoğu zaman konuşacak kimsesi olmuyordu.</p>
<p>Üstünü değiştiriyor…</p>
<p>Bir parça ekmek yiyip çayını içiyor…</p>
<p>Sonra yatağının kenarına oturuyordu.</p>
<p>Sessizlik çöktüğünde aklına yine Şakire geliyordu.</p>
<p>Bir gün cebinden ailesinin fotoğrafını çıkardı.</p>
<p>Fotoğrafa uzun uzun baktı.</p>
<p>Gülfem henüz küçüktü.</p>
<p>Firuze ise annesinin yanında duruyordu.</p>
<p>Memduh parmaklarını fotoğrafın üzerinde gezdirdi.</p>
<p>“Büyüyecekler…”</p>
<p>Diye düşündü.</p>
<p>“Ben onları göremeden büyüyecekler.”</p>
<p>Bu düşünce yüreğini burktu.</p>
<p>Ama hemen ardından kendisini toparladı.</p>
<p>“Onlar iyi yaşasın diye buradayım.”</p>
<p>Fotoğrafı tekrar cebine koydu.</p>
<p>Memduh’un en zorlandığı şeylerden biri de bayramlar ve özel günlerdi.</p>
<p>Köyde bayram sabahlarının nasıl olduğunu biliyordu.</p>
<p>Evlerin önünde hareketlilik olurdu.</p>
<p>Çocukların yüzünde sevinç…</p>
<p>Kadınların hazırlığı…</p>
<p>Erkeklerin birbirleriyle bayramlaşması…</p>
<p>Şakire’nin çocukları giydirip hazırlaması…</p>
<p>Bütün bunları düşünürdü.</p>
<p>Ama kendisi binlerce kilometre uzaktaydı.</p>
<p>Bir bayram sabahı işe giderken sokakların sessizliğine baktı.</p>
<p>İçinden:</p>
<p>“Şimdi köyde olsaydım…”</p>
<p>Dedi.</p>
<p>Sonra Gülfem’in kapıya koşup:</p>
<p>“Babam geldi!”</p>
<p>Diye bağırdığını hayal etti.</p>
<p>Gülümsedi.</p>
<p>Ama gözleri doldu.</p>
<p>İnsan bazen en çok özlediği şeyin ne olduğunu, ondan uzak kaldığında anlıyordu.</p>
<p>Memduh için o şey artık köy değildi yalnızca.</p>
<p>Bir evdi.</p>
<p>Bir eşti.</p>
<p>İki küçük kızdı.</p>
<p>Ve onların arasında kurduğu bağdı.</p>
<p>Aylar böyle geçti.</p>
<p>Memduh çalışıyor…</p>
<p>Kazandığını biriktiriyor…</p>
<p>İhtiyaçları oldukça köye para gönderiyordu.</p>
<p>Kendi için neredeyse hiçbir şey almıyordu.</p>
<p>Yeni bir elbise almak yerine eski kıyafetlerini kullanıyor…</p>
<p>Dışarıda yemek yemek yerine çoğu zaman kaldığı yerde karnını doyuruyordu.</p>
<p>Çünkü her harcadığı parayı köydeki ailesinin ihtiyaçlarıyla karşılaştırıyordu.</p>
<p>Bir gün arkadaşlarından biri:</p>
<p>“Memduh, sen hiç kendin için yaşamıyor musun?” diye sordu.</p>
<p>Memduh bir süre düşündü.</p>
<p>Sonra gülümsedi.</p>
<p>“Benim yaşadığım yer orası.”</p>
<p>“Burası çalıştığım yer.”</p>
<p>Adam sustu.</p>
<p>Memduh’un ne demek istediğini anlamıştı.</p>
<p>Zaman zaman iş de kolay gitmiyordu.</p>
<p>Bazı günler makinelerden biri arızalanıyor, bütün işçiler saatlerce uğraşıyordu.</p>
<p>Bazı günler iş yükü artıyor, vardiya uzuyordu.</p>
<p>Memduh eve döndüğünde ayakta duracak hâli kalmıyordu.</p>
<p>Ellerini yıkayıp yatağına uzandığı zaman birkaç dakika içinde uyuyakaldığı oluyordu.</p>
<p>Fakat sabah yine erkenden kalkıyordu.</p>
<p>Çünkü onun için çalışmamak, köydeki ailesinin ihtiyaçlarının eksilmesi demekti.</p>
<p>Bir gece yatağında uzanırken Şakire’nin söylediği bir söz aklına geldi:</p>
<p>“Sen çocuklara bak.”</p>
<p>Memduh gözlerini kapattı.</p>
<p>Şakire’nin o gece parayı avucunda tutuşunu hatırladı.</p>
<p>Sonra kendi kendine:</p>
<p>“Ben bakacağım.”</p>
<p>Dedi.</p>
<p>“Ben çalışacağım.”</p>
<p>“Onlar rahat edecek.”</p>
<p>Memduh’un hayatı böyle sessizce devam ederken, köyde de başka bir hayat akıyordu.</p>
<p>Şakire iki çocuğuyla birlikte evin içinde yaşamını sürdürüyordu.</p>
<p>Memduh’un gönderdiği paralarla ihtiyaçlarını karşılıyor, çocuklarını büyütmeye çalışıyordu.</p>
<p>Evlerinin damı artık vardı.</p>
<p>Ama hayatın yükü yine Şakire’nin omuzlarındaydı.</p>
<p>Memduh bunu biliyordu.</p>
<p>Bu yüzden daha çok çalışmak istiyordu.</p>
<p>Bir gün eve döndüğünde cebindeki parayı saydı.</p>
<p>Bir kısmını ayırdı.</p>
<p>Kalanına baktı.</p>
<p>Sonra yine düşündü:</p>
<p>“Bunu da gönderirim.”</p>
<p>Kendi ihtiyaçlarını erteledi.</p>
<p>Çünkü köyde onu bekleyen bir ailesi vardı.</p>
<p>Gurbette insanın en büyük sınavı bazen açlık değildi.</p>
<p>Soğuk da değildi.</p>
<p>Yorgunluk da değildi.</p>
<p>Yalnızlıktı.</p>
<p>Memduh bunu zamanla daha iyi anlamaya başlamıştı.</p>
<p>Kalabalıkların arasında yalnız kalıyordu.</p>
<p>İnsanlarla aynı masada oturuyor ama kendi hayatından bahsedecek olduğunda kelimeleri yetmiyordu.</p>
<p>Bir şey anlatmak istediğinde dili engel oluyordu.</p>
<p>Özlediği zaman arayabileceği bir kapı yoktu.</p>
<p>Köyün kahvesine girip Yusuf Baba’nın yanına oturamıyordu.</p>
<p>Şakire’nin sesini duymak için kilometrelerce yol aşması gerekiyordu.</p>
<p>Gülfem’in büyüdüğünü…</p>
<p>Firuze’nin yeni öğrendiği kelimeleri…</p>
<p>Bazen yalnızca mektup ya da kısa bir haberle öğreniyordu.</p>
<p>Ama yine de dayanıyordu.</p>
<p>Çünkü Memduh’un içinde güçlü bir düşünce vardı:</p>
<p>Bir gün geri dönecekti.</p>
<p>Bir gün çocukları büyümüş olacak…</p>
<p>Bir gün Şakire’nin yanında oturacak…</p>
<p>Bir gün kendi evlerinin damının altında, ailesiyle birlikte çay içecekti.</p>
<p>O günün hayaliyle çalışıyordu.</p>
<p>Bir akşam iş çıkışında fabrika kapısının önünde birkaç işçi sohbet ediyordu.</p>
<p>Memduh biraz uzakta durup onları izledi.</p>
<p>Hava soğuktu.</p>
<p>Fabrikanın bacasından yükselen duman gökyüzüne karışıyordu.</p>
<p>Memduh ellerini cebine soktu.</p>
<p>Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.</p>
<p>Gökyüzü ona köyü hatırlattı.</p>
<p>Aynı gökyüzüydü.</p>
<p>Sadece altında duran toprak farklıydı.</p>
<p>İçinden Şakire’ye seslendi:</p>
<p>“Ben buradayım.”</p>
<p>“Çalışıyorum.”</p>
<p>“Merak etme.”</p>
<p>“Bir gün yine geleceğim.”</p>
<p>Sonra ağır adımlarla kaldığı yere doğru yürümeye başladı.</p>
<p>Arkasında fabrikanın ışıkları kaldı.</p>
<p>Önünde ise yine uzun bir gece vardı.</p>
<p>Memduh henüz bilmiyordu…</p>
<p>Gurbette geçirdiği günler yalnızca ailesine para kazandırmakla kalmayacak,</p>
<p>Onun hayatını da yavaş yavaş değiştirecekti.</p>
<p>Çünkü insan bazen uzaklara yalnızca ekmek parası kazanmak için giderdi.</p>
<p>Ama gurbet, insana hiç beklemediği sınavlar da hazırlardı.</p>
<p>Memduh’un sınavı ise henüz başlamamıştı.</p>
<p>Devam edecek....</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 39.CU BÖLÜM &amp; GÜLFEM’İN EKMEK SÜRPRİZİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-39cu-bolum-gulfemin-ekmek-surprizi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-39cu-bolum-gulfemin-ekmek-surprizi</guid>
<description><![CDATA[ Gülfem’in yaramazlıkları bitmeyecekti.

Bir gün eşarp…

Bir gün ev…

Bir gün kavurga…

Şimdi de ekmek ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6aa1999ab7f19.webp" length="78408" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 09 Sep 2026 20:38:59 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>39.CU BÖLÜM - GÜLFEM’İN EKMEK SÜRPRİZİ</p>
<p>Şakire’nin hayatı, Memduh Almanya’ya gittikten sonra daha da ağırlaşmıştı.</p>
<p>Evde iki küçük çocuk vardı.</p>
<p>Bir yanda günlük işler…</p>
<p>Bir yanda çocukların bakımı…</p>
<p>Bir yanda evin ihtiyaçları…</p>
<p>Bir yanda da kışlık hazırlıklar…</p>
<p>Ama Şakire bütün bunların arasında en çok odun işine yetişmeye çalışıyordu.</p>
<p>Çünkü köyde odun demek yalnızca yakacak demek değildi.</p>
<p>Ocak demekti.</p>
<p>Sıcak yemek demekti.</p>
<p>Ekmek demekti.</p>
<p>Kışın soğuğuna karşı evin tek güvencesiydi.</p>
<p>Şakire bazen sabah erkenden eşeğini alır, dağın yolunu tutardı.</p>
<p>Dağda uygun ağaçları bulur, baltasıyla odunları kendi elleriyle keserdi.</p>
<p>Kimi zaman kalın dalları ayırır, kimi zaman kurumuş ağaçları toplardı.</p>
<p>Sonra bütün gücüyle odunları eşeğin sırtına yüklerdi.</p>
<p>Eşeğin iki yanına dengeli biçimde yerleştirir, iplerle sıkıca bağlardı.</p>
<p>Yük ağırlaştıkça Şakire’nin adımları yavaşlardı.</p>
<p>Ama durmazdı.</p>
<p>Dağın çukurunu, çanağını iyi bilirdi.</p>
<p>Hangi yamaçta kuru dal bulunur…</p>
<p>Hangi tarafta daha iyi odun çıkar…</p>
<p>Hangi yoldan eşek daha rahat iner…</p>
<p>Hepsini öğrenmişti.</p>
<p>Dağ artık onun için yabancı bir yer değildi.</p>
<p>Yıllardır gidip geldiği, emeğinin izlerini taşıyan bir yerdi.</p>
<p>O gün de Şakire erkenden hazırlandı.</p>
<p>Eşeğin iplerini kontrol etti.</p>
<p>Baltasını aldı.</p>
<p>Başına yazmasını bağladı.</p>
<p>Gülfem’e dönüp:</p>
<p>“Ben oduna gidiyorum.”</p>
<p>“Sen kardeşinin yanında dur.”</p>
<p>“Ben gelene kadar da uslu dur.”</p>
<p>Gülfem, her zamanki gibi masum bir yüzle annesine baktı.</p>
<p>“Tamam anne.”</p>
<p>Şakire kızının gözlerine birkaç saniye baktı.</p>
<p>Sonra:</p>
<p>“Bak Gülfem…”</p>
<p>“Bana yine bir iş çıkarma.”</p>
<p>Gülfem başını salladı.</p>
<p>“Çıkarmam.”</p>
<p>Şakire bu cevabı duyunca içinden bir “İnşallah” geçirdi.</p>
<p>Sonra eşeği alıp yola koyuldu.</p>
<p>Şakire’nin evden uzaklaşmasını bekleyen Gülfem, bir süre gerçekten uslu durdu.</p>
<p>Ama bu, onun için uzun sürmedi.</p>
<p>Bir müddet sonra dışarı çıktı.</p>
<p>Mahallede oynayan çocukları görünce gözleri parladı.</p>
<p>Birine seslendi.</p>
<p>Sonra diğerine…</p>
<p>Derken birkaç çocuk evin önünde toplandı.</p>
<p>Gülfem’in aklına bir fikir gelmişti.</p>
<p>Hem de kendisine göre harika bir fikir.</p>
<p>Çocuklara döndü.</p>
<p>“Annem oduna gitti.”</p>
<p>“Biz de ekmek yapalım.”</p>
<p>Çocuklardan biri şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>“Ekmek mi?”</p>
<p>“Evet.”</p>
<p>“Annem gelene kadar ekmekleri yaparız.”</p>
<p>“Annem gelince de sürpriz yaparız.”</p>
<p>Çocukların hepsinin yüzü güldü.</p>
<p>Çünkü Gülfem’in anlattığı şey onlara çok eğlenceli gelmişti.</p>
<p>Hem oyun oynayacaklar…</p>
<p>Hem de gerçek ekmek yapacaklardı.</p>
<p>Gülfem ellerini beline koydu.</p>
<p>“Ben annemi izledim.”</p>
<p>“Nasıl yapılacağını biliyorum.”</p>
<p>Çocuklar ona inandılar.</p>
<p>Çünkü Gülfem öyle kararlı konuşuyordu ki sanki yıllardır ekmek yapıyordu.</p>
<p>Önce unu buldular.</p>
<p>Gülfem büyükçe bir leğen çıkardı.</p>
<p>Unu içine boşalttı.</p>
<p>Unun yarısı leğene girdi…</p>
<p>Diğer yarısı ise etrafa saçıldı.</p>
<p>Çocuklardan biri:</p>
<p>“Böyle mi olacak?”</p>
<p>diye sordu.</p>
<p>Gülfem:</p>
<p>“Olacak tabii.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Sonra su getirdiler.</p>
<p>Ama ne kadar su koyacaklarını kimse bilmiyordu.</p>
<p>Gülfem annesinin hamura su kattığını hatırlıyordu.</p>
<p>Ama annesinin suyu nasıl ayarladığını hatırlamıyordu.</p>
<p>Biraz su koydu.</p>
<p>Karıştırdı.</p>
<p>“Az oldu.”</p>
<p>Biraz daha koydu.</p>
<p>Karıştırdı.</p>
<p>“Biraz daha…”</p>
<p>Derken un, suyla iyice buluştu.</p>
<p>Ama ortaya çıkan şey ekmek hamurundan çok başka bir şeye benziyordu.</p>
<p>Çocuklar ellerini içine soktular.</p>
<p>Un her yere bulaştı.</p>
<p>Gülfem’in yüzü…</p>
<p>Saçları…</p>
<p>Elbisesi…</p>
<p>Çocukların elleri…</p>
<p>Her taraf bembeyaz olmuştu.</p>
<p>Ama kimsenin umurunda değildi.</p>
<p>Çünkü onlar büyük bir iş yapıyorlardı.</p>
<p>Ekmek yapıyorlardı!</p>
<p>Sıra ocağa gelmişti.</p>
<p>Gülfem birkaç odun buldu.</p>
<p>Çocuklarla birlikte onları ocağın yanına taşıdılar.</p>
<p>Sonra ateşi yakmaya çalıştılar.</p>
<p>Biraz uğraştıktan sonra ateş tutuştu.</p>
<p>Çocukların gözleri parladı.</p>
<p>Alevler yükselmeye başlayınca Gülfem biraz geri çekildi.</p>
<p>Ama hemen ardından tekrar yaklaştı.</p>
<p>“Şimdi sacı koyacağız.”</p>
<p>Sac yerleştirildi.</p>
<p>Gülfem kendinden emin bir şekilde başında durdu.</p>
<p>Sonra hamurun başına geçti.</p>
<p>Hamur ellerine yapışıyordu.</p>
<p>Gülfem bir türlü toparlayamıyordu.</p>
<p>Bir parça alıyor…</p>
<p>Elinden düşüyordu.</p>
<p>Tekrar alıyor…</p>
<p>Bu sefer başka tarafına yapışıyordu.</p>
<p>Çocuklardan biri gülmeye başladı.</p>
<p>Gülfem de güldü.</p>
<p>“Annem böyle yapmıyor ama.”</p>
<p>Sonra biraz daha un eklemeye çalıştı.</p>
<p>Ama ne kadar un koyması gerektiğini bilmiyordu.</p>
<p>Sonunda:</p>
<p>“Böyle de olur.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Çocuklar ekmek açmaya başladılar.</p>
<p>Ama açtıkları şeyler ekmeğe pek benzemiyordu.</p>
<p>Kimi yuvarlaktı.</p>
<p>Kimi yamuktu.</p>
<p>Kiminin ortası kalındı.</p>
<p>Kiminin kenarı incecikti.</p>
<p>Bir tanesi neredeyse üçgen olmuştu.</p>
<p>Gülfem ona baktı.</p>
<p>“Bu da özel ekmek.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Çocuklar kahkahayı bastı.</p>
<p>Gülfem ise çok ciddi bir iş yapıyormuş gibi sacın başında durdu.</p>
<p>Bir süre sonra ilk ekmeği sacın üzerine koydular.</p>
<p>Cızırdamaya başladı.</p>
<p>Çocuklar heyecanla etrafına toplandı.</p>
<p>Gülfem’in yüzünde büyük bir gurur vardı.</p>
<p>“Bakın!”</p>
<p>“Ekmek oluyor.”</p>
<p>Tam o sırada dağın yolunda Şakire görünmüştü.</p>
<p>Eşeğin üzerinde ağır bir odun yükü vardı.</p>
<p>Şakire yorgundu.</p>
<p>Eve yaklaştıkça çocuk sesleri duymaya başladı.</p>
<p>Bir an durdu.</p>
<p>“Bu çocuklar bizim evin önünde ne yapıyor?”</p>
<p>Sonra burnuna bir koku geldi.</p>
<p>Duman…</p>
<p>Yanık un…</p>
<p>Ve ateş kokusu…</p>
<p>Şakire’nin kaşları çatıldı.</p>
<p>Adımlarını hızlandırdı.</p>
<p>Evin önüne geldiğinde gördüğü manzara karşısında olduğu yerde kaldı.</p>
<p>Gülfem…</p>
<p>Mahallenin çocukları…</p>
<p>Açılmış hamurlar…</p>
<p>Yanan ateş…</p>
<p>Sac…</p>
<p>Ve her tarafa bulaşmış un…</p>
<p>Şakire birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.</p>
<p>Gülfem annesini görünce elindeki hamurla olduğu yerde kaldı.</p>
<p>Çocuklar da sustu.</p>
<p>Şakire yavaşça:</p>
<p>“Gülfem…”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Gülfem başını kaldırdı.</p>
<p>“Efendim anne?”</p>
<p>Şakire etrafa baktı.</p>
<p>Sonra tekrar kızına döndü.</p>
<p>“Sen ne yaptın?”</p>
<p>Gülfem hemen gülümsedi.</p>
<p>“Anne…”</p>
<p>“Sana kolaylık olsun dedim.”</p>
<p>Şakire:</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>Gülfem büyük bir ciddiyetle açıkladı:</p>
<p>“Sen gelince ekmek hazır olsun istedim.”</p>
<p>“Çocukları da çağırdım.”</p>
<p>“Hamuru yaptık.”</p>
<p>“Sonra ocağı yaktık.”</p>
<p>“Ekmek yapıyoruz.”</p>
<p>Şakire bir süre kızının yüzüne baktı.</p>
<p>Sonra leğene eğildi.</p>
<p>Hamura baktı.</p>
<p>Elini içine soktu.</p>
<p>Bir parça hamuru tuttu.</p>
<p>Çekti.</p>
<p>Hamur uzadı.</p>
<p>Biraz daha çekti.</p>
<p>Yine uzadı.</p>
<p>Şakire’nin yüzündeki ifade değişti.</p>
<p>“Bu ne böyle?”</p>
<p>Gülfem sessiz kaldı.</p>
<p>Şakire hamuru tekrar yoğurmaya başladı.</p>
<p>Hamur ellerine yapışıyordu.</p>
<p>Un azdı.</p>
<p>Su fazlaydı.</p>
<p>Hamur cıvık kalmıştı.</p>
<p>Şakire başını kaldırıp kızına baktı.</p>
<p>“Gülfem…”</p>
<p>“Sen bu hamura ne yaptın?”</p>
<p>Gülfem:</p>
<p>“Su koydum.”</p>
<p>“Ne kadar?”</p>
<p>Gülfem düşündü.</p>
<p>“Biraz…”</p>
<p>Şakire:</p>
<p>“Ne kadar biraz?”</p>
<p>Gülfem omuzlarını kaldırdı.</p>
<p>“Bilmiyorum.”</p>
<p>Şakire derin bir nefes aldı.</p>
<p>Şakire kızına kızdı.</p>
<p>Hem de epey kızdı.</p>
<p>“Ben sana ne dedim?”</p>
<p>“Ben gelene kadar uslu dur demedim mi?”</p>
<p>“Sen kalkmış çocukları toplamışsın.”</p>
<p>“Unu ortaya dökmüşsün.”</p>
<p>“Hamuru ziyan etmişsin.”</p>
<p>“Ocağı yakmışsın.”</p>
<p>“Ben şimdi bunların hepsini yeniden yapacağım.”</p>
<p>Gülfem başını eğdi.</p>
<p>“Ama anne…”</p>
<p>Şakire:</p>
<p>“Ama’sı yok.”</p>
<p>Gülfem yine de pes etmedi.</p>
<p>“Sana yardım etmek istemiştim.”</p>
<p>Şakire’nin sesi biraz yumuşadı.</p>
<p>“Biliyorum kızım.”</p>
<p>“Ama yardım etmek başka…”</p>
<p>“Bilmeden iş yapmak başka.”</p>
<p>Gülfem sustu.</p>
<p>Şakire leğendeki hamuru önüne çekti.</p>
<p>Biraz daha un ekledi.</p>
<p>Yoğurmaya başladı.</p>
<p>Hamur yavaş yavaş toparlanıyordu.</p>
<p>Şakire’nin elleri alışkındı.</p>
<p>Ne kadar un…</p>
<p>Ne kadar su…</p>
<p>Ne kadar yoğurmak gerektiğini biliyordu.</p>
<p>Bir süre sonra hamur istediği kıvama geldi.</p>
<p>Şakire kızına gösterdi.</p>
<p>“Bak.”</p>
<p>“Hamur böyle olacak.”</p>
<p>Gülfem dikkatle baktı.</p>
<p>Şakire devam etti:</p>
<p>“Senin yaptığın su gibiydi.”</p>
<p>Gülfem hafifçe gülümsedi.</p>
<p>Şakire de istemeden gülümsedi.</p>
<p>Ama hemen ciddileşti.</p>
<p>“Bir daha annenden habersiz böyle işlere kalkışma.”</p>
<p>Gülfem:</p>
<p>“Tamam anne.”</p>
<p>Şakire ekmekleri yeniden yapmaya koyuldu.</p>
<p>Gülfem de bir köşede oturup onu izledi.</p>
<p>Çocuklar da sessizce bekliyordu.</p>
<p>Bir süre sonra ilk düzgün ekmek sacın üzerine kondu.</p>
<p>Ekmek kabardı.</p>
<p>Kokusu etrafa yayıldı.</p>
<p>Gülfem’in gözleri parladı.</p>
<p>“Anne…”</p>
<p>“Şimdi güzel oldu mu?”</p>
<p>Şakire ekmeğe baktı.</p>
<p>“Şimdi oldu.”</p>
<p>Gülfem gururla gülümsedi.</p>
<p>“Ben de yardım ettim.”</p>
<p>Şakire kızına baktı.</p>
<p>“Evet.”</p>
<p>“Önce ortalığı karıştırdın.”</p>
<p>“Sonra da bana yeniden yaptırdın.”</p>
<p>Çocuklar gülmeye başladı.</p>
<p>Gülfem de güldü.</p>
<p>Şakire’nin yüzünde de hafif bir tebessüm oluştu.</p>
<p>Akşama doğru ekmekler pişmişti.</p>
<p>Şakire çocuklara sıcak ekmekten küçük parçalar verdi.</p>
<p>Gülfem de kendi yaptığı “özel ekmeğini” arıyordu.</p>
<p>Üçgen olanı buldu.</p>
<p>Elinde tuttu.</p>
<p>Sonra annesine gösterdi.</p>
<p>“Bak anne.”</p>
<p>“Bu benim yaptığım.”</p>
<p>Şakire ekmeğe baktı.</p>
<p>“Belli oluyor.”</p>
<p>Gülfem kahkahayla güldü.</p>
<p>O gün Gülfem bir şey daha öğrenmişti.</p>
<p>Annesine yardım etmek güzel bir şeydi.</p>
<p>Ama yardım etmek için önce ne yaptığını bilmek gerekiyordu.</p>
<p>Şakire ise o gün yine aynı şeyi anlamıştı:</p>
<p>Gülfem’in yaramazlıkları bitmeyecekti.</p>
<p>Bir gün eşarp…</p>
<p>Bir gün ev…</p>
<p>Bir gün kavurga…</p>
<p>Şimdi de ekmek…</p>
<p>Her defasında Şakire’nin karşısına yeni bir macera çıkıyordu.</p>
<p>Ama bütün kızgınlıklarının altında bir gerçek vardı.</p>
<p>Gülfem’in kalbi kötü değildi.</p>
<p>O yalnızca meraklıydı.</p>
<p>Her şeyi kendi başına denemek istiyordu.</p>
<p>Annesine yardım etmek istiyor…</p>
<p>Ama çocuk aklıyla bunu nasıl yapacağını bilemiyordu.</p>
<p>Şakire akşam ateşin başında kızına bakarken içinden:</p>
<p>“Allah seni iyi insan eylesin kızım…”</p>
<p>diye geçirdi.</p>
<p>“Yaramazlığın çok…”</p>
<p>“Ama kalbin güzel olsun.”</p>
<p>Gülfem ise annesinin yanına sokulmuş, sıcak ekmeğini yerken hiçbir şey düşünmüyordu.</p>
<p>Onun için o gün yalnızca bir oyun daha oynanmıştı.</p>
<p>Fakat yıllar sonra o günü hatırladığında herkes gülecekti.</p>
<p>Çünkü Şakire’nin oduna gittiği gün…</p>
<p>Gülfem’in mahalle çocuklarını toplayıp…</p>
<p>“Annem gelene kadar ekmek yapalım.”</p>
<p>dediği o gün…</p>
<p>Ailenin hafızasında kalacak en tatlı yaramazlıklardan biri olacaktı.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 38. BÖLÜM &amp; YENİ BİR CAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-38-bolum-yeni-bir-can</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-38-bolum-yeni-bir-can</guid>
<description><![CDATA[ Şakire derin bir nefes aldı.

“Allah’ım…” diye fısıldadı.

“Sen hayırlısını nasip et.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9fdd289116f.webp" length="49574" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 08 Sep 2026 13:02:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>38. BÖLÜM - YENİ BİR CAN</p>
<p>Memduh’un Almanya’ya dönmesinin üzerinden çok geçmemişti.</p>
<p>Ev yeniden sessizliğe bürünmüştü.</p>
<p>Şakire artık iki kızıyla birlikte tek odalı evlerinde yaşamaya devam ediyordu.</p>
<p>Başlarının üzerinde bir dam vardı.</p>
<p>Yağmur yağdığında içeri su girmiyordu.</p>
<p>Kış geldiğinde gökyüzü artık doğrudan üzerlerine düşmüyordu.</p>
<p>Bunca yokluktan sonra bu küçük ev, Şakire için dünyanın en büyük zenginliği gibiydi.</p>
<p>Ama hayat, insana rahat bir nefes aldırdığı anda yeni bir sürpriz hazırlamayı da biliyordu.</p>
<p>Şakire son günlerde kendisini farklı hissediyordu.</p>
<p>Sabahları eskisi kadar dinç kalkamıyordu.</p>
<p>Bazen yaptığı işin ortasında durup dinlenme ihtiyacı duyuyordu.</p>
<p>Yemek kokularından bazıları hoşuna gitmiyor, bazılarını ise nedensizce canı çekiyordu.</p>
<p>Önceleri bunları yorgunluğa verdi.</p>
<p>“İki çocuk, evin işi… İnsan yorulur,” diye düşündü.</p>
<p>Günler geçtikçe içindeki şüphe büyümeye başladı.</p>
<p>Bir akşam çocukları uyuttuktan sonra sessizce oturdu.</p>
<p>Elini karnının üzerine koydu.</p>
<p>Bir süre öylece kaldı.</p>
<p>Kalbi hızlandı.</p>
<p>Aklından geçen düşünceyi kendisine bile söylemekte zorlandı.</p>
<p>“Yoksa…”</p>
<p>Bir süre sonra yüzünde hem şaşkın hem de mahcup bir gülümseme belirdi.</p>
<p>Memduh gitmeden önce birlikte geçirdikleri günler aklına geldi.</p>
<p>Şimdi ise o, binlerce kilometre uzaktaydı.</p>
<p>Almanya’daydı.</p>
<p>Şakire elini karnından çekti.</p>
<p>Başını eğdi.</p>
<p>İçinde tarifsiz bir duygu vardı.</p>
<p>Bir yandan yeniden anne olacak olmanın heyecanı…</p>
<p>Bir yandan iki küçük çocuğun sorumluluğu…</p>
<p>Bir yandan da Memduh’un yanında olmayışı…</p>
<p>Şakire derin bir nefes aldı.</p>
<p>“Allah’ım…” diye fısıldadı.</p>
<p>“Sen hayırlısını nasip et.”</p>
<p>O gece uzun süre uyuyamadı.</p>
<p>Gülfem ile Firuze yanı başında uyuyordu.</p>
<p>İki küçük kızın nefes alışlarını dinledi.</p>
<p>Sonra gözleri yeniden karnına kaydı.</p>
<p>Artık evlerinde üç çocuk sesi olacaktı.</p>
<p>Bu düşünce onu hem güldürdü hem de gözlerini doldurdu.</p>
<p>Memduh’a bunu nasıl söyleyeceğini düşündü.</p>
<p>Uzaklarda, Almanya’da çalışan kocasını…</p>
<p>Bir kez daha baba olacağını nasıl haber verecekti?</p>
<p>Şakire, Memduh’un gitmeden önce söylediği sözleri hatırladı:</p>
<p>“Ben yine geleceğim.”</p>
<p>Şimdi o dönüşü daha büyük bir özlemle bekleyecekti.</p>
<p>Çünkü bu kez onu bekleyen yalnızca Şakire, Gülfem ve Firuze olmayacaktı.</p>
<p>Bir de henüz dünyaya gelmemiş küçük bir can vardı.</p>
<p>Şakire elini yeniden karnının üzerine koydu.</p>
<p>Ve sessizce gülümsedi.</p>
<p>Hayat, bütün zorluklarına rağmen devam ediyordu.</p>
<p>Hem de bu kez…</p>
<p>Yeni bir hayatla.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 37. Cİ BÖLÜM &amp; DAMIN ALTINDAKİ YUVA</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-37-ci-bolum-damin-altindaki-yuva-4594</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-37-ci-bolum-damin-altindaki-yuva-4594</guid>
<description><![CDATA[ Bir ev…

Bir dam…

İki çocuk…

Ve birlikte kurdukları bir gelecek. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9f0c4ba2f63.webp" length="51638" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 07 Sep 2026 12:12:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>37. Cİ BÖLÜM - DAMIN ALTINDAKİ YUVA</p>
<p>Memduh’un izni başlamıştı.</p>
<p>İki yıl sonra yeniden köyündeydi.</p>
<p>Bir ay boyunca ailesinin yanında kalacaktı.</p>
<p>İlk günler, iki yılın hasretini çıkarmakla geçti.</p>
<p>Gülfem artık beş yaşındaydı. Babasının peşinden ayrılmıyor, ona köyde gördüğü her şeyi anlatıyordu.</p>
<p>Firuze ise iki yaşındaydı. Memduh’u hatırlayacak kadar büyük değildi. İlk günlerde babasına biraz çekingen yaklaşmış, sonra yavaş yavaş alışmıştı.</p>
<p>Memduh iki kızına baktıkça içi ısınıyordu.</p>
<p>Şakire ise çocuklarla, evin işleriyle ve günlük hayatın bütün yüküyle uğraşıyordu.</p>
<p>İki küçük çocuğun peşinden koşmak kolay değildi.</p>
<p>Hele Şakire’nin uzun saçları da artık ona ayrı bir yük olmaya başlamıştı.</p>
<p>Çocuklar küçük elleriyle saçlarına dokunuyor, bazen saçlarına takılıyor, bazen de Şakire onları kucağına aldığında uzun saçları çocukların ellerine dolanıyordu.</p>
<p>Bir gün Memduh, Şakire’nin saçlarına baktı.</p>
<p>Şakire yine çocuklarla uğraşıyordu.</p>
<p>Birini kucağına alıyor, diğerine yetişmeye çalışıyordu.</p>
<p>Memduh bir süre onu izledi.</p>
<p>Sonra:</p>
<p>“Şakire…” dedi.</p>
<p>Şakire dönüp baktı.</p>
<p>“Efendim?”</p>
<p>“Senin saçların da sana zor oluyor.”</p>
<p>Şakire gülümsedi.</p>
<p>“Zor oluyor tabii.”</p>
<p>“İki çocukla uğraşırken bazen ben de ne yapacağımı şaşırıyorum.”</p>
<p>Memduh düşündü.</p>
<p>Sonra:</p>
<p>“Keselim mi?”</p>
<p>Şakire şaşırdı.</p>
<p>“Saçımı mı?”</p>
<p>“Evet.”</p>
<p>Şakire saçlarına dokundu.</p>
<p>“Bunca yıldır uzattım.”</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>“Çocuklar için daha kolay olur.”</p>
<p>Şakire bir süre düşündü.</p>
<p>Sonunda kabul etti.</p>
<p>O gün yatağın üzerinde oturdular.</p>
<p>Şakire yatağın kenarında oturmuştu.</p>
<p>Memduh makası eline aldı.</p>
<p>Şakire’nin belik hâlindeki kalın saçlarını dikkatlice eline topladı.</p>
<p>Makasın sesi duyuldu.</p>
<p>Şak!</p>
<p>Kalın belik bir anda Şakire’nin saçlarından ayrıldı.</p>
<p>Şakire arkasına düşen saçlarına baktı.</p>
<p>Memduh ise elinde kalan uzun beliği bir süre tuttu.</p>
<p>O saçlar, Şakire’nin yıllardır taşıdığı bir parçaydı.</p>
<p>Sonra Memduh o kalın beliği atmadı.</p>
<p>Sandığın içine kaldırıp sakladı.</p>
<p>Belki bir gün çocuklarına gösterirdi.</p>
<p>Belki de yıllar sonra Şakire ile birlikte o günü hatırlamak için saklardı.</p>
<p>Şakire saçlarını eliyle yokladı.</p>
<p>“Nasıl olmuş?”</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>“Yakışmış.”</p>
<p>Şakire de gülümsedi.</p>
<p>“Çocukların peşinden koşarken artık saçımla uğraşmayacağım.”</p>
<p>O an ikisi de bunun yıllar sonra hatırlanacak küçük bir anı olduğunu bilmiyordu.</p>
<p>İkisi de güldü.</p>
<p>Belki dışarıdan bakıldığında çok küçük bir olaydı.</p>
<p>Şakire için o gün, hayatının içindeki nice küçük fedakârlıktan biriydi.</p>
<p>Memduh da eşinin hayatının ne kadar zor olduğunu bir kez daha anlamıştı.</p>
<p>İki çocuk…</p>
<p>Ev işleri…</p>
<p>Yokluk…</p>
<p>Dağdan odun getirmek…</p>
<p>Yemek yapmak…</p>
<p>Çocukları büyütmek…</p>
<p>Ama o kesilen kalın belik, sandığın içinde sessizce saklanacak ve Şakire’nin gençliğinden kalan bir hatıra olarak yıllarca duracaktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p>Ama evin durumunu gördükçe yüzündeki tebessüm yerini düşüncelere bırakıyordu.</p>
<p>Duvarlar tamamlanmıştı.</p>
<p>Kapı yapılmıştı.</p>
<p>Pencereler de yerindeydi.</p>
<p>Fakat ev hâlâ tam anlamıyla bir yuva değildi.</p>
<p>Çünkü başlarının üzerinde dam yoktu.</p>
<p>İçerisi tek bir odaydı.</p>
<p>Şakire, kendi elleriyle dokuduğu kilimleri gererek odayı iki bölüme ayırmıştı. Bir tarafı oturmak ve gündelik işleri yapmak için kullanılıyor, diğer tarafta çocuklar yatıyordu.</p>
<p>Memduh bir gün odanın ortasında durdu.</p>
<p>Başını kaldırıp tavana baktı.</p>
<p>Gökyüzü görünüyordu.</p>
<p>Bir süre hiçbir şey söylemeden öylece durdu.</p>
<p>Şakire onun ne düşündüğünü anlamıştı.</p>
<p>“Sen daha yeni geldin.”</p>
<p>“Biraz dinlen.”</p>
<p>Memduh başını salladı.</p>
<p>“Ben iki yıldır bunun için çalışıyorum.”</p>
<p>Şakire sustu.</p>
<p>Memduh devam etti:</p>
<p>“Bu evin damını yaptıracağım.”</p>
<p>“Artık çocuklar yağmur yağdığında uyanmayacak.”</p>
<p>“Geceleri soğuk içeri dolmayacak.”</p>
<p>Şakire’nin gözleri doldu.</p>
<p>“Allah razı olsun.”</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>“Sen bu ev için neler yaptın, ben biliyorum.”</p>
<p>“Benim yaptığım yanında nedir ki?”</p>
<p>Ertesi gün işe koyuldular.</p>
<p>Memduh, Almanya’da iki yıl boyunca kazandığı ve biriktirdiği paranın bir kısmını bu iş için ayırmıştı.</p>
<p>Gerekli malzemeler alındı.</p>
<p>Keresteler getirildi.</p>
<p>Ustalar çalışmaya başladı.</p>
<p>Memduh da onların başından ayrılmadı.</p>
<p>Bazen kereste taşıdı.</p>
<p>Bazen malzemeleri tuttu.</p>
<p>Bazen de yapılan işi dikkatle izledi.</p>
<p>Çünkü bu dam onun için yalnızca bir çatı değildi.</p>
<p>Şakire’nin yıllarca verdiği mücadelenin üzerine kapanacak bir örtüydü.</p>
<p>Çocuklarının başının üzerinde güvenli bir yerdi.</p>
<p>Günler geçtikçe ev değişmeye başladı.</p>
<p>Keresteler yerlerine oturdu.</p>
<p>Damın iskeleti tamamlandı.</p>
<p>Sonra üstü kapatılmaya başlandı.</p>
<p>Şakire çoğu zaman kapının önünde durup yapılan işi seyrediyordu.</p>
<p>Bir gün yağmur yağmaya başladı.</p>
<p>Şakire refleksle çocukları içeri çağırmak için ayağa kalktı.</p>
<p>Sonra durdu.</p>
<p>Yağmur damın üzerinde kalıyordu.</p>
<p>İçeriye su girmiyordu.</p>
<p>Şakire başını kaldırıp tavana baktı.</p>
<p>Gözleri doldu.</p>
<p>Memduh onun yanına geldi.</p>
<p>“Ne oldu?”</p>
<p>Şakire gülümsedi.</p>
<p>“İlk defa yağmur yağarken korkmadım.”</p>
<p>Memduh hiçbir şey söylemeden eşinin elini tuttu.</p>
<p>Bir ay göz açıp kapayıncaya kadar geçti.</p>
<p>Memduh’un izin süresi bitmek üzereydi.</p>
<p>Ev artık tamamlanmıştı.</p>
<p>Eksikleri vardı belki.</p>
<p>Ama artık yağmurdan, kardan korunacak bir damları vardı.</p>
<p>Tek odalı küçük ev, yavaş yavaş gerçek bir yuvaya dönüşüyordu.</p>
<p>Şakire, sattığı çeyizini düşündü.</p>
<p>O günlerde elinden çıkardığı her parça, bugün bu evin bir yerinde karşılık bulmuş gibiydi.</p>
<p>Memduh da evin önünde durup son kez baktı.</p>
<p>“Şimdi içim daha rahat.”</p>
<p>Şakire ona baktı.</p>
<p>“Yine gideceksin.”</p>
<p>Memduh başını eğdi.</p>
<p>“Evet.”</p>
<p>“Daha çok çalışmam lazım.”</p>
<p>Şakire sustu.</p>
<p>Memduh’un yeniden Almanya’ya dönmesi ikisi için de kolay değildi.</p>
<p>Ama artık aralarında başka bir şey vardı.</p>
<p>Bir ev…</p>
<p>Bir dam…</p>
<p>İki çocuk…</p>
<p>Ve birlikte kurdukları bir gelecek.</p>
<p>Gitmeden bir gece önce Memduh, Şakire’nin yanına oturdu.</p>
<p>Cebinden bir miktar para çıkardı.</p>
<p>Şakire’nin avucuna bıraktı.</p>
<p>“Bunu sen tut.”</p>
<p>Şakire şaşırdı.</p>
<p>“Bu ne?”</p>
<p>“Almanya’da biriktirdiğim paradan.”</p>
<p>“Ev için yeterince harcadın.”</p>
<p>“Bu başka.”</p>
<p>“Çocukların ihtiyacı olur. Sen ne gerekiyorsa al.”</p>
<p>Şakire paraya baktı.</p>
<p>Sonra Memduh’a…</p>
<p>“Sen orada ne yapacaksın?”</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>“Ben çalışırım.”</p>
<p>“Sen çocuklara bak.”</p>
<p>Şakire’nin gözleri doldu.</p>
<p>Parayı avucunda sımsıkı tuttu.</p>
<p>“Allah işini rast getirsin.”</p>
<p>“Amin.”</p>
<p>Ertesi sabah Memduh yeniden yola çıkmaya hazırdı.</p>
<p>Gülfem babasının elini bırakmak istemiyordu.</p>
<p>Firuze ise annesinin eteğine tutunmuş, olan biteni anlamaya çalışıyordu.</p>
<p>Memduh iki kızını da kucağına aldı.</p>
<p>Önce Gülfem’i öptü.</p>
<p>Sonra Firuze’nin saçlarını okşadı.</p>
<p>Şakire’ye baktı.</p>
<p>İki yıl önce Almanya’ya giderken arkasında bıraktığı hayat artık aynı değildi.</p>
<p>Şakire çok şey yaşamıştı.</p>
<p>Kızları büyümüştü.</p>
<p>Ve şimdi başlarının üzerinde bir damları vardı.</p>
<p>Memduh kapıdan çıkmadan önce dönüp bir kez daha eve baktı.</p>
<p>Sonra Şakire’ye:</p>
<p>“Ben yine geleceğim.”</p>
<p>Şakire başını salladı.</p>
<p>“Biliyorum.”</p>
<p>Memduh yola çıktı.</p>
<p>Arkasında Şakire…</p>
<p>Gülfem…</p>
<p>Firuze…</p>
<p>Ve iki yılın emeğiyle tamamlanan küçük evleri kaldı.</p>
<p>Şakire kapının önünde uzun süre onun ardından baktı.</p>
<p>Sonra çocuklarına döndü.</p>
<p>Gözlerini evin damına kaldırdı.</p>
<p>Artık gökyüzü doğrudan başlarının üzerinde değildi.</p>
<p>O küçük evin artık bir damı vardı.</p>
<p>Ve o damın altında, yıllarca yoklukla mücadele etmiş bir ailenin umudu büyümeye devam ediyordu.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 36. CI BÖLÜM &amp; İZİNE DÖNÜŞ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-36-ci-bolum-izine-donus</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-36-ci-bolum-izine-donus</guid>
<description><![CDATA[ Gurbette çalışmak kolay değildi.




Yabancı bir ülke…




Yabancı insanlar…




Yabancı bir dil… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9d92ed0e0b8.webp" length="48470" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 19:21:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>36. CI BÖLÜM - İZİNE DÖNÜŞ</p>
<p>Aradan iki yıl geçmişti.</p>
<p>Memduh’un Almanya’ya gidişinin üzerinden iki koca yıl…</p>
<p>İki yıl boyunca gurbetin ağır yükünü omuzlarında taşımış, fabrikada uzun saatler çalışmıştı.</p>
<p>Günleri çalışmakla, geceleri ise ailesini düşünmekle geçiyordu.</p>
<p>Kazandığı parayı mümkün olduğunca biriktiriyordu.</p>
<p>Çünkü bir gün memlekete döndüğünde, ailesiyle birlikte kuracağı hayat için elinde birikmiş bir şey olsun istiyordu.</p>
<p>Gurbette çalışmak kolay değildi.</p>
<p>Yabancı bir ülke…</p>
<p>Yabancı insanlar…</p>
<p>Yabancı bir dil…</p>
<p>Ama her zorlandığında gözünün önüne Şakire’nin yüzü geliyordu.</p>
<p>Gülfem’in küçücük elleri…</p>
<p>Ve daha iki yaşındaki Firuze…</p>
<p>“Biraz daha dayan.”</p>
<p>Diyordu kendi kendine.</p>
<p>“Onlar için…”</p>
<p>Mektuplarında Şakire de hep aynı şeyleri yazıyordu.</p>
<p>“Biz iyiyiz.”</p>
<p>“Çocuklar iyi.”</p>
<p>“Sen kendine dikkat et.”</p>
<p>Şakire yaşadığı sıkıntıların çoğunu anlatmıyordu.</p>
<p>Memduh’un zaten gurbetin yükünü taşıdığını düşünüyordu.</p>
<p>Kocasının aklını daha fazla meşgul etmek istemiyordu.</p>
<p>Bu yüzden kendi acılarını satırların arasına gömüyor, mektuplarına yalnızca güzel şeyleri koyuyordu.</p>
<p>Memduh ise her mektubu okuduğunda içini biraz olsun rahatlatıyordu.</p>
<p>Oysa gerçeğin tamamını bilmiyordu.</p>
<p>Şakire’nin çeyizini sattığını…</p>
<p>Çocuklarıyla birlikte evin taşını, kerestesini taşıdığını…</p>
<p>Bir dönem meşe ağacının altında barınmak zorunda kaldığını…</p>
<p>Ve bütün bunları iki küçük çocuğuyla tek başına göğüslediğini bilmiyordu.</p>
<p>İzin vakti geldiğinde Memduh’un içi içine sığmıyordu.</p>
<p>İki yıldır görmediği ailesine kavuşacaktı.</p>
<p>Çantasını hazırlarken çocukları için aldığı küçük hediyeleri tek tek yerleştirdi.</p>
<p>Sonra eline başka bir paket aldı.</p>
<p>Şakire için aldığı mantoydu.</p>
<p>Almanya’da bir dükkânın önünden geçerken görmüş, gözünün önüne hemen Şakire gelmişti.</p>
<p>“Bunu giyse çok yakışır.”</p>
<p>Diye düşünmüştü.</p>
<p>İki yıl sonra karısının karşısına eli boş çıkmak istemiyordu.</p>
<p>Mantoyu dikkatlice çantasına yerleştirdi.</p>
<p>Ve yola çıktı.</p>
<p>Köyün yolları görünmeye başladığında kalbi daha hızlı atmaya başladı.</p>
<p>Tanıdık dağlar…</p>
<p>Tanıdık tarlalar…</p>
<p>Bağlar…</p>
<p>Ağaçlar…</p>
<p>Her şey tanıdıktı.</p>
<p>Ama Memduh’un bilmediği bir şey vardı.</p>
<p>O iki yıl içinde kendi ailesinin hayatı bambaşka bir yola girmişti.</p>
<p>Şakire’yi gördüğü an bir süre olduğu yerde kaldı.</p>
<p>Yanında beş yaşındaki Gülfem vardı.</p>
<p>Biraz ileride de iki yaşındaki Firuze, annesinin eteğine tutunmuş duruyordu.</p>
<p>Memduh’un gözleri doldu.</p>
<p>Gülfem onu görür görmez koşmaya başladı.</p>
<p>“Baba!”</p>
<p>Memduh hemen dizlerinin üzerine çöktü.</p>
<p>Kızını kollarının arasına aldı.</p>
<p>Sımsıkı sarıldı.</p>
<p>“Gülfem’im…”</p>
<p>İki yılın hasreti, o küçücük bedenin sıcaklığında eriyip gidiyordu.</p>
<p>Sonra Firuze’ye baktı.</p>
<p>Küçük kız biraz çekingen duruyordu.</p>
<p>Memduh elini uzattı.</p>
<p>“Gel bakalım küçük kızım…”</p>
<p>Firuze önce annesine baktı.</p>
<p>Sonra yavaşça babasına yaklaştı.</p>
<p>Memduh onu da kucağına aldı.</p>
<p>İki yaşındaki çocuk başını babasının omzuna yasladı.</p>
<p>Memduh gözlerini kapattı.</p>
<p>İki yıllık hasretin ağırlığı, o küçücük başın omzuna yaslanmasıyla biraz olsun hafiflemişti.</p>
<p>Şakire onları izliyordu.</p>
<p>Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.</p>
<p>Memduh ona baktı.</p>
<p>“Hoş geldin demeyecek misin?”</p>
<p>Şakire hafifçe gülümsedi.</p>
<p>“Hoş geldin.”</p>
<p>“Hoş bulduk.”</p>
<p>İkisi de bir süre birbirlerine baktılar.</p>
<p>Söylenecek çok şey vardı.</p>
<p>Ama o an hiçbir kelime yeterli değildi.</p>
<p>Akşam olduğunda Memduh çantasını açtı.</p>
<p>Çocukların hediyelerini çıkardı.</p>
<p>Gülfem’in yüzü güldü.</p>
<p>Firuze elindeki hediyeyle oyalanmaya başladı.</p>
<p>Sonra Memduh çantanın içinden o paketi çıkardı.</p>
<p>Şakire’ye uzattı.</p>
<p>“Bu da sana.”</p>
<p>Şakire şaşkınlıkla pakete baktı.</p>
<p>“Bana mı?”</p>
<p>“Başka kime alacağım?”</p>
<p>Şakire paketi açtı.</p>
<p>Mantoyu görünce bir süre konuşamadı.</p>
<p>Kumaşını parmaklarının arasında yokladı.</p>
<p>“Çok güzel…”</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>“Beğendin mi?”</p>
<p>Şakire başını salladı.</p>
<p>“Çok…”</p>
<p>“Giyersin.”</p>
<p>Şakire mantoyu göğsüne bastırdı.</p>
<p>“Sağ ol.”</p>
<p>O an ikisi de bilmiyordu.</p>
<p>Bu manto, ilerleyen yıllarda hayatlarının başka bir yerinde yeniden karşılarına çıkacaktı.</p>
<p>Gece ilerledikçe Memduh bazı şeylerin yolunda olmadığını fark etmeye başladı.</p>
<p>Annesiyle Şakire arasındaki sessizlik…</p>
<p>Birbirlerine bakışları…</p>
<p>Konuşurken kelimeleri dikkatle seçmeleri…</p>
<p>Memduh’un içine bir şüphe düştü.</p>
<p>Şakire’ye baktı.</p>
<p>“Ben yokken bir şey oldu mu?”</p>
<p>Şakire hemen cevap vermedi.</p>
<p>“Yok.”</p>
<p>Memduh kaşlarını çattı.</p>
<p>“Şakire…”</p>
<p>“Her şey geçti.”</p>
<p>“Geçmiş olabilir. Ama sen bana bir şey anlatmıyorsun.”</p>
<p>Şakire sustu.</p>
<p>Memduh’un sesi biraz daha ciddileşti.</p>
<p>“Ben iki yıldır gurbetteyim. Burada ne yaşandıysa bilmeye hakkım var.”</p>
<p>Şakire gözlerini yere indirdi.</p>
<p>“Annenle aramız bozuldu.”</p>
<p>Memduh’un yüzü değişti.</p>
<p>“Ne oldu?”</p>
<p>Şakire anlatmaya başladı.</p>
<p>Sabun olayını…</p>
<p>Evde büyüyen kırgınlığı…</p>
<p>Sonunda kayınvalidesinin bir çuval unla bir çuval bulgur verip:</p>
<p>“Artık evinizi ayırın.”</p>
<p>Dediğini…</p>
<p>Çocuklarıyla birlikte evden çıktığını…</p>
<p>Meşe ağacının altında kurduğu derme çatma barınağı…</p>
<p>Ve sonrasında yaşananları…</p>
<p>Memduh sessizce dinledi.</p>
<p>Her cümlede yüzündeki ifade biraz daha değişiyordu.</p>
<p>Bir süre hiçbir şey söylemedi.</p>
<p>Sonra başını kaldırdı.</p>
<p>“Sen bunları bana neden yazmadın?”</p>
<p>Şakire’nin gözleri doldu.</p>
<p>“Sen orada çalışıyordun.”</p>
<p>“Senin aklını daha fazla meşgul etmek istemedim.”</p>
<p>Memduh derin bir nefes aldı.</p>
<p>“Ben burada ailem için çalışıyordum.”</p>
<p>“Sen orada çocuklarla tek başına uğraşmışsın.”</p>
<p>Şakire cevap vermedi.</p>
<p>Memduh’un içinde öfke vardı.</p>
<p>Ama bu öfke Şakire’ye değildi.</p>
<p>Asıl kırıldığı şey, bütün bunları iki yıl sonra öğrenmesiydi.</p>
<p>Kendi ailesinin yaşadığı acılardan habersiz kalmıştı.</p>
<p>Memduh o gece annesinin yanına gitti.</p>
<p>Kadın oğlunun yüzüne bakınca onun her şeyi öğrendiğini anladı.</p>
<p>“Anne…”</p>
<p>“Biliyorum oğlum.”</p>
<p>“Sen Şakire’yi neden gönderdin?”</p>
<p>Kadın başını eğdi.</p>
<p>“Çok kırılmıştım.”</p>
<p>“Sabun meselesi yüzünden mi?”</p>
<p>Kadın sustu.</p>
<p>Memduh’un sesi sertleşti.</p>
<p>“Anne…”</p>
<p>“Bir çuval unla bir çuval bulgur verip gelinini çocuklarıyla göndermek kolay mı?”</p>
<p>Kadının gözleri doldu.</p>
<p>“Ben de çok ağır sözler söyledim.”</p>
<p>“Şakire de kırdı beni.”</p>
<p>“Biliyorum.”</p>
<p>Memduh bir süre sustu.</p>
<p>Sonra annesinin yanına oturdu.</p>
<p>“Ben gurbetteyken siz birbirinize küsmüşsünüz.”</p>
<p>“Benim istediğim bu değildi.”</p>
<p>Kadın oğlunun elini tuttu.</p>
<p>“Ben de pişmanım.”</p>
<p>Memduh başını eğdi.</p>
<p>“Öyleyse bitirelim artık.”</p>
<p>Bir süre sonra Memduh, Şakire’nin yanına döndü.</p>
<p>“Annem seninle konuşmak istiyor.”</p>
<p>Şakire şaşırdı.</p>
<p>Birlikte annesinin yanına gittiler.</p>
<p>Kayınvalidesi ayağa kalktı.</p>
<p>Bir süre Şakire’nin yüzüne baktı.</p>
<p>Sonra yavaşça konuştu.</p>
<p>“Şakire…”</p>
<p>“Buyur ana.”</p>
<p>“Ben sana ağır sözler söyledim.”</p>
<p>Şakire sustu.</p>
<p>Kadın devam etti.</p>
<p>“Sen de çok şey yaşadın.”</p>
<p>“Benim de hatam vardı.”</p>
<p>Şakire’nin gözleri doldu.</p>
<p>Kayınvalidesi elini uzattı.</p>
<p>“Artık geçmişte bırakalım.”</p>
<p>Şakire bir an tereddüt etti.</p>
<p>Sonra kadının elini tuttu.</p>
<p>“Ben de seni kırdıysam hakkını helal et.”</p>
<p>Kadın gelinine sarıldı.</p>
<p>İki kadın birbirine sarılırken Memduh biraz geride durdu.</p>
<p>Gözlerini sildi.</p>
<p>İki yıldır taşıdığı gurbet yükünün bir parçası sanki o anda hafiflemişti.</p>
<p>O gece aile yeniden aynı sofraya oturdu.</p>
<p>Gülfem babasının yanında oturuyordu.</p>
<p>Firuze annesinin kucağında uyuyakalmıştı.</p>
<p>Şakire’nin üzerinde ise Memduh’un Almanya’dan getirdiği manto vardı.</p>
<p>Memduh ailesine baktı.</p>
<p>İki yıl önce giderken bıraktığı hayat artık aynı değildi.</p>
<p>Ama belki de hayatın en güzel tarafı buydu.</p>
<p>İnsan bazen her şeyi aynı şekilde bulamıyordu.</p>
<p>Bazı yaralar açılıyordu.</p>
<p>Bazıları kapanıyordu.</p>
<p>Bazı kırgınlıklar ise yıllar sonra bir sarılmayla son buluyordu.</p>
<p>Memduh o gece çocuklarına bakarken içinden geçirdi:</p>
<p>“Ben artık yalnızca kendim için yaşamayacağım.”</p>
<p>“Şakire ve çocuklarım için de ayakta duracağım.”</p>
<p>Ama henüz bilmediği bir şey vardı.</p>
<p>Şakire’nin iki yıl boyunca yaşadıklarının tamamını henüz öğrenmemişti.</p>
<p>Çeyizini satmasını…</p>
<p>Çocuklarıyla birlikte kereste taşımasını…</p>
<p>Evin taşlarını, kapısını, penceresini nasıl büyük bir mücadeleyle yaptırdığını…</p>
<p>Ve bir gece, ay ışığında bağın ortasında ölümün kıyısından nasıl döndüğünü…</p>
<p>Bunların her biri ilerleyen günlerde Memduh’un karşısına çıkacaktı.</p>
<p>O zaman Şakire’nin ne kadar büyük bir mücadele verdiğini gerçekten anlayacaktı.</p>
<p>Ve belki de o gün, iki yıl boyunca gurbette çalışırken aslında kimin ne kadar ağır bir yük taşıdığını ilk kez tam olarak görecekti.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>35.Cİ BÖLÜM &amp; GÜLFEM’İN KAVURGA MACERASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/35ci-bolum-gulfemin-kavurga-macerasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/35ci-bolum-gulfemin-kavurga-macerasi</guid>
<description><![CDATA[ Gülfem için kilitli kapı, her zaman kapalı kalması gereken bir kapı anlamına gelmiyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9c5188e11a4.webp" length="60082" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 05 Sep 2026 02:30:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>35.Cİ BÖLÜM - GÜLFEM’İN KAVURGA MACERASI</p>
<p></p>
<p> Şakire, hem evin işlerini yapıyor hem de geçimlerini sağlamak için elinden geleni yapıyordu.</p>
<p></p>
<p>Bazen dağlara giderdi.</p>
<p></p>
<p>Eşeğinin sırtına odunları yükler, saatlerce yürür, topladığı odunları eve getirirdi.</p>
<p></p>
<p>Kimi zaman elinde balta, kimi zaman sırtında odun demetiyle dönerdi.</p>
<p></p>
<p>Gülfem ise artık biraz büyümüş olsa da yaramazlıklarıyla Şakire’yi hayli uğraştırıyordu.</p>
<p></p>
<p>Şakire ne zaman dağa gidecek olsa kızını sıkı sıkı tembihlerdi.</p>
<p></p>
<p>“Gülfem…”</p>
<p></p>
<p>“Ben gelene kadar uslu dur.”</p>
<p></p>
<p>“Evin içinde kal.”</p>
<p></p>
<p>“Bir yere gitme.”</p>
<p></p>
<p>“Ben yokken ortalığı karıştırma.”</p>
<p></p>
<p>Gülfem de her seferinde masum masum başını sallardı.</p>
<p></p>
<p>“Tamam anne.”</p>
<p></p>
<p>Ama Şakire onun bu “tamam”ına pek güvenemiyordu.</p>
<p></p>
<p>Bu yüzden bir gün evden çıkarken kapıyı kilitledi.</p>
<p></p>
<p>“Şimdi bakalım nasıl çıkacaksın?” diye içinden geçirdi.</p>
<p></p>
<p>Sonra eşeğini aldı, dağ yoluna koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Şakire’nin bilmediği bir şey vardı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem için kilitli kapı, her zaman kapalı kalması gereken bir kapı anlamına gelmiyordu.</p>
<p></p>
<p>Evin pencerelerinden birinin önünde demir parmaklıklar vardı.</p>
<p></p>
<p>Fakat o demirlerden biri oldukça zayıftı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem daha önce orayı keşfetmişti.</p>
<p></p>
<p>Annesi kapıyı kilitliyor…</p>
<p></p>
<p>Gülfem de pencerenin önüne gidiyordu.</p>
<p></p>
<p>Küçücük bedeni sayesinde demirlerin arasından sıyrılıp dışarı çıkabiliyordu.</p>
<p></p>
<p>O gün de aynısını yaptı.</p>
<p></p>
<p>Şakire daha dağın yolunu tutmadan Gülfem çoktan dışarı çıkmıştı.</p>
<p></p>
<p>Önce etrafına baktı.</p>
<p></p>
<p>Sonra evin çevresinde dolaşmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Bir süre sonra tekrar içeri girdi.</p>
<p></p>
<p>Evin içinde ne varsa karıştırmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Kap kacak…</p>
<p></p>
<p>Tencereler…</p>
<p></p>
<p>Çuvallar…</p>
<p></p>
<p>Ne bulduysa çocukların önüne seriyordu.</p>
<p></p>
<p>Çocuk aklı işte…</p>
<p></p>
<p>Evdeki her şey ona bir oyun malzemesi gibi görünüyordu.</p>
<p></p>
<p>Derken gözü kavurga malzemelerine takıldı.</p>
<p></p>
<p>Atalık yerli sarı buğday…</p>
<p></p>
<p>Öğütülmemiş sarı buğday bulguru…</p>
<p></p>
<p>Bir kenarda duran menengiç, yani çıtlık…</p>
<p></p>
<p>Önceden hazırlanmış beyaz nohut…</p>
<p></p>
<p>Biraz da yer fıstığı…</p>
<p></p>
<p>Gülfem’in gözleri parladı.</p>
<p></p>
<p>Annesinin zaman zaman yaptığı kavurgayı hatırladı.</p>
<p></p>
<p>“Bunlarla kavurga yaparız!” dedi.</p>
<p></p>
<p>Çocuklar hemen etrafında toplandı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem dışarıda kendince bir ocak kurdu.</p>
<p></p>
<p>Odunları bir araya getirdi.</p>
<p></p>
<p>Ateşi yaktı.</p>
<p></p>
<p>Çocuklar da merakla etrafında beklemeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem, annesinin yaptığı kavurgayı defalarca görmüştü.</p>
<p></p>
<p>Saçın üzerine malzemelerin konduğunu biliyordu.</p>
<p></p>
<p>O da kendince annesini taklit etmeye karar verdi.</p>
<p></p>
<p>Saçı ocağın üzerine koydu.</p>
<p></p>
<p>Sonra elindeki malzemeleri birer birer saçın üzerine dökmeye başladı.</p>
<p></p>
<p>Sarı buğday…</p>
<p></p>
<p>Bulgur…</p>
<p></p>
<p>Menengiç…</p>
<p></p>
<p>Nohut…</p>
<p></p>
<p>Yer fıstığı…</p>
<p></p>
<p>Hepsi saçın üzerinde birbirine karıştı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem büyük bir gururla başında duruyordu.</p>
<p></p>
<p>Sanki yıllardır kavurga yapan biri gibiydi.</p>
<p></p>
<p>Elindeki tahta kaşıkla karıştırmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Çocuklar da başına toplanmış, olup biteni seyrediyordu.</p>
<p></p>
<p>Önce her şey güzel gidiyor gibiydi.</p>
<p></p>
<p>Sonra ateşin harı yükseldi.</p>
<p></p>
<p>Saçın üzerindeki taneler ısınmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Buğdaylar çıtırdadı.</p>
<p></p>
<p>Bazıları hafifçe patladı.</p>
<p></p>
<p>Derken…</p>
<p></p>
<p>Çat!</p>
<p></p>
<p>Bir tane havaya sıçradı.</p>
<p></p>
<p>Ardından bir tane daha…</p>
<p></p>
<p>Çat! Çat!</p>
<p></p>
<p>Gülfem şaşkınlıkla geri çekildi.</p>
<p></p>
<p>Ama iş işten geçmişti.</p>
<p></p>
<p>Bir anda saçın üzerindeki kavurga malzemeleri sağa sola sıçramaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Bir oraya…</p>
<p></p>
<p>Bir buraya…</p>
<p></p>
<p>Çocuklar kahkahalarla kaçıştı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem ise ne yapacağını şaşırdı.</p>
<p></p>
<p>Elindeki kaşıkla onları tekrar saçın üzerine toplamaya çalıştı.</p>
<p></p>
<p>Fakat her topladığında başka bir tanesi sıçrıyordu.</p>
<p></p>
<p>Kısa süre içinde evin önü sarı buğday, bulgur, nohut, menengiç ve fıstık taneleriyle doldu.</p>
<p></p>
<p>Az önce tertemiz olan yer bir anda kavurga tarlasına dönmüştü.</p>
<p></p>
<p>Gülfem etrafa baktı.</p>
<p></p>
<p>Çocuklara baktı.</p>
<p></p>
<p>Sonra kendi yaptığı işe baktı.</p>
<p></p>
<p>Bir süre sessiz kaldı.</p>
<p></p>
<p>Tam o sırada uzaktan eşeğin ayak sesleri duyuldu.</p>
<p></p>
<p>Şakire dönüyordu.</p>
<p></p>
<p>Gülfem’in yüzündeki bütün neşe bir anda kayboldu.</p>
<p></p>
<p>“Annem geliyor!”</p>
<p></p>
<p>Çocuklar sağa sola kaçıştı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem ise olduğu yerde kaldı.</p>
<p></p>
<p>Saç hâlâ ocağın üzerindeydi.</p>
<p></p>
<p>Ateş yanıyordu.</p>
<p></p>
<p>Evin önü darmadağındı.</p>
<p></p>
<p>Şakire eve yaklaştıkça manzarayı gördü.</p>
<p></p>
<p>Bir an olduğu yerde durdu.</p>
<p></p>
<p>Eşeğin üzerindeki odunları bile indirmeden etrafa baktı.</p>
<p></p>
<p>Sonra gözleri Gülfem’i buldu.</p>
<p></p>
<p>“Gülfem…”</p>
<p></p>
<p>Gülfem başını eğdi.</p>
<p></p>
<p>Şakire’nin sesi biraz daha yükseldi.</p>
<p></p>
<p>“Sen ne yaptın?”</p>
<p></p>
<p>Gülfem cevap vermedi.</p>
<p></p>
<p>Şakire ocağa baktı.</p>
<p></p>
<p>Saça baktı.</p>
<p></p>
<p>Yere saçılmış kavurga malzemelerine baktı.</p>
<p></p>
<p>Sonra kızına döndü.</p>
<p></p>
<p>“Ben sana ne dedim?”</p>
<p></p>
<p>“Uslu dur demedim mi?”</p>
<p></p>
<p>Gülfem kısık bir sesle:</p>
<p></p>
<p>“Dedim anne…”</p>
<p></p>
<p>“Peki sen ne yaptın?”</p>
<p></p>
<p>Gülfem sustu.</p>
<p></p>
<p>Şakire hem şaşkın hem öfkeli hem de yorgundu.</p>
<p></p>
<p>Dağdan odun taşımış, saatlerce yol gelmişti.</p>
<p></p>
<p>Eve döndüğünde karşısında böyle bir manzara bulmayı hiç beklemiyordu.</p>
<p></p>
<p>Üstelik kızına kapıyı kilitleyerek çıkmıştı.</p>
<p></p>
<p>Ama Gülfem yine bir yolunu bulmuştu.</p>
<p></p>
<p>Şakire kızına kızdı ve onu dövdü.</p>
<p></p>
<p>Gülfem ağlamaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Ama Şakire’nin öfkesi kadar yorgunluğu da vardı.</p>
<p></p>
<p>Bir yandan kızına kızıyor, bir yandan da yere saçılanları düşünüyordu.</p>
<p></p>
<p>İçinden:</p>
<p></p>
<p>“Bu çocuk beni bir gün gerçekten çıldırtacak…”</p>
<p></p>
<p>Diye geçirdi.</p>
<p></p>
<p>Gülfem o gün bir şey daha öğrenmişti.</p>
<p></p>
<p>Her merak edilen şey denenmezdi.</p>
<p></p>
<p>Her görülen şey çocuk oyuncağı değildi.</p>
<p></p>
<p>Hele ateş…</p>
<p></p>
<p>Hiç oyun değildi.</p>
<p></p>
<p>Ama Gülfem’in çocukluğu böyleydi.</p>
<p></p>
<p>Bir gün eşarbın peşinden koşuyor…</p>
<p></p>
<p>Bir başka gün kilitli kapıdan kaçıyor…</p>
<p></p>
<p>Sonra evin önünde kendi kendine kavurga yapmaya kalkıyordu.</p>
<p></p>
<p>Şakire için her biri ayrı bir sınavdı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem içinse çocukluğunun unutulmaz hikâyeleri…</p>
<p></p>
<p>Ve yıllar sonra hatırladığında kendisinin bile gülerek anlatacağı anılar olacaktı.</p>
<p></p>
<p>O gün evin önü uzun süre kavurga tanelerini taşıdı.</p>
<p></p>
<p>Şakire eşeğini bağladıktan sonra yere saçılanları toplamaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem de gözyaşlarını silerek annesine yardım etmeye koyuldu.</p>
<p></p>
<p>Bir süre sonra Şakire kızına baktı.</p>
<p></p>
<p>Gülfem başını öne eğmiş, yerdeki buğdayları ve diğer malzemeleri avuç avuç topluyordu.</p>
<p></p>
<p>Şakire derin bir nefes aldı.</p>
<p></p>
<p>“Bir daha yapmayacaksın.”</p>
<p></p>
<p>Gülfem hemen cevap verdi:</p>
<p></p>
<p>“Yapmam anne…”</p>
<p></p>
<p>Şakire kızının yüzüne baktı. </p>
<p></p>
<p>Sonra:</p>
<p></p>
<p>“İnşallah…”</p>
<p></p>
<p>Dedi.</p>
<p></p>
<p>Ama içinden de biliyordu.</p>
<p></p>
<p>Gülfem’in yaramazlıkları daha bitmemişti.</p>
<p></p>
<p>Çünkü onun çocukluğu, biraz merak…</p>
<p></p>
<p>Biraz cesaret…</p>
<p></p>
<p>Biraz da başına açtığı türlü türlü işlerle geçecekti.</p>
<p></p>
<p>Ve bu küçük kavurga macerası da yıllar sonra aile içinde anlatılan, herkesin gülerek hatırladığı hikâyelerden biri olacaktı.</p>
<p></p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 34.CÜ BÖLÜM &amp; GURBETTE BİR GÜN</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-34cu-bolum-gurbette-bir-gun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-34cu-bolum-gurbette-bir-gun</guid>
<description><![CDATA[ Makinelerin sesi insanın düşüncelerini bastıracak kadar güçlüydü.

Demirlerin birbirine çarpması…

Motorların uğultusu…

İşçilerin ayak sesleri…

Arada yükselen düdükler… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a9ae73aca9c8.webp" length="39596" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 04 Sep 2026 18:44:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ 34.CÜ BÖLÜM GURBETTE BİR GÜN</p>
<p>Memduh’un Almanya’daki günleri birbirine benzemeye başlamıştı.</p>
<p>Sabahlar karanlıktı.</p>
<p>Akşamlar da…</p>
<p>Gün doğmadan yola çıkıyor, güneşin ne zaman yükseldiğini fark edemeden fabrikanın kapısından içeri giriyordu.</p>
<p>Fabrikanın büyük demir kapıları açıldığında yüzüne vuran soğuk hava, köydeki soğuğa hiç benzemiyordu.</p>
<p>Memduh ilk zamanlar bu soğuğu iliklerine kadar hissediyordu.</p>
<p>Ellerini ceplerine sokuyor, başını eğerek yürüyordu.</p>
<p>Yanından geçen insanlar hızlı adımlarla işlerine yetişmeye çalışıyordu.</p>
<p>Kimsenin kimseye ayıracak zamanı yoktu.</p>
<p>Memduh ise her sabah aynı düşünceyle yürüyordu:</p>
<p>“Dayan Memduh…</p>
<p>Bu yolun sonunda evin var.”</p>
<p>Fabrikanın içi daha da farklıydı.</p>
<p>Makinelerin sesi insanın düşüncelerini bastıracak kadar güçlüydü.</p>
<p>Demirlerin birbirine çarpması…</p>
<p>Motorların uğultusu…</p>
<p>İşçilerin ayak sesleri…</p>
<p>Arada yükselen düdükler…</p>
<p>Memduh ilk günlerde bütün bu seslerin arasında ne yapacağını şaşırıyordu.</p>
<p>Üstelik bir de dil vardı.</p>
<p>Almanca konuşan işçiler birbirleriyle hızlı hızlı konuşuyor, Memduh söylenenlerin çoğunu anlayamıyordu.</p>
<p>Bir gün ustabaşı yanına geldi.</p>
<p>Bir şeyler söyledi.</p>
<p>Memduh yüzüne baktı.</p>
<p>Anlamadı.</p>
<p>Adam tekrar söyledi.</p>
<p>Memduh yine anlamadı.</p>
<p>Ustabaşı eliyle yaptığı işi gösterince ancak ne istediğini anlayabildi.</p>
<p>Memduh başını salladı.</p>
<p>“Tamam.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Sonra işine döndü.</p>
<p>İçinden de:</p>
<p>“Bir gün bu dili öğreneceğim.”</p>
<p>diye geçirdi.</p>
<p>Ama o gün henüz çok uzaktaydı.</p>
<p>Çalışmak kolay değildi.</p>
<p>Saatler boyunca ayakta kalıyordu.</p>
<p>Bazen elleri yoruluyor, parmakları uyuşuyordu.</p>
<p>Bazen sırtına giren ağrı yüzünden doğrulmakta zorlanıyordu.</p>
<p>Ama işin en zor tarafı yorgunluk değildi.</p>
<p>İşin en zor tarafı, insanın yorulduğunda başını yaslayabileceği kendi evinin olmamasıydı.</p>
<p>Memduh bunu her akşam daha iyi anlıyordu.</p>
<p>İşten çıktığında diğer işçiler kendi aralarında konuşarak yürürlerdi.</p>
<p>Memduh ise çoğu zaman sessizce arkalarından gelirdi.</p>
<p>Fabrikanın kapısından dışarı çıktığında ciğerlerine temiz hava dolardı.</p>
<p>Bir an rahatladığını hissederdi.</p>
<p>Sonra aklına köy gelirdi.</p>
<p>Şakire…</p>
<p>Gülfem…</p>
<p>Firuze…</p>
<p>Ve yarım kalan evleri…</p>
<p>Kaldığı yerde de hayat kolay değildi.</p>
<p>Küçük odada birkaç işçiyle birlikte kalıyordu.</p>
<p>Herkesin ayrı bir hikâyesi vardı.</p>
<p>Biri Sivas’tan gelmişti.</p>
<p>Biri Konya’dan.</p>
<p>Bir başkası Kayseri’den…</p>
<p>Akşamları aynı masanın etrafında oturduklarında konu dönüp dolaşıp memlekete geliyordu.</p>
<p>“Bizim köyde şimdi bağlar üzüm vermiştir.”</p>
<p>“Bizim evin önündeki dut ağacı bu yıl yine dolmuştur.”</p>
<p>“Benim çocuklar okul başlamadan önce beni bekliyordur.”</p>
<p>Bu sözleri dinledikçe Memduh’un içine bir özlem oturuyordu.</p>
<p>Kendi köyünü anlatmak istiyordu.</p>
<p>Ama anlatmaya başladığında kelimeler yetmiyordu.</p>
<p>Çünkü bazı şeylerin adı söylenerek anlatılmıyordu.</p>
<p>İnsanın doğduğu ev…</p>
<p>Annesinin sesi…</p>
<p>Eşinin bakışı…</p>
<p>Çocuklarının kokusu…</p>
<p>Bunlar anlatılmıyordu.</p>
<p>Bunlar ancak özleniyordu.</p>
<p>Memduh’un aklı en çok çocuklarında kalıyordu.</p>
<p>Firuze daha küçüktü.</p>
<p>Babası gittiğinde onu tanıyacak kadar büyümemişti.</p>
<p>Gülfem ise babasının ardından uzun süre bakmıştı.</p>
<p>Memduh bazen gözlerini kapatınca kızının sesini duyduğunu sanıyordu.</p>
<p>“Babacım…”</p>
<p>diyordu sanki.</p>
<p>Memduh gözlerini açıyordu.</p>
<p>Karşısında yine yabancı bir oda vardı.</p>
<p>Bir yatak…</p>
<p>Bir masa…</p>
<p>Bir pencere…</p>
<p>Hepsi bu.</p>
<p>Elini cebine atıyordu.</p>
<p>Şakire’nin verdiği küçük Kur’an-ı Kerim oradaydı.</p>
<p>Onu çıkarıp avucunun içinde tutuyordu.</p>
<p>Sonra içinden dua ediyordu.</p>
<p>“Allah’ım…”</p>
<p>“Beni aileme mahcup etme.”</p>
<p>“Onları bana muhtaç bırakma.”</p>
<p>“Burada kazandığım ekmek helal olsun.”</p>
<p>“Bir gün başlarını sokacakları güzel bir evimiz olsun.”</p>
<p>Memduh aldığı ilk paraları kolay harcamıyordu.</p>
<p>Her kuruşun hesabını yapıyordu.</p>
<p>Çünkü o paraların arkasında yalnızca kendi emeği yoktu.</p>
<p>Şakire’nin evde çektiği sıkıntılar vardı.</p>
<p>Gülfem’in büyüyen ihtiyaçları vardı.</p>
<p>Firuze’nin geleceği vardı.</p>
<p>Ve yıllardır hayalini kurdukları ev vardı.</p>
<p>Memduh bazen iş çıkışı dükkânların önünden geçerken güzel şeyler görüyordu.</p>
<p>Bir gömlek…</p>
<p>Bir ayakkabı…</p>
<p>Sıcak bir kaban…</p>
<p>Ama çoğuna bakıp geçiyordu.</p>
<p>Kendi kendine:</p>
<p>“Bunlar sonra…”</p>
<p>diyordu.</p>
<p>“Önce ev.”</p>
<p>Bir gün maaşını aldıktan sonra odasına döndü.</p>
<p>Paraları yatağın üzerine koydu.</p>
<p>Uzun uzun saydı.</p>
<p>Sonra bir kâğıt çıkardı.</p>
<p>Bir tarafına yazdı:</p>
<p>Ev.</p>
<p>Altına:</p>
<p>Çocuklar.</p>
<p>Sonra:</p>
<p>Şakire.</p>
<p>Bir süre düşündü.</p>
<p>Kendi ihtiyaçlarını yazmaya eli gitmedi.</p>
<p>Kalemi bıraktı.</p>
<p>Sonra gülümsedi.</p>
<p>“Benim ihtiyacım yok.”</p>
<p>dedi kendi kendine.</p>
<p>“Ben çalışırım.”</p>
<p>Fakat gurbet yalnızca çalışmak değildi.</p>
<p>Bazen insanın karşısına beklemediği zorluklar çıkıyordu.</p>
<p>Bir gün fabrikada işini yaparken ayağı kaydı.</p>
<p>Düşmemek için makinenin kenarına tutundu.</p>
<p>Bir süre öylece kaldı.</p>
<p>Kalbi hızlı hızlı çarpıyordu.</p>
<p>Yanındaki işçi yardımına koştu.</p>
<p>Memduh:</p>
<p>“İyiyim.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Ama o an köyde olsaydı Şakire’nin hemen yanına koşacağını düşündü.</p>
<p>Şakire:</p>
<p>“Bir yerin acıyor mu?”</p>
<p>diye sorardı.</p>
<p>Memduh başını salladı.</p>
<p>“Yok.”</p>
<p>derdi.</p>
<p>Şakire yine de inanmazdı.</p>
<p>Elini kolunu kontrol ederdi.</p>
<p>Gurbette ise insan kendi yarasını kendi kontrol ediyordu.</p>
<p>Pazar günleri çalışmadığı zamanlarda bazen dışarı çıkıyordu.</p>
<p>Şehrin sokaklarında dolaşıyor, etrafı seyrediyordu.</p>
<p>Dükkânların vitrinlerine bakıyor…</p>
<p>Trenlerin geçişini izliyor…</p>
<p>İnsanların konuşmalarını dinliyordu.</p>
<p>Her şey düzenliydi.</p>
<p>Her şey hızlıydı.</p>
<p>Her şey farklıydı.</p>
<p>Ama Memduh’un gözünde hiçbir şey köydeki kadar sıcak değildi.</p>
<p>Bir gün bir parkın kenarında otururken yaşlı bir adam yanından geçti.</p>
<p>Memduh adama baktı.</p>
<p>Adam da ona baktı.</p>
<p>Kısa bir tebessüm ettiler.</p>
<p>İki yabancı…</p>
<p>Tek kelime konuşmadan birbirlerini anlayabilmişlerdi.</p>
<p>Memduh o an düşündü:</p>
<p>“Demek insan bazen konuşmadan da anlaşabiliyor.”</p>
<p>Günler geçtikçe Almanya’nın düzenine alışmaya başladı.</p>
<p>İşini daha iyi öğreniyordu.</p>
<p>Makinenin sesinden ne zaman duracağını anlamaya başlamıştı.</p>
<p>Ustabaşının söylediği bazı kelimeleri artık ayırt edebiliyordu.</p>
<p>İnsanların ne dediğini tam olarak anlamasa bile, yüzlerinden ne istediklerini seziyordu.</p>
<p>Ama bir şeyi hiç öğrenemedi.</p>
<p>Özlemeyi bırakmayı…</p>
<p>Her gün ailesini biraz daha özlüyordu.</p>
<p>Bir akşam odasına döndüğünde arkadaşlarından biri elinde mektupla içeri girdi.</p>
<p>“Memduh!”</p>
<p>“Senin mektubun var.”</p>
<p>Memduh hemen ayağa kalktı.</p>
<p>Mektubu alırken elleri titredi.</p>
<p>Zarfın üzerinde köyün adı yazıyordu.</p>
<p>Şakire göndermişti.</p>
<p>Memduh mektubu açtı.</p>
<p>Şakire’nin yazdıklarını okurken yüzünde önce bir tebessüm oluştu.</p>
<p>Sonra gözleri doldu.</p>
<p>Gülfem’den bahsediyordu.</p>
<p>Firuze’den bahsediyordu.</p>
<p>Evden bahsediyordu.</p>
<p>Sonunda ise:</p>
<p>“Sen kendine dikkat et. Biz seni bekliyoruz.”</p>
<p>yazıyordu.</p>
<p>Memduh mektubu göğsüne bastırdı.</p>
<p>Başını eğdi.</p>
<p>Bir süre hiçbir şey söylemedi.</p>
<p>Sonra arkadaşına:</p>
<p>“Benim evim burada değil.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Arkadaşı şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>Memduh mektubu gösterdi.</p>
<p>“Benim evim burada.”</p>
<p>O gece Memduh uyumadan önce uzun süre düşündü.</p>
<p>Almanya’ya gelirken yalnızca çalışıp para kazanacağını sanmıştı.</p>
<p>Ama gurbet ona başka şeyler de öğretiyordu.</p>
<p>Sabretmeyi…</p>
<p>Yokluğun kıymetini bilmeyi…</p>
<p>Ailenin değerini anlamayı…</p>
<p>Ve insanın bazen kilometrelerce uzakta olsa bile kalbinin hep aynı yerde kalabileceğini…</p>
<p>Memduh gözlerini kapattı.</p>
<p>Köyünü düşündü.</p>
<p>Şakire’yi…</p>
<p>Gülfem’i…</p>
<p>Firuze’yi…</p>
<p>Ve henüz görmediği yarınlarını…</p>
<p>İçinden son bir dua etti.</p>
<p>“Allah’ım…”</p>
<p>“Beni sağ salim aileme kavuştur.”</p>
<p>“Bu gurbet günlerini boşa çıkarma.”</p>
<p>“Çocuklarım büyüdüğünde…”</p>
<p>“Babalarının onlar için neden uzaklara gittiğini anlayabilsinler.”</p>
<p>Dışarıda gece sessizdi.</p>
<p>Fabrikanın ışıkları uzaktan görünüyordu.</p>
<p>Memduh ise yatağında, küçük bir odanın içinde, kilometrelerce uzaktaki evini düşünüyordu.</p>
<p>Ve o gece bir kez daha anladı:</p>
<p>Gurbet, insanın yalnızca memleketinden uzak kalması değildi.</p>
<p>Sevdiklerinin yanında olamadığı her gece, gurbet biraz daha büyüyordu.</p>
<p>Memduh içinse daha yolun başıydı.</p>
<p>Çünkü önünde daha uzun çalışma günleri…</p>
<p>Daha ağır sınavlar…</p>
<p>Ve ailesine kavuşacağı günü bekleyen nice gurbet geceleri vardı.</p>
<p>Devam edecek…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 33. BÖLÜM &amp; BİR EŞARP, BİR GECE VE BÜYÜK BİR DERS</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-33-bolum-bir-esarp-bir-gece-ve-buyuk-bir-ders</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-33-bolum-bir-esarp-bir-gece-ve-buyuk-bir-ders</guid>
<description><![CDATA[ Gülfem için o eşarp, hayatı boyunca hatırlayacağı ilk büyük derslerden biri oldu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a990b495f0a2.webp" length="36792" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 03 Sep 2026 01:56:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">33. BÖLÜM<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">BİR EŞARP, BİR GECE VE BÜYÜK BİR DERS<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem daha küçüktü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dünyayı anlamaya çalışıyor, gördüğü her güzel şeyi merak ediyor, bazen de çocuk aklıyla yaptığı şeylerin nereye varacağını düşünmeden hareket ediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh yine Almanya’daydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire ise çocuklarıyla köyde, kendi küçük evlerinin içinde hayatı sürdürmeye çalışıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O günlerde köyde herkes birbirinin hayatından haberdardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birinin Almanya’dan mektubu gelse, bütün komşular duyardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birinin gurbetten getirdiği bir eşya olsa, çocuklar hemen etrafına toplanırdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hele Almanya’dan gelen renkli, güzel şeyler…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Köyde kolay kolay görülmeyen şeylerdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir gün Gülfemlerin komşusunun Almanya’daki yakını köye gelmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yanında kızlarına birbirinden güzel eşarplar getirmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Renkleri Gülfem’in daha önce gördüğü eşarplara hiç benzemiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kızlar eşarpları alıp sırayla başlarına örtmeye başladılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Biri aynaya bakıyor, diğeri onun başındaki eşarbı düzeltiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem uzaktan onları seyrediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri eşarplardaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre dayanamadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yanlarına yaklaşıp mahcup bir sesle sordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben de bir kere örtebilir miyim?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kızlardan biri eşarbını daha sıkı tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yok.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem biraz daha bekledi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra diğerine baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir kere…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben de örteyim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama yine vermediler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem’in yüzündeki heves yavaş yavaş söndü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir şey söylemeden yanlarından uzaklaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçine oturmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çocuk aklıyla çok büyük bir haksızlık gibi gelmişti ona.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir kere örtecektim…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Diye düşündü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kimse ona vermemişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama aklından da çıkaramıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre sonra komşunun kızları eşarplarıyla oynaya oynaya evin önünden uzaklaştılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem de merakına yenilip onların arkasından dolandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evin önüne geldiğinde yerde bir şey gördü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşarp…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Orada öylece duruyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem etrafına baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kimse yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşarbı eline aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir an geri bırakmayı düşündü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra çocukça bir merakla eşarbı başına geçirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir kere…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra çıkardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tekrar örttü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi kendine gülümsedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bak, ben de örttüm…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fakat o an yaptığı şeyin doğru olmadığını henüz tam olarak düşünemiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra gözü evin duvarındaki küçük bir deliğe takıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşarbı elinde tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir an düşündü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra eşarbı duvardaki deliğin içine sıkıştırıverdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendince onu saklamıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki biraz sonra gelip alacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Belki kimse bulamayacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama işte çocuk aklıyla yapılan küçük bir şey, o andan sonra büyümeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kızlar geri döndüğünde eşarbı bulamadılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Aradılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yere baktılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Evin önüne baktılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşarp yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre sonra sözler köye yayıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Eşarp kaybolmuş.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Buradaydı.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kim aldı?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Derken birinin aklına Gülfem geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem almış olmasın?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu söz Gülfem’in kulağına kadar geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an yüreği sıkıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü yaptığı şeyi biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama söylemeye cesaret edemedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir de annesinden yiyeceği dayağı düşündü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Asıl korktuğu şey buydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire’nin kızına kızacağını, onu döveceğini düşündükçe içi daha da daraldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kaçtı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Akşam yaklaşmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem çalıların arasına saklanmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Küçücük bedeni yaprakların arasında neredeyse görünmüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başını kaldırıp köy yoluna baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hava yavaş yavaş kararıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre sonra uzaktan sesler gelmeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem, neredesin?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra bir başka ses…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İnsanlar ellerine çıralar yakmışlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karanlıkta küçük ateşler birer birer hareket ediyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem’in yüreği daha da hızlı çarpmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kalabalıktılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Onu arıyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem onları görüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama onlar Gülfem’i göremiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir çalının arkasında sessizce çömelmiş, nefesini bile belli etmemeye çalışıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çıraların ışıkları yaklaşıyor…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra uzaklaşıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem, kızım!”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem annesinin sesini duyduğunda daha da korktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir an çıkıp gitmek istedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama aklına yine aynı şey geldi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dayak yiyeceğim.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu düşünce onu olduğu yere mıhladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kımıldamadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ses çıkarmadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kalabalık çalıların çevresine kadar geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birileri başka tarafa baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birileri köy yoluna çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birileri evlerin arkasını kontrol etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Gülfem’i bulamadılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonunda çıraların ışıkları yavaş yavaş uzaklaştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sesler azaldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Köy yeniden sessizliğe büründü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem uzun süre yerinden çıkmadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ancak herkesin gittiğine emin olduktan sonra yavaşça doğruldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gece iyice çökmüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem nereye gideceğini bilemedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eve dönmeye korkuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama başka gidecek yeri de yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonunda komşunun ahırının önüne gitti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir köşeye büzüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dizlerini karnına çekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Başını dizlerinin üzerine koydu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Geceyi orada geçirdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Üşüdü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Korktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Acıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir ara annesini düşündü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Acaba şimdi beni arıyor mudur?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra yine başına gelecekleri düşündü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sabah olsun istemiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama sabah olacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gün ağarmaya başladığında Gülfem artık kaçamayacağını anladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ne kadar saklanırsa saklansın, sonunda eve dönmesi gerekiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kendi kendine söylendi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“En iyisi gidip teslim olayım…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ağır ağır ayağa kalktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Üzerindeki tozları silkeledi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra eve doğru yürümeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her adımında kalbi biraz daha hızlı atıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kapının önüne geldiğinde bir süre durdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçeri girmeye cesaret edemedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra başını eğdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve kapıdan içeri girdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire, bütün gece kızını aramaktan perişan olmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Korkmuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Üzülmüştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem’i karşısında görünce önce ona sarılmak istedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama sonra kaybolduğu saatler aklına geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sert bir sesle sordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Neredeydin sen?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem başını öne eğdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Cevap vermedi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire tekrar sordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Eşarbı sen mi aldın?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem’in gözleri doldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre sustu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra küçük sesiyle konuştu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Anne…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Çalmadım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire şaşkınlıkla kızına baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem devam etti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben istedim, verin örteyim diye…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Vermediler.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sonra baktım, evin önünde duruyordu.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Örttüm.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir iki kere başıma taktım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sonra çıkardım.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Duvarın arasında bir delik gördüm…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Oraya soktum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire sessizce dinliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Eşarbı çalmak istemedim anne.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben sadece bir kere örtecektim.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem’in sesi titredi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire kızının yüzüne baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Karşısındaki çocuğun yaptığının yanlış olduğunu biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama onun bunu kötülükten yapmadığını da anlıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Peki nerede eşarp?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem hemen cevap verdi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Duvardaki delikte.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Göster.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem önden yürüdü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire de arkasından gitti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Duvarın yanına geldiklerinde Gülfem eliyle deliği gösterdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Burada.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşarp gerçekten oradaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire eşarbı çıkardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre elinde tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sonra kızına baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gülfem…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Çocukluk etmişsin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir şeyi beğenmen, onun senin olduğu anlamına gelmez.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem başını eğdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire devam etti:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İzin vermedilerse kullanmayacaktın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yerde bulsan bile sahibine sormadan almayacaktın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem’in gözlerinden yaşlar süzüldü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir daha yapmayacağım anne.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire kızının başını okşadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İnşallah.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben senin kötü bir çocuk olmanı istemem.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yanlış yapabilirsin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ama yaptığın yanlışı kabul etmeyi de bileceksin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem annesine baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Çok korktum anne.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire’nin yüzü yumuşadı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ben de seni bulamayınca çok korktum.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem annesine sarıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O an ikisi de sustu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">O gün Gülfem için küçük görünen bir olay, hayatında unutamayacağı büyük bir ders oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Eşarp belki birkaç kuruşluk bir eşyaydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama Gülfem’in öğrendiği şeyin değeri çok daha büyüktü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Birinin eşyası, onun izni olmadan alınmazdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir şeyi beğenmek, ona sahip olma hakkı vermezdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve insan yanlış yaptığında, ne kadar korkarsa korksun, saklanmak yerine gerçeği söylemeliydi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem o gün bunu çocuk aklıyla öğrendi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hem de bir eşarbın peşinden geçen uzun bir gecenin sonunda…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çalıların arasında saklanarak…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çıraların ışığında kendisini arayan insanları izleyerek…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve sabah olduğunda kendi ayaklarıyla eve dönerek.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yıllar geçse de o geceyi unutmayacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü bazı dersler kitaplardan öğrenilmezdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bazıları insanın çocukluğuna kazınır.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve Gülfem için o eşarp, hayatı boyunca hatırlayacağı ilk büyük derslerden biri oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal">Devam edecek…<o:p></o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 32.Cİ BÖLÜM &amp; PAMUK TARLASINDA YAĞMUR</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-32ci-bolum-pamuk-tarlasinda-yagmur</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-32ci-bolum-pamuk-tarlasinda-yagmur</guid>
<description><![CDATA[ Hayat ona kolaylık sunmamıştı.

O da elinden geleni yapmayı öğrenmişti. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202609/image_870x580_6a96d31b8e9f5.webp" length="60296" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:29:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ 32.Cİ BÖLÜM - PAMUK TARLASINDA YAĞMUR</p>
<p>Memduh Almanya’ya yeni gitmişti.</p>
<p>Daha gurbete alışamadan, Şakire’nin yokluğunu ve çocuklarının sesini aramaya başlamıştı. Geride ise Şakire, Gülfem ve henüz küçücük olan Firuze kalmıştı.</p>
<p>Evde para kalmamıştı.</p>
<p>Şakire elindeki son kuruşları da keresteler ve çocukların ihtiyaçları için harcamış, artık ne yapacağını düşünmeye başlamıştı.</p>
<p>Bir gün köye pamuk işçileri toplamaya gelenler oldu.</p>
<p>Adana taraflarında pamuk toplanacağını, çalışmak isteyenlerin kendileriyle gelebileceğini söylediler.</p>
<p>Şakire uzun süre düşündü.</p>
<p>Memduh Almanya’da yeni bir hayat kurmaya çalışıyordu. Daha ondan para beklemek için erkendi.</p>
<p>Çocukların ihtiyaçları ise beklemiyordu.</p>
<p>Şakire sonunda kararını verdi.</p>
<p>Gülfem’i ve küçücük Firuze’yi yanına alacaktı.</p>
<p>Ne olursa olsun çalışacak, çocuklarının rızkını kendi elleriyle kazanacaktı.</p>
<p>Adana’ya vardıklarında hava sıcaktı.</p>
<p>Pamuk tarlaları uçsuz bucaksız uzanıyordu.</p>
<p>Sabahın erken saatlerinde işçiler tarlalara dağılıyor, herkes kendi sırasına giriyordu.</p>
<p>Şakire bir koluyla Firuze’yi taşırken, Gülfem’i de gözünün önünden ayırmıyordu.</p>
<p>Gülfem annesinin peşinden gidiyor, pamukların arasında dolaşırken merakla etrafına bakıyordu.</p>
<p>“Anne, bunların hepsi pamuk mu?”</p>
<p>“Evet kızım.”</p>
<p>“Bunların hepsini mi toplayacağız?”</p>
<p>Şakire gülümsedi.</p>
<p>“Allah izin verirse.”</p>
<p>Sonra eğilip pamuk toplamaya başladı.</p>
<p>Firuze küçücük bedeniyle annesinin yanında duruyor, zaman zaman ağlıyor, zaman zaman uyuyordu.</p>
<p>Şakire bir yandan çalışıyor, bir yandan kızını sakinleştiriyordu.</p>
<p>İş ağırdı.</p>
<p>Ama Şakire alışkındı.</p>
<p>Hayat ona kolaylık sunmamıştı.</p>
<p>O da elinden geleni yapmayı öğrenmişti.</p>
<p>Çalışırken zaman zaman Memduh aklına geliyordu.</p>
<p>Acaba şimdi Almanya’da ne yapıyordu?</p>
<p>Yeni gittiği o yabancı ülkede nasıl bir hayat sürüyordu?</p>
<p>Şakire başını kaldırıp gökyüzüne baktı.</p>
<p>“Allah yardımcısı olsun…”</p>
<p>Sonra yeniden pamuğa eğildi.</p>
<p>Günlerden bir gün, hava birden değişti.</p>
<p>Sabah güneşiyle başlayan gün, öğleye doğru kararmaya başladı.</p>
<p>Uzaklarda kara bulutlar birikiyordu.</p>
<p>İşçiler gökyüzüne bakmaya başladı.</p>
<p>“Yağmur geliyor!”</p>
<p>Bir süre sonra ilk damlalar düştü.</p>
<p>Ardından yağmur birden bastırdı.</p>
<p>Öyle bir yağmur yağıyordu ki, birkaç dakika içinde tarladaki herkes sırılsıklam olmuştu.</p>
<p>Şakire hemen Firuze’yi kucağına aldı.</p>
<p>Gülfem’in elinden tuttu.</p>
<p>“Gel kızım, bir yere sığınmamız lazım.”</p>
<p>Tarlanın yol kenarında büyük, teneke çatılı, hangarı andıran bir yapı vardı.</p>
<p>İşçiler oraya doğru koşmaya başladı.</p>
<p>Şakire de iki çocuğuyla birlikte onların peşinden gitti.</p>
<p>Hangarın içine girdiklerinde içerisi insanlarla dolmuştu.</p>
<p>Kadınlar, çocuklar, erkekler…</p>
<p>Kimi ıslanan yazmasını sıkıyor, kimi çuvallarını kuru bir yere çekmeye çalışıyor, kimi de yağmurun dinmesini bekliyordu.</p>
<p>Firuze annesinin kucağında ağlıyordu.</p>
<p>Şakire onu göğsüne bastırdı.</p>
<p>“Tamam kızım…”</p>
<p>“Tamam…”</p>
<p>Gülfem annesinin yanına sokuldu.</p>
<p>Dışarıda yağmur bütün şiddetiyle devam ediyordu.</p>
<p>Teneke çatının üzerine düşen damlaların sesi, içeride büyük bir uğultuya dönüşüyordu.</p>
<p>Kimse ne zaman çıkabileceklerini bilmiyordu.</p>
<p>Şakire ise çocuklarını yanından ayırmadan bekliyordu.</p>
<p>Saatler sonra yağmur biraz hafifledi.</p>
<p>İnsanlar yavaş yavaş dışarı çıkmaya başladı.</p>
<p>Şakire de çocuklarını alıp yola koyuldu.</p>
<p>Fakat önlerinde bu kez başka bir engel vardı.</p>
<p>Çayın suyu yükselmişti.</p>
<p>Karşıya geçmeleri gerekiyordu.</p>
<p>Çayın üzerinde eski bir köprü vardı.</p>
<p>Tahtalardan yapılmıştı.</p>
<p>İki yanında da insanların tutunması için ipler bulunuyordu.</p>
<p>Yağmurdan dolayı tahtalar kayganlaşmış, köprü de suyun üzerinde hafif hafif sallanmaya başlamıştı.</p>
<p>Şakire köprünün başında durdu.</p>
<p>Bir an aşağı baktı.</p>
<p>Suyun sesi bile insanın içini ürpertiyordu.</p>
<p>Gülfem annesinin eline sarıldı.</p>
<p>“Anne…”</p>
<p>“Düşer miyiz?”</p>
<p>Şakire korkusunu belli etmemeye çalıştı.</p>
<p>“Yok kızım.”</p>
<p>“Ben yanındayım.”</p>
<p>Firuze ise Şakire’nin kucağındaydı.</p>
<p>Şakire bir eliyle bebeğini sıkıca tutuyor, diğer eliyle köprünün kenarındaki ipe sarılıyordu.</p>
<p>İlk adımını attı.</p>
<p>Köprü sallandı.</p>
<p>Şakire’nin yüreği ağzına geldi.</p>
<p>Bir adım daha…</p>
<p>Sonra bir adım daha…</p>
<p>Gülfem annesinin elini bırakmıyordu.</p>
<p>“Bana bak kızım.”</p>
<p>“Aşağı bakma.”</p>
<p>“Adımlarını yavaş at.”</p>
<p>Gülfem başını salladı.</p>
<p>Anne kız ağır ağır ilerlemeye devam ettiler.</p>
<p>Şakire’nin aklından tek bir düşünce geçiyordu:</p>
<p>“Çocuklarımı sağ salim karşıya geçirmeliyim.”</p>
<p>Tam o sırada aşağıdan gelen bir hareket dikkatini çekti.</p>
<p>Çayın içinde hayvanlar vardı.</p>
<p>Öküzler, yükselen suyun içinden yüzerek karşıya geçmeye çalışıyordu.</p>
<p>Gülfem şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>“Anne, öküzler yüzüyor!”</p>
<p>Şakire de baktı.</p>
<p>Gerçekten de hayvanlar suyun içinde ilerliyordu.</p>
<p>Köprünün üzerinde korkarak yürüyen insanlar vardı.</p>
<p>Suyun içinde ise öküzler karşı kıyıya ulaşmaya çalışıyordu.</p>
<p>Şakire, bütün korkusuna rağmen o an hafifçe gülümsedi.</p>
<p>“Bak kızım…”</p>
<p>“Onlar da karşıya geçiyor.”</p>
<p>Gülfem annesine baktı.</p>
<p>Şakire kızının elini sıktı.</p>
<p>“Biz de geçeceğiz.”</p>
<p>Ve yürümeye devam etti.</p>
<p>Köprünün ortasına geldiklerinde Şakire’nin ayağı bir an kaydı.</p>
<p>Kalbi duracak gibi oldu.</p>
<p>Kucağındaki Firuze’yi daha sıkı tuttu.</p>
<p>Gülfem korkuyla annesine sarıldı.</p>
<p>Şakire hemen ipi kavradı.</p>
<p>Bir süre olduğu yerde bekledi.</p>
<p>Sonra derin bir nefes aldı.</p>
<p>“Allah…”</p>
<p>“Bize yardım et.”</p>
<p>Bir adım daha attı.</p>
<p>Sonra bir adım daha…</p>
<p>Nihayet köprünün sonuna geldiler.</p>
<p>Ayakları toprağa bastığında Şakire derin bir nefes aldı.</p>
<p>Gülfem annesine sarıldı.</p>
<p>“Geçtik ana!”</p>
<p>Şakire kızının başını öptü.</p>
<p>“Geçtik kızım.”</p>
<p>Sonra kucağındaki Firuze’ye baktı.</p>
<p>Bebek çoktan uykuya dalmıştı.</p>
<p>Şakire, iki kızına birden baktı.</p>
<p>Bir an için bütün yorgunluğunu unuttu.</p>
<p>O gece kaldıkları yerde çocuklarını yanına aldı.</p>
<p>Gülfem yorgunluktan hemen uyudu.</p>
<p>Firuze de annesinin yanında sessizce uyuyordu.</p>
<p>Şakire ise uzun süre uyuyamadı.</p>
<p>Memduh geldi aklına.</p>
<p>Daha yeni Almanya’ya gitmişti.</p>
<p>Belki o da şimdi yabancı bir yerde, kendileri gibi bir gökyüzünün altında uyuyordu.</p>
<p>Şakire pencerenin önüne oturdu.</p>
<p>Dışarı baktı.</p>
<p>İçinden sessizce konuştu:</p>
<p>“Sen orada çalışıyorsun Memduh…”</p>
<p>“Ben de burada…”</p>
<p>“Yeter ki çocuklarımızın geleceği olsun.”</p>
<p>Gözlerinden birkaç damla yaş süzüldü.</p>
<p>Ama ağlamadı.</p>
<p>Çünkü artık ağlamaktan çok çalışması gerekiyordu.</p>
<p>Çocukları uyuyordu.</p>
<p>Sabah yine pamuk tarlasına gidecekti.</p>
<p>Yine eğilecek…</p>
<p>Yine pamuk toplayacak…</p>
<p>Yine çuval dolduracaktı.</p>
<p>Çünkü hayat, Şakire’ye dinlenmesi için fazla az zaman bırakıyordu.</p>
<p>O gün Adana’da yalnızca pamuk toplamamıştı.</p>
<p>Bir yağmurun içinden geçmişti.</p>
<p>Bir hangarda saatlerce beklemişti.</p>
<p>Küçücük çocuklarıyla korktuğu bir köprüyü aşmıştı.</p>
<p>Ve bir kez daha anlamıştı:</p>
<p>İnsan bazen yolun kolay olmasını bekleyemez.</p>
<p>Yolun zor olduğunu bile bile yürümek zorundadır.</p>
<p>Şakire de yürüyordu.</p>
<p>Çocuklarının elini tutarak…</p>
<p>Kendi kaderinin üzerine basarak…</p>
<p>Ve bilmeden, gelecekte karşısına çıkacak daha büyük yollar için güç biriktirerek…</p>
<p> </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 31. BÖLÜM &amp;   TAŞ TAŞ ÜSTÜNE</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-31-bolum-tas-tas-ustune</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-31-bolum-tas-tas-ustune</guid>
<description><![CDATA[ Şakire’nin o yolda taşıdığı yalnızca kereste değildi.

Çocuklarının geleceğini taşıyordu.

Rüzgâr yüzüne vuruyor…

Yolun yokuşu nefesini kesiyor… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a92a38cbbde0.webp" length="64958" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 29 Aug 2026 02:20:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ 31. BÖLÜM - </p>
<p>TAŞ TAŞ ÜSTÜNE</p>
<p>Şakire’nin meşe ağacının altında verdiği kararın üzerinden birkaç gün geçmişti.</p>
<p>Artık aklında tek bir şey vardı.</p>
<p>Çocuklarına bir ev yapmak.</p>
<p>Ama ortada ne para vardı…</p>
<p>Ne kereste…</p>
<p>Ne de doğru dürüst bir malzeme.</p>
<p>Elinde yalnızca bir çuval un, bir çuval bulgur ve çocukları vardı.</p>
<p>Bir de yıllardır sakladığı çeyizi…</p>
<p>Şakire, o çeyize her baktığında içi burkuluyordu.</p>
<p>Yıllarca genç kızlığından beri hazırlamıştı onları.</p>
<p>El emeği göz nuru işlemeler…</p>
<p>Danteller…</p>
<p>Örtüler…</p>
<p>Dokuduğu kilimler…</p>
<p>Bir gelinin evine götüreceği ne varsa, büyük bir umutla biriktirmişti.</p>
<p>Ama şimdi önünde başka bir hayat vardı.</p>
<p>Çocuklarının başını sokacağı bir ev…</p>
<p>Şakire, bir gün çeyiz sandığının başına oturdu.</p>
<p>Kapağını açtı.</p>
<p>Ellerini uzun süre eşyaların üzerinde gezdirdi.</p>
<p>Bir örtüyü kaldırdı.</p>
<p>Sonra bir başka kilimi…</p>
<p>Her biri ona gençliğini hatırlatıyordu.</p>
<p>Ama çocuklarının üşüdüğünü düşününce kararını verdi.</p>
<p>Bunların artık başka bir değeri vardı.</p>
<p>Ev olacaktı.</p>
<p>Tek tek satmaya başladı.</p>
<p>Köyde evlenecek genç kızlara götürdü.</p>
<p>Kimi dantel aldı…</p>
<p>Kimi örtü…</p>
<p>Kimi dokuduğu kilimlerden istedi.</p>
<p>Şakire her parçasını verirken içinde bir şeylerin koptuğunu hissediyordu.</p>
<p>Ama elindeki paranın her kuruşunu ayrı bir umut gibi görüyordu.</p>
<p>Çeyizinden geriye çok az şey kaldığında, Şakire artık daha fazla beklemek istemedi.</p>
<p>Kendi babasına haber gönderdi.</p>
<p>“Babam gelsin…”</p>
<p>“Bir ev yapmamız lazım.”</p>
<p>Haber ulaşınca Şakire’nin babası fazla beklemedi.</p>
<p>Kızının hâlini görünce uzun uzun konuşmadı.</p>
<p>Sadece etrafına baktı.</p>
<p>Sonra,</p>
<p>“Bir yerden başlayalım.” Dedi.</p>
<p>Ve işe koyuldular.</p>
<p>Köyün çevresinden taşlar getirilmeye başlandı.</p>
<p>Kimi büyük…</p>
<p>Kimi küçük…</p>
<p>Kimi ağır…</p>
<p>Şakire’nin babası taşları tek tek eline alıyor, uygun yerlerini yontuyordu.</p>
<p>Çekiç sesi günler boyunca meşe ağacının bulunduğu yerde yankılandı.</p>
<p>Tak…</p>
<p>Tak…</p>
<p>Tak…</p>
<p>Her vuruşta ev biraz daha yükseliyordu.</p>
<p>Şakire de boş durmuyordu.</p>
<p>Bir yandan çocuklarına bakıyor…</p>
<p>Bir yandan yemek hazırlıyor…</p>
<p>Bir yandan taş taşıyor, getirilen malzemeleri düzenliyordu.</p>
<p>Yemekleri bile yoklukla yapılıyordu.</p>
<p>Un vardı ama her zaman ekmek yapacak imkân yoktu.</p>
<p>Bulgur vardı.</p>
<p>Yağ yoktu.</p>
<p>Tuz bile bazen yetmiyordu.</p>
<p>Şakire bulguru suya koyuyor, haşlıyor, çocuklarının önüne bırakıyordu.</p>
<p>Gülfem kaşığını eline alıyor…</p>
<p>Firuze ise annesinin yanında bekliyordu.</p>
<p>Şakire onların yüzüne bakıp içinden,</p>
<p>“Bir gün bunlar bitecek.” Diyordu.</p>
<p>“Bir gün çocuklarım da sofralarında rahatça yemek yiyecek.”</p>
<p>Ama o günlerin gelmesi için daha çok çalışması gerekiyordu.</p>
<p>Taşlar yetmedi.</p>
<p>Yeniden taş getirildi.</p>
<p>Sonra yeniden…</p>
<p>Günler geçtikçe duvarlar yükseldi.</p>
<p>Sonunda küçük evin taş duvarları tamamlanmaya başladı.</p>
<p>Fakat ev hâlâ ev sayılmazdı.</p>
<p>Kapısı yoktu.</p>
<p>Penceresi yoktu.</p>
<p>Üstelik çatısı da tamamlanmamıştı.</p>
<p>Şakire, duvarların ortasında durup etrafına baktı.</p>
<p>Dört duvar vardı.</p>
<p>Ama çocuklarını koruyacak bir kapı bile yoktu.</p>
<p>“Burası bizim evimiz olacak.” Dedi sessizce.</p>
<p>Sonra kendi dokuduğu kilimleri düşündü.</p>
<p>Elinde kalanları getirdi.</p>
<p>Birini kapının olduğu yere gerdi.</p>
<p>Bir başkasını evin içini bölmek için kullandı.</p>
<p>Böylece küçücük yapı iki bölüme ayrıldı.</p>
<p>Bir taraf oturmak için…</p>
<p>Diğer taraf çocukların yatması için…</p>
<p>Kapı yerine kilim vardı.</p>
<p>Pencere yerine küçük açıklıklar…</p>
<p>Dam ise hâlâ gökyüzüne açıktı.</p>
<p>Yağmur yağdığında içerisi ıslanıyordu.</p>
<p>Rüzgâr estiğinde soğuk doğrudan içeri giriyordu.</p>
<p>Ama Şakire için bütün bunlara rağmen orası artık bir evdi.</p>
<p>Çünkü ilk defa,</p>
<p>“Burası benim çocuklarımın evi.”</p>
<p>Diyebiliyordu.</p>
<p>Fakat evin kapı ve pencereleri hâlâ yapılmamıştı.</p>
<p>Bunun için kalas gerekiyordu.</p>
<p>Şakire yine düşünmeye başladı.</p>
<p>Köyde marangoz vardı.</p>
<p>Kapı ve pencereyi yaptırabilirdi.</p>
<p>Ama kalasları nereden bulacaktı?</p>
<p>Sonunda komşu köyden getirmeye karar verdi.</p>
<p>Eşeğin üzerine uzun kalaslar yüklendi.</p>
<p>Şakire küçük Firuze’yi sırtına bağladı.</p>
<p>Gülfem ise eteğine tutundu.</p>
<p>Yola çıktılar.</p>
<p>Önde eşek…</p>
<p>Üzerinde uzun kalaslar…</p>
<p>Arkasında Şakire…</p>
<p>Sırtında küçücük Firuze…</p>
<p>Eteğine yapışmış Gülfem…</p>
<p>Dağ yolunda sert bir poyraz esiyordu.</p>
<p>Rüzgâr öyle güçlüydü ki Şakire’nin üzerindeki elbiseler savruluyordu.</p>
<p>Gülfem korkuyla annesinin eteğine daha sıkı sarıldı.</p>
<p>“Anne…”</p>
<p>“Beni bırakma.”</p>
<p>Şakire dönüp kızına baktı.</p>
<p>“Bırakmam kızım.”</p>
<p>“Sen benim eteğimden tut.”</p>
<p>“Ben de seni bırakmam.”</p>
<p>Sonra yeniden yürümeye başladı.</p>
<p>Bir kadın…</p>
<p>Sırtında bebeği…</p>
<p>Eteğinde küçük kızı…</p>
<p>Önünde kalaslarla yüklü bir eşek…</p>
<p>Ve arkasında henüz tamamlanmamış bir ev…</p>
<p>Şakire’nin o yolda taşıdığı yalnızca kereste değildi.</p>
<p>Çocuklarının geleceğini taşıyordu.</p>
<p>Rüzgâr yüzüne vuruyor…</p>
<p>Yolun yokuşu nefesini kesiyor…</p>
<p>Ama o durmuyordu.</p>
<p>Çünkü artık geri dönmek istemiyordu.</p>
<p>Kendi evinin kapısını açacağı gün için…</p>
<p>Bir annenin yapabileceği ne varsa yapacaktı.</p>
<p>Ve o gün Şakire’nin elleri belki taşlara, kerestelere ve toprağa değiyordu.</p>
<p>Ama aslında…</p>
<p>Kendi kaderini yeniden kuruyordu.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 30. BÖLÜM  &amp; KIRGINLIĞIN ARDINDAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-30-bolum-kirginligin-ardindan-4527</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-30-bolum-kirginligin-ardindan-4527</guid>
<description><![CDATA[ “Ben çocuklarıma bir ev yapacağım.”

“Ne pahasına olursa olsun…”

“Bir gün kendi kapımız olacak.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a913b3f77b5c.webp" length="57676" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Aug 2026 01:10:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ 30. BÖLÜM - </p>
<p>KIRGINLIĞIN ARDINDAN</p>
<p>Sabun olayının üzerinden günler geçmişti.</p>
<p>Ama o gece mutfakta söylenen sözler, evin içinde hâlâ asılı duruyordu.</p>
<p>Kimse o geceyi konuşmuyordu.</p>
<p>Şakire de konuşmuyordu.</p>
<p>Kayınvalidesi de…</p>
<p>Ama ikisi de olanları unutmamıştı.</p>
<p>Aynı evin içinde, aynı sofraya oturuyorlar, aynı işlerin peşinden koşuyorlardı. Fakat aralarında görünmeyen bir duvar vardı.</p>
<p>Şakire sabah erkenden kalkıyor, çocukların karnını doyuruyor, evin işlerini yapıyor, tarlaya gidenlerin hazırlığını tamamlıyordu.</p>
<p>Eskiden yaptığı işleri şimdi daha sessiz yapıyordu.</p>
<p>Bir şey sorulmadıkça konuşmuyor…</p>
<p>Bir şey söylenmedikçe cevap vermiyordu.</p>
<p>Kayınvalidesi de gelinine karşı eskisi gibi değildi.</p>
<p>Bazen Şakire’nin yüzüne bakıyor, sonra hiçbir şey söylemeden başını çeviriyordu.</p>
<p>İkisi de kırgındı.</p>
<p>Ama en çok kırılanın kim olduğunu ikisi de bilmiyordu.</p>
<p>Memduh ise çok uzaktaydı.</p>
<p>Almanya’da, yabancı bir ülkede, ağır bir işin başında ailesinin geleceği için çalışıyordu.</p>
<p>Şakire zaman zaman çocuklarını uyuttuktan sonra kapının önüne oturuyor, uzaklara bakıyordu.</p>
<p>Gülfem babasını soruyordu.</p>
<p>Firuze ise daha küçüktü.</p>
<p>Babasının yüzünü hatırlayacak yaşta bile değildi.</p>
<p>Şakire bunu düşündükçe yüreği sızlıyordu.</p>
<p>“Memduh şimdi burada olsaydı…” diye geçiriyordu içinden.</p>
<p>Ama hemen ardından kendini toparlıyordu.</p>
<p>“Çocuklarımız için gitti.”</p>
<p>“Bizim için gitti.”</p>
<p>Bu düşünceyle susuyor, sabrediyordu.</p>
<p>Günler böyle geçti.</p>
<p>Sonra bir akşam…</p>
<p>Evde herkes kendi işiyle meşgulken kayınvalidesi Şakire’nin yanına geldi.</p>
<p>Bir süre hiçbir şey söylemeden durdu.</p>
<p>Şakire başını kaldırıp ona baktı.</p>
<p>Kadının yüzünde eski öfke yoktu.</p>
<p>Ama sert bir kararlılık vardı.</p>
<p>“Şakire…”</p>
<p>“Buyur ana.”</p>
<p>Kadın derin bir nefes aldı.</p>
<p>“Memduh artık burada değil.”</p>
<p>Şakire’nin içi burkuldu.</p>
<p>“Biliyorum.”</p>
<p>“Sen de çocuklarınla kendi düzenini kurmalısın.”</p>
<p>Şakire ne diyeceğini bilemedi.</p>
<p>Kayınvalidesi avlunun bir köşesinde duran çuvalları gösterdi.</p>
<p>“Şu bir çuval un…”</p>
<p>“Şu da bir çuval bulgur.”</p>
<p>“Bunları alın.”</p>
<p>Şakire şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>Kadın sözünü tamamladı.</p>
<p>“Artık evinizi ayırın.”</p>
<p>Şakire’nin gözleri doldu.</p>
<p>Bir süre konuşamadı.</p>
<p>Çünkü bu cümleyi beklemiyordu.</p>
<p>Bir yandan yıllardır içinde taşıdığı “kendi evim olsun” düşüncesi vardı.</p>
<p>Öte yandan…</p>
<p>Nereye gidecekti?</p>
<p>Kendi evleri yoktu.</p>
<p>Memduh uzaktaydı.</p>
<p>Çocukları küçüktü.</p>
<p>Elinde yalnızca birkaç parça eşya ve kendisine verilen iki çuval vardı.</p>
<p>Şakire yavaşça başını eğdi.</p>
<p>“Peki ana…”</p>
<p>Daha fazla bir şey söylemedi.</p>
<p>O gece çocuklarını yanına aldı.</p>
<p>Birkaç parça eşyasını topladı.</p>
<p>Bir zamanlar aynı sofranın etrafında oturdukları evden sessizce çıktı.</p>
<p>Avlunun kapısından geçerken dönüp arkasına baktı.</p>
<p>İki göz kerpiç ev…</p>
<p>Yıllarca içinde yaşadığı yuva…</p>
<p>Şimdi arkasında kalıyordu.</p>
<p>Ama önünde bir yuva bile yoktu.</p>
<p>Şakire çocuklarıyla birlikte köyün kenarındaki büyük meşe ağacının altına gitti.</p>
<p>Gece serinliği çökmeye başlamıştı.</p>
<p>Etrafta kimse yoktu.</p>
<p>Birkaç kıl çulu yere serdi.</p>
<p>Rüzgârın önünü kesmek için birkaç bez parçasını ağacın dallarına ve çevresine gerdi.</p>
<p>Hepsi buydu.</p>
<p>Bir ev değildi.</p>
<p>Bir oda değildi.</p>
<p>Ama o gece çocuklarını yağmurdan ve rüzgârdan koruyabileceği tek yer orasıydı.</p>
<p>Şakire, Gülfem’i yanına çekti.</p>
<p>Firuze’yi kucağına aldı.</p>
<p>Gökyüzüne baktı.</p>
<p>Gözlerinden yaşlar süzülüyordu.</p>
<p>“Allah’ım…”</p>
<p>“Bize bir kapı nasip et.”</p>
<p>“Çocuklarımı başımı sokacak bir evsiz bırakma.”</p>
<p>O gece çocukları uyuduktan sonra Şakire de yorgunluktan gözlerini kapattı.</p>
<p>Fakat yıllardır zaman zaman yaşadığı uyurgezerlik yine başladı.</p>
<p>Uykusunda kendisini bağın içinde gördü.</p>
<p>Ay ışığının altında bağa giren bir eşek vardı.</p>
<p>Onu dışarı çıkarmak için peşinden yürüdüğünü sanıyordu.</p>
<p>Rüyasında yaptığını sandığı her hareketi, gerçekte de yapıyordu.</p>
<p>Çadırdan çıktı.</p>
<p>Ayakları çıplaktı.</p>
<p>Bağın içine doğru yürüdü.</p>
<p>Bir süre sonra eşeğin peşinden gittiğini sanarak dolaştı.</p>
<p>Rüzgâr hafifçe esiyor, ay ışığı bağın üzerine vuruyordu.</p>
<p>Sonra…</p>
<p>Ayağına sert bir diken battı.</p>
<p>Şakire acıyla irkildi.</p>
<p>Gözlerini açtı.</p>
<p>Bir anda etrafına baktı.</p>
<p>Geceydi.</p>
<p>Ay tepede bütün parlaklığıyla duruyordu.</p>
<p>Kendisi ise bağın ortasında, çıplak ayaklarla tek başına duruyordu.</p>
<p>Kalbi hızla çarpmaya başladı.</p>
<p>Etrafına baktı.</p>
<p>Nereden geldiğini bilmiyordu.</p>
<p>Eve dönmek istedi.</p>
<p>Ama hangi yönden geldiğini çıkaramıyordu.</p>
<p>Sonra toprağa baktı.</p>
<p>Ay ışığında kendi ayak izlerini gördü.</p>
<p>Sessizce o izleri takip etmeye başladı.</p>
<p>Bir süre sonra yol, köyün eski kuyusunun yanından geçti.</p>
<p>Şakire bir anda durdu.</p>
<p>Kuyuya baktı.</p>
<p>İçi ürperdi.</p>
<p>Bir adımını farklı atmış olsaydı…</p>
<p>Belki de o karanlık kuyunun dibinde olacaktı.</p>
<p>Olduğu yere çöktü.</p>
<p>Başını ellerinin arasına aldı.</p>
<p>Sessizce ağlamaya başladı.</p>
<p>“Allah’ım…”</p>
<p>“Bir evim olsaydı…”</p>
<p>“Bir kapım olsaydı…”</p>
<p>“Uyurgezer olsam bile kapıya çarpar uyanırdım.”</p>
<p>“Gecenin bir yarısı bağlarda tek başıma dolaşmazdım.”</p>
<p>Gözyaşları toprağa damlıyordu.</p>
<p>Bir süre sonra başını kaldırdı.</p>
<p>Gökyüzüne baktı.</p>
<p>Ve o gece, yıllardır içinde taşıdığı bir düşünceyi ilk kez kendisine yüksek sesle söyledi:</p>
<p>“Ben çocuklarıma bir ev yapacağım.”</p>
<p>“Ne pahasına olursa olsun…”</p>
<p>“Bir gün kendi kapımız olacak.”</p>
<p>O gece Şakire yalnızca gözyaşı dökmedi.</p>
<p>Kendi evini kuracağına dair karar verdi.</p>
<p>Ve o karar…</p>
<p>Çocuklarının geleceğini değiştirecek uzun bir mücadelenin başlangıcı oldu.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 29. CU BÖLÜM &amp;   İLK MEKTUP</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-29-cu-bolum-ilk-mektup</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-29-cu-bolum-ilk-mektup</guid>
<description><![CDATA[ Gökyüzü ikisinin de üzerindeydi.

Biri Almanya’da…

Biri Anadolu’da…

Ama aynı hasretin altında yaşıyorlardı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8dba35e18f4.webp" length="78238" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 25 Aug 2026 18:53:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ 29. CU BÖLÜM - </p>
<p>İLK MEKTUP</p>
<p>Aradan birkaç hafta geçmişti.</p>
<p>Memduh artık fabrikanın sirenine alışmıştı.</p>
<p>Her sabah aynı saatte uyanıyor, Heim’in dar koridorlarından geçerek servis otobüsüne biniyor, akşam yorgun argın aynı yatağa dönüyordu.</p>
<p>Günler birbirine benziyordu.</p>
<p>Sadece akşamları, odadaki Türk işçiler memleket sohbetine başlayınca zaman biraz yavaşlıyordu.</p>
<p>Bir akşam Kayserili Hasan cebinden buruşturulmuş bir mektup çıkardı.</p>
<p>“Bugün hanımdan geldi.”</p>
<p>Odadakiler hemen etrafına toplandı.</p>
<p>Hasan mektubu yüksek sesle okumaya başladı.</p>
<p>Köyden haberler vardı…</p>
<p>Yağan yağmurlar…</p>
<p>Hasat…</p>
<p>Komşular…</p>
<p>Yeni doğan bir buzağı…</p>
<p>Hasan’ın sesi titriyordu.</p>
<p>Mektup bitince odada kısa bir sessizlik oldu.</p>
<p>Memduh başını önüne eğdi.</p>
<p>O ana kadar aklına gelmemişti.</p>
<p>Şakire ondan haber bekliyordu.</p>
<p>Belki her gün postacının yolunu gözlüyordu.</p>
<p>O gece uyuyamadı.</p>
<p>Sabah işe gitmeden önce cebindeki birkaç markı saydı.</p>
<p>Maaşını henüz yeni almıştı.</p>
<p>Kazandığı paranın büyük kısmını köye göndermeye karar verdi.</p>
<p>İzin günüydü.</p>
<p>Fabrikadaki Türk işçilerle birlikte kasabadaki postaneye gittiler.</p>
<p>Küçük binanın önünde uzun bir sıra vardı.</p>
<p>Yunanlar…</p>
<p>İtalyanlar…</p>
<p>İspanyollar…</p>
<p>Ve Türkler…</p>
<p>Hepsinin elinde aynı şey vardı.</p>
<p>Bir zarf…</p>
<p>Bir umut…</p>
<p>Bir özlem…</p>
<p>Sıra Memduh’a geldi.</p>
<p>Görevli önüne beyaz bir kâğıt uzattı.</p>
<p>Kalemi eline aldı.</p>
<p>Bir süre hiçbir şey yazamadı.</p>
<p>Yazmayı biliyordu ama duygularını kelimelere dökmek kolay değildi.</p>
<p>Derin bir nefes aldı.</p>
<p>Sonra yavaş yavaş yazmaya başladı.</p>
<p>“Canım Şakire,</p>
<p>Allah’a şükür ben iyiyim. Sizleri de iyi bilmek isterim. Sakın beni merak etmeyin. İşim ağır ama ekmeğim var. Çalışıyorum. Çok çalışıyorum. Burası bizim köye hiç benzemez. Her şey saatle işler. İnsanlar sessizdir. Fabrikalar çok büyüktür. İlk günler zor geçti ama alışıyorum.</p>
<p>Çocuklarımın gözlerinden öperim. Gülfem uslu olsun. Firuze’yi benim yerime kokla. Annemin ve babamın ellerinden öperim.</p>
<p>Bu mektupla birlikte biraz para gönderiyorum. İhtiyacınız olanı alın. Kendinize dikkat edin. Allah nasip ederse bir gün yine kavuşacağız.</p>
<p>Dualarını eksik etme.</p>
<p>Seni hasretle bekleyen eşin…</p>
<p>Memduh.”</p>
<p>Mektubu bitirdi.</p>
<p>Bir kez daha okudu.</p>
<p>Aslında yazmak istediği çok şey vardı.</p>
<p>İlk gecelerde sessizce ağladığını…</p>
<p>Yalnız kaldığını…</p>
<p>Yemeklerin tadına alışamadığını…</p>
<p>Her gece çocuklarını düşündüğünü…</p>
<p>Ama bunların hiçbirini yazmadı.</p>
<p>Çünkü Şakire üzülmesin istiyordu.</p>
<p>Zarfı kapattı.</p>
<p>İçine gönderdiği paranın makbuzunu koydu.</p>
<p>Görevliye uzattı.</p>
<p>Mektup, binlerce kilometrelik yolculuğuna başladı.</p>
<p>Aynı gün, Anadolu’nun küçük bir köyünde…</p>
<p>Şakire yine evin önündeki patikaya baktı.</p>
<p>Belki bugün postacı gelirdi.</p>
<p>Belki bugün Memduh’dan ilk haber gelecekti.</p>
<p>Rüzgâr, avludaki asmanın yapraklarını usulca sallıyordu.</p>
<p>Şakire elindeki işi bıraktı.</p>
<p>İçinden sessizce dua etti.</p>
<p>“Allah’ım… Onu bize sağ salim geri döndür.”</p>
<p>Gökyüzü ikisinin de üzerindeydi.</p>
<p>Biri Almanya’da…</p>
<p>Biri Anadolu’da…</p>
<p>Ama aynı hasretin altında yaşıyorlardı.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 28.Cİ BÖLÜM &amp;   İLK MESAİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-28ci-bolum-ilk-mesai</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-28ci-bolum-ilk-mesai</guid>
<description><![CDATA[ “Bir gün onları da buraya getireceğim.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8c936803a1e.webp" length="77500" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 24 Aug 2026 21:54:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ 28.Cİ BÖLÜM - </p>
<p>İLK MESAİ</p>
<p>Henüz hava aydınlanmamıştı.</p>
<p>Heim’in uzun koridorunda yankılanan zil sesiyle herkes bir anda uyandı.</p>
<p>Demir ranzalar gıcırdadı.</p>
<p>Birbiri ardına kapılar açıldı.</p>
<p>Uykulu gözlerle koridora çıkan işçiler, sessizce hazırlanıyordu.</p>
<p>Kimisi yüzünü soğuk suyla yıkıyor…</p>
<p>Kimisi aceleyle gömleğini ilikliyordu.</p>
<p>Memduh da yatağından kalktı.</p>
<p>Şakire’nin bohçasından çıkardığı temiz gömleğini giydi.</p>
<p>Aynaya baktı.</p>
<p>Yorgundu…</p>
<p>Ama gözlerinin içinde hâlâ umut vardı.</p>
<p>Yemekhanede kahvaltı hazırdı.</p>
<p>Sert ekmek…</p>
<p>Tereyağı…</p>
<p>Reçel…</p>
<p>Peynir…</p>
<p>Ve sıcak kahve.</p>
<p>Memduh, kahveyi ilk yudumladığında yüzünü buruşturdu.</p>
<p>Tadı alışık olduğu hiçbir şeye benzemiyordu.</p>
<p>Yanındaki Kayserili işçi gülümsedi.</p>
<p>“Bizim çayın yerini tutmaz.”</p>
<p>Masadakiler hafifçe güldü.</p>
<p>O kısa kahkaha, gurbet sabahının sessizliğini biraz olsun dağıttı.</p>
<p>Bir süre sonra fabrikanın servis otobüsü geldi.</p>
<p>İşçiler sırayla bindiler.</p>
<p>Otobüs ilerledikçe devasa bacalar görünmeye başladı.</p>
<p>Gökyüzüne yükselen dumanlar…</p>
<p>Demir yolları…</p>
<p>Bitmek bilmeyen fabrika binaları…</p>
<p>Memduh böyle büyük bir sanayi tesisini hayatında ilk kez görüyordu.</p>
<p>Otobüs fabrikanın önünde durdu.</p>
<p>Kapıda yüzlerce işçi vardı.</p>
<p>Almanlar…</p>
<p>İtalyanlar…</p>
<p>Yunanlar…</p>
<p>İspanyollar…</p>
<p>Türkler…</p>
<p>Hepsi aynı kapıdan içeri giriyordu.</p>
<p>İçeri girdiklerinde önce soyunma odasına götürüldüler.</p>
<p>Her işçiye bir dolap verildi.</p>
<p>Mavi renkli iş tulumu…</p>
<p>Koruyucu ayakkabı…</p>
<p>Eldiven…</p>
<p>Ve numaralı bir yaka kartı…</p>
<p>Tercüman herkesin anlayacağı şekilde konuştu.</p>
<p>“Bu kartı üzerinizden hiç çıkarmayın.”</p>
<p>“Kaybederseniz fabrikanın içine giremezsiniz.”</p>
<p>Memduh kartını tulumuna dikkatlice iliştirdi.</p>
<p>Artık burada adı kadar numarası da vardı.</p>
<p>Biraz sonra orta yaşlı Alman ustabaşı içeri girdi.</p>
<p>Sert bakışlıydı.</p>
<p>Ama konuşurken bağırmıyordu.</p>
<p>Tercüman yanına geçti.</p>
<p>“Ustabaşı hoş geldiniz diyor.”</p>
<p>“Kurallara uyarsanız hiçbir sorun yaşamazsınız.”</p>
<p>Alman ustabaşı elindeki parçayı kaldırdı.</p>
<p>Birkaç hareketle nasıl takılacağını gösterdi.</p>
<p>Sonra saatini işaret etti.</p>
<p>Tercüman çevirdi.</p>
<p>“Burada zaman çok önemlidir.”</p>
<p>“Bir dakika bile gecikmeye tahammül yok.”</p>
<p>Memduh dikkatle izliyordu.</p>
<p>Ayakkabı tamirciliğinde her işi kendi başına yapardı.</p>
<p>Buradaysa herkes yalnızca tek bir parçadan sorumluydu.</p>
<p>Yüzlerce insan, tek bir otomobili birlikte üretiyordu.</p>
<p>Bu düzen ona şaşırtıcı gelmişti.</p>
<p>Siren çaldı.</p>
<p>Bant hareket etmeye başladı.</p>
<p>Demir parçalar ağır ağır önlerinden geçiyordu.</p>
<p>Memduh’un görevi, önüne gelen parçayı birkaç saniye içinde yerine yerleştirmekti.</p>
<p>İlk denemesinde eli titredi.</p>
<p>Vida yere düştü.</p>
<p>Ustabaşı uzaktan baktı.</p>
<p>Bir şey söylemedi.</p>
<p>Sadece parçayı tekrar gösterdi.</p>
<p>Memduh derin bir nefes aldı.</p>
<p>Bu kez dikkatlice yerleştirdi.</p>
<p>Ustabaşı başını hafifçe salladı.</p>
<p>İlk kez yüzünde belli belirsiz bir memnuniyet ifadesi oluştu.</p>
<p>Saatler ilerledikçe zaman kavramı kayboldu.</p>
<p>Siren…</p>
<p>Makine sesleri…</p>
<p>Çekiçler…</p>
<p>Motorlar…</p>
<p>Hiç durmadan çalışan bant…</p>
<p>Memduh sadece önüne gelen işe odaklanıyordu.</p>
<p>Öğle molası verildiğinde ellerine baktı.</p>
<p>Avuçlarının içi yağ olmuştu.</p>
<p>Parmakları sızlıyordu.</p>
<p>Ama içinden tek bir cümle geçti.</p>
<p>“Bugün kazandığım her kuruş, Şakire’nin ve çocuklarımın geleceği olacak.”</p>
<p>O gün akşam Heim’e döndüğünde yorgunluktan konuşacak hâli kalmamıştı.</p>
<p>Demir ranzaya uzandı.</p>
<p>Tavanı seyrederken cebinden küçük mendili çıkardı.</p>
<p>Şakire’nin işlediği mavi çiçeklere dokundu.</p>
<p>Gülümsedi.</p>
<p>“Dayan…” dedi kendi kendine.</p>
<p>“Bir gün onları da buraya getireceğim.”</p>
<p>Ve o gece, gurbetin ilk iş günü sessizce geride kaldı.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 27. Cİ BÖLÜM  &amp; HEIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-27-ci-bolum-heim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-27-ci-bolum-heim</guid>
<description><![CDATA[ Her odada demir ranzalar vardı.

Altlı üstlü yataklar…

Ortada küçük bir masa…

Birkaç sandalye…

Duvarlarda ne bir resim ne de bir süs…

Her şey sade ve soğuktu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a89acf407da4.webp" length="65052" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 22 Aug 2026 17:07:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>27. Cİ BÖLÜM</p>
<p>HEIM</p>
<p>Otobüs, fabrikanın yüksek bacalarını geride bırakıp geniş bir avluya girdi.</p>
<p>Avlunun etrafına sıralanmış uzun, tek katlı barakalar vardı.</p>
<p>Kapılarının üzerinde Almanca yazılar asılıydı.</p>
<p>Memduh hiçbirini okuyamıyordu.</p>
<p>Otobüs durunca herkes sessizce aşağı indi.</p>
<p>Bavullarını alan işçiler, tercümanın peşinden yürümeye başladı.</p>
<p>Tercüman, yüksek sesle konuştu.</p>
<p>“Arkadaşlar, bundan sonra kalacağınız yere Almanlar ‘Heim’ diyor.”</p>
<p>İşçiler birbirlerine baktılar.</p>
<p>“Heim ne demek?” diye fısıldaşanlar oldu.</p>
<p>Tercüman gülümsedi.</p>
<p>“İşçi yurdu… Hepiniz burada kalacaksınız.”</p>
<p>Barakanın kapısı açıldı.</p>
<p>İçeri girer girmez ağır bir deterjan kokusu geldi.</p>
<p>Uzun koridorun iki yanında odalar sıralanıyordu.</p>
<p>Her odada demir ranzalar vardı.</p>
<p>Altlı üstlü yataklar…</p>
<p>Ortada küçük bir masa…</p>
<p>Birkaç sandalye…</p>
<p>Duvarlarda ne bir resim ne de bir süs…</p>
<p>Her şey sade ve soğuktu.</p>
<p>Görevli, ellerindeki listeye bakarak odaları dağıtmaya başladı.</p>
<p>“Bir numaralı oda…”</p>
<p>“İki numaralı oda…”</p>
<p>Sıra Memduh’a geldi.</p>
<p>“Altı numara.”</p>
<p>Memduh bavulunu alıp gösterilen odaya girdi.</p>
<p>İçeride dört kişi çoktan yerleşmişti.</p>
<p>Biri Kayseriliydi.</p>
<p>Biri Trabzonlu.</p>
<p>Diğeri Konya’dandı.</p>
<p>Son gelen ise Diyarbakır’dan gelmiş genç bir delikanlıydı.</p>
<p>Kimse birbirini tanımıyordu.</p>
<p>Ama hepsi aynı kaderi paylaşacaktı.</p>
<p>Memduh boş kalan alt ranzaya bavulunu bıraktı.</p>
<p>Tahta bavulun kapağını açtı.</p>
<p>İçinden birkaç gömlek…</p>
<p>Bir çift çorap…</p>
<p>Şakire’nin özenle katladığı yün kazak…</p>
<p>Ve küçük Kur’an-ı Kerim çıktı.</p>
<p>Onu başucuna koydu.</p>
<p>Yatağın kenarına oturup derin bir nefes aldı.</p>
<p>İşte…</p>
<p>Bundan sonra evi burasıydı.</p>
<p>Akşam yemeği için uzun yemekhaneye geçtiler.</p>
<p>Masalar sıra sıra dizilmişti.</p>
<p>Herkes tepsisini alıp sıraya girdi.</p>
<p>Memduh hayatında ilk kez tadını bilmediği yemeklerle karşılaştı.</p>
<p>Patates…</p>
<p>Haşlanmış sebzeler…</p>
<p>Kalınca bir dilim ekmek…</p>
<p>Yanında sıcak bir çorba…</p>
<p>Sessizce oturdu.</p>
<p>Kaşığını eline aldı.</p>
<p>Bir lokma yedi.</p>
<p>Tadı yabancıydı.</p>
<p>Ama açlık, alışkanlıktan daha güçlüydü.</p>
<p>Yemekten sonra odalarına döndüler.</p>
<p>Koridor boyunca farklı diller duyuluyordu.</p>
<p>Türkçe…</p>
<p>İtalyanca…</p>
<p>Yunanca…</p>
<p>İspanyolca…</p>
<p>Herkes aynı çatı altındaydı.</p>
<p>Ama herkesin özlediği ev, bambaşka bir yerdeydi.</p>
<p>Gece ilerledikçe baraka sessizleşti.</p>
<p>Sadece uzaktan fabrikanın bacalarından gelen uğultu duyuluyordu.</p>
<p>Memduh yatağına uzandı.</p>
<p>Tavana baktı.</p>
<p>Gözlerini kapattığında köyü gördü.</p>
<p>Şakire tandırın başındaydı.</p>
<p>Gülfem bahçede koşuyordu.</p>
<p>Firuze ise annesinin kucağında uyuyordu.</p>
<p>Elini cebine attı.</p>
<p>Şakire’nin bohçaya koyduğu küçük mendili çıkardı.</p>
<p>Üzerine işlenmiş mavi çiçeklere uzun uzun baktı.</p>
<p>Kimseye belli etmeden gözünün kenarındaki yaşları sildi.</p>
<p>Kendi kendine fısıldadı:</p>
<p>“Dayan Memduh…”</p>
<p>“Bu gurbet, çocuklarının geleceği için.”</p>
<p>O gece Heim’deki demir ranzada yalnızca Memduh uyumadı.</p>
<p>O odadaki altı adamın da yüreği, yüzlerce kilometre uzaktaki memleketlerinde atıyordu.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 26. CI BÖLÜM &amp; GURBETE İLK ADIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-26-ci-bolum-gurbete-ilk-adim</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-26-ci-bolum-gurbete-ilk-adim</guid>
<description><![CDATA[ Kimi Kayseri’dendi…

Kimi Konya’dan…

Kimi Sivas’tan…

Kimi Erzurum’dan…

Farklı şehirlerden gelen bu insanlar, aynı kaderin yolcuları olmuşlardı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a889cba7fd63.webp" length="73604" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 21 Aug 2026 21:45:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>26. Cİ BÖLÜM</p>
<p>GURBETE İLK ADIM</p>
<p>Kara tren üç gündür durmadan ilerliyordu.</p>
<p>Pencerelerin dışında gördükleri manzara, Memduh’un hayatında ilk kez gördüğü kadar farklıydı.</p>
<p>Geçtikleri şehirlerin isimlerini okuyamıyordu.</p>
<p>İstasyon tabelalarında yazan yabancı harfler ona hiçbir şey ifade etmiyordu.</p>
<p>Vagonun içindeki sessizlik de ilk güne göre değişmişti.</p>
<p>Artık herkes birbirini tanıyordu.</p>
<p>Kimi Kayseri’dendi…</p>
<p>Kimi Konya’dan…</p>
<p>Kimi Sivas’tan…</p>
<p>Kimi Erzurum’dan…</p>
<p>Farklı şehirlerden gelen bu insanlar, aynı kaderin yolcuları olmuşlardı.</p>
<p>Sohbet ettikçe birbirlerinin hikâyelerini öğreniyorlardı.</p>
<p>“Ben iki çocuğumu bırakıp geldim.”</p>
<p>“Ben borç ödemeye gidiyorum.”</p>
<p>“Babam hasta…”</p>
<p>“Bir ev yapacağım.”</p>
<p>Memduh sessizce dinliyordu.</p>
<p>Onun da söyleyecek çok şeyi vardı.</p>
<p>Ama boğazındaki düğüm bir türlü çözülmüyordu.</p>
<p>Üçüncü günün sabahı tren yavaşlamaya başladı.</p>
<p>Pencerelerden dışarı bakanlar birbirini dürttü.</p>
<p>“Galiba geldik…”</p>
<p>Lokomotif son kez uzun bir düdük çaldı.</p>
<p>Tren ağır ağır perona yanaştı.</p>
<p>Kapılar açıldı.</p>
<p>Görevliler yüksek sesle Almanca konuşuyordu.</p>
<p>Hiç kimse ne söylendiğini anlamıyordu.</p>
<p>Bir Türk tercüman kalabalığın önüne geçti.</p>
<p>“Kimse ayrılmasın.”</p>
<p>“Herkes bavulunu alsın.”</p>
<p>“Sırayla beni takip edin.”</p>
<p>İşçiler sessizce peşine düştü.</p>
<p>Garın içinde uzun koridorlardan geçtiler.</p>
<p>Her köşede üniformalı görevliler vardı.</p>
<p>Memduh ilk kez bu kadar düzenli çalışan bir kalabalık görüyordu.</p>
<p>Kimse bağırmıyor…</p>
<p>Kimse birbirini itmiyor…</p>
<p>Herkes görevini sessizce yapıyordu.</p>
<p>Bir salona alındılar.</p>
<p>Masaların arkasında Alman memurlar oturuyordu.</p>
<p>Pasaportlar tek tek toplandı.</p>
<p>Her işçiye bir numara verildi.</p>
<p>Memduh’un yakasına küçük bir kart iliştirildi.</p>
<p>Üzerinde yalnızca bir numara yazıyordu.</p>
<p>O an kendisini garip hissetti.</p>
<p>Sanki adı değil…</p>
<p>Numarası vardı artık.</p>
<p>Kayıt işlemlerinin ardından yeniden sağlık kontrolüne alındılar.</p>
<p>Doktorlar bir kez daha ciğerlerini dinledi.</p>
<p>Boğazlarına baktı.</p>
<p>Ellerini kontrol etti.</p>
<p>Ateşlerini ölçtü.</p>
<p>Tercüman yalnızca gerekli yerlerde konuşuyordu.</p>
<p>“Her şey normal.”</p>
<p>“Korkmayın.”</p>
<p>Muayene kısa sürdü.</p>
<p>Sonra yeniden sıraya dizildiler.</p>
<p>Bekleme salonunda saatler geçti.</p>
<p>Kimse nereye gideceğini bilmiyordu.</p>
<p>Bir ara yanındaki adam fısıldadı.</p>
<p>“Memduh…”</p>
<p>“Sence bizi nereye gönderecekler?”</p>
<p>Memduh hafifçe gülümsedi.</p>
<p>“Allah nereye nasip ederse…”</p>
<p>Tam o sırada görevli içeri girdi.</p>
<p>Elindeki listeyi açtı.</p>
<p>İsimler okunmaya başladı.</p>
<p>Her okunan isim başka bir fabrikanın, başka bir şehrin yolcusuydu.</p>
<p>“Volkswagen…”</p>
<p>“Ford…”</p>
<p>“Opel…”</p>
<p>İşçiler gruplar hâlinde ayrılıyordu.</p>
<p>Sıra Memduh’a geldi.</p>
<p>Görevli ismini okudu.</p>
<p>Ardından yanında duran tercümana dönerek birkaç cümle söyledi.</p>
<p>Tercüman gülümseyerek Memduh’a baktı.</p>
<p>“Sen otomobil fabrikasında çalışacaksın.”</p>
<p>Memduh’un yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.</p>
<p>Ayakkabı tamircisiydi…</p>
<p>Şimdi ise hayatında ilk kez otomobil üreten bir fabrikaya gidecekti.</p>
<p>Bunun nasıl bir iş olduğunu bile bilmiyordu.</p>
<p>Akşamüstüne doğru küçük otobüsler garın önüne yanaştı.</p>
<p>Görevliler işçileri gruplar hâlinde araçlara bindirmeye başladı.</p>
<p>Otobüs şehirden uzaklaştıkça yüksek bacalı fabrikalar görünmeye başladı.</p>
<p>Gökyüzüne yükselen dumanlar…</p>
<p>Hiç durmadan çalışan vinçler…</p>
<p>Demir yolları…</p>
<p>Ve kilometrelerce uzanan sanayi tesisleri…</p>
<p>Memduh başını cama yasladı.</p>
<p>İçinden yalnızca tek cümle geçti.</p>
<p>“Allah’ım… Bana güç ver.”</p>
<p>Çünkü artık gerçekten gurbetteydi.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 25. Cİ BÖLÜM &amp;   KARA TREN</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-25-ci-bolum-kara-tren</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-25-ci-bolum-kara-tren</guid>
<description><![CDATA[ Bir somun ekmek...

Bir parça beyaz peynir...

Bir kutu konserve...

Birkaç zeytin...

Bir şişe su... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a871cbbda09a.webp" length="67020" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 20 Aug 2026 18:29:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ 25. Cİ BÖLÜM - </p>
<p>KARA TREN</p>
<p>Sirkeci Garı’nın dev saati sabahın ilk saatlerini gösterirken peron insan seliyle dolmuştu.</p>
<p>Kara tren, siyah gövdesi ve bacasından yükselen koyu dumanıyla rayların üzerinde sessizce bekliyordu.</p>
<p>Vagonların önünde ellerinde listeler bulunan görevliler, Almanya’ya gidecek işçileri tek tek kontrol ediyordu.</p>
<p>Memduh cebinden evraklarını dikkatlice çıkardı.</p>
<p>Görevli, pasaportuna ve çalışma belgelerine uzun uzun baktı.</p>
<p>Sonra başını kaldırıp kısa bir şekilde,</p>
<p>“Geçebilirsiniz.”</p>
<p>Dedi.</p>
<p>Memduh derin bir nefes aldı.</p>
<p>Artık geri dönüş yoktu.</p>
<p>Peronda farklı şehirlerden gelen yüzlerce insan vardı.</p>
<p>Kiminin elinde eski bir tahta bavul...</p>
<p>Kiminin sırtında çuval...</p>
<p>Kiminin koltuğunun altında annesinin ördüğü yün battaniye...</p>
<p>Her bavulun içinde birkaç parça elbise...</p>
<p>Bir çift ayakkabı...</p>
<p>Biraz yiyecek...</p>
<p>Ve yıllarca süreceğini kimsenin tahmin edemediği umutlar vardı.</p>
<p>Görevliler yolculuk boyunca dağıtılmak üzere küçük kumanyalar verdiler.</p>
<p>Bir somun ekmek...</p>
<p>Bir parça beyaz peynir...</p>
<p>Bir kutu konserve...</p>
<p>Birkaç zeytin...</p>
<p>Bir şişe su...</p>
<p>Memduh kumanyayı çantasına yerleştirirken aklına Şakire geldi.</p>
<p>“Şimdi o da çocukları kaldırmıştır.”</p>
<p>Diye geçirdi içinden.</p>
<p>Belki Gülfem avluda tavukların peşinden koşuyordu.</p>
<p>Belki Firuze annesinin kucağında uyuyordu.</p>
<p>Bu düşünce hem içini ısıttı hem de boğazını düğümledi.</p>
<p>Uzun ve keskin bir düdük sesi duyuldu.</p>
<p>Lokomotif ağır ağır homurdanmaya başladı.</p>
<p>Görevliler yüksek sesle bağırıyordu.</p>
<p>“Haydi...”</p>
<p>“Yerlerinize geçin!”</p>
<p>İşçiler bavullarını kucaklayıp vagonlara yöneldi.</p>
<p>Memduh ahşap basamaklardan çıkarak vagona girdi.</p>
<p>İçerisi düşündüğünden de kalabalıktı.</p>
<p>Tahta sıralar çoktan dolmuştu.</p>
<p>Koridorlarda bile insanlar ayakta bekliyordu.</p>
<p>Bazıları bavullarını yere koyup üzerine oturmuştu.</p>
<p>Memduh pencereye yakın küçük bir boşluk buldu.</p>
<p>Tahta bavulunu ayaklarının dibine bıraktı.</p>
<p>Tren sarsılarak hareket etti.</p>
<p>Önce yavaş...</p>
<p>Sonra biraz daha hızlanarak...</p>
<p>İstanbul geride kalıyordu.</p>
<p>Perondaki insanlar mendiller sallıyor, son kez el ediyordu.</p>
<p>Kimi sessizce ağlıyor...</p>
<p>Kimi dua ediyor...</p>
<p>Kimi ise sadece trene bakıyordu.</p>
<p>Memduh pencereye yaslandı.</p>
<p>Şehrin minareleri yavaş yavaş gözden kaybolurken cebindeki küçük Kur’an-ı Kerim’e dokundu.</p>
<p>Şakire’nin vedalaşırken söylediği söz kulaklarında yankılandı.</p>
<p>“Allah seni korusun.”</p>
<p>Saatler ilerledikçe vagondaki insanlar birbirleriyle konuşmaya başladı.</p>
<p>Yanındaki yaşlı adam elindeki ekmeği ikiye böldü.</p>
<p>“Al kardeşim.”</p>
<p>“Beraber yiyelim.”</p>
<p>Memduh teşekkür ederek ekmeği aldı.</p>
<p>Kısa süre sonra vagonda küçük sofralar kurulmuştu.</p>
<p>Bir köşede peynir dolaşıyor...</p>
<p>Başka bir yerde zeytin ikram ediliyordu.</p>
<p>Konserve kutularının kapakları açılıyor, herkes yanında getirdiğini paylaşmaya çalışıyordu.</p>
<p>Hiç kimse birbirini tanımıyordu.</p>
<p>Ama aynı kaderi paylaşacaklarını biliyorlardı.</p>
<p>Gece çöktüğünde vagonun içi iyice ağırlaştı.</p>
<p>Kömür dumanı açık pencerelerden içeri doluyor...</p>
<p>Ter kokusu, yemek kokusu ve trenin is kokusu birbirine karışıyordu.</p>
<p>Ne doğru dürüst uzanacak yer vardı...</p>
<p>Ne de rahat uyuyacak...</p>
<p>Kimi başını bavuluna yasladı.</p>
<p>Kimi dizlerini karnına çekerek oturduğu yerde uyumaya çalıştı.</p>
<p>Her fren sesinde herkes birbirine çarpıyor...</p>
<p>Her virajda tahta bavullar yer değiştiriyordu.</p>
<p>Memduh ise gözlerini kapatsa da uyuyamıyordu.</p>
<p>Aklı hep köydeydi.</p>
<p>Şakire şimdi ne yapıyordu?</p>
<p>Gülfem babasını soruyor muydu?</p>
<p>Firuze onu hatırlayacak kadar büyüyecek miydi?</p>
<p>Pencereden dışarı baktı.</p>
<p>Karanlığın içinde rayların sesi hiç durmadan devam ediyordu.</p>
<p>Tak... tak... tak...</p>
<p>Sanki tren yalnızca demir raylarda değil...</p>
<p>Her vuruşunda Memduh’u biraz daha gurbete taşıyordu.</p>
<p>Önlerinde daha iki günlük uzun bir yol vardı.</p>
<p>Ve o yolun sonunda...</p>
<p>Hiç bilmedikleri bir hayat onları bekliyordu.</p>
<p>Devam edecek...</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 24.CÜ BÖLÜM &amp; ALMANYA TRENİNE DOĞRU</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-24cu-bolum-almanya-trenine-dogru</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-24cu-bolum-almanya-trenine-dogru</guid>
<description><![CDATA[ Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce işçi…

Ellerinde tahta bavullar…

Kimisinin sırtında çuval…

Kimisinin kolunda annesinin ördüğü yün battaniye…

Kimisinin cebinde yalnızca birkaç lira…

Ve hepsinin yüreğinde aynı umut… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8545c50fa02.webp" length="67548" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 19 Aug 2026 08:58:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>24.CÜ BÖLÜM</p>
<p>ALMANYA TRENİNE DOĞRU</p>
<p>Memduh, ertesi sabah erkenden yeniden İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun önündeydi.</p>
<p>Bahçe, önceki günlere göre daha sakindi.</p>
<p>Artık burada bekleyenler, sağlık muayenesini geçen ve Almanya’ya gitmeye hak kazanan işçilerdi.</p>
<p>Görevli memur isimleri tek tek okuyarak herkesi büyük salona aldı.</p>
<p>Masaların üzerinde düzenli şekilde hazırlanmış dosyalar duruyordu.</p>
<p>Her işçiye sırayla bir zarf uzatılıyordu.</p>
<p>Memduh’un adı okundu.</p>
<p>Öne çıktı.</p>
<p>Görevli memur, kahverengi zarfı uzatırken ciddi bir ses tonuyla konuştu.</p>
<p>“Bu evrakları gözünüz gibi koruyun.”</p>
<p>“Bunlar sizin çalışma belgelerinizdir.”</p>
<p>“Kaybetmeniz hâlinde Almanya’da büyük sıkıntı yaşarsınız.”</p>
<p>Memduh zarfı iki eliyle aldı.</p>
<p>Sanki içinde sadece birkaç kâğıt değil…</p>
<p>Şakire’nin umutları…</p>
<p>Gülfem’in geleceği…</p>
<p>Firuze’nin rızkı vardı.</p>
<p>Görevli konuşmasına devam etti.</p>
<p>“Yarın sabah erkenden İstanbul Sirkeci Garı’nda hazır bulunacaksınız.”</p>
<p>“Hiç kimse geç kalmayacak.”</p>
<p>“Tren hareket ettikten sonra bekleme yapılmayacaktır.”</p>
<p>Salondaki herkes sessizce birbirine baktı.</p>
<p>Demek ki…</p>
<p>Yolculuk gerçekten başlıyordu.</p>
<p>İşlemler tamamlandıktan sonra görevliler küçük yol azığı paketleri dağıttılar.</p>
<p>Bir somun ekmek…</p>
<p>Bir parça beyaz peynir…</p>
<p>Birkaç zeytin…</p>
<p>Bir de küçük konserve kutusu…</p>
<p>Memduh paketi eline aldı.</p>
<p>Şakire’nin bohçasını düşündü.</p>
<p>“Kim bilir şimdi çocuklarla ne yapıyordur…”</p>
<p>Diye iç geçirdi.</p>
<p>Ertesi sabah…</p>
<p>İstanbul…</p>
<p>Sirkeci Garı…</p>
<p>Daha gün tam ağarmadan garın önü insan seline dönmüştü.</p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce işçi…</p>
<p>Ellerinde tahta bavullar…</p>
<p>Kimisinin sırtında çuval…</p>
<p>Kimisinin kolunda annesinin ördüğü yün battaniye…</p>
<p>Kimisinin cebinde yalnızca birkaç lira…</p>
<p>Ve hepsinin yüreğinde aynı umut…</p>
<p>“Gidip çalışacağız.”</p>
<p>“Biraz para biriktireceğiz.”</p>
<p>“Sonra geri döneceğiz…”</p>
<p>Kimse bunun yıllar sürecek bir gurbet olacağını henüz bilmiyordu.</p>
<p>Garın içinde ağlayan analar vardı.</p>
<p>Sessizce dua eden babalar…</p>
<p>Kocalarının elini bırakmak istemeyen genç kadınlar…</p>
<p>Babalarının boynuna sarılan küçük çocuklar…</p>
<p>İnsanlar birbirine sarılıyor…</p>
<p>Helallik alıyor…</p>
<p>Gözyaşlarını gizlemeye çalışıyordu.</p>
<p>Memduh ise yalnızdı.</p>
<p>Onu uğurlayacak kimsesi yoktu.</p>
<p>Köy çok uzaktaydı.</p>
<p>Ama cebindeki küçük Kur’an-ı Kerim sanki Şakire’nin eli olmuştu.</p>
<p>Onu avuçlarının arasına aldı.</p>
<p>Sessizce öptü.</p>
<p>Cebine koydu.</p>
<p>“Allah’ım…</p>
<p>Beni aileme mahcup etme…”</p>
<p>Bir süre sonra kara trenin düdüğü bütün garı inletti.</p>
<p>Kalın bacasından siyah dumanlar yükseliyordu.</p>
<p>Görevliler yüksek sesle bağırmaya başladılar.</p>
<p>“Almanya kafilesi!”</p>
<p>“Vagonlara geçiniz!”</p>
<p>Kalabalık ağır ağır hareket etti.</p>
<p>Tahta bavullar rayların yanında ses çıkarıyordu.</p>
<p>Vagonların kapıları ardına kadar açıktı.</p>
<p>İçerisi kısa sürede doldu.</p>
<p>Ne doğru dürüst oturacak yer vardı…</p>
<p>Ne de uzanacak…</p>
<p>Kimisi bavulunun üzerine oturdu.</p>
<p>Kimisi ayakta kaldı.</p>
<p>Kimisi daha ilk dakikada cam kenarını kaptığı için seviniyordu.</p>
<p>Tren hareket ettiğinde gar boyunca yüzlerce el havaya kalktı.</p>
<p>Mendiller sallandı.</p>
<p>Dualar edildi.</p>
<p>İç çekişler yükseldi.</p>
<p>Kara tren ağır ağır perondan ayrılırken…</p>
<p>Geride kalanlar sessizce küçülüyor…</p>
<p>Öndeki bilinmezlik ise her geçen dakika biraz daha büyüyordu.</p>
<p>Memduh pencereye yaslandı.</p>
<p>İstanbul yavaş yavaş geride kalıyordu.</p>
<p>Önünde üç gün sürecek uzun bir yol vardı.</p>
<p>Ve o yolun sonunda…</p>
<p>Adını bile doğru telaffuz edemediği bir ülke…</p>
<p>Almanya…</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 23.Cİ BÖLÜM SINAV GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-23ci-bolumsinav-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-23ci-bolumsinav-gunu</guid>
<description><![CDATA[ “Ya seçilemezsem?” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a83c65f7b249.webp" length="55212" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 18 Aug 2026 05:35:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">23.Cİ BÖLÜM<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">SINAV GÜNÜ<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ankara’da geçen ilk gecenin ardından Memduh, gün doğmadan uyandı. Kaldığı küçük handa doğru dürüst uyuyamamıştı. Aklında yalnızca bir düşünce vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ya seçilemezsem?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire’nin, Gülfem’in ve küçük Firuze’nin yüzleri gözlerinin önünden gitmiyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Elini cebine attı. Şakire’nin bohçaya koyduğu küçük Kur’an-ı Kerim hâlâ oradaydı. Sessizce dua etti, sonra İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun yolunu tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kurumun bahçesi, bir önceki günden de kalabalıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce erkek, sessizce sıralarını bekliyordu. Kiminin yüzünde umut, kiminin gözlerinde endişe okunuyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre sonra görevli memur yüksek sesle seslendi:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bugün sağlık muayenesi yapılacaktır. Herkes sırayla doktorların bulunduğu salona alınacak.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kalabalık ağır adımlarla ilerlemeye başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh’un sırası geldiğinde uzun koridorun sonundaki büyük odaya girdi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçeride beyaz önlüklü Alman doktorları ve yanlarında Türk tercümanlar vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Muayene titizlikle yapılıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Boy ölçüldü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kilosu yazıldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gözleri kontrol edildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kulakları dinlendi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ciğerleri stetoskopla dinlendi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ellerine baktılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Parmaklarını tek tek incelediler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dizlerine küçük lastik çekiçle vurdular.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Dişlerini kontrol ettiler.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tırnaklarına kadar baktılar.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh, bu kadar ayrıntılı bir muayeneden hayatında hiç geçmemişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Doktorlar kendi aralarında Almanca konuşuyor, tercüman yalnızca gerekli olanları söylüyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Muayene bittikten sonra doktor dosyasına birkaç not düştü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh dışarı çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bahçede bekleyen herkes aynı soruyu birbirine soruyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Nasıl geçti?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bir şey söylediler mi?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kimsenin kesin bir cevabı yoktu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Çünkü karar hemen açıklanmayacaktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Öğleden sonra görevli memur yeniden bahçeye çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Elindeki dosyayı kaldırarak konuştu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sağlık kontrolünü geçenler bir sonraki aşamaya alınacaktır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kalabalık nefesini tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">İsimler tek tek okunmaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Her okunan isimle birlikte bir aileye umut doğuyor, okunmayan her isimde bir yürek sessizce kırılıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Memduh...”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Adını duyduğu an, kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Buradayım!” diye seslendi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Görevli başını kaldırıp baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yarın sabah tekrar burada olacaksın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">İlk engeli geçmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ama asıl yolculuk daha yeni başlıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">O akşam Ankara sokaklarında yürürken ilk kez gökyüzüne umutla baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire’nin sözleri yine kulağında çınlıyordu:<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bizim geleceğimiz için gideceksin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh artık biliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu yol yalnızca onun yolu değildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"></p>
<p class="MsoNormal">YENİ BİR HAYATA İLK ADIM<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ertesi sabah Memduh, gün ağarmadan yeniden İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun yolunu tuttu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bahçeye vardığında, bir gün önce birlikte muayeneye girdiği birçok kişi yine oradaydı. Kimisi sessizce dua ediyor, kimisi cebindeki tespihi çekiyor, kimisi de memurların kapıyı açmasını bekliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Herkesin aklındaki soru aynıydı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Gerçekten Almanya’ya gidebilecek miyim?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bir süre sonra görevli memur kapının önüne çıktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sağlık muayenesini geçenler, sırayla içeri alınacaktır.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh’un kalbi yeniden hızlandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçeri girdiklerinde uzun masaların üzerinde dosyalar diziliydi. Herkes tek tek çağrılıyor, evrakları kontrol ediliyor, parmak izleri alınıyor ve son kayıt işlemleri yapılıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sıra Memduh’a geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Görevli dosyasını açtı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Mesleğin?”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ayakkabı tamircisi.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memur başını salladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Almanya’da hangi şehirde çalışacağınız daha sonra bildirilecek.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ardından önüne birkaç belge uzattı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh, okuması zor olan resmi yazılara dikkatle baktı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Tercüman yanına yaklaşarak yavaşça konuştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bunlar çalışma şartlarıdır. Almanya’da çalışacağınız süre boyunca kurallara uymanız gerekir.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh başını salladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hayatında ilk kez böylesine önemli evraklara imza atıyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kalemi eline aldı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Derin bir nefes çekti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve adını büyük bir özenle yazdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">O imza, yalnızca bir belgeye değil…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ailesinin geleceğine atılmıştı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">İşlemler tamamlandıktan sonra bütün adaylar geniş bir salonda toplandı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kürsüye çıkan görevli, salondaki sessizliği bozdu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bugünden sonra yalnızca kendinizi değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni de temsil edeceksiniz.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salonda derin bir sessizlik oluştu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Görevli elindeki küçük kitapçığı kaldırdı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Size bazı öğütler verilecek. Bunları aklınızdan çıkarmayın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Memduh dikkat kesildi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Görevli tek tek okumaya başladı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Onurlu olun.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Para biriktireceğim diye kendinizi insan içine çıkamayacak hâle getirmeyin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Kimseden bir şey istemeyin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Cimrilik etmeyin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Ailenizi unutmayın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Evlerinize düzenli mektup yazın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Sıkıntılarınızı ailenize yük etmeyin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Tutumlu olun.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İşinizi en iyi şekilde öğrenin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bilmediğinizi sormaktan çekinmeyin.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“İdarecilerinize saygılı olun.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Salondaki herkes büyük bir dikkatle dinliyordu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Görevli son cümleyi söylerken sesi biraz daha yükseldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Unutmayın…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Yabancı bir ülkede yaptığınız her iyi davranış da, her kötü davranış da yalnız sizi değil…”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“…Türk milletini temsil eder.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ardından elini göğsüne götürdü.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Bayrağınızın şerefini hiçbir zaman unutmayın.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Bu sözler salonda yankılanırken Memduh’un aklına köyü geldi.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Yusuf Baba…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Fatma Ana…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Şakire…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Gülfem…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Firuze…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Hepsi gözlerinin önünden geçti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">İçinden sessizce,<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">“Allah’ım, beni mahcup etme.”<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Diye dua etti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Toplantı sona erdiğinde herkesin yüzünde aynı ifade vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Heyecan…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Endişe…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve bilinmezliğe doğru atılacak ilk adımın ağırlığı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Kurumun merdivenlerinden inerken Memduh cebindeki evraklara dokundu.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Artık dönüşü olmayan bir yola girmişti.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Önünde uzun bir bekleyiş vardı.<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ardından…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">İstanbul…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Sirkeci Garı…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Ve onu hiç bilmediği bir dünyaya götürecek Almanya Treni…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>
<p class="MsoNormal">Devam edecek…<o:p></o:p></p>
<p class="MsoNormal"><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 22.Cİ. BÖLÜM&amp;UMUDA AÇILAN KAPI</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-22ci-bolum-umuda-acilan-kapi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-22ci-bolum-umuda-acilan-kapi</guid>
<description><![CDATA[ Kiminin elinde tahta bavul…




Kiminin omzunda heybe…




Kiminin cebinde yalnızca umut… ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a8236749ca3f.webp" length="39708" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 17 Aug 2026 05:18:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ 22.Cİ. BÖLÜM-UMUDA AÇILAN KAPI</p>
<p></p>
<p>Sabah güneşi daha doğmadan Memduh sessizce uyandı.</p>
<p></p>
<p>Şakire, bir gece önceden hazırladığı küçük bohçayı kapının yanına bırakmıştı. İçine birkaç parça giysi, biraz ekmek, peynir ve zeytin koymuştu. Bir de cebine sıkıştırması için küçük bir Kur’an-ı Kerim…</p>
<p></p>
<p>Memduh bohçayı eline aldı.</p>
<p></p>
<p>Şakire’nin gözlerine baktı.</p>
<p></p>
<p>İkisi de konuşmuyordu.</p>
<p></p>
<p>Söylenecek ne varsa, gece boyunca zaten söylenmişti.</p>
<p></p>
<p>Şakire usulca yaklaştı.</p>
<p></p>
<p>“Allah yolunu açık etsin.”</p>
<p></p>
<p>Memduh başını eğerek,</p>
<p></p>
<p>“Amin.” Dedi.</p>
<p></p>
<p>Önce annesi Fatma Ana’nın elini öptü.</p>
<p></p>
<p>Sonra Yusuf Baba’nın.</p>
<p></p>
<p>Yusuf Baba oğlunun omzuna dokundu.</p>
<p></p>
<p>“Evladım…”</p>
<p></p>
<p>“Rızkı veren Allah’tır.”</p>
<p></p>
<p>“Sen yeter ki doğruluktan ayrılma.”</p>
<p></p>
<p>Memduh başını salladı.</p>
<p></p>
<p>Son kez evine baktı.</p>
<p></p>
<p>İki göz kerpiç ev…</p>
<p></p>
<p>Avludaki dut ağacı…</p>
<p></p>
<p>Çocuk sesleri…</p>
<p></p>
<p>Hepsi arkasında kalıyordu.</p>
<p></p>
<p>Köy meydanından geçen kamyon, ilçeye gidecek yolcuları almak için durmuştu.</p>
<p></p>
<p>Memduh, elindeki tahta bavulla kasasına çıktı.</p>
<p></p>
<p>Kamyon ağır ağır köyden uzaklaşırken Şakire arkasından uzun süre baktı.</p>
<p></p>
<p>Gözlerinden süzülen yaşları sessizce sildi.</p>
<p></p>
<p>İlçeden otobüse binen Memduh, uzun süren yolculuğun ardından Ankara’ya ulaştı.</p>
<p></p>
<p>Hayatında ilk kez bu kadar büyük bir şehir görüyordu.</p>
<p></p>
<p>Geniş caddeler…</p>
<p></p>
<p>Kalabalık kaldırımlar…</p>
<p></p>
<p>Durmadan geçen insanlar…</p>
<p></p>
<p>Her şey ona yabancıydı.</p>
<p></p>
<p>Elindeki küçük kâğıtta yazan adrese baka baka sonunda İş ve İşçi Bulma Kurumunun önüne geldi.</p>
<p></p>
<p>Binanın önü insan kaynıyordu.</p>
<p></p>
<p>Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce kişi…</p>
<p></p>
<p>Kiminin elinde tahta bavul…</p>
<p></p>
<p>Kiminin omzunda heybe…</p>
<p></p>
<p>Kiminin cebinde yalnızca umut…</p>
<p></p>
<p>Bahçede bekleyenlerin yüzlerinde aynı ifade vardı.</p>
<p></p>
<p>Heyecan…</p>
<p></p>
<p>Merak…</p>
<p></p>
<p>Ve belirsizlik…</p>
<p></p>
<p>Memduh da sıraya girdi.</p>
<p></p>
<p>Yanındaki orta yaşlı adam gülümseyerek sordu.</p>
<p></p>
<p>“Nerelisin kardeş?”</p>
<p></p>
<p>“Afyon taraflarından.”</p>
<p></p>
<p>“Sen?”</p>
<p></p>
<p>“Sivas.”</p>
<p></p>
<p>Adam derin bir nefes aldı.</p>
<p></p>
<p>“Üç çocuğum var.”</p>
<p></p>
<p>“Onlar için geldim.”</p>
<p></p>
<p>Memduh hafifçe gülümsedi.</p>
<p></p>
<p>“Benim de iki kızım var.”</p>
<p></p>
<p>“Sırf onlar rahat yaşasın diye buradayım.”</p>
<p></p>
<p>Saatler geçti.</p>
<p></p>
<p>Nihayet kapı açıldı.</p>
<p></p>
<p>Görevli memur elindeki listeye bakarak yüksek sesle konuştu.</p>
<p></p>
<p>“Almanya’ya işçi olmak için müracaat edecekler sırayla içeri alınacaktır.”</p>
<p></p>
<p>Kalabalık sessizleşti.</p>
<p></p>
<p>Memduh’un kalbi hızla atmaya başladı.</p>
<p></p>
<p>Sırası geldiğinde masanın önüne geçti.</p>
<p></p>
<p>Görevli memur evraklarını dikkatle inceledi.</p>
<p></p>
<p>“Adın?”</p>
<p></p>
<p>“Memduh.”</p>
<p></p>
<p>“Mesleğin?”</p>
<p></p>
<p>“Ayakkabı tamircisiyim.”</p>
<p></p>
<p>Memur başını salladı.</p>
<p></p>
<p>Bilgileri tek tek kayda geçirdi.</p>
<p></p>
<p>Sonra dosyayı kapatarak,</p>
<p></p>
<p>“Başvurunuz alınmıştır.”</p>
<p></p>
<p>“Doktor muayenesinden geçeceksiniz.”</p>
<p></p>
<p>“Muayeneyi başarıyla tamamlarsanız bir sonraki aşamaya çağrılacaksınız.”</p>
<p></p>
<p>Memduh teşekkür ederek dışarı çıktı.</p>
<p></p>
<p>Kurumun bahçesinde durdu.</p>
<p></p>
<p>Gökyüzüne baktı.</p>
<p></p>
<p>Henüz hiçbir şey belli değildi.</p>
<p></p>
<p>Ne seçileceğini biliyordu…</p>
<p></p>
<p>Ne de Almanya’ya gerçekten gidip gidemeyeceğini.</p>
<p></p>
<p>Ama ilk adımı atmıştı.</p>
<p></p>
<p>Ve bazen insanın kaderi…</p>
<p></p>
<p>İşte o ilk adımla değişmeye başlıyordu.</p>
<p></p>
<p>O akşam Ankara’nın yabancısı olduğu sokaklarında yürürken cebindeki küçük Kur’an-ı Kerim’i eline aldı.</p>
<p></p>
<p>Şakire’nin bohçayı hazırlarken söylediği sözler kulağında yankılanıyordu.</p>
<p></p>
<p>“Allah yolunu açık etsin…”</p>
<p></p>
<p>Memduh derin bir nefes aldı.</p>
<p></p>
<p>Önünde uzun bir bekleyiş vardı.</p>
<p></p>
<p>Ama yüreğinde ilk kez, korkuyla umudun aynı anda yeşerdiğini hissediyordu.</p>
<p></p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 21.Cİ BÖLÜM – GURBETİN ADI</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-21ci-bolum-gurbetin-adi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-21ci-bolum-gurbetin-adi</guid>
<description><![CDATA[ “Gidersen yalnızca kendin için gitmiş olmayacaksın.”

“Gülfem için…”

“Firuze için…” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a80d56c78ae1.webp" length="44702" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 16 Aug 2026 04:29:27 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ 21.Cİ BÖLÜM – GURBETİN ADI  </p>
<p>Sabah olduğunda Memduh, köy kahvesine uğradı.</p>
<p>Kahvenin sobasının etrafında köylüler toplanmıştı.</p>
<p>İlçeden gelen bir adam elindeki gazeteyi masanın üzerine bıraktı.</p>
<p>“Almanya yine işçi alacakmış.”</p>
<p>Kahvede bir uğultu başladı.</p>
<p>Yaşlılardan biri konuştu.</p>
<p>“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya yerle bir olmuştu.”</p>
<p>“Şehirler yıkıldı.”</p>
<p>“Fabrikalar harabeye döndü.”</p>
<p>“Şimdi yeniden ayağa kalkıyorlar.”</p>
<p>Başka biri söze girdi.</p>
<p>“Çalışacak işçi bulamıyorlarmış.”</p>
<p>“Türkiye’den de işçi çağırıyorlarmış.”</p>
<p>Memduh sessizce dinliyordu.</p>
<p>Adam devam etti.</p>
<p>“İş ve İşçi Bulma Kurumu üzerinden başvuru yapılıyormuş.”</p>
<p>“Sağlık muayenesinden geçiriyorlarmış.”</p>
<p>“Seçilenleri trenle Almanya’ya gönderiyorlarmış.”</p>
<p>“İyi çalışan da ailesine para gönderiyormuş.”</p>
<p>Memduh’un gözleri bir noktaya takıldı.</p>
<p>Almanya…</p>
<p>Bu kelime ilk kez yüreğine bu kadar ağır oturdu.</p>
<p>Kahveden çıktığında hava kararmaya başlamıştı.</p>
<p>Yavaş adımlarla eve döndü.</p>
<p>Şakire onun yüzüne baktığında bir şey olduğunu hemen anladı.</p>
<p>“Hayırdır Memduh?”</p>
<p>Memduh oturdu.</p>
<p>Bir süre konuşamadı.</p>
<p>Sonra usulca söyledi:</p>
<p>“Bugün kahvede Almanya’yı konuştular.”</p>
<p>Şakire sessizce dinledi.</p>
<p>“İşçi alıyorlarmış.”</p>
<p>“Başvuranları seçiyorlarmış.”</p>
<p>“Çalışanlar ailelerine para gönderiyormuş.”</p>
<p>Sözleri yarım kaldı.</p>
<p>Şakire kocasının yüzüne baktı.</p>
<p>“Gitmeyi mi düşünüyorsun?”</p>
<p>Memduh başını eğdi.</p>
<p>“Bilmiyorum…”</p>
<p>“Sizi bırakıp gitmek istemiyorum.”</p>
<p>“Ama burada da çocuklara istediğimiz hayatı veremiyorum.”</p>
<p>Şakire’nin gözleri doldu.</p>
<p>O gece yaşadığı her şey…</p>
<p>Kayınvalidesinin sözleri…</p>
<p>Kuyunun başında ettiği dua…</p>
<p>“Benim de bir evim olsaydı…” diye içinden geçirdiği o an…</p>
<p>Hepsi bir anda aklına geldi.</p>
<p>Memduh’un elini tuttu.</p>
<p>“Memduh…”</p>
<p>“Sen bizi bırakıp gitmeyeceksin.”</p>
<p>“Bizim geleceğimiz için gideceksin.”</p>
<p>Memduh başını kaldırıp Şakire’ye baktı.</p>
<p>Şakire devam etti:</p>
<p>“Gidersen yalnızca kendin için gitmiş olmayacaksın.”</p>
<p>“Gülfem için…”</p>
<p>“Firuze için…”</p>
<p>“Bizim için…”</p>
<p>“Bir gün kendi evimizin kapısını açabilmek için…”</p>
<p>Bu sözler Memduh’un yüreğine işledi.</p>
<p>Uzun süre konuşamadı.</p>
<p>Sonunda Şakire’nin elini sıktı.</p>
<p>“Allah yardımcımız olsun.”</p>
<p>Gece boyunca ikisi de uyuyamadı.</p>
<p>Dışarıda ay ışığı avluyu aydınlatırken, içeride iki insan hayatlarını değiştirecek kararı vermişti.</p>
<p>Sabah ezanı okunurken Memduh ayağa kalktı.</p>
<p>Abdestini aldı.</p>
<p>Namazını kıldı.</p>
<p>Sonra babasının yanına gitti.</p>
<p>Yusuf Baba avluda oturuyordu.</p>
<p>Memduh karşısına geçti.</p>
<p>“Baba…”</p>
<p>Yusuf Baba oğlunun yüzüne baktı.</p>
<p>“Söyle oğlum.”</p>
<p>“Ben Ankara’ya gideceğim.”</p>
<p>“İş ve İşçi Bulma Kurumu’na başvuracağım.”</p>
<p>Yusuf Baba uzun süre sustu.</p>
<p>Oğlunun yüzündeki kararlılığı gördü.</p>
<p>Sonra elini Memduh’un omzuna koydu.</p>
<p>“Git.”</p>
<p>“Rızkını aramak ayıp değildir.”</p>
<p>“Yeter ki alnının teriyle kazan.”</p>
<p>Memduh başını salladı.</p>
<p>İçinde umut vardı.</p>
<p>Ama tarifsiz bir hüzün de vardı.</p>
<p>Çünkü artık biliyordu.</p>
<p>Önündeki yol yalnızca Ankara’ya çıkmıyordu.</p>
<p>Almanya’ya…</p>
<p>Gurbete…</p>
<p>Ve hayatını sonsuza kadar değiştirecek o uzun yolculuğa uzanıyordu.</p>
<p>O gün Memduh’un kaderi değişmeye başladı.</p>
<p>Ama daha kimse bilmiyordu ki…</p>
<p>Memduh’un gidişi, Şakire’nin kendi evini kuracağı günlerin de başlangıcı olacaktı.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 20.Cİ BÖLÜM &amp; SABUN OLAYI</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-20ci-bolum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-20ci-bolum</guid>
<description><![CDATA[ Benim de bir evim olsaydı…”

“Böyle olmazdı.”

“Kimse bana bu sözleri söz söyleyemezdi.”

  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7f70ec881ff.webp" length="51920" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 15 Aug 2026 03:02:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ 20. BÖLÜM - </p>
<p>SABUN OLAYI</p>
<p>Firuze’nin doğumundan sonra ev yeniden bebek kokusuyla dolmuştu.</p>
<p>Küçük Gülfem artık abla olmuştu. İlk günlerde kardeşini kıskanmış, annesinin bütün ilgisinin Firuze’ye yönelmesine içerlemişti. Ama zaman geçtikçe bu kıskançlık yerini meraka bırakmıştı.</p>
<p>Firuze ağladığında yanına koşuyor, annesinin kucağındaki kardeşinin başını okşuyor, bazen de küçük ellerine dokunup gülümsüyordu.</p>
<p>İki göz kerpiç evde hayat, bütün zorluklarına rağmen devam ediyordu.</p>
<p>Evde yalnızca Memduh, Şakire ve çocukları yaşamıyordu.</p>
<p>Yusuf Baba…</p>
<p>Fatma Ana…</p>
<p>Memduh’un bekâr kardeşleri…</p>
<p>Herkes aynı çatının altında, aynı sofranın etrafında hayatını sürdürüyordu.</p>
<p>Akşam olduğunda yer sofrası kuruluyor, herkes elindekini paylaşıyordu.</p>
<p>Sonra yataklar birer birer seriliyor, evin içi sessizliğe bürünüyordu.</p>
<p>Sabah olduğunda yataklar toplanıyor, ev yeniden gündelik telaşına dönüyordu.</p>
<p>Köyde hayat böyleydi.</p>
<p>Kimse bunun garip olduğunu düşünmüyordu.</p>
<p>Ama Şakire’nin içinde gün geçtikçe büyüyen başka bir duygu vardı.</p>
<p>Yalnızlık.</p>
<p>Memduh’un evde olması bile bazen bu kalabalığın içinde kendisine ait bir yer bulmasına yetmiyordu.</p>
<p>Üstelik Memduh’un da kafası geçim derdiyle doluydu.</p>
<p>Ayakkabı tamirciliğinden kazandığı para artık yetmiyordu.</p>
<p>Komşu köyde çalıştığı iş, patronunun ölümünden sonra sona ermişti.</p>
<p>Yeniden baba ocağına dönmüşlerdi.</p>
<p>Bağdan ve tarladan çıkan ürün karınlarını doyuruyordu ama ellerine para bırakmıyordu.</p>
<p>Memduh akşamları çoğu zaman sessizleşiyordu.</p>
<p>Şakire bunu fark ediyor ama kocasının derdini büyütmemek için fazla soru sormuyordu.</p>
<p>Bir gece Memduh avluya çıkmış, dut ağacının altında gökyüzüne bakıyordu.</p>
<p>Şakire de çocukları yatırdıktan sonra yanına geldi.</p>
<p>Sessizce oturdu.</p>
<p>“Yine düşünüyorsun.”</p>
<p>Memduh derin bir nefes aldı.</p>
<p>“Düşünmeyeyim de ne yapayım Şakire?”</p>
<p>Bir süre sustu.</p>
<p>“İki çocuğumuz oldu.”</p>
<p>“Ev zaten kalabalık.”</p>
<p>“Babamın yükü ağır.”</p>
<p>“Ben çalışıyorum ama elimizdekiler yetmiyor.”</p>
<p>Şakire başını eğdi.</p>
<p>“Allah büyüktür.”</p>
<p>Memduh yıldızlara baktı.</p>
<p>“Biliyorum.”</p>
<p>“Ama insan da elinden geleni yapmak zorunda.”</p>
<p>Şakire cevap vermedi.</p>
<p>İkisinin de aklından aynı düşünce geçiyordu.</p>
<p>Fakat o gece bunun adını henüz koyamadılar.</p>
<p>Aradan birkaç gün geçti.</p>
<p>Akşam olmuştu.</p>
<p>Evdeki işler bitmiş, çocuklar çoktan uyumuştu.</p>
<p>İki göz odalı evin mutfağında yalnızca gaz lambasının titrek ışığı yanıyordu.</p>
<p>Ertesi günün ekmeği hazırlanacaktı.</p>
<p>Şakire büyük teknenin başına geçmiş, hamur yoğuruyordu.</p>
<p>Kayınvalidesi ise senidin başında oturmuş, hamur hazır olduğunda bezeleri ayırmak için bekliyordu.</p>
<p>Ev sessizdi.</p>
<p>Şakire ellerini hamurun içine daldırmış, büyük bir dikkatle yoğuruyordu.</p>
<p>Hamur zaman zaman parmaklarına yapışıyordu.</p>
<p>Şakire ellerini temizlemek için kenarda duran katı sabunu aldı.</p>
<p>Ellerini yıkadı.</p>
<p>Sabunu yerine bırakırken köşesinden küçücük bir parça koptu.</p>
<p>Loş gaz lambasının ışığında bunu fark etmedi.</p>
<p>Sabun parçası sessizce hamurun içine düştü.</p>
<p>Şakire hiçbir şeyin farkına varmadan yoğurmaya devam etti.</p>
<p>Hamur kıvamını alınca üzerini temiz bir bezle örttü.</p>
<p>Bir süre dinlendikten sonra bezeler hazırlamaya başladı.</p>
<p>Kayınvalidesi oklavayı eline aldı.</p>
<p>Hamuru açmaya başladı.</p>
<p>Bir süre sonra oklava sert bir şeye takıldı.</p>
<p>Kadın durdu.</p>
<p>Hamuru kaldırdı.</p>
<p>İçinden küçük, beyaz bir sabun parçası çıktı.</p>
<p>Bir an olduğu yerde kaldı.</p>
<p>Sonra yüzü gerildi.</p>
<p>Elindeki hamuru senidin üzerine sertçe bıraktı.</p>
<p>“Şakire!”</p>
<p>Şakire irkilerek başını çevirdi.</p>
<p>“Buyur ana?”</p>
<p>Kayınvalidesi elindeki sabunu gösterdi.</p>
<p>“Bu da ne?”</p>
<p>Şakire şaşkınlıkla yaklaştı.</p>
<p>Sabun parçasını görünce yüzü bembeyaz oldu.</p>
<p>“Ben…”</p>
<p>“Ben görmedim ana.”</p>
<p>“Nasıl görmedin?”</p>
<p>“Ekmeğin içine sabun düşüyor da görmüyor musun?”</p>
<p>Şakire’nin sesi titredi.</p>
<p>“Vallahi billahi nasıl düştüğünü bilmiyorum.”</p>
<p>“İnan ki fark etmedim.”</p>
<p>Ama kayınvalidesi artık dinlemiyordu.</p>
<p>Aylarca içine attığı sıkıntılar bir anda dile döküldü.</p>
<p>“Yeter artık!”</p>
<p>“Bir iş de doğru düzgün olsun!”</p>
<p>“Ben bu evin derdiyle uğraşıyorum…”</p>
<p>“Bir de sizin derdinizi mi çekeceğim?”</p>
<p>Şakire sustu.</p>
<p>Başını eğdi.</p>
<p>Kayınvalidesi öfkesini sürdürdü.</p>
<p>“Çocuklar, ev, yemek, ekmek…”</p>
<p>“Her şey benim üzerimde.”</p>
<p>Şakire’nin gözleri doldu.</p>
<p>Kadın son cümleyi söylerken artık kendisini tutamadı.</p>
<p>Şakire’nin bir an nefesi kesildi.</p>
<p>Ne cevap verebildi…</p>
<p>Ne de kendini savunabildi.</p>
<p>Sadece gözlerinden süzülen yaşları önlüğünün ucuyla sildi.</p>
<p>Oklavayı yavaşça senidin üzerine bıraktı.</p>
<p>Kimseye tek kelime söylemeden mutfaktan çıktı.</p>
<p>Avlunun kapısını açtı.</p>
<p>Gecenin serinliği yüzüne vurdu.</p>
<p>Ama içindeki yangını hiçbir rüzgâr söndüremiyordu.</p>
<p>Ayakları onu farkında olmadan köyün biraz ilerisindeki eski kuyuya götürdü.</p>
<p>Şakire kuyunun başına geldiğinde artık kendini tutamadı.</p>
<p>Kuyunun taşlarına tutundu.</p>
<p>Dizlerinin bağı çözüldü.</p>
<p>Yavaşça yere çöktü.</p>
<p>Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.</p>
<p>“Allah’ım…”</p>
<p>“Ben ne yaptım ki?”</p>
<p>“İnan ki görmedim.”</p>
<p>“Vallahi de billahi de görmedim.”</p>
<p>Omuzları titriyordu.</p>
<p>Aylarca sustuğu ne varsa, gözyaşlarıyla birlikte dışarı çıkıyordu.</p>
<p>Başını iki eli arasına aldı.</p>
<p>“Benim de bir evim olsaydı…”</p>
<p>“Böyle olmazdı.”</p>
<p>“Kimse bana bu sözleri söyleyemezdi.”</p>
<p></p>
<p></p>
<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ  19.CU BÖLÜM – BAĞ BOZUMUNDA DOĞAN UMUT</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-19cu-bolum-bag-bozumunda-dogan-umut</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-19cu-bolum-bag-bozumunda-dogan-umut</guid>
<description><![CDATA[ “Bu çocuk kim?” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7e23f82d41a.webp" length="83390" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 14 Aug 2026 18:12:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ</p>
<p>19.CU BÖLÜM – BAĞ BOZUMUNDA DOĞAN UMUT</p>
<p>Komşu köyde geçen iki yılın ardından Memduh ve ailesi yeniden kendi köylerine dönmüştü.</p>
<p>Ayakkabı tamirciliği yaptığı dükkânın sahibi vefat edince iş de kapanmış, kurdukları düzen bir anda bozulmuştu. Gidecek başka yerleri yoktu. Memduh, Şakire ve küçük Gülfem yeniden baba ocağına dönmüşlerdi.</p>
<p>Hayat, kaldığı yerden devam ediyordu.</p>
<p>Toprak yine emek istiyor, bağlar yine ürün veriyor, insanlar yine alın teriyle geçinmeye çalışıyordu.</p>
<p>Şakire ise ikinci bebeğini bekliyordu.</p>
<p>Karnı artık iyice belirginleşmişti.</p>
<p>Fatma Ana sık sık,</p>
<p>“Artık biraz dinlen kızım.”</p>
<p>Diyordu.</p>
<p>Ama Şakire’nin cevabı hep aynıydı.</p>
<p>“İş beni beklemez ana.”</p>
<p>“Oturursam daha çok yorulurum.”</p>
<p>Bağ bozumu başlamıştı.</p>
<p>Köyün kadınları sabah erkenden üzüm bağlarına gidiyor, olgunlaşan salkımları büyük sepetlere dolduruyorlardı.</p>
<p>Asmalar, mor ve yeşil üzümlerle doluydu.</p>
<p>Hafif rüzgâr yaprakların arasından geçiyor, güneş henüz yakıcı sıcaklığına ulaşmadan herkes işini yetiştirmeye çalışıyordu.</p>
<p>Şakire de kadınların arasındaydı.</p>
<p>Bir eliyle üzüm kesiyor, diğer eliyle zaman zaman belini tutuyordu.</p>
<p>Kimseye belli etmek istemiyordu.</p>
<p>Çünkü o yıllarda kadınlar, doğum yaklaşsa bile çalışmayı bırakmazdı.</p>
<p>Bir ara derin bir nefes aldı.</p>
<p>İçinden geçen sancıyı sessizce karşıladı.</p>
<p>“Geçer…”</p>
<p>Diye düşündü.</p>
<p>Fakat birkaç dakika sonra sancı yeniden geldi.</p>
<p>Bu kez daha kuvvetliydi.</p>
<p>Yanında çalışan komşu kadınlardan biri onun yüzünün bembeyaz kesildiğini görünce elindeki sepeti bıraktı.</p>
<p>“Şakire…”</p>
<p>“İyi misin?”</p>
<p>Şakire dudaklarını ısırdı.</p>
<p>“Galiba…”</p>
<p>“Vakti geldi.”</p>
<p>Kadınlar bir anda telaşlandı.</p>
<p>“Biri köye koşsun!”</p>
<p>“Ebe’yi çağırın!”</p>
<p>“Çabuk olun!”</p>
<p>Üzüm sepetleri oldukları yerde kaldı.</p>
<p>Kimisi Şakire’ye koluna girdi, kimisi su getirdi.</p>
<p>Şakire ise her sancıda biraz daha eğiliyor ama metanetini korumaya çalışıyordu.</p>
<p>Bağ evine kadar olan yol ona hiç bitmeyecekmiş gibi geldi.</p>
<p>Ebe çok geçmeden yetişti.</p>
<p>Evde herkes sessiz bir telaş içindeydi.</p>
<p>Fatma Ana sürekli dua ediyor,</p>
<p>Yusuf Baba avluda volta atıyor,</p>
<p>Memduh ise çaresizlik içinde kapının önünde bekliyordu.</p>
<p>Elinden hiçbir şey gelmiyordu.</p>
<p>İçeriden yükselen her ses yüreğini sıkıştırıyordu.</p>
<p>Dakikalar saat gibi geçti.</p>
<p>Derken evin içinden ince, güçlü bir bebek ağlayışı duyuldu.</p>
<p>O an avludaki herkes derin bir nefes aldı.</p>
<p>Ebe kapıyı aralayıp gülümsedi.</p>
<p>“Gözünüz aydın…”</p>
<p>“Allah size sağlıklı bir kız evlat verdi.”</p>
<p>Memduh’un gözleri doldu.</p>
<p>Başını gökyüzüne kaldırdı.</p>
<p>“Şükürler olsun…”</p>
<p>Diye fısıldadı.</p>
<p>İçeri girdiğinde Şakire yorgundu.</p>
<p>Ama yüzünde tarifsiz bir huzur vardı.</p>
<p>Kucağındaki küçücük bebeğe sevgiyle bakıyordu.</p>
<p>Memduh usulca yanına oturdu.</p>
<p>Şakire gülümseyerek,</p>
<p>“Bak Memduh…”</p>
<p>“Bir kızımız daha oldu.”</p>
<p>Dedi.</p>
<p>Memduh bebeğin küçücük elini avucuna aldı.</p>
<p>“Hoş geldin…”</p>
<p>Diye fısıldadı.</p>
<p>“Ocağımıza bereket getirdin.”</p>
<p>Birkaç saat sonra küçük Gülfem eve geldi.</p>
<p>Annesinin odasında beşiğin içinde yatan bebeği görünce olduğu yerde durdu.</p>
<p>Merakla etrafına baktı.</p>
<p>“Bu çocuk kim?”</p>
<p>Diye sordu.</p>
<p>Odadakiler gülümsememek için kendilerini zor tuttular.</p>
<p>Fatma Ana,</p>
<p>“Sana Zehra Ebenin sandığından getirdik.”</p>
<p>Deyiverdi.</p>
<p>Gülfem gözlerini kocaman açtı.</p>
<p>“Niye aldınız?”</p>
<p>“O elin çocuğu.”</p>
<p>“Götürün geri verin.”</p>
<p>“Hemen Zehra’nın sandığına koyun.”</p>
<p>Odadakiler bu kez kahkahalarını tutamadılar.</p>
<p>Şakire gülerek,</p>
<p>“Artık o senin kardeşin.”</p>
<p>Dedi.</p>
<p>Ama Gülfem başını iki yana salladı.</p>
<p>“İstemiyorum.”</p>
<p>“Götürün geri verin.”</p>
<p>“Zehra’nın sandığında dursun.”</p>
<p>Memduh kızını kucağına aldı.</p>
<p>“Bak Gülfem…”</p>
<p>“Artık sen abla oldun.”</p>
<p>“Bu küçük kız seni çok sevecek.”</p>
<p>Gülfem önce babasının yüzüne baktı.</p>
<p>Sonra beşikte uyuyan bebeğe yaklaştı.</p>
<p>Minik elini uzatıp usulca bebeğin yanağına dokundu.</p>
<p>Bebek gözlerini bile açmadan küçücük parmaklarını hareket ettirdi.</p>
<p>Gülfem şaşkınlıkla gülümsedi.</p>
<p>“O zaman…”</p>
<p>“Biraz bizde kalsın.”</p>
<p>Dedi.</p>
<p>Odadaki herkes yeniden güldü.</p>
<p>Şakire gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.</p>
<p>Bir yandan doğumun yorgunluğunu hissediyor, bir yandan da iki kızının aynı odada oluşunu izliyordu.</p>
<p>Hayat yine bütün zorluklarına rağmen onlara küçük mutluluklar armağan etmişti.</p>
<p>Bağ bozumu o yıl yalnızca bereketli bir hasatla değil, aileye katılan yeni bir canla da hatırlanacaktı.</p>
<p>Yeni doğan bu küçük kızın adı</p>
<p>Firuze olacaktı.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 18. Cİ BÖLÜM – YARIM KALAN UMUTLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-18-ci-bolum-yarim-kalan-umutlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-18-ci-bolum-yarim-kalan-umutlar</guid>
<description><![CDATA[ “Rızkı veren Allah’tır.
Bugün buradan kesilir…
Yarın başka yerden açılır.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7dd74126645.webp" length="63176" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 13 Aug 2026 17:41:46 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br>ALMANYA TRENİ<br>18. Cİ BÖLÜM – YARIM KALAN UMUTLAR<br>Komşu köye taşınmalarının üzerinden iki yıla yakın zaman geçmişti.<br>İlk günlerde yabancılık çeken Memduh ile Şakire, zamanla yeni hayatlarına alışmışlardı. Dükkânın önünden geçen herkes artık Memduh Usta’yı tanıyor, yırtılan ayakkabısını, sökülen çizmesini gönül rahatlığıyla ona emanet ediyordu.<br>Memduh sabah ezanıyla birlikte dükkânın kepengini açıyor, çalışma tezgâhının başına geçiyordu. Elindeki çekiç, biz ve kalın mumlu iplik artık ekmek kapısının ayrılmaz parçaları olmuştu.<br>Şakire ise küçük evlerini sıcacık bir yuvaya çevirmişti.<br>Her sabah senitle açtığı yufkaları sacın üzerinde pişiriyor, evin işlerini bitirdikten sonra dükkâna uğrayıp Memduh’a sıcak çay götürüyordu.<br>Akşam olduğunda aynı sofrada buluşuyor, Allah’a şükrederek günü tamamlıyorlardı.<br>Hayat ilk kez yüzlerine gülüyor gibiydi.<br>Şakire son günlerde kendini biraz daha çabuk yorulurken buluyordu.<br>Sabahları hafif mide bulantıları oluyor, zaman zaman başı dönüyordu.<br>Memduh bunu fark ediyor ama üzerinde fazla durmuyordu.<br>“Çok çalışıyorsun ondan…” diyordu.<br>Şakire ise gülümsemekle yetiniyordu.<br>İçinde büyüyen sırrı henüz kimse bilmiyordu.<br>Bir sabah dükkânın kapısı her zamankinden geç açıldı.<br>Mahallenin yaşlılarından biri telaşla dükkâna geldi.<br>“Memduh…”<br>“Haberi duydun mu?”<br>Memduh elindeki ayakkabıyı masaya bıraktı.<br>“Neyi?”<br>“Ustan…”<br>“Gece rahmetli olmuş.”<br>Bir an için zaman durmuş gibiydi.<br>Memduh duyduklarına inanamadı.<br>Çalıştığı dükkânın sahibi, kendisine güvenen, ekmek kapısını açan adam artık hayatta değildi.<br>Hemen dükkânı kapatıp cenaze evine gitti.<br>Köyün erkekleri avluda sessizce oturuyor, kadınların ağıtları evin içinden yükseliyordu.<br>Memduh, ustasının tabutunun başında uzun süre dua etti.<br>İçinden sadece bir cümle geçti:<br>“Allah senden razı olsun…”<br>“Bana ekmek kapısı olmuştun.”<br>Cenazeden birkaç gün sonra ustanın oğulları dükkânı kapatma kararı aldı.<br>Hiçbiri ayakkabı tamirciliğini sürdürmek istemiyordu.<br>Bir sabah Memduh’u yanlarına çağırdılar.<br>“Memduh…”<br>“Biz bu işi devam ettirmeyeceğiz.”<br>“Dükkânı kapatıyoruz.”<br>Memduh başını eğdi.<br>Söylenecek fazla söz yoktu.<br>Anlayışla karşıladı.<br>Çünkü onların da kendi hayatları vardı.<br>Ama bu karar, onun için yeniden belirsizlik demekti.<br>O akşam eve döndüğünde yüzündeki sessizliği Şakire hemen fark etti.<br>“Hayırdır Memduh?”<br>“Bir şey mi oldu?”<br>Memduh derin bir nefes aldı.<br>“Dükkân kapanıyor.”<br>Şakire bir an durdu.<br>“Nasıl yani?”<br>“Patron öldü.”<br>“Oğulları devam etmeyecekmiş.”<br>Odanın içinde sessizlik yayıldı.<br>Sadece gaz lambasının cılız ışığı duvarlarda titriyordu.<br>Şakire usulca Memduh’un yanına oturdu.<br>“Üzülme.”<br>“Rızkı veren Allah’tır.”<br>“Bugün buradan kesilir…”<br>“Yarın başka yerden açılır.”<br>Memduh eşinin sözlerine baktı.<br>Yorgun yüzünde küçük bir tebessüm belirdi.<br>“Sen hep umut oluyorsun bana.”<br>Şakire elini onun elinin üzerine koydu.<br>“Çünkü umudu kaybedersek…”<br>“Her şeyimizi kaybederiz.”<br>Birkaç gün düşündüler.<br>Sonunda köye dönmeye karar verdiler.<br>Burada kalmanın artık bir anlamı yoktu.<br>Eşyaları fazla değildi.<br>Birkaç bohça…<br>Bir demir karyola…<br>Bir masa…<br>Birkaç mutfak eşyası…<br>Ve Memduh’un yıllardır kullandığı ayakkabı tamir aletleri…<br>Komşular vedalaşmaya geldiler.<br>“Yolunuz açık olsun.”<br>“Allah işinizi rast getirsin.”<br>“Kapımız size her zaman açık.”<br>Sabah erkenden köye giden yük kamyonu geldi.<br>Eşyalar dikkatlice kasaya yerleştirildi.<br>Şakire son kez evin kapısına baktı.<br>Bu küçücük evde hem sevinmişler hem üzülmüşlerdi.<br>Şimdi ardında güzel hatıralar bırakıyordu.<br>Memduh kamyon kasasına çıkmadan önce dükkânın önünde durdu.<br>Elini eski tahta kapıya sürdü.<br>Orada geçirdiği iki yıl gözlerinin önünden geçti.<br>Sonra sessizce fısıldadı:<br>“Hakkını helal et…”<br>Kamyon ağır ağır hareket etti.<br>Tozlu köy yolunda ilerlerken Şakire, geride kalan evlere son kez baktı.<br>Önlerinde yine bilinmez bir yol vardı.<br>Ama bu kez yalnız değillerdi.<br>Birlikteydiler.<br>Ve biliyorlardı ki…<br>İnsan bazen yeniden başlayabilmek için, sevdiği yerlere veda etmek zorundaydı.<br>Onlar henüz farkında değildi…<br>Köye dönüşleri, yalnızca eski hayatlarına dönüş olmayacaktı.<br>Kader, çok yakında onların kapısını hiç beklemedikleri bir haberle çalacak; o haber, Memduh’un ve ailesinin hayatını sonsuza dek değiştirecekti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ  17. Cİ BÖLÜM – SESSİZCE BÜYÜYEN UMUT</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-17-ci-bolum-sessizce-buyuyen-umut-4409</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-17-ci-bolum-sessizce-buyuyen-umut-4409</guid>
<description><![CDATA[ Memduh yalnız bugünü değil, ailesinin yarınlarını da kurmaya çalışıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7c997f3860c.webp" length="43696" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 12 Aug 2026 19:08:37 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ</p>
<p>17. Cİ BÖLÜM – SESSİZCE BÜYÜYEN UMUT</p>
<p>Komşu köyde geçen ilk aylar, Memduh ile Şakire için yeni bir hayatın alışma günleri olmuştu.</p>
<p>Sabah güneş doğmadan uyanıyorlardı.</p>
<p>Memduh dükkânının kepengini açıyor, deri kokusunun sindiği küçük atölyesinde gün boyu çalışıyordu. Eski çizmelerin sökülen tabanlarını değiştiriyor, yırtılmış ayakkabıları yeniden dikiyor, kimi zaman da çocuklara ilk bayram ayakkabılarını hazırlıyordu.</p>
<p>İnsanlar onun dürüstlüğünü kısa zamanda konuşmaya başlamıştı.</p>
<p>“Memduh Usta’nın elinden çıkan ayakkabı bir yıl daha giyilir.”</p>
<p>Bu söz kulaktan kulağa yayıldıkça dükkânın önü her geçen gün biraz daha kalabalıklaşıyordu.</p>
<p>Akşam olunca kazandığı parayı dikkatlice sayıyor, birkaç kuruşunu ev ihtiyaçları için ayırıyor, kalanını küçük bir teneke kutuda biriktiriyordu.</p>
<p>Şakire bunu görünce gülümsüyordu.</p>
<p>“Yine mi para saklıyorsun?”</p>
<p>Memduh kutunun kapağını kapattı.</p>
<p>“Bugünümüz kadar yarınımız da var.”</p>
<p>“İnsan çalışırken geleceğini de düşünmeli.”</p>
<p>Şakire onun bu hâlini seviyordu.</p>
<p>Çünkü Memduh yalnız bugünü değil, ailesinin yarınlarını da kurmaya çalışıyordu.</p>
<p>Şakire ise yeni evlerini gerçek bir yuvaya dönüştürmüştü.</p>
<p>Sabah erkenden kalkıyor, oklava ve senitle yufkalarını açıyor, sacın üzerinde ekmeklerini pişiriyor, evi toparlıyor, ardından Memduh’a öğle yemeğini hazırlıyordu.</p>
<p>Komşu kadınlarla da yavaş yavaş tanışmıştı.</p>
<p>Kapı önlerinde kısa sohbetler ediliyor, biri yoğurt mayası isterken diğeri un ödünç alıyordu.</p>
<p>Şakire artık bu köyde yabancı değildi.</p>
<p>Fakat son günlerde kendinde anlayamadığı bir hâl vardı.</p>
<p>Sabahları midesi bulanıyor…</p>
<p>Eskisinden daha çabuk yoruluyordu.</p>
<p>Bazen hiçbir sebep yokken oturup dinlenmek istiyordu.</p>
<p>Bir akşam sofrayı toplarken başı hafifçe döndü.</p>
<p>Duvara tutunarak derin bir nefes aldı.</p>
<p>Memduh hemen yanına geldi.</p>
<p>“İyi misin?”</p>
<p>Şakire gülümsemeye çalıştı.</p>
<p>“Biraz halsizim.”</p>
<p>“Galiba son günlerde kendimi fazla yordum.”</p>
<p>Memduh endişeyle yüzüne baktı.</p>
<p>“Yarın işlerin bir kısmını ben yaparım.”</p>
<p>Şakire başını salladı.</p>
<p>“Geçer.”</p>
<p>“Biraz dinlenince geçer.”</p>
<p>Ama geçmiyordu.</p>
<p>Günler ilerledikçe aynı hâl devam etti.</p>
<p>Bir gece…</p>
<p>Ev sessizliğe bürünmüştü.</p>
<p>Dışarıdan yalnızca cırcır böceklerinin sesi geliyordu.</p>
<p>Memduh derin bir uykudaydı.</p>
<p>Şakire ise farkında olmadan yatağından kalktı.</p>
<p>Sessiz adımlarla kapıya yöneldi.</p>
<p>Kapının sürgüsünü açacakken Memduh gözlerini araladı.</p>
<p>Yatağın boş olduğunu görünce irkildi.</p>
<p>Hemen ayağa kalktı.</p>
<p>Şakire’nin kapının önünde, dalgın gözlerle ayakta durduğunu gördü.</p>
<p>Usulca yanına yaklaştı.</p>
<p>“Şakire…”</p>
<p>Cevap vermedi.</p>
<p>Gözleri açıktı ama sanki hiçbir şeyi görmüyordu.</p>
<p>Memduh onun omzuna hafifçe dokundu.</p>
<p>Şakire irkilerek gözlerini kırptı.</p>
<p>“Ben…”</p>
<p>“Buraya nasıl geldim?”</p>
<p>Memduh şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>“Uyurgezerliğin yine başlamış.”</p>
<p>Şakire mahcup oldu.</p>
<p>“Çocukluğumda da olurmuş.”</p>
<p>“Annem anlatırdı.”</p>
<p>“Uzun zamandır hiç yaşamamıştım.”</p>
<p>Memduh sessizce kapıyı kapattı.</p>
<p>Elini eşinin omzuna koydu.</p>
<p>“Bundan sonra geceleri kapıyı ben kontrol ederim.”</p>
<p>“Sen hiçbir şeyi düşünme.”</p>
<p>Şakire ilk kez içini rahatlatan bir güven hissetti.</p>
<p>Bu adam yalnızca eşi değildi.</p>
<p>Sırtını yaslayabildiği en sağlam insandı.</p>
<p>Aradan birkaç hafta geçti.</p>
<p>Bir sabah Şakire avluda su doldururken yeniden başı döndü.</p>
<p>Bu kez yaşlı komşu kadınlardan biri onu dikkatle süzdü.</p>
<p>Gülümsedi.</p>
<p>“Kızım…”</p>
<p>“Senin yüzünde başka bir hâl var.”</p>
<p>Şakire şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>“Nasıl yani?”</p>
<p>Kadın tebessüm etti.</p>
<p>“Allah hayırlısını versin…”</p>
<p>“Galiba evinize yeni bir misafir gelecek.”</p>
<p>Şakire hiçbir şey söyleyemedi.</p>
<p>Elini farkında olmadan karnının üzerine götürdü.</p>
<p>Yüreği hızla çarpmaya başlamıştı.</p>
<p>Henüz kesin bir şey bilmiyordu…</p>
<p>Ama içinde, tarifsiz bir umut filizlenmişti.</p>
<p>Belki de hayat…</p>
<p>Onlara yeni bir mutluluğu sessizce hazırlıyordu…</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ   16. CI BÖLÜM – KOMŞU KÖYDE YENİ HAYAT</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-16-ci-bolum-komsu-koyde-yeni-hayat</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-16-ci-bolum-komsu-koyde-yeni-hayat</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Demek ailemiz büyüyor…” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7b2ed815825.webp" length="68740" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 11 Aug 2026 17:17:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ</p>
<p>16. Cİ BÖLÜM – KOMŞU KÖYDE YENİ HAYAT</p>
<p>Komşu köye taşınmalarının üzerinden birkaç ay geçmişti.</p>
<p>İlk günler hem Memduh hem de Şakire için yabancılık duygusuyla geçmişti. Alıştıkları köy geride kalmış, şimdi bambaşka insanların yaşadığı küçük bir yerleşimde yeni bir hayat kurmaya çalışıyorlardı.</p>
<p>Kiraladıkları ev, Memduh’un çalışacağı dükkânın hemen arkasındaydı. Kerpiçten yapılmış, iki odalı, küçük ama sıcak bir evdi. Penceresinin önünde yaşlı bir dut ağacı vardı. Yaz akşamları gölgesi avlunun yarısını kaplıyor, serinliği evin içine kadar ulaşıyordu.</p>
<p>Memduh her sabah ezandan önce uyanıyordu.</p>
<p>Sessizce hazırlanıyor, Şakire ile Gülfem’i uyandırmamaya özen göstererek evden çıkıyordu. Dükkânın tahta kepengini açıyor, çalışma tezgâhını temizliyor, aletlerini tek tek yerine diziyordu.</p>
<p>Çekiç…</p>
<p>Biz…</p>
<p>İğne…</p>
<p>Mumlu ip…</p>
<p>Deri parçaları…</p>
<p>Çocukluğundan beri elinin alışık olduğu her şey yeniden hayatının bir parçası olmuştu.</p>
<p>İlk günlerde dükkâna gelen pek olmuyordu.</p>
<p>Memduh kapının önüne küçük bir tabure çıkarıyor, geçen insanlara selam veriyor, sabırla müşteri bekliyordu.</p>
<p>Bir sabah yaşlı bir çiftçi elinde eski çizmeleriyle içeri girdi.</p>
<p>“Evlat,” dedi.</p>
<p>“Bunları atmaya kıyamadım.”</p>
<p>“Tamir olur mu?”</p>
<p>Memduh çizmeleri uzun uzun inceledi.</p>
<p>“Olur amca.”</p>
<p>“Allah’ın izniyle eskisinden sağlam olur.”</p>
<p>Yaşlı adam gülümsedi.</p>
<p>“O zaman sana emanet.”</p>
<p>Memduh çizmeleri büyük bir özenle söküp yeniden dikti. Derisini yağladı, tabanını sağlamlaştırdı.</p>
<p>Ertesi gün yaşlı adam çizmelerini görünce şaşkınlığını gizleyemedi.</p>
<p>“Ben yenisini aldın sandım.”</p>
<p>Dedi.</p>
<p>Memduh mahcup bir tebessüm etti.</p>
<p>“Mesleğimiz bu.”</p>
<p>O günden sonra köyde onun adı yavaş yavaş duyulmaya başladı.</p>
<p>“Memduh Usta iyi iş çıkarıyor.”</p>
<p>Diyenlerin sayısı arttıkça dükkânın kapısı daha sık çalınır oldu.</p>
<p>Şakire de yeni hayatına alışmaya çalışıyordu.</p>
<p>Sabah erkenden kalkıyor, evi toparlıyor, senit ve oklavasını çıkarıp yufka açıyor, sacın üzerinde ekmek pişiriyor, ardından küçük bahçedeki birkaç sebzeyi suluyordu.</p>
<p>Komşu kadınlar zamanla uğramaya başlamıştı.</p>
<p>Kimi bir tas yoğurt getiriyor, kimi yeni pişirdiği çöreği ikram ediyordu.</p>
<p>“Yabancılık çekme kızım.”</p>
<p>Diyorlardı.</p>
<p>“Burası da senin köyün artık.”</p>
<p>Bu sözler Şakire’nin içini biraz olsun rahatlatıyordu.</p>
<p>Akşamları Memduh dükkânı kapatıp eve geldiğinde yorgun oluyordu ama yüzünde huzurlu bir gülümseme eksik olmuyordu.</p>
<p>Bir akşam sofrada sessizce yemek yerlerken Şakire birden lokmasını bıraktı.</p>
<p>Elini ağzına götürdü.</p>
<p>Yüzü solmuştu.</p>
<p>Memduh telaşlandı.</p>
<p>“İyi misin?”</p>
<p>Şakire derin bir nefes aldı.</p>
<p>“İyiyim…”</p>
<p>“Birden midem bulandı.”</p>
<p>Memduh dikkatle eşine baktı.</p>
<p>Son günlerde sabahları da aynı hâli yaşıyordu.</p>
<p>Şakire birkaç lokmadan sonra sofradan kalkıyor, sonra yeniden dönüyordu.</p>
<p>Fatma Ana’nın yıllar önce söylediği söz aklına geldi.</p>
<p>“Kadınlar bazen böyle olur…”</p>
<p>“Yeni bir can haber verir.”</p>
<p>Memduh o gece uzun süre düşündü.</p>
<p>Ertesi gün köyün yaşlı ebesi eve uğradı.</p>
<p>Şakire’yi dikkatlice muayene etti.</p>
<p>Sonra yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi.</p>
<p>“Hayırlı olsun.”</p>
<p>Dedi.</p>
<p>“Allah nasip ederse bu ev yine bebek sesi duyacak.”</p>
<p>Şakire utangaç bir gülümsemeyle başını eğdi.</p>
<p>Memduh ise bir an olduğu yerde kaldı.</p>
<p>Sonra sessizce ellerini yüzüne kapattı.</p>
<p>Şükür dolu gözlerle eşine baktı.</p>
<p>“Demek ailemiz büyüyor…”</p>
<p>Diye fısıldadı.</p>
<p>Şakire başını kaldırdı.</p>
<p>“İnşallah sağlıkla kucağımıza alırız.”</p>
<p>O akşam evin içi bambaşka bir sevinçle dolmuştu.</p>
<p>Memduh, küçük evlerinin kapısına çıkıp gökyüzüne baktı.</p>
<p>Ay, ince bir hilâl gibi gecenin karanlığında parlıyordu.</p>
<p>İçinden sessizce dua etti.</p>
<p>“Allah’ım…”</p>
<p>“Bana çalışacak güç ver.”</p>
<p>“Çocuklarımı kimseye muhtaç etme.”</p>
<p>Evlerinin içinden Şakire’nin sesi geldi.</p>
<p>“Memduh…”</p>
<p>“Çay hazır.”</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>İçeri girdi.</p>
<p>O küçük evde büyük hayaller kuruluyordu.</p>
<p>Henüz kimse bilmiyordu…</p>
<p>Hayat, onlara yeni bir evlat hazırlarken, aynı zamanda yıllar sonra verecekleri en büyük kararın da ilk adımlarını sessizce atıyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 15. Cİ BÖLÜM &amp;  BAĞ EVİNDE HUZURLU GÜNLER VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-15-ci-bolum-bag-evinde-huzurlu-gunler-ve-yeni-bir-baslangic</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-15-ci-bolum-bag-evinde-huzurlu-gunler-ve-yeni-bir-baslangic</guid>
<description><![CDATA[ “Baba…”
Bu kelimeyi ilk kez o gün söyledi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a79f46941507.webp" length="100656" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 18:55:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><br>ALMANYA TRENİ 15. Cİ BÖLÜM - <br>BAĞ EVİNDE HUZURLU GÜNLER VE YENİ BİR BAŞLANGIÇ</p>
<p>Memduh’un askerden dönüşüyle birlikte evin üzerine çöken hasret bulutları yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Yıllardır yalnızca mektuplarda yaşayan özlem, artık aynı sofrada, aynı avluda, aynı gökyüzünün altında yerini huzura bırakıyordu.<br>Bağ evi yeniden neşelenmişti.<br>Sabahları güneş daha yeni doğarken Memduh erkenden uyanıyor, ahırın kapısını açıp hayvanların yemini veriyordu. Şakire ateşin başında ekmek pişirirken, küçük Gülfem yalın ayak avluda dolaşıyor, bazen tavukların peşinden koşuyor, bazen de dedesi Yusuf Baba’nın bastonuna tutunarak yürümeye çalışıyordu.<br>Memduh, kızını uzun uzun izliyordu.<br>İki yıl boyunca yalnızca mektuplarda büyüdüğünü öğrendiği yavrusu şimdi gözlerinin önündeydi.<br>Bir gün Gülfem tavukların peşinden koşarken dengesini kaybedip yere oturdu. Ağlayacak gibi oldu. Memduh hemen yanına gidip onu kucağına aldı.<br>“Benim cesur kızım bu kadar çabuk pes eder mi?” dedi.<br>Gülfem gözyaşlarını sildi, babasının yüzüne baktı ve küçük elleriyle yanaklarını tuttu.<br>“Baba…”<br>Bu kelimeyi ilk kez o gün söyledi.<br>Memduh’un gözleri doldu.<br>Şakire ateşin başından onları izliyor, sessizce gülümsüyordu.<br>“İşte,” dedi.<br>“Artık seni gerçekten tanıdı.”<br>O akşam sofrada herkesin yüzü gülüyordu.<br>Fatma Ana, torununu dizine oturtmuş lokmasını küçük parçalara ayırıyordu.<br>Yusuf Baba ise uzun zamandır ilk kez bu kadar huzurlu görünüyordu.<br>“Evin bereketi çocuk sesiymiş.” Dedi.<br>“Şimdi bunu daha iyi anlıyorum.”<br>Günler birbirini kovalıyordu.<br>Bağ evindeki hayat sade ama mutluydu.<br>İlkbahar yerini yaza bırakmış, asmalar yeşermiş, incir ağaçları meyve vermeye başlamıştı.<br>Memduh ile Şakire sabah birlikte bağa çıkıyor, öğle sıcağında dut ağacının gölgesinde dinleniyor, akşam olunca Gülfem’i kucaklarına alıp evin önünde oturuyorlardı.<br>Gülfem toprağı avuçlayıp yeniden bırakıyor, kuşların peşinden koşuyor, bazen de babasının omzuna çıkıp uzak dağlara bakıyordu.<br>Şakire, kızını izledikçe içinden şükrediyordu.<br>Geçirdikleri zor günler artık geride kalmış gibiydi.<br>Hatice de artık huzurluydu.<br>Memduh’un asker ocağından en yakın arkadaşlarından Hasan, dürüstlüğü ve çalışkanlığıyla köyde herkesin saygısını kazanmıştı. Memduh, kız kardeşini ondan daha güvenilir birine emanet edemeyeceğini düşünüyordu.<br>İki aile bir araya geldi.<br>Büyükler oturup konuştular.<br>Hatice’nin de gönlü vardı.<br>Kısa süre sonra köyde sade bir mevlit okutuldu.<br>Komşular dualar etti.<br>İkramlar dağıtıldı.<br>Kur’an tilavetiyle başlayan o mütevazı gün, Hatice’nin yeni hayatının ilk günü oldu.<br>Hasan, Hatice’ye dönerek,<br>“Allah’ın izniyle seni üzmeyeceğim.”<br>Dedi.<br>Hatice ise gözleri dolarak yalnızca,<br>“İnşallah…”<br>Diyebildi.<br>Şakire uzaktan onları izliyor, içinden,<br>“Çok şükür…”<br>Diye dua ediyordu.<br>Artık herkes huzurunu bulmaya başlamıştı.<br>Fakat Memduh’un aklında başka bir düşünce vardı.<br>Askerlik bitmişti.<br>Artık ailesinin geçimini sağlaması gerekiyordu.<br>Bağdaki işler yalnızca birkaç ay yetiyordu.<br>Kış gelince kazanç neredeyse tamamen kesiliyordu.<br>Bir akşam Yusuf Baba ile evin önünde otururken düşüncelerini paylaştı.<br>“Baba,” dedi.<br>“Bu böyle gitmez.”<br>“Gülfem büyüyor.”<br>“Yarın öbür gün ikinci çocuğumuz da olur.”<br>“Bir iş bulmam lazım.”<br>Yusuf Baba başını salladı.<br>“Haklısın oğlum.”<br>“Köyde herkes toprağa bakıyor.”<br>“Ama senin elinde meslek var.”<br>Memduh çocukluğundan beri ayakkabı tamirciliğini öğrenmişti.<br>Deriyi tanıyordu.<br>Dikişi biliyordu.<br>Eski ayakkabıları yeniden kullanılacak hâle getirecek kadar ustalaşmıştı.<br>Tam o günlerde komşu köyden gelen bir tanıdık güzel bir haber getirdi.<br>“Köyümüzde ayakkabı tamircisi yok.”<br>“İstersen gel.”<br>“Küçük bir dükkân var.”<br>“Çalışırsan herkes sana gelir.”<br>Memduh haberi duyunca umutlandı.<br>Ertesi gün komşu köye gidip dükkânı gördü.<br>Küçücük bir yerdi.<br>Kerpiç duvarlı…<br>Tahta raflı…<br>Eski bir çalışma tezgâhı vardı.<br>Ama onun gözünde kocaman bir gelecekti.<br>Eve döndüğünde sevinçle Şakire’ye haber verdi.<br>“Şakire…”<br>“Galiba iş buldum.”<br>Şakire heyecanla ayağa kalktı.<br>“Gerçekten mi?”<br>“Evet.”<br>“Komşu köyde ayakkabı tamirciliği yapacağım.”<br>“Bizi de götürecek misin?”<br>Memduh gülümsedi.<br>“Elbette.”<br>“Artık ayrı kalmayacağız.”<br>“O dükkân bizim ekmek teknemiz olacak.”<br>Şakire’nin gözleri doldu.<br>Bu, yalnızca yeni bir iş değildi.<br>Yeni bir hayattı.<br>Birkaç hafta içinde eşyalarını topladılar.<br>Fatma Ana’nın hazırladığı bohçalar, Yusuf Baba’nın verdiği birkaç eşya ve Gülfem’in küçücük oyuncaklarıyla birlikte komşu köye taşındılar.<br>Kiraladıkları ev, dükkânın hemen arkasındaydı.<br>Mütevazı ama sıcacıktı.<br>Sabahları Memduh dükkânın kepengini açıyor, çizmeleri tamir ediyor, eski ayakkabıları yeniden hayata döndürüyordu.<br>Şakire ise evlerini yuva yapmaya çalışıyor, Gülfem sokakta oynarken onu pencereden izliyordu.<br>Hayat yeniden düzene girmişti.<br>Sabahları dükkânın kapısı umutla açılıyor, akşamları aynı sofrada edilen şükür dualarıyla gün sona eriyordu. Memduh, alın teriyle kazandığı her kuruşta geleceğe biraz daha güvenle bakıyor; Şakire ise yeni evlerini gerçek bir yuvaya dönüştürüyordu. Gülfem’in neşesi, evin her köşesine hayat katıyordu.<br>Onlar, sonunda fırtınanın dindiğini sanıyordu.<br>Oysa kader, bu küçük komşu köyde onlar için yeni sevinçler, yeni sınavlar ve hiç beklemedikleri yeni başlangıçlar hazırlıyordu.<br>Hayat, sessizce yeni bir sayfa açıyordu…</p>
<p></p>
<p>Devam edecek... </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 14.BÖLÜM – GEÇMİŞİN GÖLGELERİNDEN HUZURA</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-14bolum-gecmisin-golgelerinden-huzura</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-14bolum-gecmisin-golgelerinden-huzura</guid>
<description><![CDATA[ Bağ evinin avlusunu dolduran sessizlik artık korkunun değil, huzurun sessizliğiydi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7889c864166.webp" length="127398" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 09 Aug 2026 17:08:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ<br>14.BÖLÜM – GEÇMİŞİN GÖLGELERİNDEN HUZURA<br>Akşam çökmüştü. Bağ evinin avlusunda günün son ışıkları yavaş yavaş çekiliyor, asmaların arasından esen serin rüzgâr yaprakları usulca sallıyordu. Yemekten sonra Fatma Ana küçük odaya çekilmiş, Yusuf Baba avludaki sedire oturmuş tespihini çekiyordu. İçeride yanan sobanın çıtırtısı duyuluyor, iki yıllık ayrılığın ardından aynı çatı altında toplanan aile, uzun zamandır özlemini duyduğu huzuru yaşıyordu.<br>Memduh, kucağında iki yaşına yaklaşan Gülfem’i tutuyordu. Küçük kız, babasının asker üniformasının düğmeleriyle oynuyor, ara sıra başını kaldırıp yüzüne bakıyor, sonra yeniden omzuna yaslanıyordu. Memduh gözlerini Şakire’ye çevirdi.<br>“Şimdi anlat…”<br>“Ben yokken neler yaşandı?”<br>Şakire derin bir nefes aldı. Aylarca içinde sakladığı ne varsa artık anlatmanın vakti gelmişti.<br>“Sen askere gideli daha birkaç ay olmuştu. Gülfem daha yeni doğmuştu. Bir gün Yusuf Baba’yla birlikte bağ evindeydik. Hayvanlara bakıyor, bağı suluyor, ağaçların bakımını yapıyorduk.”<br>Bir an sustu.<br>“Hatice’nin peşine bazı gençler düşmüştü. Önce önemsemedim. Ama bağda çalışırken konuştuklarını duydum. ‘Bu gece alır gideriz.’ Diyorlardı. ‘Evde kimse olmaz.’”<br>Memduh’un yüzü gerildi.<br>“Demek doğruymuş…”<br>Şakire başını salladı.<br>“Hemen Yusuf Baba’ya söyledim. Hatice’yi kimseye fark ettirmeden bağ evinden çıkardık. Ormanın içindeki patikadan yürüyerek köydeki eve götürdük. O yıllarda köyde elektrik yoktu. Gece olunca insan önünü bile göremezdi.”<br>Sobadaki odunlardan biri çıtırdayarak yandı.<br>“Sonra Yusuf Baba’yla birlikte yeniden bağ evine döndük. Çünkü geleceklerini biliyorduk.”<br>“Geldiler mi?” diye sordu Memduh.<br>“Dört kişilerdi. Karanlıktan faydalanıp sessizce kapıya yaklaştılar. Kapıyı zorladıkları anda Yusuf Baba dışarı çıktı. Kısa ama sert bir arbede yaşandı. Karanlıkta biri bacağından yaralanınca hepsi korkup kaçtı.”<br>Ev yeniden sessizliğe gömüldü.<br>Memduh başını öne eğdi. İki yıl boyunca ailesini düşünmüş ama onların böylesine büyük bir tehlike atlattığını hiç bilmiyordu.<br>Yavaşça Şakire’nin yanına geldi. Ellerini avuçlarının arasına aldı.<br>“Sen… benim yerime ailemi korumuşsun.”<br>Şakire mahcup bir gülümsemeyle başını eğdi.<br>“Ben sadece yapmam gerekeni yaptım. O gün korkacak vaktim yoktu. Gülfem beşikte uyuyordu. Hatice bana emanetti.”<br>Tam o sırada Hatice içeri girdi. Ağabeyini görünce utangaçça gülümsedi.<br>Memduh onu yanına çağırdı.<br>“Korktun mu o gün?”<br>Hatice gözlerini yere indirdi.<br>“Çok korktum abi.”<br>“Ama Şakire ablam hiç korkmadı.”<br>“Eğer o olmasaydı… bugün burada olmayabilirdim.”<br>Memduh kardeşine sarıldı. İçinden sessizce şükretti.<br>O gece uzun süre uyuyamadı. Şakire’nin anlattıkları gözünün önünden gitmiyordu. Sabah olduğunda kararını vermişti.<br>Hatice artık korkuyla değil, huzurla yaşayacağı bir yuvaya kavuşmalıydı.<br>Aklına asker ocağında en yakın arkadaşı Hasan geldi. Aynı koğuşta kalmış, aynı nöbetleri tutmuş, aynı ekmeği paylaşmışlardı. Hasan dürüst, çalışkan ve sözüne güvenilen bir delikanlıydı.<br>Ertesi gün Yusuf Baba’yla konuştu.<br>“Baba… Hatice için gönlümden geçen biri var.”<br>“Asker arkadaşım Hasan.”<br>“Onun namusuna da, karakterine de kefilim.”<br>Yusuf Baba oğluna baktı.<br>“Madem sen kefilsin oğlum…”<br>“Biz de tanışalım.”<br>Kısa süre sonra Hasan ve ailesine haber gönderildi. Hasan köye geldiğinde iki aile aynı sofrada buluştu. Büyükler konuşurken Hatice utangaç gözlerle Hasan’a baktı. Hasan ise saygısını bozmadan, ağırbaşlı tavrıyla cevap veriyordu.<br>Hatice’nin de gönlü vardı.<br>Birkaç hafta sonra hayırlı bir gün belirlendi.<br>Gösterişli bir düğün yapılmadı.<br>Yaşananlardan sonra aileler sade ve huzurlu bir yuva kurulmasını istemişti.<br>Evde mevlit okutuldu.<br>Köyün kadınları ilahiler okuyor, erkekler edilen dualara hep birlikte “Âmin.” Diyordu.<br>Büyük bakır kazanlarda yemekler pişirildi. Komşular tek tek gelip genç çifte hayır dualarında bulundu.<br>Nikâh kıyıldıktan sonra imam ellerini semaya açtı.<br>“Allah bu yuvaya huzur, bereket ve hayırlı evlatlar nasip etsin.”<br>Avludaki herkes aynı anda “Âmin.” Dedi.<br>Hatice gözyaşlarını tutamadı. Önce ağabeyi Memduh’un, sonra Şakire’nin ellerine sarıldı.<br>“Siz beni yalnız bırakmadınız.”<br>“Allah ikinizden de razı olsun.”<br>Hasan da Memduh’un yanına geldi.<br>“Kardeşini bana emanet ettin.”<br>“Allah’ın izniyle onu ömrüm boyunca üzmeyeceğim.”<br>Memduh dostunun omzuna dokundu.<br>“Hasan…”<br>“Artık sen yalnız asker arkadaşım değil…”<br>“Bu ailenin bir evladısın.”<br>Şakire o an sessizce etrafına baktı.<br>İki yıl boyunca yokluk, hasret, korku ve gözyaşı yaşamışlardı.<br>Şimdi ise aynı sofranın etrafında dua ediyor, geleceğe umutla bakıyorlardı.<br>Akşam güneşi bağ evinin üzerine son ışıklarını bırakırken Memduh derin bir nefes aldı.<br>Kardeşi güvenli bir yuvaya kavuşmuştu.<br>Şakire cesaretiyle bu aileyi ayakta tutmuştu.<br>Kucağındaki Gülfem ise babasının omzuna başını yaslamış, huzur içinde uyuyordu.<br>Memduh gökyüzüne baktı.<br>İçinden sessizce dua etti.<br>“Şükürler olsun Rabbim…”<br>“Bu evden huzuru eksik etme.”<br>Bağ evinin avlusunu dolduran sessizlik artık korkunun değil, huzurun sessizliğiydi.<br>Devam edecek…</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 13.CÜ BÖLÜM &amp; BABANIN DÖNÜŞÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-13cu-bolum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-13cu-bolum</guid>
<description><![CDATA[ “Sen… babam mısın?” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a77210cbec48.webp" length="83500" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 08 Aug 2026 15:07:20 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ</p>
<p>13. BÖLÜM – BABANIN DÖNÜŞÜ</p>
<p>İki yıl…</p>
<p>Dile kolaydı.</p>
<p>Ama hasret çeken için iki yıl, bazen bir ömür kadar uzundu.</p>
<p>Memduh, askerlik görevini tamamlamış, terhis belgesini almıştı. Elinde teneke bavulu, omzunda asker çantası ve sırtında hâlâ asker üniformasıyla köy yolunda yürüyordu.</p>
<p>Yol boyunca her şey tanıdıktı.</p>
<p>Dağlar aynı dağlardı…</p>
<p>Rüzgâr aynı kokuyu taşıyordu…</p>
<p>Toprak yine çocukluğundaki gibi ayaklarının altındaydı.</p>
<p>Değişen tek şey, Memduh’un kendisiydi.</p>
<p>İki yıl önce köyden ayrılan toy delikanlı gitmiş, yerine omuzlarına hayatın ağırlığını yüklenmiş genç bir adam dönmüştü.</p>
<p>Elinde, askerlik boyunca yanından ayırmadığı asker defteri vardı.</p>
<p>Sayfaları zamanla yıpranmış, kenarları kıvrılmıştı.</p>
<p>O defter, geçirdiği iki yılın sessiz şahidiydi.</p>
<p>Bağ evine yaklaştığında kalbi öylesine hızlı atıyordu ki, sanki göğsünden çıkacak gibiydi.</p>
<p>Avludaki dut ağacı yine yerindeydi.</p>
<p>Tandırdan ince bir duman yükseliyor, tavuklar avluda yemleniyordu.</p>
<p>Kapının önünde bekleyen ilk kişi Şakire oldu.</p>
<p>İki yıl önce gözyaşlarıyla uğurladığı eşi…</p>
<p>Şimdi karşısındaydı.</p>
<p>Yüzü olgunlaşmış, bakışları derinleşmişti.</p>
<p>Kucağında ise iki yaşına yaklaşan küçük bir kız vardı.</p>
<p>Gülfem…</p>
<p>Memduh’un yalnızca mektuplardan tanıdığı, hiç koklayamadığı, hiç kucağına alamadığı kızı…</p>
<p>Şakire’nin gözlerinden yaşlar süzüldü.</p>
<p>“Hoş geldin, Memduh…”</p>
<p>Memduh cevap veremedi.</p>
<p>Boğazındaki düğüm kelimeleri susturmuştu.</p>
<p>Yavaş adımlarla onlara yaklaştı.</p>
<p>Fatma Ana oğlunu görünce tülbendinin ucuyla gözlerini sildi.</p>
<p>“Şükürler olsun Rabb’ime…”</p>
<p>Yusuf Baba ise oğlunun omzuna güçlüce vurdu.</p>
<p>“Hoş geldin oğlum.”</p>
<p>Memduh, önce anne ve babasının ellerini öptü.</p>
<p>Sonra yeniden gözlerini Gülfem’e çevirdi.</p>
<p>İşte o anda zaman durmuş gibiydi.</p>
<p>Memduh dizlerinin üzerine çöktü.</p>
<p>Yavaşça elini küçük kıza uzattı.</p>
<p>“Gülfem…”</p>
<p>“Kızım…”</p>
<p>Küçük kız önce şaşkınlıkla ona baktı.</p>
<p>Sonra ürkerek annesinin eteğine saklandı.</p>
<p>Küçük elleri Şakire’nin entarisini sımsıkı kavradı.</p>
<p>Çünkü karşısındaki adam onun babasıydı…</p>
<p>Ama o bunu henüz bilmiyordu.</p>
<p>Memduh’un uzattığı eli havada kaldı.</p>
<p>İki yıl boyunca kurduğu bütün hayaller, o küçücük sessizliğin içine sığmıştı.</p>
<p>Şakire eğildi.</p>
<p>Kızının saçlarını okşadı.</p>
<p>“Korkma Gülfem…”</p>
<p>“Bu senin baban.”</p>
<p>Gülfem annesine baktı.</p>
<p>Sonra yeniden Memduh’a…</p>
<p>Bu kez biraz daha uzun…</p>
<p>Biraz daha merakla…</p>
<p>Memduh hiç kıpırdamadı.</p>
<p>Onu korkutmak istemiyordu.</p>
<p>Sadece bekledi.</p>
<p>Çünkü babalık bazen sabırla beklemekti.</p>
<p>Gülfem, küçük adımlarla annesinin yanından ayrıldı.</p>
<p>Yavaşça Memduh’un yanına geldi.</p>
<p>Önce üniformasına baktı.</p>
<p>Sonra elindeki asker defterini fark etti.</p>
<p>Minik parmaklarıyla deftere dokundu.</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>“Bak kızım…”</p>
<p>“Bunu askerden getirdim.”</p>
<p>Belki söylediklerini anlamıyordu.</p>
<p>Ama sesindeki sıcaklığı hissediyordu.</p>
<p>Bir an durdu.</p>
<p>Sonra küçücük elini Memduh’un avucuna bıraktı.</p>
<p>O dokunuşla birlikte iki yıllık hasret çözülüverdi.</p>
<p>Memduh titreyen elleriyle kızını usulca kucağına aldı.</p>
<p>Sanki dünyanın en kıymetli emanetini tutuyordu.</p>
<p>Gülfem önce etrafına baktı.</p>
<p>Sonra yavaşça başını babasının omzuna yasladı.</p>
<p>Memduh gözlerini kapattı.</p>
<p>Derin bir nefes aldı.</p>
<p>İlk kez kızının saçlarının kokusunu içine çekti.</p>
<p>Mektuplarda anlatılamayan…</p>
<p>Hayallerde eksik kalan…</p>
<p>Hiçbir kelimenin tarif edemeyeceği o kokuyu…</p>
<p>İki yıl gecikmeyle yüreğine çekiyordu.</p>
<p>Gözlerinden süzülen yaşlar, Gülfem’in saçlarına damladı.</p>
<p>Şakire onları sessizce izliyordu.</p>
<p>İki yılın bütün acısı…</p>
<p>O küçücük kucaklaşmanın içinde eriyip gidiyordu.</p>
<p>Bir süre sonra Gülfem, babasının yüzüne dikkatle baktı.</p>
<p>Masum sesi avlunun sessizliğini bozdu.</p>
<p>“Sen… babam mısın?”</p>
<p>Memduh’un boğazı düğümlendi.</p>
<p>Gülümsemeye çalıştı.</p>
<p>“Evet kızım…”</p>
<p>“Ben senin babanım.”</p>
<p>O sırada Hatice de kapıya çıkmıştı.</p>
<p>Ağabeyini görünce koşarak boynuna sarıldı.</p>
<p>“Abi…”</p>
<p>“Çok özledik seni.”</p>
<p>Memduh kardeşini de sımsıkı kucakladı.</p>
<p>Yıllar sonra aynı avluda yeniden aile olmuşlardı.</p>
<p>Asker defteri o gün evin başköşesine kaldırıldı.</p>
<p>Yıllar boyunca her açıldığında yalnızca askerlik hatıraları değil…</p>
<p>Bir babanın, ilk kez kızını kucağına aldığı o unutulmaz gün de hatırlanacaktı.</p>
<p>Ve o gün…</p>
<p>Bağ evine yalnızca bir asker dönmemişti.</p>
<p>Bir eş…</p>
<p>Bir evlat…</p>
<p>Ve ilk kez kızına kavuşan bir baba dönmüştü.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ  12.BÖLÜM – BABASIZ İLK AYLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-12bolum-babasiz-ilk-aylar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-12bolum-babasiz-ilk-aylar</guid>
<description><![CDATA[ Koğuşta derin bir sessizlik oldu.
O sessizlikte herkes kendi özlediğini düşündü.
Kimisi annesini...
Kimisi eşini...
Kimisi henüz doğmuş çocuğunu... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a75d2803079b.webp" length="69006" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 07 Aug 2026 15:43:53 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ</p>
<p>12.BÖLÜM – BABASIZ İLK AYLAR</p>
<p>Memduh askere gideli aylar olmuştu.</p>
<p>Köyde mevsimler değişiyor, tarlalar yeşeriyor, sonra yeniden sararıyordu. Günler birbirini kovalarken, Şakire'nin kucağındaki minicik Gülfem de her geçen gün biraz daha büyüyordu.</p>
<p>Ev artık eskisi kadar sessiz değildi.</p>
<p>Sabahları incecik bir bebek ağlayışı avluya yayılıyor, ardından Şâkire'nin ninnileri duyuluyordu.</p>
<p>Fatma Ana, torununu her kucağına aldığında gözleri yumuşuyor, sert mizacının altında sakladığı şefkati kimseye göstermeden küçük kıza usulca gülümsüyordu.</p>
<p>Yusuf Baba ise akşamları işten döndüğünde ellerini yıkayıp doğruca beşiğin başına gidiyor, küçücük parmaklarını avucunun içine alarak uzun uzun torununu seyrediyordu.</p>
<p>"Maşallah..." diyordu.</p>
<p>"Babası görseydi ne sevinirdi."</p>
<p>Bu söz her defasında Şâkire'nin yüreğine dokunuyordu.</p>
<p>Çünkü Memduh, kızının hiçbir ilk anına tanıklık edemiyordu.</p>
<p>Bir sabah Gülfem ilk kez annesine gülümsedi.</p>
<p>Şâkire önce şaşırdı.</p>
<p>Sonra gözlerinden yaşlar süzüldü.</p>
<p>"Bak..." dedi Hatice'ye.</p>
<p>"Bana güldü."</p>
<p>Hatice sevinçle alkışladı.</p>
<p>"Ablacığım, babası bunu görseydi..."</p>
<p>İkisi de sustu.</p>
<p>O cümleyi tamamlamaya kimsenin gücü yetmedi.</p>
<p>Aradan haftalar geçti.</p>
<p>Bir akşam Gülfem'in alt dişlerinden biri görünmeye başladı.</p>
<p>Minicik beyaz bir nokta...</p>
<p>Şâkire, bebeğini kucağına alıp uzun uzun seyretti.</p>
<p>İçinden yalnızca bir cümle geçti:</p>
<p>"Memduh bunu da göremedi."</p>
<p>Baharın son günlerinde Gülfem, beşiğin kenarına tutunup ilk kez emeklemeye başladı.</p>
<p>Hatice heyecanla bağırdı.</p>
<p>"Ana! Ana! Gülfem geliyor!"</p>
<p>Minik elleriyle toprağa doğru ilerleyen kız çocuğu, evin içini kahkahalarla doldurdu.</p>
<p>Şâkire hem gülüyor hem ağlıyordu.</p>
<p>Çünkü o küçücük adımların yanında eksik olan bir çift göz vardı.</p>
<p>Babasının gözleri...</p>
<p>O gece herkes uyuduktan sonra Şâkire kandilin ışığında önüne bir kâğıt koydu.</p>
<p>Kalemi eline aldı.</p>
<p>Derin bir nefes çekti.</p>
<p>Sonra yazmaya başladı.</p>
<p>Canım Memduh'um,</p>
<p>Bugün sana yine uzun zamandır beklediğin bir mektubu yazıyorum.</p>
<p>Allah'a şükür, Gülfem büyüyor.</p>
<p>Sana benzeyen öyle çok hâli var ki...</p>
<p>Bazen gözlerini bana dikiyor. Sanki seni arıyor gibi.</p>
<p>Bugün ilk dişi çıktı.</p>
<p>Geçen hafta da ilk kez bana gülümsedi.</p>
<p>Dün ise emeklemeye başladı.</p>
<p>Her yeni hâlini gördüğümde hem seviniyorum hem de içim burkuluyor.</p>
<p>Çünkü bunların hiçbirini sen göremiyorsun.</p>
<p>Sana anlatırken kelimeler yetmiyor.</p>
<p>Keşke onu bir kez kucağına alabilsen.</p>
<p>Keşke kokusunu içine çekebilsen.</p>
<p>Her gece yatmadan önce fotoğrafın yerine koyduğum mendiline bakıyorum.</p>
<p>Sonra Gülfem'e seni anlatıyorum.</p>
<p>"Bak kızım..." diyorum.</p>
<p>"Senin baban çok iyi bir adamdır."</p>
<p>"Şimdi vatan görevinde."</p>
<p>"Bir gün gelecek."</p>
<p>"Bizi kucağına alacak."</p>
<p>İnanıyorum...</p>
<p>O gün gelecek.</p>
<p>Allah seni korusun.</p>
<p>Seni hasretle bekleyen eşin,</p>
<p>Şâkire. </p>
<p>Günler sonra o mektup asker ocağına ulaştı.</p>
<p>Memduh, koğuşun sessiz bir köşesine çekildi.</p>
<p>Zarfı titreyen elleriyle açtı.</p>
<p>Her satırı ağır ağır okudu.</p>
<p>Sonra başa döndü.</p>
<p>Bir daha okudu.</p>
<p>Bir daha...</p>
<p>Mektubun bazı yerlerinde gözleri buğulanıyor, satırlar birbirine karışıyordu.</p>
<p>Koğuş arkadaşı Hasan sessizce yanına oturdu.</p>
<p>"Evden haber var galiba."</p>
<p>Memduh gülümsemeye çalıştı.</p>
<p>"Kızım emeklemeye başlamış."</p>
<p>Hasan omzuna dokundu.</p>
<p>"Hayırlı olsun baba."</p>
<p>Memduh mektuba yeniden baktı.</p>
<p>Sesini güçlükle duyurabildi.</p>
<p>"İlk gülüşünü göremedim..."</p>
<p>"İlk dişini göremedim..."</p>
<p>"İlk emekleyişini göremedim..."</p>
<p>Bir süre sustu.</p>
<p>Sonra gözlerini uzaklara çevirdi.</p>
<p>"Keşke..."</p>
<p>"Bir kez kokusunu duyabilseydim."</p>
<p>Koğuşta derin bir sessizlik oldu.</p>
<p>O sessizlikte herkes kendi özlediğini düşündü.</p>
<p>Kimisi annesini...</p>
<p>Kimisi eşini...</p>
<p>Kimisi henüz doğmuş çocuğunu...</p>
<p>O gece nöbet sırası Memduh'daydı. Gökyüzünde dolunay vardı.</p>
<p>Aynı saatlerde, köyde Şâkire de avluya çıkmıştı.</p>
<p>Kucağında uyuyan Gülfem'i usulca sallıyor, başını gökyüzüne kaldırıyordu.</p>
<p>Memduh da aynı aya bakıyordu.</p>
<p>Aralarında yüzlerce kilometre vardı.</p>
<p>Ama aynı gökyüzü...</p>
<p>Aynı ay...</p>
<p>Ve aynı hasret...</p>
<p>Onları görünmeyen bir umutla birbirine bağlıyordu.</p>
<p>Devam edecek….</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p> </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 11.Cİ BÖLÜM &amp; KARANLIK GECENİN CESARETİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-10cu-bolum-karanlik-gecenin-cesareti</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-10cu-bolum-karanlik-gecenin-cesareti</guid>
<description><![CDATA[ “Bazen bir insanın cesareti, yalnız bir hayatı değil; bütün bir ailenin kaderini değiştirir.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7383b500529.webp" length="65156" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 06 Aug 2026 21:23:02 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal"><span lang="">ALMANYA TRENİ<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">11. BÖLÜM – KARANLIK GECENİN CESARETİ<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Bazen bir insanın cesareti, yalnız bir hayatı değil; bütün bir ailenin kaderini değiştirir.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Memduh askere gideli aylar olmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire artık genç bir gelin olmanın yanında bir anneydi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Küçük Gülfem’in doğumu, evin içini neşeyle doldurmuştu ama hayat kimseye dinlenme fırsatı vermiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bahar, köyün üzerine bütün güzelliğiyle çökmüştü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bağlarda asmalar filizleniyor, erik ve kayısı ağaçları meyveye duruyor, otlar diz boyuna kadar uzanıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba, havaların ısınmasıyla birlikte hayvanları bağ evine götürmeye başlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">İnekler, koyunlar ve keçiler gün boyu otluyor; akşam olunca bağ evinin yanındaki ağıllara çekiliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bağ evi köyün biraz dışında, asmaların ve meyve ağaçlarının arasında kalan küçük kerpiç bir yapıydı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Elektrik yoktu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Geceleri yalnızca gaz lambasının titrek ışığı vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire de yeni doğum yapmasına rağmen Yusuf Baba’nın yanında bağ işlerine yardım ediyor, boş vakitlerinde küçük Gülfem’i emziriyor, Hatice ile birlikte yemek hazırlıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Hatice ise artık büyümüş, genç kız olmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Güzelliği dillere düşmeye başlamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Fakat onun gönlü, annesi Fatma Ana’nın uygun gördüğü kişide değildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Fatma Ana ise kendi akrabalarından biriyle Hatice’yi evlendirmek istiyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bu yüzden köyde günlerdir gizli gizli konuşmalar dolaşıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire bunu hissediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bir gün bağın kenarında kuru dalları toplarken rüzgârın taşıdığı fısıltılar kulağına geldi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Çalıların arkasında birkaç genç konuşuyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“…Bu gece geliriz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Evde erkek yok.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Hatice’yi sessizce alır gideriz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire’nin yüreği sıkıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Olduğu yerde donup kaldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bir süre nefes bile alamadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Hemen bağ evine koştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba hayvanlara su veriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Baba…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Dedi nefes nefese.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Hatice’yi bu gece kaçıracaklar.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba elindeki kovayı yere bıraktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yüzü bir anda ciddileşti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Emin misin kızım?”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Kendi kulaklarımla duydum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Demek sonunda bunu da yapacaklar…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bir süre düşündü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Sonra sakin ama kararlı bir sesle konuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Bu gece kimse uyumayacak.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Hatice olanları duyunca korkudan rengi bembeyaz kesildi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Ağabeyim burada olsaydı…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Diye fısıldadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire onun ellerini tuttu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Korkma.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Biz seni kimseye vermeyiz.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Akşam çökmeye başladığında bağ evi sessizliğe büründü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Gaz lambasının cılız ışığı odanın duvarlarında titriyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Dışarıda yalnız cırcır böceklerinin sesi duyuluyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Ay bile bulutların arkasına saklanmıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Karanlık, insanın elini uzatsa tutabileceği kadar yoğundu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba eski av tüfeğini kapının yanına bıraktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Eline de uzun bıçağını aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire ise kapının hemen arkasında bekliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yeni doğum yapmış olmasına rağmen gözünü bile kırpmıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Beşiğin içinde uyuyan Gülfem’in nefes alışını dinliyor, bir yandan da dışarıdaki en küçük sesi takip ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Gece yarısına doğru…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Köpek havlamaya başladı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Sonra ayak sesleri duyuldu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bir…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">İki…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Üç…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Dört kişi…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Kapıya doğru yaklaşıyorlardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">İçlerinden biri fısıldadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Ses etmeyin.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Hatice içeride.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Tam kapıya uzandıkları anda…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba kapıyı hızla açtı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Kim var orada!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Diye haykırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Gençler bir an neye uğradığını anlayamadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">İçlerinden biri elindeki bıçağı savurdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba da kendini savundu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Kısa süren arbede sırasında gençlerden biri bacağından yaralandı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Acıyla bağırınca diğerleri paniğe kapıldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Kaçın!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Diye bağırdı biri.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Karanlığın içinde geldikleri gibi kaybolup gittiler.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Sessizlik yeniden çöktüğünde herkes derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Hatice korkudan ağlıyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire onu kollarına aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Geçti…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Artık geçti.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba uzun süre kapının önünde bekledi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Sabaha kadar kimsenin gözüne uyku girmedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Ertesi sabah güneş yeniden doğmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Hayat sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Yusuf Baba hayvanlarla ilgilenirken Şakire de bağın içinde otları temizliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bir ara başını kaldırdı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Dün gece gelen gençlerden birkaçının uzaktan kendisini izlediğini gördü.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bakışlarında öfke vardı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire ayağa kalktı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Korkmadı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Sesini olabildiğince yükseltti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“İyi dinleyin!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Gençler durdu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Ben asker karısıyım!”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Bugün bana ya da bu eve bir zarar verirseniz…”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“…yarın jandarma kapınıza dayanır.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">“Kimseden korkmuyorum.”<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Bağın içi bir anda sessizleşti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Gençler birbirlerine baktılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Hiçbiri tek kelime edemedi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Başlarını öne eğip uzaklaştılar.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire derin bir nefes aldı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Belki korkuyordu…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Ama korkusunu göstermemişti.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Çünkü bazen bir kadının cesareti…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Silahlardan daha güçlü olabiliyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">O gün Hatice yalnızca kaçırılmaktan kurtulmamıştı.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Şakire de bu ailenin yalnız gelini değil…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Gerçek anlamda kızı olmuştu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Uzaklarda, asker ocağında nöbet tutan Memduh ise bütün bunlardan habersizdi.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Aynı gökyüzünün altında…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Karısı, onun yokluğunda ailesini koruyordu.<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang="">Devam edecek…<o:p></o:p></span></p>
<p class="MsoNormal"><span lang=""><o:p> </o:p></span></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 10.CU BÖLÜM &amp; GÜLFEM’İN DOĞUMU</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-10cu-bolum-gulfemin-dogumu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-10cu-bolum-gulfemin-dogumu</guid>
<description><![CDATA[ Aralarında yüzlerce kilometre vardı.

Ama ikisinin de kalbi…

Aynı küçücük kız için atıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a74d431b5e9b.webp" length="34028" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 15:55:26 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ 10. BÖLÜM – GÜLFEM’İN DOĞUMU</p>
<p>Yaz, köyün üzerine bütün sıcaklığıyla çökmüştü.</p>
<p>Güneş daha doğmadan kadınlar tarlaya inmiş, pamuk sıralarının arasında sessizce çalışmaya başlamışlardı.</p>
<p>Şakire de elindeki çapayla diğer kadınların arasındaydı.</p>
<p>Karnı artık iyice büyümüştü.</p>
<p>Eğilip kalkarken nefesi daralıyor, beli sık sık ağrıyordu.</p>
<p>Yine de kimseye yük olmak istemiyor, işini bırakmıyordu.</p>
<p>Fatma Ana uzaktan onu izliyordu.</p>
<p>“Bırak artık gelin…”</p>
<p>“Sen iki canlısın.”</p>
<p>Şakire hafifçe gülümsedi.</p>
<p>“Biraz daha ana…”</p>
<p>“Şu sırayı da bitireyim.”</p>
<p>Tam o sırada…</p>
<p>Karnına saplanan keskin bir sancıyla olduğu yerde durdu.</p>
<p>Elindeki çapa toprağa düştü.</p>
<p>Bir eliyle belini tuttu.</p>
<p>Diğer eli karnına gitti.</p>
<p>Derin bir nefes aldı.</p>
<p>Hatice korkuyla yanına koştu.</p>
<p>“Ablacığım!”</p>
<p>“İyi misin?”</p>
<p>Şakire cevap vermeye çalıştı.</p>
<p>“Galiba…”</p>
<p>“Vakti geldi.”</p>
<p>Kadınlar işi bırakıp etrafını sardılar.</p>
<p>Fatma Ana telaşla seslendi.</p>
<p>“Çabuk olun!”</p>
<p>“Gelin eve götürelim.”</p>
<p>Hatice, Şakire’nin koluna girdi.</p>
<p>Yavaş adımlarla köye doğru yürüdüler.</p>
<p>Her sancıda Şakire duruyor…</p>
<p>Derin nefes alıyor…</p>
<p>Sonra yeniden yürüyordu.</p>
<p>Eve varır varmaz komşu köyün ebesine haber salındı.</p>
<p>Kısa süre sonra yaşlı ebe elinde bohçasıyla kapıdan içeri girdi.</p>
<p>Yılların verdiği tecrübeyle Şakire’nin yüzüne baktı.</p>
<p>“Bugün kavuşacaksın kızım.”</p>
<p>“Korkma.”</p>
<p>Evde büyük bir sessizlik vardı.</p>
<p>Hatice kazanlarda su ısıtıyor…</p>
<p>Temiz bezleri hazırlıyordu.</p>
<p>Fatma Ana ise odanın kapısının önünde oturmuştu.</p>
<p>Elindeki tespihi durmadan çekiyordu.</p>
<p>Dudaklarından aynı dua dökülüyordu.</p>
<p>“Allah’ım…”</p>
<p>“Gelinimi de yavrusunu da bana bağışla.”</p>
<p>İçeriden gelen her sancı sesiyle irkiliyordu.</p>
<p>Ama kapıyı açmıyordu.</p>
<p>Çünkü o kapının ardında artık yalnızca bir doğum değil…</p>
<p>Bir annenin yeniden doğuşu yaşanıyordu.</p>
<p>Saatler geçti.</p>
<p>Şakire’nin sesi bütün evi dolduruyordu.</p>
<p>Acıyla karışık dualar…</p>
<p>Sabır…</p>
<p>Gözyaşı…</p>
<p>Ve umut…</p>
<p>Derken…</p>
<p>Evin sessizliğini delen küçücük bir ağlama sesi duyuldu.</p>
<p>İlk önce ebe gülümsedi.</p>
<p>Ardından kapıyı araladı.</p>
<p>“Kızın oldu!”</p>
<p>Fatma Ana’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.</p>
<p>Ellerini göğe kaldırdı.</p>
<p>“Şükürler olsun Rabbim…”</p>
<p>Hatice sevinçle içeri koştu.</p>
<p>Küçücük bebeğe hayranlıkla baktı.</p>
<p>“Pembe yanaklı…”</p>
<p>“Ne kadar da güzel…”</p>
<p>Şakire bütün yorgunluğuna rağmen gülümsedi.</p>
<p>Ebe bebeği usulca kucağına verdi.</p>
<p>Şakire minik yüzüne uzun uzun baktı.</p>
<p>Parmaklarını avucunun içine aldı.</p>
<p>Sonra usulca fısıldadı.</p>
<p>“Hoş geldin yavrum…”</p>
<p>“Adın…”</p>
<p>“Gülfem olsun.”</p>
<p>Bebeğin minicik parmakları annesinin parmağını tuttu.</p>
<p>Şakire’nin gözlerinden sessizce yaşlar aktı.</p>
<p>O an aklından yalnızca bir kişi geçti.</p>
<p>“Keşke baban da burada olsaydı…”</p>
<p>Aynı saatlerde…</p>
<p>Yüzlerce kilometre ötede…</p>
<p>Memduh asker ocağında gece nöbetindeydi.</p>
<p>Gökyüzü yıldızlarla doluydu.</p>
<p>Omzundaki tüfeği sıkıca tuttu.</p>
<p>Bir an başını kaldırıp aya baktı.</p>
<p>İçini tarif edemediği bir özlem kapladı.</p>
<p>“Kimbilir…”</p>
<p>“Şakire şimdi ne yapıyordur?”</p>
<p>Diye geçirdi içinden.</p>
<p>Henüz bilmiyordu.</p>
<p>Tam o saatlerde…</p>
<p>Bir kız babası olmuştu.</p>
<p>Aradan günler geçti.</p>
<p>Bir sabah posta dağıtılırken çavuş seslendi.</p>
<p>“Memduh Yusuf oğlu!”</p>
<p>Memduh hızla mektubu aldı.</p>
<p>Şakire’nin yazısını görür görmez yüreği çarpmaya başladı.</p>
<p>Titreyen ellerle zarfı açtı.</p>
<p>“Memduh…</p>
<p>Allah’a şükür, sağ salim bir kızımız oldu. Adını Gülfem koyduk. Sana çok benziyor. Keşke yanında olsaydın. Seni bekliyoruz.”</p>
<p>Memduh satırların devamını okuyamadı.</p>
<p>Gözleri dolmuştu.</p>
<p>Mektubu göğsüne bastırdı.</p>
<p>Yanındaki Hasan sessizce omzuna dokundu.</p>
<p>“Hayırlı olsun baba.”</p>
<p>Koğuştaki diğer askerler de gülümsedi.</p>
<p>“Hayırlı olsun.”</p>
<p>“Allah analı babalı büyütsün.”</p>
<p>Memduh teşekkür etti.</p>
<p>Sonra pencereye doğru yürüdü.</p>
<p>Gökyüzüne baktı.</p>
<p>Dudaklarından tek bir cümle döküldü.</p>
<p>“Keşke… kokusunu duyabilseydim.”</p>
<p>O gece…</p>
<p>Şakire köyde Gülfem’i kucağına alıp uyutuyordu.</p>
<p>Memduh ise kışlada kızının mektuptaki adını defalarca okuyordu.</p>
<p>Aralarında yüzlerce kilometre vardı.</p>
<p>Ama ikisinin de kalbi…</p>
<p>Aynı küçücük kız için atıyordu.</p>
<p></p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 9.CU BÖLÜM &amp; MEKTUPLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-9cu-bolum-mektuplar-4331</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-9cu-bolum-mektuplar-4331</guid>
<description><![CDATA[ Aralarında yüzlerce kilometre vardı.
Ama ikisi de aynı aya bakıyordu. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a7213ed7b763.webp" length="57344" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 04 Aug 2026 19:40:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ</p>
<p>9. BÖLÜM – MEKTUPLAR</p>
<p>Aradan aylar geçmişti.</p>
<p>Köyde mevsim yaza dönmüştü.</p>
<p>Buğday başak vermiş, tarlalar sarıya kesmişti.</p>
<p>Şakire’nin karnı artık iyice büyümüştü.</p>
<p>Memduh ise asker ocağında gün sayıyordu.</p>
<p>Onları birbirine bağlayan tek şey…</p>
<p>Ayda bir gelen mektuplardı.</p>
<p>İlk Mektup</p>
<p>Şakire, akşam herkes uyuduktan sonra gaz lambasının ışığında önüne kâğıdı koydu.</p>
<p>Kalemi eline aldı.</p>
<p>Uzun süre ne yazacağını bilemedi.</p>
<p>Sonra yavaşça yazmaya başladı.</p>
<p>“Memduh,</p>
<p>Selamünaleyküm. İnşallah iyisindir. Biz burada iyiyiz. Ananla baban sana çok dua ediyor. Hatice her gün senden bahsediyor. Ben de seni çok özledim. Karnımdaki yavrumuz büyüyor. Bazen öyle tekme atıyor ki sanki seni arıyor. Tarlaya da gidiyorum ama anan bana ağır iş yaptırmamaya çalışıyor. Merak etme. Kendine dikkat et. Allah seni bize bağışlasın.</p>
<p>Hasretle bekleyen eşin…</p>
<p>Şakire.”</p>
<p>Mektubu katladı.</p>
<p>Üzerine usulca elini koydu.</p>
<p>Sanki Memduh’un elini tutuyormuş gibi…</p>
<p>Günler sonra…</p>
<p>Asker ocağında posta dağıtılıyordu.</p>
<p>“Yusuf oğlu Memduh!”</p>
<p>Diye seslendi çavuş.</p>
<p>Memduh yerinden fırladı.</p>
<p>Mektubu eline alınca yüzündeki bütün yorgunluk kayboldu.</p>
<p>Koğuşun en sessiz köşesine geçti.</p>
<p>Zarfı dikkatle açtı.</p>
<p>Şakire’nin satırlarını bir kez okudu.</p>
<p>Sonra bir daha…</p>
<p>Sonra bir daha…</p>
<p>Hasan gülümseyerek yanına geldi.</p>
<p>“Ezberleyeceksin galiba.”</p>
<p>Memduh gözlerini mektuptan ayırmadan cevap verdi.</p>
<p>“İnsan sevdiğinin sesini unutuyor.”</p>
<p>“Mektubu okuyunca sanki konuşuyor.”</p>
<p>Memduh’un Cevabı</p>
<p>O gece nöbetten sonra o da yazmaya başladı.</p>
<p>“Canım Şakire,</p>
<p>Mektubunu aldım. Allah senden razı olsun. Günlerdir ilk defa yüzüm güldü. Burada iyiyim. Merak etmeyin. Eğitimler ağır ama alışıyoruz. Hasan diye bir arkadaşım var. Bana kardeş gibi oldu.</p>
<p>Yavrumuzun tekme attığını yazmışsın. Okurken gözlerim doldu. Allah nasip eder de döndüğümde onu kucağıma alırım inşallah.</p>
<p>Anamın, babamın ellerinden öperim. Hatice’ye selam söyle. Sen de kendini üzme. Sakın ağır kaldırma. Gelince bütün yükünü ben taşıyacağım.</p>
<p>Seni Allah’a emanet ediyorum.</p>
<p>Hasretle…</p>
<p>Memduh.”</p>
<p>Haftalar böyle geçti.</p>
<p>Bir mektup köyden askere…</p>
<p>Bir mektup kışladan köye…</p>
<p>Her satırın içinde biraz özlem…</p>
<p>Biraz umut…</p>
<p>Biraz da sabır vardı.</p>
<p>Bir sabah…</p>
<p>Şakire yine tandırın başındaydı.</p>
<p>Yusuf Baba avluya girdi.</p>
<p>Elinde bir zarf vardı.</p>
<p>“Gelin…”</p>
<p>“Askerden mektup var.”</p>
<p>Şakire’nin elleri una bulanmıştı.</p>
<p>Önce ellerini yıkadı.</p>
<p>Sonra zarfı iki eliyle aldı.</p>
<p>Kalbi öyle hızlı atıyordu ki mektubu açarken elleri titriyordu.</p>
<p>Yavaşça okumaya başladı.</p>
<p>“Gelince bütün yükünü ben taşıyacağım…”</p>
<p>Bu cümlede durdu.</p>
<p>Gözlerinden iki damla yaş kâğıdın üzerine düştü.</p>
<p>Fatma Ana sessizce ona baktı.</p>
<p>Hiçbir şey söylemedi.</p>
<p>Sadece omzuna hafifçe dokundu.</p>
<p>Çünkü o da yıllar önce aynı hasreti yaşamıştı.</p>
<p>Aylar geçiyor…</p>
<p>Mektuplar çoğalıyordu.</p>
<p>Her mektubun sonu aynı cümleyle bitiyordu.</p>
<p>Şakire “Biz seni bekliyoruz” diye yazıyordu. </p>
<p>Memduh “Gün sayıyorum” diye.</p>
<p>O gece…</p>
<p>Şakire avluya çıktı.</p>
<p>Ay, köyün üzerine sessizce doğmuştu.</p>
<p>Aynı saatlerde…</p>
<p>Memduh da kışlada nöbet yerinde başını gökyüzüne kaldırdı.</p>
<p>Aralarında yüzlerce kilometre vardı.</p>
<p>Ama ikisi de aynı aya bakıyordu.</p>
<p>Şakire, elini karnına koyarak fısıldadı:</p>
<p>“Bak yavrum…”</p>
<p>“Baban da şimdi bu aya bakıyordur.”</p>
<p>Onları birbirine bağlayan yalnızca mektuplar değil…</p>
<p>Aynı umutla bekleyen iki yürekti.</p>
<p>Birbirlerinden habersiz aynı gökyüzünün altında aynı duayı ediyorlardı.</p>
<p>Şakire:</p>
<p>"Allah'ım, onu bana sağ salim kavuştur."</p>
<p>Memduh:</p>
<p>"Allah'ım, onları bana bağışla."</p>
<p>İkisini birbirine bağlayan tek şey...</p>
<p>Yazılmayı bekleyen mektuplar...</p>
<p>Ve aynı gökyüzüne bakarak edilen dualardı.</p>
<p>DEVAM EDECEK... </p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 8.Cİ BÖLÜM &amp; BEKLEYİŞİN İLK YILLARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-8ci-bolum-bekleyisin-ilk-yillari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-8ci-bolum-bekleyisin-ilk-yillari</guid>
<description><![CDATA[ Şakire döşeğine uzandı.
Karnında hafif bir kıpırtı hissetti.
Elini usulca üzerine koydu.
&quot;Sen de babanı özledin mi?&quot;
diye fısıldadı.
Cevap, bebeğin attığı küçük bir tekmeydi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a6eff023c1d0.webp" length="35720" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 02 Aug 2026 11:26:04 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ</p>
<p>8. BÖLÜM – BEKLEYİŞİN İLK YILLARI </p>
<p>Memduh'un askere gidişinin üzerinden haftalar geçmişti.</p>
<p>Köyde hayat, kimseyi beklemeden akıp gidiyordu.</p>
<p>Güneş her sabah aynı tepelerin ardından doğuyor, horozlar aynı saatte ötüyor, tarlalar yine emek istiyordu.</p>
<p>Yalnız değişen bir şey vardı...</p>
<p>Şakire artık bu evin geliniydi.</p>
<p>Hem de karnında büyüyen bebeğiyle...</p>
<p>Memduh'un gidişinden sonra evin yükü bir anda ağırlaşmıştı.</p>
<p>İki göz kerpiç evde kalabalık bir aile yaşıyordu.</p>
<p>Fatma Ana...</p>
<p>Yusuf Baba...</p>
<p>Memduh'un küçük kardeşleri...</p>
<p>Bir de henüz on altı yaşındaki görümcesi Hatice...</p>
<p>Şimdi bu kalabalığın düzenini sağlayan kişi Şakire olmuştu.</p>
<p>Sabah ezanı okunmadan uyanıyor, avluyu süpürüyor, tandırı yakıyor, çeşmeden su taşıyor, hayvanların yemini veriyor, ardından kahvaltıyı hazırlıyordu.</p>
<p>Köyde gelin olmak...</p>
<p>Yalnızca yeni bir aileye katılmak değildi.</p>
<p>Bir evin yükünü omuzlamaktı.</p>
<p>Fatma Ana sert mizaçlı bir kadındı.</p>
<p>Ama yüreğinde kötülük yoktu.</p>
<p>Yıllarca yoklukla mücadele etmiş, çocuklarını büyütmüş, çalışmaktan elleri nasır tutmuştu.</p>
<p>Şakire'nin yorulduğunu gördüğünde bunu belli etmeden işini hafifletmeye çalışırdı.</p>
<p>Bir sabah tandırın başında ekmek açarlarken gelinine baktı.</p>
<p>Şakire'nin alnından süzülen ter damlaları yanaklarına kadar inmişti.</p>
<p>"Gel kızım..."</p>
<p>"Biraz soluklan."</p>
<p>Şakire başını iki yana salladı.</p>
<p>"İşim bitsin ana."</p>
<p>Fatma Ana hafifçe gülümsedi.</p>
<p>"İş hiçbir zaman bitmez."</p>
<p>"İnsan bazen kendini de dinlendirmeli."</p>
<p>Şakire o gün ilk kez kaynanasının sert sözlerinin ardındaki şefkati hissetti.</p>
<p>Aynı günlerde...</p>
<p>Yüzlerce kilometre ötede Memduh asker ocağındaydı.</p>
<p>Acemi birliğinin ilk günleri sandığından daha zordu.</p>
<p>Sabah daha hava aydınlanmadan kalk borusu çalıyor, gün bitene kadar eğitim, içtima ve koşu hiç eksik olmuyordu.</p>
<p>Koğuştaki gençlerin çoğu ilk kez köylerinden ayrılmıştı.</p>
<p>Kimi Karadeniz'dendi...</p>
<p>Kimi İç Anadolu'dan...</p>
<p>Kimi Ege'den...</p>
<p>Hepsinin dilinde aynı özlem vardı.</p>
<p>"Ev..."</p>
<p>Memduh geceleri başını yastığa koyduğunda gözlerini kapatıyor, köylerini düşünüyordu.</p>
<p>En çok da kapının önünde elini karnına koyarak onu uğurlayan Şakire'yi...</p>
<p>Henüz doğmamış bebeğini...</p>
<p>Bir akşam koğuş arkadaşı Hasan sessizce yanına oturdu.</p>
<p>"Dalgınsın Memduh."</p>
<p>"Eşini mi düşünüyorsun?"</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>"Bir de doğacak kızımı..."</p>
<p>Hasan şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>"Kız olacağını nereden biliyorsun?"</p>
<p>"Bilmiyorum."</p>
<p>"İçime öyle doğuyor."</p>
<p>Hasan omzuna hafifçe vurdu.</p>
<p>"İnşallah sağ salim dönersin."</p>
<p>"O zaman birlikte gider düğün pilavını yeriz."</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>Ama gözlerinin içindeki özlem hiç eksilmedi.</p>
<p>Köyde ise günler birbirini kovalıyordu.</p>
<p>Hatice evin en neşeli kişisiydi.</p>
<p>Şakire nereye gitse peşinden gelir, sürekli sorular sorardı.</p>
<p>"Ablacığım..."</p>
<p>"Bunu nasıl yapıyorsun?"</p>
<p>"Şu dantelin ilmeği nasıl oluyor?"</p>
<p>Şakire sabırla anlatırdı.</p>
<p>"Böyle değil Hatice..."</p>
<p>"Bak, ipliği önce gevşek bırakacaksın."</p>
<p>Hatice işi bozunca ikisi birden kahkahaya boğulurdu.</p>
<p>Günler geçtikçe gelinle görümce değil...</p>
<p>İki kardeş olmuşlardı.</p>
<p>Bahar bütün güzelliğiyle köye yerleşmişti.</p>
<p>Toprak yeniden canlanmış, ağaçlar çiçek açmıştı.</p>
<p>Şakire diğer kadınlarla birlikte tarlaya gidiyor, çapaya sarılıyor, karnı büyümesine rağmen çalışmayı sürdürüyordu.</p>
<p>Bir gün sıcağın altında nefesi daraldı.</p>
<p>Elindeki çapayı yere bıraktı.</p>
<p>Hatice telaşla koştu.</p>
<p>"Ana!"</p>
<p>"Şakire abla oturdu."</p>
<p>Fatma Ana hemen yanına geldi.</p>
<p>Bu kez sesi her zamankinden farklıydı.</p>
<p>Yumuşaktı.</p>
<p>"Yeter gelin."</p>
<p>"Sen artık iki canlısın."</p>
<p>"Gerisini biz yaparız."</p>
<p>Şakire o an kaynanasının gözlerinde ilk kez bir anne şefkati gördü.</p>
<p>Akşam olunca köy sessizliğe büründü.</p>
<p>Şakire döşeğine uzandı.</p>
<p>Karnında hafif bir kıpırtı hissetti.</p>
<p>Elini usulca üzerine koydu.</p>
<p>"Sen de babanı özledin mi?"</p>
<p>diye fısıldadı.</p>
<p>Cevap, bebeğin attığı küçük bir tekmeydi.</p>
<p>Aynı saatlerde...</p>
<p>Memduh kışlada nöbet yerinde gökyüzüne bakıyordu.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 7. BÖLÜM ASKERE GİDİŞ VE ŞAKİRE’NİN YÜKÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-7-bolum-askere-gidis-ve-sakirenin-yuku</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-7-bolum-askere-gidis-ve-sakirenin-yuku</guid>
<description><![CDATA[ İlk kez baba olacaktı.
Çocuğunun doğumunu göremeyecekti.
İlk adımlarına şahit olamayacak...
İlk &quot;baba&quot; sözünü duyamayacaktı.
İçini yakan da asker yolu değil...
Geride bıraktığı hayatın hasretiydi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a6c5f22f2da4.webp" length="81846" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:39:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p></p>
<p>ALMANYA TRENİ 7. BÖLÜM</p>
<p>ASKERE GİDİŞ VE ŞAKİRE’NİN YÜKÜ</p>
<p>Düğünün üzerinden aylar geçmişti.</p>
<p>Köy, baharın ilk günlerini yaşıyordu. Meyve ağaçları çiçek açmış, yeni sürülen toprağın kokusu rüzgârla birlikte bütün ovaya yayılmıştı.</p>
<p>Şakire artık bu evin geliniydi.</p>
<p>Her sabah gün doğmadan uyanıyor, avluyu süpürüyor, tandırı yakıyor, kaynanası Fatma Ana'ya yardım ediyor, evin bütün işlerini sessizce sırtlanıyordu.</p>
<p>Henüz çocuk denecek yaştaydı.</p>
<p>Ama omuzlarına koskoca bir evin yükü binmişti.</p>
<p>Üstelik artık yalnız kendinden de sorumlu değildi.</p>
<p>Karnında taşıdığı bebeğin varlığı her geçen gün biraz daha belli oluyordu.</p>
<p>Tam her şey yavaş yavaş düzene girmişken, köye beklenen haber ulaştı.</p>
<p>Memduh'un askerlik zamanı gelmişti.</p>
<p>Evde bir sessizlik başladı.</p>
<p>Kimse bunu yüksek sesle söylemüyor ama herkes aynı gerçeği biliyordu.</p>
<p>Bu ayrılık kısa sürmeyecekti.</p>
<p>O yıllarda askerlik, genç bir adamın hayatından tam iki yılı alıyordu.</p>
<p>Uğurlama sabahı köy henüz uyanmamıştı.</p>
<p>Evin önünde eski bir kamyonet bekliyordu.</p>
<p>Kasasına teneke sandık, birkaç bohça ve köşeleri ezilmiş bir valiz yerleştirilmişti.</p>
<p>Valizin içinde birkaç takım elbise, annesinin ördüğü yün çoraplar, işlemeli mendiller, bir çift çarık ve küçük bir Kur'an-ı Kerim vardı.</p>
<p>Komşular da tek tek gelmeye başlamıştı.</p>
<p>Köyde asker uğurlaması yalnızca bir aileye ait değildi.</p>
<p>Bütün köy uğurlar, bütün köy dua ederdi.</p>
<p>Yaşlılardan biri Memduh'un omzuna dokundu.</p>
<p>"Git oğlum."</p>
<p>"Vatan borcu namus borcudur."</p>
<p>"Allah alnının akıyla dönmeyi nasip etsin."</p>
<p>Bir başka komşu,</p>
<p>"Allah kazadan beladan korusun."</p>
<p>"Biz burada ailene göz kulak oluruz."</p>
<p>dedi.</p>
<p>Kadınlardan biri Şakire'ye sarıldı.</p>
<p>"Allah kavuştursun kızım."</p>
<p>"Sabırla bekle."</p>
<p>Şakire yalnızca başını sallayabildi.</p>
<p>Memduh'un babası Yusuf, uzun süre sessiz kaldı.</p>
<p>Kolay kolay duygusunu belli eden biri değildi.</p>
<p>Oğlunun yanına geldi.</p>
<p>Omzuna sağlamca vurdu.</p>
<p>"Biz seni böyle günler için büyüttük oğlum."</p>
<p>"Git."</p>
<p>"Vatan görevini alnının akıyla yap."</p>
<p>"Arkana bakıp da gönlünü dar etme."</p>
<p>Memduh, babasının elini öptü.</p>
<p>Yusuf'un gözleri dolmuştu ama belli etmemek için başını başka yana çevirdi.</p>
<p>Fatma Ana elinde küçük bir Kur'an ile dışarı çıktı.</p>
<p>Kur'an'ı oğlunun göğsüne koydu.</p>
<p>"Allah seni korusun oğlum."</p>
<p>"Kazadan, beladan esirgesin."</p>
<p>Sonra alnından öptü.</p>
<p>Dudakları dua ederken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.</p>
<p>Memduh'un gözleri en son Şakire'yi aradı.</p>
<p>Kapının yanında sessizce duruyordu.</p>
<p>Bir eli karnındaydı.</p>
<p>Sanki içindeki bebeğe de bu vedayı hissettirmek istemiyordu.</p>
<p>Memduh ağır adımlarla yanına geldi.</p>
<p>Bir süre konuşamadılar.</p>
<p>Bazen en ağır cümleler sessizlikte söylenirdi.</p>
<p>Usulca elini tuttu.</p>
<p>"Ben yokken kendine dikkat et."</p>
<p>"Anama yardım et ama kendini de fazla yorma."</p>
<p>Şakire hafifçe gülümsedi.</p>
<p>"Sen bunları düşünme."</p>
<p>"Biz seni bekleriz."</p>
<p>Memduh'un bakışları bu kez Şakire'nin karnına indi.</p>
<p>Titreyen eliyle usulca dokundu.</p>
<p>İçeriden gelen küçücük hareket, ikisinin de yüzünde buruk bir tebessüm oluşturdu.</p>
<p>"Ben döndüğümde..."</p>
<p>"...belki de beni tanımayacak."</p>
<p>Şakire gözlerinin içine baktı.</p>
<p>"Tanır."</p>
<p>"Ben her gün seni anlatırım."</p>
<p>"Her gece senin için dua ederim."</p>
<p>Memduh başını eğdi.</p>
<p>Boğazına oturan düğümü yutmaya çalıştı.</p>
<p>"Keşke doğduğu gün yanında olabilsem..."</p>
<p>Şakire onun sözünü tamamladı.</p>
<p>"Her şeyin vakti var."</p>
<p>"Sen vazifeni yap."</p>
<p>"Biz seni beklemeyi biliriz."</p>
<p>Kamyonetin motoru çalıştı.</p>
<p>Mazot kokusu sabahın serinliğine karıştı.</p>
<p>Memduh kasaya çıktı.</p>
<p>Tam oturacakken yeniden ayağa kalktı.</p>
<p>Son kez arkasına baktı.</p>
<p>Şakire tülbendinin ucuyla gözyaşlarını siliyordu.</p>
<p>Elini usulca kaldırdı.</p>
<p>Memduh da aynı sessizlikle karşılık verdi.</p>
<p>Kamyonet ağır ağır hareket etti.</p>
<p>Köy yolu boyunca yükselen toz bulutu, ayrılığı daha da görünür kılıyordu.</p>
<p>Şakire olduğu yerde uzun süre kıpırdamadan kaldı.</p>
<p>Elini yeniden karnına koydu.</p>
<p>Artık bu evde yalnız değildi.</p>
<p>Ama hayatında ilk kez kendini bu kadar yalnız hissediyordu.</p>
<p>Önünde uzun iki yıl vardı.</p>
<p>O iki yılda yalnızca bir bebeği büyütmeyecekti.</p>
<p>Bir evi ayakta tutacak...</p>
<p>Bir gelin olmayı öğrenecek...</p>
<p>Hasretle yaşamayı öğrenecek...</p>
<p>Ve her gün biraz daha güçlenecekti.</p>
<p>Kamyonetin kasasında oturan Memduh ise geriye baktığında artık küçülen köyü görmüyordu.</p>
<p>Onun gözünde yalnızca kapının önünde, bir eli karnında bekleyen Şakire vardı.</p>
<p>İlk kez baba olacaktı.</p>
<p>Çocuğunun doğumunu göremeyecekti.</p>
<p>İlk adımlarına şahit olamayacak...</p>
<p>İlk "baba" sözünü duyamayacaktı.</p>
<p>İçini yakan da asker yolu değil...</p>
<p>Geride bıraktığı hayatın hasretiydi.</p>
<p>Uzaklarda aynı gökyüzüne doğru baktılar.</p>
<p>Biri köy yolunda...</p>
<p>Diğeri evin avlusunda...</p>
<p>İkisi de birbirinden habersiz aynı duayı ediyordu.</p>
<p>"Allah bizi yeniden birbirimize kavuştursun..."</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 6.CI BÖLÜM &amp; KASABADAN KÖYE GELİN GÖNDERME VE DÜĞÜN</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-6ci-bolum</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-6ci-bolum</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Şakire Gelin&#039;in düğünü, köyün son büyük düğünüydü.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a6b18808b7b6.webp" length="111120" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Jul 2026 12:35:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KASABADAN KÖYE ATLA GELİN GÖNDERME VE DÜĞÜN</p>
<p>Bazen bir gelin yalnızca bir eve değil… Bir köyün hafızasına gelir.”</p>
<p>Nihayet beklenen gün gelmişti.</p>
<p>Daha güneş doğmadan kasabanın taş sokakları hareketlenmişti.</p>
<p>Evlerin önünde kadınlar son hazırlıkları yapıyor, genç kızlar bohçaların düğümlerini sıkıca bağlıyor, çocuklar ise süslenen atların etrafında heyecanla dolaşıyordu.</p>
<p>Şakire’nin çeyizi günlerdir konuşuluyordu.</p>
<p>Odalar dolusu el emeği…</p>
<p>İşlemeli yorganlar…</p>
<p>Kanaviçeler…</p>
<p>İncecik danteller…</p>
<p>Rengârenk oyalı yazmalar…</p>
<p>Kırlentler…</p>
<p>Dokuma kilimler…</p>
<p>Perdeler…</p>
<p>Bakır kazanlar…</p>
<p>Sandıklar dolusu çeyiz…</p>
<p>Kasabadan gelen kadınlardan biri hayranlıkla,</p>
<p>“Bu kadar çeyizi bir arada ilk defa görüyorum.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Bir başkası gülümseyerek,</p>
<p>“Bu çeyiz bir eve değil, koca bir köye yeter.”</p>
<p>diye karşılık verdi.</p>
<p>Gerçekten de herkes aynı şeyi söylüyordu.</p>
<p>Kasabada o güne kadar görülen en gösterişli çeyizlerden biriydi.</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte üç at hazırlandı.</p>
<p>Birine büyük ceviz sandıkları yüklendi.</p>
<p>Diğerine kilimler, yorganlar ve bohçalar bağlandı.</p>
<p>Üçüncü ata ise bakırlar ve diğer ev eşyaları yerleştirildi.</p>
<p>En önde duran beyaz at ise yalnızca gelin içindi.</p>
<p>Yelesine kırmızı kurdeleler bağlanmış, alnına nazarlık takılmıştı.</p>
<p>İnce işlemeli gelin örtüsü omuzlarına bırakılan Şakire sessizce kapıya çıktı.</p>
<p>Fatma Ana gözyaşlarını gizlemeye çalışarak son kez başını düzeltti.</p>
<p>“Allah mesut etsin kızım.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Şakire cevap veremedi.</p>
<p>Boğazındaki düğüm konuşmasına izin vermiyordu.</p>
<p>Kapının önünde bekleyen kadınlardan biri gülerek,</p>
<p>“Haydi Şakire…”</p>
<p>“Ata bin…”</p>
<p>“Gelin gidiyorsun.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>İki kadın koluna girerek onu yavaşça beyaz ata bindirdi.</p>
<p>O an avluda derin bir sessizlik oluştu.</p>
<p>Ardından dualar yükselmeye başladı.</p>
<p>Annesi gözyaşlarını sile sile kızına bakıyordu.</p>
<p>Babası dimdik durmaya çalışıyordu.</p>
<p>Ama gözlerinin dolduğu her hâlinden belliydi.</p>
<p>Gelin alayı ağır ağır kasabadan ayrıldı.</p>
<p>Tozlu yollar…</p>
<p>Dere kenarları…</p>
<p>Patika yollar…</p>
<p>Bağlar…</p>
<p>Bahçeler…</p>
<p>Her adım Şakire’yi çocukluğundan biraz daha uzaklaştırıyordu.</p>
<p>Yol boyunca türküler söylendi.</p>
<p>Kadınlar mani okudu.</p>
<p>Çocuklar atların peşinden koştu.</p>
<p>Uzun yolun sonunda köy görünmeye başladığında davul sesi çoktan dağlara yayılmıştı.</p>
<p>Köy meydanı insanlarla doluydu.</p>
<p>Herkes gelin alayını bekliyordu.</p>
<p>“Şakire Gelin geliyor!”</p>
<p>Sesleri köyün bir ucundan diğer ucuna kadar yayıldı.</p>
<p>At köy meydanına girerken herkes ayağa kalktı.</p>
<p>Memduh uzaktan gelini izliyordu.</p>
<p>Kalbi yerinden çıkacak gibiydi.</p>
<p>Şakire ağır ağır attan indirildi.</p>
<p>Kaynanası onu kapıda karşıladı.</p>
<p>“Evin bereketiyle geldin kızım.”</p>
<p>dedi.</p>
<p>Şakire sağ ayağıyla eşiği geçti.</p>
<p>Arkasından dualar yükseldi.</p>
<p>“Allah ağız tadı versin.”</p>
<p>“Yuvanız daim olsun.”</p>
<p>“Bir yastıkta kocayın.”</p>
<p>Ardından düğün başladı.</p>
<p>O gün yalnız iki aile değil…</p>
<p>Neredeyse bütün köy aynı sofrada buluşmuştu.</p>
<p>Üç davar kesildi.</p>
<p>Biri damat tarafından…</p>
<p>Biri gelin tarafından…</p>
<p>Biri de köylülerin ortak ikramı olarak.</p>
<p>Büyük bakır kazanlarda etli pilavlar kaynadı.</p>
<p>Kazanların başında kadınlar hiç durmadan yemek pişirdi.</p>
<p>Misafirlerin biri kalkıyor, diğeri oturuyordu.</p>
<p>Davul hiç susmuyordu.</p>
<p>Zurna köyün her sokağında yankılanıyordu.</p>
<p>Gençler halay çekiyor…</p>
<p>Yaşlılar dualar ediyor…</p>
<p>Çocuklar ise atların peşinde koşarak bayram sevinci yaşıyordu.</p>
<p>Akşam olduğunda ateşler yakıldı.</p>
<p>Türküler söylendi.</p>
<p>Köyün dört bir yanından gelen insanlar geç saatlere kadar eğlendi.</p>
<p>Şakire, gelin tülünün ardından bütün bu kalabalığı izledi.</p>
<p>İçinden,</p>
<p>“Demek insan bazen bir ata binerek bambaşka bir ömre gidiyormuş.”</p>
<p>diye geçirdi.</p>
<p>Memduh da uzaktan ona baktı.</p>
<p>İkisi de konuşmadı.</p>
<p>Ama gözleri aynı cümleyi söylüyordu.</p>
<p>“Artık aynı yoldayız.”</p>
<p>O gece yapılan düğün yıllarca unutulmadı.</p>
<p>Köylüler uzun zaman boyunca,</p>
<p>“Şakire Gelin’in düğünü gibisi bir daha olmadı.”</p>
<p>diye anlattılar.</p>
<p>Çünkü gerçekten de öyle oldu.</p>
<p>Kısa bir süre sonra köyde yaşanan büyük bir kavganın ardından kalabalık düğünler yasaklandı.</p>
<p>Günler süren gelin alayları…</p>
<p>Davullar…</p>
<p>Zurnalar…</p>
<p>Atlı düğünler…</p>
<p>Büyük şölenler…</p>
<p>Artık eskisi gibi yapılamadı.</p>
<p>Bu yüzden yıllar sonra köylüler hep aynı cümleyi kuracaktı:</p>
<p>“Şakire Gelin’in düğünü, köyün son büyük düğünüydü.”</p>
<p>Ve o düğün…</p>
<p>Yalnızca iki gencin evlendiği bir gün değil…</p>
<p>Bir dönemin de sessizce kapanan son sayfası olmuştu.</p>
<p>Devam edecek…</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 5.Cİ BÖLÜM &amp; NİŞAN GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-5ci-bolum-nisan-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-5ci-bolum-nisan-gunu</guid>
<description><![CDATA[ &quot;O gün takılan yüzükler, yalnızca iki gencin parmağını değil; kaderlerini de birbirine bağladı.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a699bb2ee3b1.webp" length="74806" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Jul 2026 09:23:07 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ 5.Cİ BÖLÜM - NİŞAN GÜNÜ</p>
<p>Nihayet beklenen gün gelmişti.</p>
<p>Daha güneş doğmadan Şakirelerin evinde bir hareket başlamıştı. Avlunun taşları sabahın serinliğini hâlâ üzerinde taşıyordu. Tavuklar kümesten çıkıyor, tandırdan yükselen ilk duman gökyüzüne doğru ince ince süzülüyordu.</p>
<p>Evde ise kimsenin oturmaya vakti yoktu.</p>
<p>Kadınlar bir odadan diğerine koşturuyor, mutfaktan yükselen mis gibi börek ve çörek kokuları bütün evi sarıyordu. Büyük bakır kazanlarda şerbet hazırlanıyor, tepsilere dizilen un kurabiyeleri özenle örtülüyordu. Bir köşede cevizli baklavalar, diğer tarafta ev yapımı tatlılar misafirleri bekliyordu.</p>
<p>Komşu kadınlardan biri gülerek seslendi:</p>
<p>“Bugün Şakire’nin nişanı var. Bugün yorulmak yok!”</p>
<p>Kahkahalar avluya yayıldı.</p>
<p>Şakire ise odasında sessizce oturuyordu.</p>
<p>Kalbi, çocukluğundan beri hiç bu kadar hızlı çarpmamıştı.</p>
<p>Bir yandan seviniyor, bir yandan da doğup büyüdüğü evden ayrılacağı günlerin yaklaştığını düşündükçe boğazı düğümleniyordu.</p>
<p>Tam o sırada kapı usulca açıldı.</p>
<p>Kasabanın en maharetli kadınlarından Fatma Ana içeri girdi.</p>
<p>Elinde ince dişli tahta tarak, yanında rengârenk kurdeleler vardı.</p>
<p>“Haydi bakalım gelin kız…” dedi gülümseyerek.</p>
<p>“Bugün seni herkes konuşacak.”</p>
<p>Şakire sessizce tabureye oturdu.</p>
<p>Fatma Ana uzun siyah saçlarını büyük bir özenle taramaya başladı. Her tarağın geçişinde saçlar ipek gibi omuzlarından dökülüyordu.</p>
<p>Sonra saçlarını iki kalın örgü hâline getirip ince kırmızı kurdelelerle bağladı.</p>
<p>Başına işlemeli yazmasını örterken aynadan ona baktı.</p>
<p>“Gelin oluyorsun ha…”</p>
<p>Şakire utangaçça gülümsedi.</p>
<p>Fatma Ana saçının son telini de düzelttikten sonra omzuna hafifçe dokundu.</p>
<p>“Korkma kızım… Memduh seni üzmez. O ağırbaşlı çocuktur.”</p>
<p>Şakire aynaya baktı.</p>
<p>Karşısındaki genç kız artık çocukluğundaki Şakire değildi.</p>
<p>Yüzünde hem heyecan hem de mahcup bir mutluluk vardı.</p>
<p>Gözleri doldu.</p>
<p>Ama bu kez dökülen yaşların içinde hüzünden çok umut vardı.</p>
<p>Öğleye doğru evin önünde at sesleri duyulmaya başladı.</p>
<p>Avludaki çocuklar koşarak kapıya çıktı.</p>
<p>“Geldiler!”</p>
<p>“Geldiler!”</p>
<p>Kadınlar aceleyle başörtülerini düzeltti.</p>
<p>Erkekler ayağa kalktı.</p>
<p>Memduh’un ailesi ağır ağır avluya giriyordu.</p>
<p>Önde Memduh’un babası…</p>
<p>Ardından amcaları…</p>
<p>En arkada ise yüzünde utangaç bir tebessüm taşıyan Memduh…</p>
<p>Üzerinde en temiz takım elbisesi vardı.</p>
<p>Ayakkabılarını kendi elleriyle boyamış, saçlarını özenle taramıştı.</p>
<p>Kalbi öyle hızlı atıyordu ki bunu herkes duyacak sanıyordu.</p>
<p>İçeri buyur edildiler.</p>
<p>Misafirlere yer gösterildi.</p>
<p>Şerbetler ikram edildi.</p>
<p>Ev, insan sesleriyle dolup taşmıştı.</p>
<p>Şakire, annesinin işaretiyle elinde kahve tepsisiyle odaya girdi.</p>
<p>Başını kaldırmaya cesaret edemiyordu.</p>
<p>Fincanları tek tek uzatırken ellerinin hafifçe titrediğini hissediyordu.</p>
<p>Tam Memduh’un önüne geldiğinde istemeden göz göze geldiler.</p>
<p>Bu yalnızca birkaç saniye sürdü.</p>
<p>Ama ikisinin de kalbi aynı anda hızlandı.</p>
<p>Memduh gülümsemek istedi.</p>
<p>Şakire ise utancından gözlerini hemen yere indirdi.</p>
<p>Bir süre sonra nişan yüzükleri getirildi.</p>
<p>Kadınlar sessizleşti.</p>
<p>Odadaki herkes ayağa kalktı.</p>
<p>Yaşlılardan biri dua okumaya başladı.</p>
<p>Eller semaya açıldı.</p>
<p>“Allah bu iki gence huzur versin…”</p>
<p>“Yuvalarını daim etsin…”</p>
<p>“Ağızlarının tadını bozmasın…”</p>
<p>Duaların ardından kırmızı kurdeleyle birbirine bağlanan iki yüzük ortaya çıkarıldı.</p>
<p>Şakire’nin elleri heyecandan titriyordu.</p>
<p>Memduh da en az onun kadar heyecanlıydı.</p>
<p>Yüzüğü eline aldığında bir an durdu.</p>
<p>Sonra büyük bir dikkatle Şakire’nin parmağına taktı.</p>
<p>O küçücük altın halka, yalnızca bir nişan yüzüğü değildi.</p>
<p>İki ayrı hayatın aynı yolda yürüyeceğine dair verilen ilk sözdü.</p>
<p>Ardından Şakire de Memduh’un parmağına yüzüğü taktı.</p>
<p>O an odadakiler alkışladı.</p>
<p>Kadınlar sevinçle “Allah bir yastıkta kocatsın!” diye seslendi.</p>
<p>Kimileri gözyaşlarını gizlice sildi.</p>
<p>Kimileri ise mutluluktan gülümsüyordu.</p>
<p>Kalabalık yeniden sohbet etmeye başlamıştı.</p>
<p>Ama Şakire ile Memduh için dünya birkaç dakikalığına sessizleşmiş gibiydi.</p>
<p>Şakire yüzüğüne baktı.</p>
<p>İçinden geçen cümleyi kimse duymadı.</p>
<p>“Belki de kaderim gerçekten değişiyor…”</p>
<p>Memduh ise uzaktan ona baktı.</p>
<p>İçinden sessizce şükretti.</p>
<p>“Allah’ım… Bu emaneti bana layıkıyla taşımayı nasip et.”</p>
<p>O gün yalnızca iki genç nişanlanmamıştı.</p>
<p>İki yarım kalmış hayat, aynı umutla geleceğe doğru ilk adımını atmıştı.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 4.CÜ BÖLÜM &amp; KIZ İSTEME</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-4cu-bolum-kiz-isteme</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-4cu-bolum-kiz-isteme</guid>
<description><![CDATA[ Bazen bir ömür, &quot;Allah&#039;ın emri, Peygamber&#039;in kavliyle...&quot; diye başlayan birkaç cümlenin içine sığar. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a68c155429a7.webp" length="46234" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 17:50:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ 4.CÜ BÖLÜM – KIZ İSTEME </p>
<p></p>
<p>Aradan birkaç gün geçmişti. Memduh’un, “Seni isteyeceğim.” Sözü Şakire’nin kulaklarında hâlâ yankılanıyordu. O günden sonra iki evde de tatlı bir telaş başlamıştı.</p>
<p></p>
<p>Memduh’un annesi gün ağarmadan kalkmıştı. Bakır tepsiyi mutfağın ortasına koydu. İncecik açtığı yufkaların arasına özenle dövülmüş cevizleri serpiştiriyor, her katın üzerine eritilmiş tereyağını gezdiriyordu. Arada bir ellerini önlüğüne silip derin bir nefes alıyor, sonra yeniden hamurun başına geçiyordu.</p>
<p></p>
<p>“Bugün eksik bir şey olmayacak.” diye mırıldandı. “Allah’ın izniyle gelinimizi isteyip geleceğiz.”</p>
<p></p>
<p>Baklava fırına verildikten sonra işlemeli bohçayı açtı. İçine en güzel yazmasını, bir kutu lokumu ve küçük hediyeleri yerleştirdi.</p>
<p></p>
<p>Yan odada Memduh en temiz takım elbisesini ütülüyordu. Aynanın karşısına geçtiğinde heyecandan ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. İlk kez böylesine önemli bir gün yaşıyordu.</p>
<p></p>
<p>Babası omzuna dokundu.</p>
<p></p>
<p>“Heyecanlanma oğlum. Kısmetse bugün yeni bir yuvanın ilk adımı atılacak.”</p>
<p></p>
<p>Memduh hafifçe gülümsedi.</p>
<p></p>
<p>“İnşallah baba…”</p>
<p></p>
<p>O sırada Şakirelerin evinde de bambaşka bir telaş vardı.</p>
<p></p>
<p>Komşu kadınlar sabahın erken saatlerinden itibaren birer birer gelmeye başlamıştı. Kimisi börek açıyor, kimisi odaları düzenliyor, kimisi de bakır kahve fincanlarını parlatıyordu.</p>
<p></p>
<p>Şakire’nin annesi kızının saçlarını usulca okşadı.</p>
<p></p>
<p>“Bugün seni istemeye gelecekler kızım.”</p>
<p></p>
<p>Şakire’nin kalbi birden hızlandı.</p>
<p></p>
<p>Son günlerde Memduh’a karşı içinde filizlenen sıcaklığı inkâr edemiyordu. Ama o günün gerçekten geleceğine de hâlâ inanamıyordu.</p>
<p></p>
<p>Sessizce odasına geçti.</p>
<p></p>
<p>Pencerenin önünde durup derin bir nefes aldı.</p>
<p></p>
<p>“Demek… kaderim gerçekten değişiyor.”</p>
<p></p>
<p>Tam o sırada avlunun önünde nal sesleri duyuldu.</p>
<p></p>
<p>Taşlara vuran nal sesleri gittikçe yaklaşıyor, atların solukları sessizliği bölüyordu.</p>
<p></p>
<p>Ardından erkek sesleri işitildi.</p>
<p></p>
<p>Memduh’un ailesi gelmişti. </p>
<p>Kapının önünde duran atların kişnemesiyle birlikte avluda kısa bir sessizlik oldu. Komşu kadınlardan biri pencerenin perdesini hafifçe aralayıp dışarı baktı.</p>
<p>“Geldiler…”</p>
<p>Bu tek kelime evin içinde yeni bir telaş başlattı.</p>
<p>Şakire’nin annesi önlüğünü düzeltti, başörtüsünü yeniden bağladı. Babası derin bir nefes alıp kapıya yöneldi.</p>
<p>Kapıyı açar açmaz yüzüne sıcak bir tebessüm yerleştirdi.</p>
<p>“Hoş geldiniz. Buyurun, sefalar getirdiniz.”</p>
<p>Memduh’un babası hafifçe eğilerek selam verdi.</p>
<p>“Allah’ın selamıyla geldik.”</p>
<p>Ardından Memduh’un annesi elindeki işlemeli bohçayı ve özenle hazırladığı baklava tepsisini uzattı.</p>
<p>“Küçük bir ikramımız… Kabul buyurun.”</p>
<p>“Estağfurullah, zahmet etmişsiniz.” diyerek bohçayı içeri aldılar.</p>
<p>Misafirler başköşeye buyur edildi. Evin büyük odasına minderler serilmiş, duvar kenarlarına yastıklar dizilmişti. Ortaya bakır sini yerleştirildi. Önce hoş beş edildi. Bu yılın mahsulünden, pamuk tarlalarından, yağmurların azlığından konuşuldu.</p>
<p>Kimse asıl geliş sebebini hemen açmıyordu.</p>
<p>Çünkü büyükler bilirlerdi…</p>
<p>Böyle meselelerde acele edilmezdi.</p>
<p>Şakire ise yan odada kızlarla birlikte bekliyordu.</p>
<p>Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki sanki herkes duyacak sanıyordu.</p>
<p>Komşu kızlarından Emine gülerek koluna dokundu.</p>
<p>“Şu hâline bak… Ellerinin buz gibi olduğunu buradan hissediyorum.”</p>
<p>Bir diğeri kahkahasını tutamadı.</p>
<p>“Birazdan kahveyi dökersen hiç şaşırmam.”</p>
<p>Şakire mahcup bir gülümsemeyle başını eğdi.</p>
<p>“Susun kızlar…”</p>
<p>Tam o sırada annesinin sesi duyuldu.</p>
<p>“Şakire… Kahveleri hazırla.”</p>
<p>İçindeki heyecan bir kat daha arttı.</p>
<p>Bakır cezvede ağır ağır pişen kahvenin kokusu bütün evi sardı. Köpükleri taşırmadan fincanlara doldurdu. Tepsiyi eline aldığında titreyen parmaklarını saklamaya çalıştı.</p>
<p>“Allah’ım…” diye fısıldadı.</p>
<p>“Beni mahcup etme.”</p>
<p>Şakire ağır adımlarla odaya girdi.</p>
<p>Gözlerini yerden kaldırmamaya çalışıyordu.</p>
<p>Misafirlerin önüne tek tek kahveleri bırakırken sıra Memduh’a geldi.</p>
<p>O anda ikisinin gözleri istemeden buluştu.</p>
<p>Memduh, onu ilk kez bu kadar yakından görüyordu.</p>
<p>İnce işlemeli yazmasının altından görünen yüzü heyecandan hafifçe kızarmıştı.</p>
<p>Şakire ise Memduh’un gözlerinde garip bir huzur gördü.</p>
<p>Ne gösteriş vardı…</p>
<p>Ne kibir…</p>
<p>Sadece güven veren, sessiz bir bakış…</p>
<p>Kahveyi uzatırken istemeden fincan hafifçe titredi.</p>
<p>Memduh bunu fark etti.</p>
<p>Gülümseyerek usulca,</p>
<p>“Allah razı olsun.” dedi.</p>
<p>Bu küçücük cümle, Şakire’nin yüreğindeki heyecanı biraz olsun yatıştırdı.</p>
<p>Kahveler içildi.</p>
<p>Odadaki sohbet yavaş yavaş duruldu.</p>
<p>Herkes biliyordu…</p>
<p>Artık söylenecek en önemli sözün zamanı gelmişti.</p>
<p>Memduh’un babası fincanını yavaşça bakır sininin üzerine bıraktı.</p>
<p>Boğazını temizledi.</p>
<p>Odadaki herkes ona döndü.</p>
<p>“Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavliyle…”</p>
<p>diye söze başladı.</p>
<p>Odadaki sessizlik daha da derinleşti.</p>
<p>Eli dizinde, başı hafif öne eğik bir hâlde söze başladı.</p>
<p>“Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavliyle… Kızınız Şakire’yi oğlumuz Memduh’a istiyoruz. Rabbim hayırlısını nasip etmişse, iki genci bir ömür boyu birbirine yoldaş eylesin.”</p>
<p>Söz biter bitmez odada derin bir sessizlik oluştu.</p>
<p>Herkesin gözü Şakire’nin babasına çevrildi.</p>
<p>Yaşlı adam başını önüne eğmişti. Bir süre konuşmadı. Sanki yıllardır büyütüp emek verdiği kızını, gözlerinin önünden bir bir geçiriyordu. İlk adımlarını, ilk kez okula gidişini, hemşire olma hayalini, evin avlusunda kızlara dikiş öğretirken yüzündeki mutluluğu…</p>
<p>Derin bir iç çekti.</p>
<p>Başını kaldırıp önce Memduh’un babasına, sonra Memduh’a baktı.</p>
<p>Memduh’un gözlerinde dürüstlüğü gördü.</p>
<p>Alın teriyle kazandığı ekmeği gördü.</p>
<p>Sessiz, ağırbaşlı duruşunu gördü.</p>
<p>Sonunda yavaşça konuştu.</p>
<p>“Allah yazdıysa bize de razı olmak düşer.”</p>
<p>Bir an durdu.</p>
<p>Sonra gülümseyerek sözünü tamamladı.</p>
<p>“Bizim de rızamız vardır. Hayırlı olsun.”</p>
<p>Memduh’un annesi sevinçten gözyaşlarını tutamadı.</p>
<p>“Allah sizden razı olsun.”</p>
<p>Odadaki büyüklerden biri ellerini semaya kaldırdı.</p>
<p>“Hadi, hayırlı bir dua edelim.”</p>
<p>Herkes ellerini açtı.</p>
<p>“Ya Rabbi… Bu iki gencin yuvasına huzur ver. Aralarındaki sevgiyi eksik etme. Ömürlerini bereketli, sofralarını helâl lokmayla dolu eyle.”</p>
<p>“Amin…”</p>
<p>Odanın her köşesinden aynı anda yükseldi.</p>
<p>Yan odada bekleyen Şakire, içeriden gelen “Amin” seslerini duyunca nefesini tuttu.</p>
<p>Komşu kızlarından biri sevinçle içeri daldı.</p>
<p>“Oldu!”</p>
<p>Şakire yerinden doğruldu.</p>
<p>“Ne… ne oldu?”</p>
<p>“Kabul ettiler!”</p>
<p>Bir anda odadaki bütün kızlar sevinçle Şakire’nin etrafını sardı.</p>
<p>Kimi boynuna sarıldı, kimi ellerini tuttu.</p>
<p>Şakire ise olduğu yerde kalakaldı.</p>
<p>Gözlerinden süzülen yaşları durduramıyordu.</p>
<p>Annesi içeri girdi.</p>
<p>Kızının yanına oturdu.</p>
<p>Ellerini avuçlarının arasına aldı.</p>
<p>“Niye ağlıyorsun kızım?”</p>
<p>Şakire dudaklarını ısırdı.</p>
<p>“Bilmiyorum ana…”</p>
<p>“İnsan hem sevinince hem ayrılacağını anlayınca ağlarmış.”</p>
<p>Annesi kızının alnından öptü.</p>
<p>“Her kızın kaderinde bir gün baba evinden çıkmak vardır. Yeter ki gittiğin evde huzur bul.”</p>
<p>Şakire başını annesinin omzuna yasladı.</p>
<p>O an, çocukluğunun yavaş yavaş geride kaldığını ilk kez bütün ağırlığıyla hissetti.</p>
<p>Misafirler kalkmaya hazırlanırken Memduh’un annesi bohçayı Şakire’nin annesine uzattı.</p>
<p>“Allah kabul ederse bu da küçük bir nişanemiz olsun.”</p>
<p>Şakire’nin annesi bohçayı iki eliyle aldı.</p>
<p>“Allah utandırmasın.”</p>
<p>Kapıya kadar birlikte çıktılar.</p>
<p>Atlar yeniden hazırlandı.</p>
<p>Memduh tam ata binecekken, istemsizce dönüp evin penceresine baktı.</p>
<p>Perdenin arasından onu seyreden iki mahcup göz gördü.</p>
<p>Şakire…</p>
<p>İkisi de hiçbir şey söylemedi.</p>
<p>Ama o kısa bakışta, söylenmeyen nice söz vardı.</p>
<p>Memduh hafifçe başını eğdi.</p>
<p>Şakire de belli belirsiz gülümsedi.</p>
<p>Atların nal sesleri taş yolda yavaş yavaş uzaklaşırken, iki genç de biliyordu ki…</p>
<p>Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.</p>
<p></p>
<p>NİŞAN HAZIRLIKLARI</p>
<p>Şakire’nin “olur” haberi kasabada kısa sürede duyuldu. Akşam ezanından hemen sonra komşu kadınlar birer ikişer Şakirelerin evine uğramaya başladı. Kapıdan içeri giren her kadın Şakire’yi görünce önce boynuna sarılıp tebrik ediyor, ardından mutfağa geçip hazırlığa yardım etmeye koyuluyordu.</p>
<p>Şakire'nin kire’nin annesi, kızının yüzüne baktıkça gözleri doluyor, elindeki işi bırakıp ona uzaktan bir dua okuyordu.</p>
<p>“Allah tamamına erdirsin kızım… Yüzün hep gülsün.”</p>
<p>Şakire mahcup bir tebessümle başını eğiyordu.</p>
<p>Erkek tarafında da ayrı bir hazırlık vardı. Memduh’un annesi yeni alınan nişan bohçasını odanın ortasına açmış, içindeki ipek yazmaları, işlemeli havluları, gümüş tokaları tek tek kontrol ediyordu.</p>
<p>“Bir eksik kalmasın. Kız tarafı görsün ki oğlum gelini el bebek gül bebek tutacak,” diyordu gururla.</p>
<p>Memduh ise dışarıda amcalarıyla beraber nişanda takılacak yüzükleri hazırlıyordu. Ara ara göğe bakıyor, yüzünde hafif bir gülümseme beliriyordu.</p>
<p></p>
<p>“Şakire artık gerçekten benim eşim olacak…” diye geçiriyordu içinden.</p>
<p></p>
<p> KÖYÜN TEPKİSİ</p>
<p>Nişan haberi yalnızca iki aileyi değil, bütün köyü ve kasabayı da heyecanlandırmıştı.</p>
<p>Kahvenin önünde oturan yaşlı adamlar çay bardaklarını yudumlarken konuyu konuşuyorlardı.</p>
<p>“Vallahi Memduh akıllı çocuk.”</p>
<p>“Şakire de terbiyeli kız.”</p>
<p>“İkisi birbirine yakıştı.”</p>
<p>Ama herkes aynı fikirde değildi.</p>
<p>Yaşlılardan biri sakalını sıvazlayıp yavaşça konuştu.</p>
<p>“Bakalım şehir görmüş kız köy hayatına alışabilecek mi?”</p>
<p>Bunu duyan başka biri hemen itiraz etti.</p>
<p>“Kız dediğin çalışkan olsun yeter. Şakire’nin eli iş tutar. O her yere alışır.”</p>
<p>Çeşme başındaki kadınların da tek konusu buydu.</p>
<p>“Şakire şanslı kız.”</p>
<p>“Memduh’un ailesi temiz insanlardır.”</p>
<p>“Allah bahtını açık etsin.”</p>
<p>Bir diğeri gülerek ekledi:</p>
<p>“Ben onların düğününü şimdiden merak ediyorum.”</p>
<p>O sırada su testisini dolduran yaşlı bir kadın sessizce dua etti.</p>
<p>“Allah iki gence de huzur versin.”</p>
<p>Bu arada hem Memduh’un hem de Şakire’nin içinde aynı heyecan büyüyordu.</p>
<p>Artık geri dönüş yoktu.</p>
<p>Önlerinde yalnızca nişan günü vardı…</p>
<p>Ve o gün, kaderleri bir kez daha aynı yolda buluşacaktı.</p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 3.CÜ BÖLÜM &amp; KADERİN DÜĞÜMLENDİĞİ GÜNLER</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni-3cu-bolum-kaderin-dugumlendigi-gunler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni-3cu-bolum-kaderin-dugumlendigi-gunler</guid>
<description><![CDATA[ Memduh, yaşadığı hayal kırıklığının ardından bir daha gönlünü kimseye açmamaya karar vermişti. Şakire ise yarım kalan hayallerini sessizce kalbinin en derin yerine gömmüştü. İkisi de kendi yolunda yürüdüğünü sanıyordu. Oysa kader, görünmeyen ipliklerle onları yavaş yavaş birbirine yaklaştırıyordu. Bazen bir söz, bazen bir bakış, bazen de hiç beklenmeyen bir karşılaşma, insanın bütün hayatını değiştirmeye yeterdi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a67312c7c908.webp" length="63130" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Jul 2026 13:22:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ALMANYA TRENİ 3.CÜ BÖLÜM - KADERİN DÜĞÜMLENDİĞİ GÜNLER</p>
<p>Ablası Selime yıllar önce Memduhların köyüne gelin gittiğinde, herkes onun bu uzak köyde zorlanacağını düşünmüştü. Fakat Selime kısa sürede çalışkanlığı, güler yüzü ve becerisiyle herkesin sevgisini kazanmıştı. Artık köyde sözü dinlenen, sevilen bir gelindi.</p>
<p>Memduh'un nişanının bozulmasının üzerinden çok geçmemişti. Köyde günlerce bu olay konuşulmuş, herkes kendi bildiğince yorum yapmıştı. En çok da Memduh'un annesi üzülmüştü.</p>
<p>Bir gün tandır başında ekmek yapan Selime'ye içini döktü.</p>
<p>"Bir daha köyden kıza niyetlenmem. Kızların hepsi bir değil ama... işte yandık bir kere."</p>
<p>Selime, elindeki ekmeği çevirdi. Hafifçe gülümsedi.</p>
<p>"Teyze.... Benim bir bacım var. Öyle her kıza benzemez. Akıllıdır, eli beceriklidir, sözü yerindedir. Dik durur ama kimsenin hakkını da yemez."</p>
<p>Memduh'un annesi merakla sordu.</p>
<p>"Bacın ha? Nasıl biridir?"</p>
<p>"Delikanlı kızdır. Eğri iş görmez. Haksızlığa boyun eğmez."</p>
<p>Bu sözler Memduh'un annesinin aklında kaldı. Ama asıl kararını değiştirecek olan, birkaç hafta sonra Çukurova'nın sıcağında yaşanacak bir olay olacaktı.</p>
<p>Çukurova güneşi tepeden kavururken herkes pamuk tarlasında çalışıyordu. Şakire de diğer işçiler gibi çömelmiş, sessizce çapasını vuruyordu. Alnından akan ter gözlerine kadar iniyor, ama o durmadan çalışıyordu.</p>
<p>Bir süre sonra yan tarafta çalışan bir adamın hile yaptığını fark etti. Adam kendi sırasını eksik bırakıyor, Şakire'nin önüne daha fazla iş yüklüyordu.</p>
<p>Şakire başını kaldırdı.</p>
<p>"Amca... Böyle olmaz. Arıkları bozuyorsun."</p>
<p>Adam aldırmadı.</p>
<p>"Sen işine bak."</p>
<p>Şakire bir kez daha uyardı.</p>
<p>"Herkes eşit çalışacak."</p>
<p>Adam alay ederek güldü.</p>
<p>"Sana mı soracağım?"</p>
<p>Şakire ayağa kalktı.</p>
<p>"Ben seni güzelce uyardım."</p>
<p>Adam yine güldü.</p>
<p>"Hadi bakalım..."</p>
<p>Bir anda elindeki mecrefeyi kaldırdı. Önce dizinin yanına vurdu. Adam sendeledi. Ardından ikinci darbeyle arığın içine yuvarlandı.</p>
<p>Tarlada çalışan herkes olduğu yerde kaldı.</p>
<p>Ardından sesler yükselmeye başladı.</p>
<p>"Vay arkadaş!"</p>
<p>"Helal olsun!"</p>
<p>"O kız tek başına adamı yere serdi!"</p>
<p>Olay kısa sürede bütün köye yayıldı.</p>
<p>Tam karşı tarlada çalışanlardan biri de Memduh'un annesiydi. Yanında Selime vardı.</p>
<p>Kalabalığa bakıp şaşkınlıkla sordu.</p>
<p>"Kim bu kız?"</p>
<p>Selime gururla gülümsedi.</p>
<p>"Benim sana anlattığım bacım... Şakire."</p>
<p>Memduh'un annesi uzun uzun baktı.</p>
<p>"Maşallah... Yüreği de var, bileği de... İşte bana böyle gelin gerek."</p>
<p>Selime hafifçe gülümsedi.</p>
<p>"Demiştim."</p>
<p>Aradan birkaç gün geçti.</p>
<p>İki aile gelenek gereği birbirlerini uzaktan görmek için buluştu.</p>
<p>Memduh sessizce ayakta duruyordu. Çalışmaktan nasır tutmuş ellerini arkasında birleştirmiş, gözlerini yere indirmişti.</p>
<p>Şakire bir an baktı.</p>
<p>Sonra ablasına eğildi.</p>
<p>"Abla... Bu su kabağı yapılı oğlanı kim alacak? Ben almam."</p>
<p>Selime gülmemek için kendini zor tuttu.</p>
<p>"Kızım... İyi çocuktur."</p>
<p>Ama Şakire'nin gönlü henüz ikna olmamıştı.</p>
<p>Akşam olduğunda evde yemek sessizlik içinde yenildi.</p>
<p>Bir ara babası kaşığını bıraktı.</p>
<p>"Kızım..."</p>
<p>Şakire başını kaldırdı.</p>
<p>"Memduh'un işi gücü var. Mesleği var. Eline ekmek yakışıyor."</p>
<p>Bir an durdu.</p>
<p>"Ben seni ona veriyorum."</p>
<p>Şakire'nin içi buz kesti.</p>
<p>Konuşamadı.</p>
<p>İtiraz edemedi.</p>
<p>Sessizce başını eğdi.</p>
<p>O gece kaderi onun yerine başkaları tarafından yazılmıştı.</p>
<p>Birkaç gün sonra Memduh, dükkânındaki mumlu ipler bitince kasabaya indi.</p>
<p>İşini bitirip köye dönerken yolu Şakire'nin evinin önünden geçti.</p>
<p>İçeriden kızların neşeli sesleri geliyordu.</p>
<p>Tam geçecekti ki bir kız seslendi.</p>
<p>"Memduh abi! Dantel ipi getirdin mi?"</p>
<p>Bir diğeri ekledi.</p>
<p>"Şakire abla için..."</p>
<p>Memduh gülümsedi.</p>
<p>"Getirdim."</p>
<p>Kızlar sevinçle kapıya koştular.</p>
<p>Tam o sırada Şakire göründü.</p>
<p>Güneş yüzünü aydınlatıyor, uzun örgüsü omuzlarından aşağı usulca uzanıyordu.</p>
<p>Memduh, onu ilk kez gerçekten görüyormuş gibi kaldı.</p>
<p>Şakire yaklaşarak,</p>
<p>"Külfet olduysa almasaydınız." dedi.</p>
<p>"Estağfurullah."</p>
<p>Memduh'un sesi her zamankinden daha yumuşaktı.</p>
<p>"İşinize yararsa ben mutlu olurum."</p>
<p>Kızlar ipleri alıp içeri koşunca ikisi birkaç saniye yalnız kaldılar.</p>
<p>Rüzgâr hafifçe esti.</p>
<p>Şakire'nin örgüsünden ayrılan birkaç tel Memduh'un koluna dokundu.</p>
<p>İncecik bir dokunuştu.</p>
<p>Ama Memduh'un yüreğinde yıllardır kapalı duran bir kapıyı aralamaya yetmişti.</p>
<p>Şakire de onun gözlerindeki kırgınlığı fark etti.</p>
<p>İçinden,</p>
<p>"Bu adamın yüreğinde bir şey kırılmış... Ama hâlâ sıcak."</p>
<p>diye geçirdi.</p>
<p>İkisi de hiçbir şey söylemeden yollarına devam ettiler.</p>
<p>Ama o gün, farkına varmadan hayatlarının en önemli sayfası açılmıştı.</p>
<p>Günler geçtikçe karşılaşmaları arttı.</p>
<p>Memduh her kasaba dönüşünde kızlara iplik, düğme, boncuk getiriyor; Şakire ise artık onun ayak seslerini uzaktan tanıyordu.</p>
<p>Bir akşamüstü cesaretini topladı.</p>
<p>"Şakire..."</p>
<p>Genç kız sessizce döndü.</p>
<p>"Seni isteyeceğim... Eğer sen de uygun görürsen."</p>
<p>Şakire utançla başını eğdi.</p>
<p>"Anneniz haber salmış zaten."</p>
<p>İlk günkü isteksizliği kalmamıştı.</p>
<p>Kalbi yavaş yavaş yumuşuyordu.</p>
<p>O gece iki evde de lambalar geç söndü.</p>
<p>Biri yıllar sonra yeniden umut etmeye başlamıştı.</p>
<p>Diğeri ise kaderin sandığından bambaşka bir yol hazırladığını ilk kez hissediyordu.</p>
<p>Henüz ikisi de bilmiyordu...</p>
<p>Bu umut dolu günlerin ardından, onları doğdukları topraklardan binlerce kilometre uzağa götürecek yolculuk çok yakında başlayacaktı.</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 2 BÖLÜM    &amp;   ŞAKİRE’NİN YARIM KALAN HAYALİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/sakirenin-yarim-kalan-hayali-4254</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sakirenin-yarim-kalan-hayali-4254</guid>
<description><![CDATA[ O gün yalnızca bir okulun kapısı kapanmadı. Bir genç kızın geleceği de bambaşka bir yöne döndü. Şakire henüz bilmiyordu; yarım kalan hayali, onu yıllar sonra hiç tanımadığı bir ülkeye götürecek yolun ilk adımı olacaktı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a662f7e7bbc7.webp" length="35364" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 26 Jul 2026 19:20:28 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ŞAKİRE’NİN YARIM KALAN HAYALİ</p>
<p>Şakire küçüklüğünden beri akıllı, çalışkan ve her gördüğünü merakla öğrenen bir kızdı. İlkokuldan sonra hemşirelik okulunu kazanmıştı. O yıllarda ilkokuldan sonra  hemşire olunabiliyordu.</p>
<p>O gün avluda garip bir sessizlik vardı. Güneş tepede parlıyor ama hava sanki ağır ve kasvetliydi. Şakire, annesinin verdiği iplikleri toplayıp içeri götürmeye hazırlanıyordu. Tam mutfağın kapısına varmıştı ki dış kapının gürültüyle açıldığını duydu.</p>
<p>Amcası, avluya sert adımlarla girdi. Üzerinde tozlu bir ceket, yüzünde önceki günlerden kalma öfke vardı. Babası ise duvar kenarında tütün sarıyordu; amcasının gelişini görünce hafifçe doğruldu.</p>
<p>Şakire, kapının aralığından onları izlemeye başladı. İçinde sebebini bilmediği bir sıkıntı yükseliyordu.</p>
<p>Amcası, babasına bir adım yaklaşarak tok bir sesle konuştu:</p>
<p>“Duydum ki kızını hemşire okuluna gönderecekmişsin.”</p>
<p>Babasının eli titredi. Tütün yaprağı avucunun içinde buruştu.</p>
<p>“Evet,” dedi kısık bir sesle. “Kazanmış… İstekli de.”</p>
<p>Amcanın yüzü bir anda karardı.</p>
<p>“Sen aklını mı yitirdin? Şehre giden kız elin kızı olur! Sonra da geri dönüp sana bakmaz. Millet de arkandan konuşur.”</p>
<p>Bu cümle avlunun ortasına bir taş gibi düştü.</p>
<p>Şakire’nin içi buz kesti. Çünkü o cümleyi köyde herkes fısıltıyla söylerdi ama amcasının ağzından böyle açık duyunca yüreği daraldı.</p>
<p>Babası, sessiz kaldıkça amca daha da cesaretlendi:</p>
<p>“Kız tek başına şehirde ne yapacak? Kimlerle düşüp kalkacak? Sen sonra millete ne diyeceksin? ‘Kızım okudu’ mu? Yok öyle şey! Elin kızı gibi olur çıkar, bu eve de bağlanmaz artık.”</p>
<p>Şakire’nin annesi o sırada kapının önüne çıkmış Ne oluyor diye merakla bakıyordu. Amcanın bu sözlerini duyunca yüzü önce kızardı, sonra bembeyaz oldu. Yavaşça annelik içgüdüsüyle araya girdi:</p>
<p>“Ağabey, biraz yavaş konuş. Kızın emeği, hevesi var. Okumayı çok istiyor.”</p>
<p>Amca elini havaya kaldırıp susturdu:</p>
<p>“Sen annesin diye gönlün kayar. Ama gerçek başka! Şehre giden kızın namusu tehlikededir. Elalemin lafı bir başlar mı, işte o zaman asıl siz utanırsınız!”</p>
<p>Annenin dudakları titredi, geri çekildi ama gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.</p>
<p>Babasının yüzündeki kararsızlık gittikçe derinleşiyordu. Kaşları çatık, gözleri dolu doluydu. Tütün torbasını kapattı, sanki içine bir yük çökmüş gibi bir taşın üzerine oturdu.</p>
<p>Babası uzun süre konuşamadı. Avluyu ağır bir sessizlik kapladı. Bir yanda kızının hayalleri, diğer yanda yıllardır kulağına kazınan “El âlem ne der?” korkusu vardı. Sonunda derin bir iç çekti ve kararını verdi.</p>
<p>“Şehre gitmeyecek… Kızımı göndermeyeceğim.”</p>
<p>O karar verildiği anda, Şakire’nin içinde bir şey sessizce kırıldı.</p>
<p>Babasının verdiği kararın ardından hemşirelik hayalinden vazgeçmek zorunda kaldı.</p>
<p>O gün, yalnızca bir okulun kapısı kapanmamıştı; çocukluğundan beri içinde büyüttüğü en büyük hayal de sessizce yarım kalmıştı.</p>
<p>İlk günler kimseyle konuşmadı.</p>
<p>Annesi onu teselli etmeye çalışıyor, babası ise gözlerinin içine bakmaya utanıyordu.</p>
<p>Ama zaman, acıyı tamamen silmese de insanı yeniden ayağa kalkmayı öğretiyordu.</p>
<p>Şakire, evde boş durmayı hiç sevmedi.</p>
<p>Annesinden dikiş dikmeyi öğrendi.</p>
<p>Kanaviçe işlemeyi, dantel örmeyi, el işi yapmayı büyük bir merakla geliştirdi.</p>
<p>Köyün yaşlı kadınlarından yöresel nakışları öğrendi; gördüğü her yeni motifi hafızasına kazıdı.</p>
<p>Okuma sevgisini de hiç bırakmadı.</p>
<p>Eline geçen her kitabı, gazeteyi ve dergiyi dikkatle okuyor, yeni bilgiler öğrenmeye çalışıyordu.</p>
<p>Günler geçtikçe köydeki kız çocukları da onun yanına gelmeye başladı.</p>
<p>Başta birkaç komşu kızıydılar.</p>
<p>Sonra sayı her geçen gün arttı.</p>
<p>Evlerinin geniş avlusu zamanla küçük bir buluşma yerine dönüştü.</p>
<p>Şakire bildiklerini hiçbir karşılık beklemeden paylaşıyordu.</p>
<p>Birlikte dikiş dikiyor, nakış işliyor, örgü örüyor; bazen de okudukları kitaplar üzerine konuşuyorlardı.</p>
<p>Komşu köylerden gelen kızlar bile olmuştu.</p>
<p>Onun sabrına, güler yüzüne ve becerisine hayran kalıyorlardı.</p>
<p>Şakire, hemşire olamamıştı. Ama zamanla, insanlara faydalı olmanın yalnızca tek bir yolu olmadığını da anlamıştı.</p>
<p>Bilgiyi paylaşmanın, bir başkasına yol göstermenin de en az bir meslek kadar değerli olduğunu hissediyordu.</p>
<p>Kasabanın gençlerinden biri ise çoktan gönlünü Şakire’ye kaptırmıştı.</p>
<p>Neredeyse her sabah ellerinde süt, yoğurt ya da yumurta ile kapıya gelir, gülümseyerek:</p>
<p>“Annem gönderdi.” derdi.</p>
<p>Oysa bunu gören herkes, asıl sebebin annesi olmadığını biliyordu.</p>
<p>Avludaki kızlar kendi aralarında gülüşür, Şakire’ye takılırlardı.</p>
<p>“Şakire, kabul et artık… Oğlan seni seviyor.”</p>
<p>Şakire ise tebessüm edip başını iki yana sallardı.</p>
<p>“Benim onunla öyle bir düşüncem yok.”</p>
<p>Henüz gönlünü kimseye vermemişti.</p>
<p>Belki de kader, onun için bambaşka bir yol hazırlıyordu…</p>
<p>O günlerde Şakire henüz bilmiyordu…</p>
<p>Bir zamanlar hemşire olma hayali kuran o genç kız, yıllar sonra küçük bir tahta bavulu eline alacak, ardında çocukluğunu bırakıp bir trenin penceresinden son kez memleketine bakacaktı.</p>
<p>O trenin varacağı yer Almanya’ydı…</p>
<p>Ve hayatının asıl hikâyesi, işte o yolculukla başlayacaktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ALMANYA TRENİ 1.Cİ BÖLÜM &amp; MEMDUH&amp;apos;UN YARIM KALAN HAYALİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/almanya-treni</link>
<guid>https://fikirizleri.com/almanya-treni</guid>
<description><![CDATA[ ALMANYA TRENİ, 1960&#039;lı yıllarda daha iyi bir yaşam umuduyla Almanya&#039;ya giden bir Türk ailesinin hikâyesini anlatıyor. Memduh&#039;un kasabanın dar taş sokaklarında başlayan yaşamı; aşk, hayal kırıklığı, gurbet ve umutla örülü uzun bir yolculuğa dönüşür. Gerçek olaylardan ve tarihî araştırmalardan ilham alan bu eser, bir ailenin hikâyesi üzerinden bir dönemin hafızasına ışık tutuyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a64839f76c63.webp" length="61724" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 25 Jul 2026 12:38:36 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>İNSAN SÖYLEDİKLERİ KADAR SUSTUKLARIDIR DA</title>
<link>https://fikirizleri.com/insan-soyledikleri-kadar-sustuklaridir-da</link>
<guid>https://fikirizleri.com/insan-soyledikleri-kadar-sustuklaridir-da</guid>
<description><![CDATA[ &quot;Bir insanı sadece söyledikleri değil, sustukları da anlatır. Çünkü sözler aklın, suskunluk ise çoğu zaman kalbin sesidir.&quot; ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a5b69dddf580.webp" length="31518" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Jul 2026 04:56:47 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İNSAN SÖYLEDİKLERİ KADAR SUSTUKLARIDIR DA </p>
<p>Bir insanı tanımak için çoğu zaman sözlerine kulak veririz. Ne söylediğine, nasıl anlattığına, hangi düşünceleri savunduğuna bakarız. Oysa insanı anlatan sadece kelimeler değildir. Bazen hiç söylenmeyenler, söylenenlerden çok daha fazlasını anlatır.</p>
<p>Hayatın içinde öyle anlar vardır ki insan konuşamaz. İçinden geçenleri dile getirecek gücü bulamaz ya da kelimelerin yetersiz kaldığını hisseder. Kırgınlıklarını anlatamaz, özlemlerini saklar, korkularını içine gömer. Dışarıdan bakıldığında sessiz görünür ama içinde fırtınalar kopuyordur.</p>
<p>Kim bilir kaç kişi vardır "iyiyim" derken aslında iyi olmayan... Kaç kişi vardır gülümserken gözyaşlarını saklayan... Kaç kişi vardır bir telefon beklediğini, bir özür duymayı istediğini ya da sadece anlaşılmayı arzuladığını söyleyemeyen...</p>
<p>İnsan bazen konuşarak kendini korur, bazen de susarak.</p>
<p>Söylenen sözler aklın süzgecinden geçer. Düşünülür, seçilir, düzenlenir. Ama suskunluk çoğu zaman doğrudan kalpten gelir. Çünkü insanın en derin duyguları her zaman cümlelere dönüşemez. Bazı acılar anlatılamayacak kadar büyük, bazı sevgiler ise kelimelere sığmayacak kadar derindir.</p>
<p>Belki de bu yüzden bir insanı gerçekten tanımak isteyenler yalnızca söylediklerine değil, sustuklarına da kulak vermelidir. Çünkü bazen cevaplar cümlelerde değil, yarım kalan sözlerde saklıdır. Bazen bir bakış, uzun bir konuşmadan daha çok şey anlatır. Bazen de derin bir sessizlik, sayfalar dolusu kelimeden daha anlamlıdır.</p>
<p>Bir insanı en iyi anlatan şey söyledikleri mi, sustukları mı diye sorarsanız; sanırım cevap ikisidir. Çünkü insan, dile getirdikleri kadar içinde taşıdıklarıyla da vardır. Ve bazen gerçek hikâyesi, hiç anlatamadığı satırlarda gizlidir.</p>
<p>Belki de insanın gerçek hikâyesi söylediklerinde değil, sustuklarında gizlidir. Çünkü sözler aklın, suskunluk ise çoğu zaman kalbin sesidir. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GENÇLİK YAŞTA MI , RUHTA MI ?</title>
<link>https://fikirizleri.com/genclik-yasta-mi-ruhta-mi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/genclik-yasta-mi-ruhta-mi</guid>
<description><![CDATA[ Yaş ilerlese de ruh genç kalabilir mi? Gençlik kavramını yaş, umut, merak ve yaşam sevinci üzerinden ele alan düşündürücü bir yazı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a535eead1a1c.webp" length="41094" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Jul 2026 02:32:23 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GENÇLİK YAŞTA MI , RUHTA MI ?</p>
<p>Bugün bir sohbet grubunda paylaşılan basit bir "Günaydın gençler" mesajı, beklenmedik bir soruyu da beraberinde getirdi:</p>
<p>"Gençlik insanın yaşında mı, ruhunda mı?"</p>
<p>Kimi zaman en derin sohbetler, en sıradan görünen cümlelerle başlar. Bugün de öyle oldu. Herkesin vereceği cevap farklıydı ama ortak nokta şuydu: Gençlik yalnızca nüfus cüzdanında yazan rakamlarla açıklanabilecek bir şey değildi.</p>
<p>Toplumda gençlik çoğu zaman yaş ile ölçülür. Belirli bir yaşın üzerindekilere artık genç denmez. Oysa hayatın içinde bunun tam tersini gösteren birçok insanla karşılaşırız. Yaşı ilerlemiş olmasına rağmen öğrenmeye açık, merak eden, yeni şeyler denemekten çekinmeyen, hayata umutla bakan insanlar vardır. Onların yanında insan, gençliğin sadece yıllarla açıklanamayacağını fark eder.</p>
<p>Bir de bunun tam tersi vardır. Henüz yaşamının baharında olmasına rağmen hayallerinden vazgeçmiş, umutlarını yitirmiş, kendini hayattan geri çekmiş insanlar... Çünkü insanı yaşlandıran şey bazen geçen yıllar değil; taşıdığı yükler, kırgınlıklar ve vazgeçişlerdir.</p>
<p>Belki de gençlik; sabah uyandığında yeni bir güne merakla bakabilmektir. Bir çiçeğin açışını fark etmek, yeni bir kitap okumak istemek, öğrenmeye devam etmek, hâlâ hayal kurabilmek ve içindeki heyecanı tamamen kaybetmemektir.</p>
<p>Elbette zaman hepimiz için ilerliyor. Saçlarımıza düşen beyazlar, yüzümüzde oluşan çizgiler hayatın doğal izleri. Fakat ruhunu canlı tutabilen insanlar için yaş sadece bir sayı olarak kalıyor.</p>
<p>Bugünkü sohbet bana bir kez daha şunu düşündürdü:</p>
<p>İnsan, doğum tarihinden çok hayata karşı taşıdığı heyecan kadar gençtir.</p>
<p>Peki siz ne düşünüyorsunuz?</p>
<p>Gençlik insanın yaşında mı, ruhunda mı?</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÜNYA ÇİKOLATA GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/dunya-cikolata-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dunya-cikolata-gunu</guid>
<description><![CDATA[ Bir parça çikolatanın içinde bazen bir çocukluk anısı, bazen bir tebessüm, bazen de küçük bir mutluluk saklıdır. Dünya Çikolata Günü&#039;ne özel sıcak bir yazı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a50ff4883f35.webp" length="50824" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Jul 2026 03:20:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>BİR PARÇA MUTLULUĞUN ADI : ÇİKOLATA </p>
<p>Bazı tatlar vardır ki yalnızca damağımızda değil, hatıralarımızda da iz bırakır. Çikolata da onlardan biridir. Bir parça çikolata bazen çocukluğumuzun en güzel günlerine götürür bizi, bazen de yorucu bir günün ardından içimizi ısıtan küçük bir mutluluğa dönüşür.</p>
<p>Çikolatanın büyüsü sadece tadında değildir. O, kimi zaman bir özrün sessiz dili, kimi zaman bir teşekkürün en tatlı hali olur. Bayramlarda uzatılan bir ikram, doğum günlerinde paylaşılan bir sevinç, sevgiyi anlatmaya çalışan küçük bir armağandır.</p>
<p>Çocukluğumuzu düşündüğümüzde çoğumuzun hafızasında bir çikolata anısı vardır. Harçlıklarımızı biriktirip aldığımız o küçük çikolatalar, kardeşlerimizle paylaştığımız lokmalar, gizlice sakladığımız şeker kutuları... Belki de bu yüzden çikolata sadece bir yiyecek değil, anılarımızın tatlı bir parçasıdır.</p>
<p>Hayat her zaman tatlı değildir elbette. Kimi zaman hüzünler, ayrılıklar ve yorgunluklar da olur. İşte böyle anlarda küçücük bir çikolata bile yüzümüzde bir tebessüm oluşturabilir. Çünkü bazen mutluluk büyük şeylerde değil, küçük ayrıntıların içinde saklıdır.</p>
<p>Dünya Çikolata Günü, sadece sevilen bir lezzeti kutlamak değil, hayatın içindeki küçük mutlulukları hatırlamak için de güzel bir fırsattır. Bir fincan kahvenin yanında, dost sohbetlerinde ya da yalnız geçirilen sakin bir akşamda çikolatanın eşlik ettiği anlar, yaşamın tatlı molalarıdır.</p>
<p>Bugün kendinize küçük bir iyilik yapın. Bir parça çikolatanın tadını çıkarırken geçmişin güzel anılarını hatırlayın, sevdiklerinizle paylaşmanın değerini düşünün ve hayatın tüm zorluklarına rağmen içinde hâlâ tatlı şeyler barındırdığını unutmayın.</p>
<p>Çünkü bazen mutluluk, yalnızca bir parça çikolata kadar yakındır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KÜLLER ARASINDA KALAN TÜRKÜLER</title>
<link>https://fikirizleri.com/kuller-arasinda-kalan-turkuler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kuller-arasinda-kalan-turkuler</guid>
<description><![CDATA[ Bazı yaralar tamamen kapanmaz. Ve bazı günler, hafızanın en sessiz köşesinde yaşamaya devam eder. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202607/image_870x580_6a46be992abe8.webp" length="54718" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 02 Jul 2026 02:40:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KÜLLER ARASINDA KALAN TÜRKÜLER </p>
<p>Bazı günler vardır; takvim yapraklarından kopup gitmez. Yıllar geçer, mevsimler değişir, şehirlerin sokakları yenilenir ama o günler hafızanın bir köşesinde olduğu gibi kalır. 2 Temmuz 1993 de böyle bir gündür.</p>
<p>Sivas'ın sıcak bir yaz gününde yükselen alevler yalnızca bir binayı sarmadı. O alevler, insanların yüreğine de düştü. Bir otelin pencerelerinden yükselen dumanla birlikte türküler, şiirler, umutlar ve yarım kalmış hayatlar da gökyüzüne karıştı.</p>
<p>O gün orada bulunanlar yalnızca isimlerden ibaret değildi. Her birinin bir hikâyesi vardı. Yazılmayı bekleyen şiirleri, söylenmeyi bekleyen türküleri, kurulacak hayalleri vardı. Kimisi bir annenin evladıydı, kimisi bir çocuğun babası, kimisi dostlarının kahkahasında yaşayan bir arkadaştı. Hayatın içinden insanlardı. Ve bir gün, hiç hak etmedikleri bir şekilde aramızdan koparıldılar.</p>
<p>Aradan geçen yıllar acıyı silmedi. Çünkü bazı acılar unutulmak için değil, hatırlanmak için vardır. İnsan bazen bir türkü duyduğunda, bazen eski bir fotoğrafa baktığında, bazen de temmuz sıcağında esen rüzgârın içinde o günün hüznünü yeniden hisseder.</p>
<p>Madımak'ı anmak, yalnızca geçmişe dönüp üzülmek değildir. Aynı zamanda insan olmanın sorumluluğunu hatırlamaktır. Farklı düşüncelerin, farklı inançların, farklı seslerin bir arada yaşayabildiği bir dünyanın ne kadar kıymetli olduğunu bilmektir. Çünkü insanlık ancak birbirini anlamaya çalıştığında büyür; öfkeyle değil, vicdanla yol aldığında güçlenir.</p>
<p>Bugün geriye dönüp baktığımızda, küller arasında kalan yalnızca bir bina değildir. Küller arasında kalan türküler, şiirler, dostluklar ve yarım bırakılmış hayatlar vardır. Ama aynı zamanda unutulmaması gereken bir ders de vardır: İnsan hayatı her şeyden değerlidir.</p>
<p>Yıllar geçse de bazı isimler unutulmaz. Bazı yaralar tamamen kapanmaz. Ve bazı günler, hafızanın en sessiz köşesinde yaşamaya devam eder.</p>
<p>2 Temmuz'un hüznü, kaybedilen canların hatırası ve geride kalanların gözyaşıyla birlikte hâlâ yaşıyor. Onları saygıyla anarken, dileğimiz aynı olsun:</p>
<p>Bir daha hiçbir türkü yarım kalmasın. Bir daha hiçbir şiir ateşle susturulmasın. Bir daha hiçbir insan, düşüncesi ya da kimliği yüzünden hayattan koparılmasın.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HERKESE YETİŞİRKEN KENDİNE GEÇ KALANLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/herkese-yetisirken-kendine-gec-kalanlar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/herkese-yetisirken-kendine-gec-kalanlar</guid>
<description><![CDATA[ Kendini ihmal ederek yaşamak fedakârlık değil, yavaş yavaş tükenmektir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a40ea9d3a26c.webp" length="27108" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 28 Jun 2026 12:36:39 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HERKESE YETİŞİRKEN KENDİNE GEÇ KALANLAR </p>
<p>Bazı insanların adı yoktur yorgunluklarında.</p>
<p>Sabah ilk onlar uyanır. Evin sessizliği içinde günü başlatır, herkesin ihtiyacını düşünür, herkesin eksiğini tamamlamaya çalışırlar. Birinin ilacı, diğerinin yemeği, bir başkasının derdi, bir diğerinin isteği... Gün boyunca onlarca farklı role girerler ama hiçbirinde kendileri olamazlar.</p>
<p>Çünkü kendilerine sıra hiç gelmez.</p>
<p>Hayatın içinde öyle bir noktaya gelirler ki yıllardır yapmak istedikleri şeyleri ertelediklerini fark ederler. Gitmek istedikleri yerler vardır ama gidemezler. Görmek istedikleri insanlar vardır ama görüşemezler. Bir köşeye çekilip sadece dinlenmek isterler ama vicdanları izin vermez.</p>
<p>Sevgiyle üstlenilen bir sorumluluk zamanla ağır bir yük haline gelmez belki ama insanın omuzlarında görünmeyen bir yorgunluk bırakır. Çünkü bakım sadece bedeni değil, ruhu da yorur.</p>
<p>Günler geçer.</p>
<p>Haftalar geçer.</p>
<p>Aylar geçer.</p>
<p>Bir bakmışsın yıllar geçmiş...</p>
<p>Ve sen hep aynı evin içinde, aynı sorumlulukların arasında kendini unutmuşsun.</p>
<p>Eskiden sevdiğin şeyleri düşünürsün bazen. Bir yürüyüşü, bir arkadaş sohbetini, dışarıda içilen bir çayı, eşinle geçirilen sakin bir akşamı... Sonra hayatın telaşı yeniden kapını çalar ve o düşünceler yine ertelenir.</p>
<p>En acısı da budur aslında.</p>
<p>Kimse kötü niyetli değildir. Kimse seni üzmek istemez. Ama herkes senin fedakârlığına alışmıştır. Sen hep yaparsın, sen hep yetişirsin, sen hep çözersin diye düşünülür. Güçlü görünmenin bedeli bazen görünmez olmaktır.</p>
<p>Oysa güçlü insanların da yorulduğu günler vardır.</p>
<p>Onların da anlaşılmaya ihtiyacı vardır.</p>
<p>Onların da "Bugün nasılsın?" sorusunu duymaya ihtiyaçları vardır.</p>
<p>Bir insanın sürekli vermesi beklenemez. Çünkü sevgi de emek de ilgi de tükenmeyen kaynaklar değildir. İnsan bazen durmalı, nefes almalı, kendini hatırlamalıdır.</p>
<p>Kendine ayrılan birkaç dakika bile suçluluk sebebi olmamalıdır.</p>
<p>Çünkü kendini ihmal ederek yaşamak fedakârlık değil, yavaş yavaş tükenmektir.</p>
<p>Ve insan, herkese yetişmeye çalışırken en çok kendine geç kalmamalıdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>METE&amp;apos;YE</title>
<link>https://fikirizleri.com/meteye</link>
<guid>https://fikirizleri.com/meteye</guid>
<description><![CDATA[ Minik minik eller...

Yumuk yumuk gözler...

Melek bu, melek... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a3edba59b3d2.webp" length="23510" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Jun 2026 23:07:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>METE'YE</p>
<p>Minik minik eller...</p>
<p>Yumuk yumuk gözler...</p>
<p>Melek bu, melek...</p>
<p>Bir haber geldi önce. Sonra bir heyecan sardı içimizi. Günler geçmek bilmedi. Herkes seni bekledi, seni konuştu, seni hayal etti. Ve sonunda geldin... Küçücük bedeninle, masum yüzünle, dünyaya yeni açılan gözlerinle hayatımıza dokundun.</p>
<p>Seni ilk gördüğüm an tarif etmesi zor duygular yaşadım. Bir yanda mutluluk, bir yanda heyecan, bir yanda da gözlerimi dolduran bir sevgi vardı. İnsan bazen yıllarca yaşar ama bazı anlar vardır ki ömrünün en özel köşesine yerleşir. İşte senin dünyaya gelişin de benim için öyle bir an oldu.</p>
<p>Minik minik ellerine baktım. O kadar küçüktüler ki sanki avucuma bütün dünyayı sığdırabilirmişim gibi geldi. Yumuk yumuk gözlerinle etrafa bakarken hayatın ne kadar güzel olduğunu bir kez daha hatırlattın bana. Çünkü sen, umut demektin. Yeni başlangıçlar demektin. Gelecek demektin.</p>
<p>Belki şimdi hiçbir şeyin farkında değilsin. Sesleri yeni duyuyor, dünyayı yeni tanıyorsun. Ama bil ki daha ilk nefesinden itibaren seni çok seven insanların arasında açtın gözlerini. Senin mutluluğun için dua eden, senin gülüşünle sevinen, senin bir adımını görmek için sabırsızlanan kocaman bir ailen var.</p>
<p>Hayat sana bazen güneşli yollar sunacak, bazen de bulutlu günler gösterecek. Bazen kazanacaksın, bazen kaybedeceksin. Bazen çok gülecek, bazen de üzüleceksin. Ama hangi gün olursa olsun, kalbinin iyiliğini koru. İnsanlara sevgiyle yaklaş. Merhameti hiçbir zaman bırakma. Çünkü insanı gerçekten büyük yapan şey sahip oldukları değil, yüreğinde taşıdığı güzelliklerdir.</p>
<p>Ben senin büyümeni izleyeceğim. İlk gülüşünü, ilk adımını, ilk kelimelerini... Her biri benim için ayrı bir mutluluk olacak. Gün gelecek oyuncakların olacak, arkadaşların olacak, hayallerin olacak. Sonra büyüyecek, kendi yolunu çizeceksin. Ama benim gözümde her zaman bugün olduğu gibi sevgiyle baktığım o minik Mete olarak kalacaksın.</p>
<p>Sen dünyaya gelirken bana da yeni bir unvan verdin: anneanne olmak. Bunun ne kadar özel bir duygu olduğunu sen büyüdüğünde belki daha iyi anlayacağım. Ama şunu biliyorum ki senin varlığınla kalbimde yeni bir sevgi filizlendi. Daha önce hissetmediğim kadar derin, daha önce tarif edemediğim kadar güçlü bir sevgi...</p>
<p>Hoş geldin canım Mete...</p>
<p>Gelişinle evimize neşe, kalbimize huzur, yarınlarımıza umut getirdin. Rabbim sana sağlıklı, uzun ve güzel bir ömür nasip etsin. Yolunu iyiliklerle, başarılarla ve güzel insanlarla karşılaştırsın. Gözlerinden mutluluk, yüzünden gülümseme eksik olmasın.</p>
<p>Minik minik eller...</p>
<p>Yumuk yumuk gözler...</p>
<p>Melek bu, melek...</p>
<p>Ve o meleğin adı Mete...</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>HİÇ BİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANAMAZSINIZ</title>
<link>https://fikirizleri.com/hic-bir-sey-olmamis-gibi-davranamazsiniz</link>
<guid>https://fikirizleri.com/hic-bir-sey-olmamis-gibi-davranamazsiniz</guid>
<description><![CDATA[ Bazı sözler unutulur; bazı hisler ise insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eder. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a34312195811.webp" length="42218" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 18 Jun 2026 22:04:31 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>HİÇBİR ŞEY OLMAMIŞ GİBİ DAVRANAMAZSINIZ </p>
<p>İnsan bazen söylenen sözlerden çok, o sözlerden sonra sergilenen tavra kırılır.</p>
<p>Bir insanı saatlerce incitip, kalbinde derin yaralar açıp ardından hiçbir şey olmamış gibi davranmak, aslında verilen değerin de bir göstergesidir. Çünkü gerçekten önemseyen biri, sözlerinin karşı tarafta nasıl bir iz bıraktığını merak eder. Kırıp kırmadığını düşünür. Sessizliğin nedenini sorgular.</p>
<p>Ama bazı insanlar vardır; içlerinde ne varsa söyler, öfkelerini boşaltır, kırıcı cümleleri peş peşe sıralar ve sonra hayatlarına kaldıkları yerden devam ederler. Sanki biraz önce yıktıkları şey bir insanın kalbi değilmiş gibi...</p>
<p>Oysa söylenen her söz, duyulan her cümle insanın içinde bir yere yerleşir. Bazıları unutulur gider, bazıları ise yıllar geçse bile hatırlanır. Çünkü bazı yaralar görünmezdir. Ne bir izi vardır ne de bir bandajla kapanır. Ama insanın içini sessizce kanatmaya devam eder.</p>
<p>Kimse, kırdığı bir kalbin ertesi gün aynı şekilde atmasını bekleyemez. Çünkü güven bir kez sarsıldığında, insan eski rahatlığıyla konuşamaz. Eski içtenliğiyle gülemez. İçinde bir yere yerleşen kırgınlık, her şey normale dönmüş gibi görünse bile varlığını sürdürür.</p>
<p>Belki hayat devam eder. İnsanlar aynı masaya oturur, aynı ortamda bulunur, aynı cümleleri kurar. Ama bazı şeyler eskisi gibi olmaz. Çünkü kelimelerin de bir ağırlığı vardır ve o ağırlık bazen yıllarca taşınır.</p>
<p>Bu yüzden insanlar istediklerini söyledikten sonra hiçbir şey olmamış gibi davranamazlar. Davransalar bile geride bıraktıkları kırgınlık oradadır. Sessizdir belki ama yok değildir.</p>
<p>Çünkü bazı sözler unutulur; bazı hisler ise insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eder.</p>
<p></p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GENÇLİĞİN SESSİZ KAYGISI</title>
<link>https://fikirizleri.com/gencligin-sessiz-kaygisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gencligin-sessiz-kaygisi</guid>
<description><![CDATA[ Gençlerin ihtiyacı olan şey sadece iş, para veya diploma değildir.

Onların en çok ihtiyaç duyduğu şey, yarına dair umutlarını koruyabilmeleridir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2f1a2a8f856.webp" length="25806" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 15 Jun 2026 00:34:55 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GENÇLİĞİN SESSİZ KAYGISI </p>
<p>Bir zamanlar gençlere sorulan en güzel sorulardan biri şuydu:</p>
<p>"İleride ne olmak istiyorsun?"</p>
<p>Kimi öğretmen olmak isterdi, kimi doktor, kimi mühendis... Hayaller vardı, umutlar vardı. Gelecek, bilinmez olsa da heyecan verirdi.</p>
<p>Bugün ise birçok gencin aklında bambaşka sorular dolaşıyor.</p>
<p>"İş bulabilecek miyim?"</p>
<p>"Kendi ayaklarımın üzerinde durabilecek miyim?"</p>
<p>"Bir ev sahibi olabilecek miyim?"</p>
<p>"Yarınım bugünden daha iyi olacak mı?"</p>
<p>Hayallerin yerini kaygılar almaya başladı. Gençler artık sadece başarılı olmaya çalışmıyor, aynı zamanda belirsizliklerle de mücadele ediyor. Eğitim hayatı uzuyor, rekabet artıyor, beklentiler yükseliyor. Herkes gençlerden daha çok çalışmasını, daha çok üretmesini, daha çok başarmasını bekliyor. Fakat çoğu zaman onların omuzlarındaki yükü gören pek olmuyor.</p>
<p>Bir diploma almak artık tek başına yeterli görünmüyor. Bir yabancı dil öğrenmek, kurslara katılmak, sertifikalar toplamak, kendini sürekli geliştirmek gerekiyor. Buna rağmen birçok genç geleceğinden emin hissedemiyor.</p>
<p>Belki de en üzücü olan, gençlerin hayal kurmaya korkar hâle gelmesi.</p>
<p>Eskiden insanlar geleceği konuşurken heyecanlanırdı. Şimdi birçok genç geleceği düşündüğünde endişeleniyor.</p>
<p>Bu kaygı sadece iş hayatıyla da sınırlı değil.</p>
<p>Bir yuva kurmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi bir zamanlar hayatın doğal akışı olarak görülen konular bile artık gençlerin zihninde büyük soru işaretleri oluşturuyor.</p>
<p>Bir arkadaşımın söylediği şu cümle uzun süre aklımdan çıkmadı:</p>
<p>"Ben böyle bir dünyaya çocuk getirmek istemiyorum."</p>
<p>Bu cümle ilk duyulduğunda karamsar gelebilir. Oysa biraz düşündüğümüzde, altında büyük bir korku ve sorumluluk duygusu olduğunu görüyoruz.</p>
<p>Çünkü birçok genç, dünyaya getireceği çocuğa nasıl bir gelecek sunacağını düşünüyor. Güvenli bir yaşam sağlayabilecek mi? İyi bir eğitim verebilecek mi? Onu umut dolu bir geleceğe hazırlayabilecek mi?</p>
<p>Bu soruların cevabını bulamayanlar, çocuk sahibi olmayı istemeyebiliyor.</p>
<p>Kimileri evliliği erteliyor, kimileri hiç düşünmüyor. Bunun nedeni çoğu zaman sevgisizlik değil. Aksine, sorumluluklarının farkında olmaları.</p>
<p>Elbette her dönem kendi zorluklarını yaşamıştır. Ancak bugünün gençliği, teknolojinin hızına, ekonomik belirsizliklere, sosyal baskılara ve sürekli değişen yaşam koşullarına aynı anda uyum sağlamaya çalışıyor.</p>
<p>Belki de gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, sürekli eleştirilmek değil; anlaşılmak.</p>
<p>Onlara tembel olduklarını söylemek yerine ne hissettiklerini dinlemek...</p>
<p>Hayal kurmadıklarını söylemek yerine neden korktuklarını anlamaya çalışmak...</p>
<p>Çünkü her genç, içinde güzel bir gelecek kurma isteğiyle büyür.</p>
<p>Bazen o isteğin üzerini örten şey isteksizlik değil, kaygıdır.</p>
<p>Ve unutmayalım ki geleceğe umutla bakamayan bir gençlik, yalnızca kendi yarınını değil, toplumun yarınını da kaybetmeye başlar.</p>
<p>Gençlerin ihtiyacı olan şey sadece iş, para veya diploma değildir.</p>
<p>Onların en çok ihtiyaç duyduğu şey, yarına dair umutlarını koruyabilmeleridir.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALABALIKLARIN İÇİNDE KAYBOLMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalabaliklarin-icinde-kaybolmak</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalabaliklarin-icinde-kaybolmak</guid>
<description><![CDATA[ İnsan, kendisine nefes alma hakkı tanınan yerde huzur bulur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a2dc893af296.webp" length="32578" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 14 Jun 2026 00:22:40 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KALABALIKLARIN İÇİNDE KAYBOLMAK </p>
<p>Ev, insanın kendini güvende hissettiği, huzur bulduğu yer olmalıdır. Dışarıdaki hayatın yorgunluğunu kapının dışında bırakıp rahatlayabildiği, kendisi olabildiği bir alan...</p>
<p>Ama bazen aynı evin içinde yaşarken bile insan kendine ait bir yer bulamaz.</p>
<p>Sabah başlayan koşturmaca geceye kadar sürer. Yapılması gereken işler, karşılanması gereken beklentiler, bitmeyen sorumluluklar derken günün nasıl geçtiği anlaşılmaz. Fakat insanı yoran yalnızca yapılan işler değildir.</p>
<p>Asıl yorgunluk, sürekli birilerinin fikirlerine göre yaşamak zorunda kalmaktan gelir.</p>
<p>Nasıl davranacağınızın, ne yapacağınızın, nereye gideceğinizin, hatta bazen ne düşüneceğinizin bile sorgulandığı bir ortamda zamanla kendi sesinizi duymakta zorlanırsınız. Gün içinde eksik olmayan ziyaretler, hiç bitmeyen konuşmalar ve herkesin bir konuda söyleyecek sözü olması, insanın kendisiyle baş başa kalmasına fırsat bırakmaz.</p>
<p>Oysa her insanın biraz sessizliğe ihtiyacı vardır.</p>
<p>Kendini dinlemeye, düşüncelerini toparlamaya, sevdiği insanlarla kaliteli zaman geçirmeye...</p>
<p>Sürekli kalabalıkların içinde olmak, yalnız kalamamaktan daha yorucu olabilir. Çünkü insan bazen bir odada tek başına değil, onlarca kişinin arasında da yalnız hissedebilir.</p>
<p>Birlikte yaşamak, birbirinin hayatına yön vermek anlamına gelmez. Gerçek saygı; kişisel alanlara, tercihlere ve sınırlara gösterilen özenle ortaya çıkar.</p>
<p>Çünkü insan, kendisine nefes alma hakkı tanınan yerde huzur bulur.</p>
<p>Ve bazen en büyük yorgunluk, yapılan işlerden değil; kendin olabilmek için verdiğin görünmez mücadeleden kaynaklanır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>GÖRÜNMEYEN EMEKLER</title>
<link>https://fikirizleri.com/gorunmeyen-emekler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/gorunmeyen-emekler</guid>
<description><![CDATA[ Yorulan bir kalbin de dinlenmeye, anlaşılmaya ve sevildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202606/image_870x580_6a245848a7c3d.webp" length="27552" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 06 Jun 2026 02:27:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>GÖRÜNMEYEN EMEKLER</p>
<p>Evin içinde bazı insanlar vardır; sessizce çalışır, eksikleri tamamlar, herkes rahat etsin diye kendi yorgunluğunu erteler. Sabah erkenden kalkar, gece en son o uyur. Birinin unuttuğunu hatırlar, birinin yetiştiremediğini tamamlar, birinin ihtiyacını o söylemeden fark eder. Ama ne gariptir ki en çok emek verenin emeği, çoğu zaman en az görülen olur.</p>
<p>Bir evin düzeni kendiliğinden oluşmaz. Toplanan eşyaların, hazırlanan yemeklerin, temizlenen köşelerin, çözülen sorunların arkasında görünmeyen bir çaba vardır. Fakat insanlar alışınca, yapılanlar görev gibi görünmeye başlar. Teşekkür edilmez, fark edilmez, hatta bazen eksik görülen küçücük bir şey için sitem edilir.</p>
<p>Oysa insanın ihtiyacı büyük ödüller değildir. Bazen içten söylenmiş bir “Teşekkür ederim” cümlesi, günlerce süren yorgunluğu hafifletebilir. Bazen samimi bir gülümseme, bütün kırgınlıkları unutturabilir. Çünkü insan yaptığı işlerin sayılmasını değil, değer verilmesini ister.</p>
<p>Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını düşünmek, zamanla kişinin kendisini unutmasına neden olur. Herkese yetişmeye çalışırken kendi hayallerini, dinlenme ihtiyacını, hatta bazen mutluluğunu bile erteler. Sonra bir gün aynaya baktığında yorgun gözlerinin içinde aynı soruyu görür:</p>
<p>“Ben ne zaman kendime sıra vereceğim?”</p>
<p>Kimsenin görmediği emek de emektir. Kimsenin duymadığı yorgunluk da gerçektir. Her şeyi sessizce üstlenmek güçlü olmak demek değildir; bazen sadece yükün çok ağır olması demektir.</p>
<p>Belki de en çok ihtiyacımız olan şey, birbirimizi anlamaya çalışmaktır. Çünkü bazen bir insanın taşıdığı yükü hafifleten şey yardım etmekten önce onu fark etmektir.</p>
<p>Eğer evin içinde en çok koşan, en çok yorulan, en çok fedakârlık yapan kişiyseniz bilin ki verdiğiniz emek değersiz değildir. Görülmese de, söylenmese de, o emek bir hayatın düzenini ayakta tutuyordur. Ancak unutulmaması gereken bir şey vardır: Başkalarına ayırdığınız zaman kadar, kendinize de zaman ayırmaya hakkınız var. Çünkü yorulan bir kalbin de dinlenmeye, anlaşılmaya ve sevildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BAYRAMIN SESSİZ YÜZÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/bayramin-sessiz-yuzu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bayramin-sessiz-yuzu</guid>
<description><![CDATA[ Bayram; hem mutluluğun hem de eksik kalanların adıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a19d36851db5.webp" length="40462" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 29 May 2026 21:13:44 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>BAYRAMIN SESSİZ YÜZÜ </p>
<p>Bayram… Bir zamanlar sabah ezanından önce başlayan telaş demekti. Ütülü kıyafetler, mis gibi kolonya kokusu, mutfaktan yükselen tatlı sesleri… Kapıların sonuna kadar açık olduğu, insanların birbirine daha çok “insan” olduğu günlerdi.</p>
<p>Şimdi ise bayramlar biraz daha sessiz geliyor bazı evlere…</p>
<p>Kimi annesinin yokluğunu koyuyor sofraya, kimi babasının eksik sandalyesine bakıyor uzun uzun. Kimi eski bayram fotoğraflarında arıyor çocukluğunu, kimi kalabalıkların içinde bile yalnız hissediyor kendini.</p>
<p>Ama yine de bayram… Bir mesaj beklemek, bir kapının çalınmasını umut etmek, kırgınlıkların biteceğine inanmak demek birazda.</p>
<p>Çünkü bayram sadece sevinç değildir. İçinde özlem vardır, hasret vardır, gidemeyenler, dönemeyenler, sarılamayanlar vardır.</p>
<p>Belki de bu yüzden en güzel bayramlar; kalbin kibri bırakıp sevgiyi hatırladığı bayramlardır.</p>
<p>Bugün birini arayın… Belki uzun zamandır konuşmadığınız birini. Bir gönle dokunun. Çünkü bazen bir “İyi bayramlar” cümlesi bile bir insanın içindeki yalnızlığı susturabilir.</p>
<p>Ve unutmayın… Bazı evlerde kahkahalar yükselirken, bazı evlerde dualar fısıldanır sessizce.</p>
<p>Bayram; hem mutluluğun hem de eksik kalanların adıdır.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ESKİ GENÇLİK İLE ŞİMDİKİ GENÇLİK ARASINDA KALAN SESSİZLİK</title>
<link>https://fikirizleri.com/eski-genclik-ile-simdiki-genclik-arasinda-kalan-sessizlik-3605</link>
<guid>https://fikirizleri.com/eski-genclik-ile-simdiki-genclik-arasinda-kalan-sessizlik-3605</guid>
<description><![CDATA[ Bir zamanlar cepheye koşan gençler vardı bu ülkede…

Bugün ise hayata tutunmaya çalışan gençler var. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a09bd2873569.webp" length="44972" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 May 2026 16:06:10 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>ESKİ GENÇLİK İLE ŞİMDİKİ GENÇLİK ARASINDA KALAN SESSİZLİK </p>
<p>Bir zamanlar genç olmak; hayal kurmak, mücadele etmek ve geleceğe umutla bakmak demekti.</p>
<p>Şimdi ise genç olmak çoğu zaman yorulmak, yetişememek ve anlaşılmamak anlamına geliyor.</p>
<p>Eskinin gençleri yokluk içinde büyüdü belki…</p>
<p>Ama birbirlerine daha yakındılar.</p>
<p>Bir mahalle vardı onları büyüten.</p>
<p>Sokakta oynanan oyunlar, akşam ezanına kadar süren kahkahalar, omuza dokunan dostluklar vardı.</p>
<p>Şimdiki gençlik ise kalabalıkların içinde yalnız büyüyor.</p>
<p>Ekran ışıkları altında sabahlıyor, kimseye anlatamadığı yorgunluklarla mücadele ediyor.</p>
<p>Eskiden gençler mektup beklerdi…</p>
<p>Şimdi mesajların içinde bile kendini yalnız hisseden bir nesil var.</p>
<p>Ama mesele sadece teknoloji değil.</p>
<p>Asıl değişen şey; insanların birbirine bakışı oldu.</p>
<p>Eskinin gençleri daha az şeye sahipti ama umutları daha büyüktü.</p>
<p>Bugünün gençleri ise her şeye yetişmeye çalışırken kendi ruhunu geride bırakıyor.</p>
<p>Yine de bir şeyi unutmamak gerekiyor:</p>
<p>Her dönemin gençliği kendi savaşını verir.</p>
<p>Bir zamanlar cepheye koşan gençler vardı bu ülkede…</p>
<p>Bugün ise hayata tutunmaya çalışan gençler var.</p>
<p>Ve aslında ikisinin de ortak noktası aynı:</p>
<p>Anlaşılmak istemeleri.</p>
<p>19 Mayıs sadece bir bayram değildir.</p>
<p>19 Mayıs; gençliğe duyulan güvenin adıdır.</p>
<p>Bir milletin geleceğini genç omuzlara bırakacak kadar büyük bir inancın tarihidir.</p>
<p>Samsun'a Çıkış ile başlayan o mücadele, bugün hâlâ gençlerin içinde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>Belki bugünün gençleri eskisi kadar sokakta büyümüyor…</p>
<p>Belki daha sessizler…</p>
<p>Belki daha kırgınlar…</p>
<p>Ama içlerinde hâlâ değişmek isteyen bir dünya taşıyorlar.</p>
<p>Çünkü gençlik çağ değiştirir;</p>
<p>sadece şekli değişir, yüreği değil.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANNELER GÜNÜ... AMA SEN YOKSUN</title>
<link>https://fikirizleri.com/anneler-gunu-ama-sen-yoksun</link>
<guid>https://fikirizleri.com/anneler-gunu-ama-sen-yoksun</guid>
<description><![CDATA[ Herkes “annen” dediğinde

ben içimden “benim annem…” diye başlayıp susuyorum. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69ff821f0fa12.webp" length="33308" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 10 May 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>21. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/21-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/21-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a02fbba11a08.webp" length="91844" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 09 May 2026 13:05:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">21. İHTİLAL</h3>
<p></p>
<p>İşler çok güzel gidiyordu.</p>
<p>Arda artık bakkalın başında sıradan bir esnaf değil, mahallede herkesin “bizim Arda” dediği biri olmuştu.</p>
<p>Bir gün İstanbul’a gidip dükkân için toptan ürün almaya karar verdi.</p>
<p>Geceyi küçük bir otelde geçirdi. Sabah erkenden kalkıp mal almaya niyetlenmişti. Ama lobiden garip sesler geliyordu.</p>
<p>Televizyon açıktı.</p>
<p>Herkes sus pus ekrana bakıyordu.</p>
<p>Ekranda askeri üniformalı bir adam konuşuyordu.</p>
<p>Otel görevlisi panikle Arda’ya seslendi:</p>
<p>“Abi dışarı çıkma… ihtilal oldu.”</p>
<p>Arda kaşlarını çattı.</p>
<p>“Ne ihtilali?” dedi.</p>
<p>“Abi sabah beşte ordu yönetime el koymuş. Kenan Evren konuşuyor. Sokağa çıkmak yasak.”</p>
<p>Arda sinirli bir gülüş attı.</p>
<p>“Bana ne ihtilalden, ben işime bakacağım.”</p>
<p>Görevli korku dolu gözlerle fısıldadı:</p>
<p>“Abi sen bilirsin ama asker gördü mü durdurur. Dün gece Taksim’de silah sesleri duyulmuş.”</p>
<p>Arda cebinden parayı çıkarıp hesabı ödedi. Kapıdan dışarı adımını atar atmaz bir düdük sesi duyuldu.</p>
<p>Bir asker uzun namlulu silahıyla bağırdı:</p>
<p>“Dur! Kimse dışarı çıkmayacak!”</p>
<p>Arda ellerini kaldırdı.</p>
<p>“Ben sadece otelden çıktım. Hem daha yeni askerliği bitirdim, korkmam ben sizden.”</p>
<p>Asker sert bir sesle sordu:</p>
<p>“İyi de sen ihtilalin ne demek olduğunu bilmiyor musun?”</p>
<p>“Bilmiyorum.”</p>
<p>“Askeriyenin yönetime el koyması.”</p>
<p>Arda omuz silkti.</p>
<p>“Askere asker… koymuş koymamış bana ne.”</p>
<p>Asker dişlerini sıktı.</p>
<p>“Yürü git, nereden geldiysen oraya dön. Akşama kadar da çıkma.”</p>
<p>Arda otele geri döndü.</p>
<p>Lobide televizyon hâlâ açıktı. Kenan Evren ciddi bir ses tonuyla konuşuyordu:</p>
<p>“Yurdumuzda huzur ve güven ortamı bozulmuştur. Türk Silahlı Kuvvetleri yönetime el koymuştur…”</p>
<p>Herkes sessizdi.</p>
<p>O an Arda ilk kez ülkenin havasının bir anda nasıl değiştiğini hissetti.</p>
<p>Sokaklar boştu.</p>
<p>Dükkanlar kapalıydı.</p>
<p>Radyolarda marşlar çalıyordu.</p>
<p>O gün hiçbir şey almadan Mersin’e geri döndü.</p>
<p>Kardeşleri kapıda karşıladı.</p>
<p>“İyi ki geldin abi… yollar tehlikeliymiş. Her yer asker dolu.”</p>
<p>Bakkal yine açıktı o gece.</p>
<p>Saat on ikiye yaklaşırken askeri bir cip dükkânın önünde durdu.</p>
<p>İçinden iki asker indi.</p>
<p>“Bu dükkân neden hâlâ açık?”</p>
<p>Arda sakin bir sesle cevap verdi:</p>
<p>“Komutanım biz her zaman bu saate kadar açığız.”</p>
<p>Asker sertçe konuştu:</p>
<p>“Bundan sonra açık olmayacak!”</p>
<p>Ama ertesi gece Arda yine dükkânı açtı.</p>
<p>Askeri cip tekrar geldi.</p>
<p>Bu sefer askerlerden biri sessizce içeri girdi. Peynir, ekmek ve bisküvi aldı. Hiçbir şey demeden parasını tezgâha bırakıp çıktı.</p>
<p>O günden sonra her akşam aynı saatlerde o cip dükkânın önünde durmaya başladı.</p>
<p>Sokaklar sessizdi.</p>
<p>Eskiden sabahları çocuk sesleriyle dolan mahallede artık sadece askeri ciplerin motor sesi yankılanıyordu.</p>
<p>Televizyonda her gün aynı yüz, aynı konuşmalar vardı.</p>
<p>Gazeteler incelmişti.</p>
<p>Bazı köşe yazıları bembeyaz sayfalar hâlinde çıkıyordu.</p>
<p>Kimi gazeteler tamamen kapatılmıştı.</p>
<p>Mahallede insanlar fısıltıyla konuşuyor, kimse yüksek sesle siyaset demeye cesaret edemiyordu.</p>
<p>Bir akşam yaşlı bir adam dükkâna girip sessizce sordu:</p>
<p>“Evladım, haber var mı? Bizim evde televizyon çekmiyor.”</p>
<p>Arda başını salladı.</p>
<p>“Yok amca… hep aynı şeyleri söylüyorlar. Sanki ülke nefesini tutmuş bekliyor.”</p>
<p>Bakkalın önünde oturan gençler bile artık kahkaha atmıyordu.</p>
<p>Biri “yasak” der gibi parmağını dudaklarına götürür, diğerleri hemen susardı.</p>
<p>Bir gece Arda kepengi indirirken askeri cip yine geldi.</p>
<p>Bu kez içinden bir yüzbaşı indi.</p>
<p>“Yine açık mısın sen?” dedi.</p>
<p>Ama sesinde sertlik değil, yorgunluk vardı.</p>
<p>Arda gülümsedi.</p>
<p>“Komutanım, insanlar sabah kahvaltısız kalmasın dedim.”</p>
<p>Yüzbaşı derin bir nefes aldı.</p>
<p>“Doğru diyorsun,” dedi.</p>
<p>“Biz de insanız… bazen ekmek, bazen huzur isteriz.”</p>
<p>O anda Arda anladı ki bu ihtilal en çok halkı yoruyordu.</p>
<p>Askeriyle, esnafıyla, köylüsüyle herkes sessiz bir korkunun içinde yaşamayı öğrenmişti.</p>
<p>Ama o korkunun içinde bir şey filizleniyordu:</p>
<p>Direnç.</p>
<p>Arda’nın dükkânı artık sadece ekmek değil, moral de satıyordu.</p>
<p>Kimi müşteri bir bahane ile uğrar:</p>
<p>“Abi nasılsın?” derdi.</p>
<p>Kimi süt alırken fısıldardı:</p>
<p>“Sabır Arda… her karanlığın bir sabahı vardır.”</p>
<p>Ama o günlerde korku bazen kapıyı çalıyordu.</p>
<p>Bir pazar sabahıydı.</p>
<p>Arda pijamasıyla uyanmıştı. Dükkân pazar olduğu için kapalıydı. Tam çay koyacakken kapı sert sert vuruldu.</p>
<p>“Tak tak tak!”</p>
<p>Dışarıdan bağıran sesler duyuldu:</p>
<p>“Açın kapıyı!”</p>
<p>Arda kapıyı açtı.</p>
<p>Kapıda iki asker vardı. Belinde silahlar, yüzleri sertti.</p>
<p>Askerlerden biri bağırdı:</p>
<p>“Komutanım gelin! Burada anarşistlerin yuvası var!”</p>
<p>Arda sinirlendi.</p>
<p>“Sen kime anarşist diyorsun?”</p>
<p>Asker bir adım yaklaştı.</p>
<p>“Konuşma! Aklını başına al yoksa ağzını burnunu kırarım!”</p>
<p>Arda dik durdu.</p>
<p>“Ben yeni askerden geldim.”</p>
<p>O sırada komutan kapıya geldi. İçeri baktı.</p>
<p>Çinko çatılı küçük evde Arda ve kardeşleri korkuyla ayakta duruyordu.</p>
<p>Komutan etrafı süzdü.</p>
<p>“Siz burada ne yapıyorsunuz?”</p>
<p>Arda sakin bir sesle cevap verdi.</p>
<p>“Burası bizim evimiz komutanım.”</p>
<p>Tam onları götürmek üzereyken sokaktan geçen askeri cip durdu.</p>
<p>İçinden Arda’nın dükkânından alışveriş yapan askerlerden biri indi.</p>
<p>Komutana seslendi:</p>
<p>“Komutanım bunlar mahalle bakkalı. Biz her gün alışveriş yapıyoruz. Temiz insanlardır.”</p>
<p>Komutan bir süre sustu.</p>
<p>Sonra başını salladı.</p>
<p>“Askerler, tamam. Çıkıyoruz.”</p>
<p>Kapı kapandı.</p>
<p>Arda ve kardeşleri derin bir nefes aldı.</p>
<p>Yıllar yavaş yavaş geçti.</p>
<p>Takvimler artık 1983’ü gösteriyordu.</p>
<p>Radyolarda marşların yerini yavaş yavaş şarkılar almaya başlamıştı.</p>
<p>Sokaklarda askeri araçların yerine yeniden minibüsler, çocuk sesleri ve mahalle gürültüsü dönüyordu.</p>
<p>Arda dükkânın önüne sandalyeyi çıkarıp oturdu.</p>
<p>Elinde çay, gözlerinde yılların yorgunluğu…</p>
<p>Ama yüzünde ince bir umut gülümsemesi vardı.</p>
<p>Karşı kaldırımdaki çocuklar misket oynuyor, bir yandan da bağıra çağıra şarkı söylüyordu:</p>
<p>“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç…”</p>
<p>Yan dükkândan yaşlı terzi seslendi:</p>
<p>“Arda! Artık ortalık sakinledi oğlum. Yeniden mal al, milletin yüzü gülsün biraz.”</p>
<p>Arda başını kaldırdı.</p>
<p>Dudağında hafif bir tebessüm vardı.</p>
<p>“Evet usta… artık yeniden başlama zamanı.”</p>
<p>Kepengi sonuna kadar kaldırdı.</p>
<p>Rafları temizledi.</p>
<p>Duvardaki eski radyoyu açtı.</p>
<p>Spikerin sesi dükkânda yankılandı:</p>
<p>“Yeni hükümet görevi devraldı. Demokrasiye geçiş süreci başladı.”</p>
<p>O gün uzun zamandır ilk kez dükkânın önüne tezgâh açtı.</p>
<p>Camın kenarına küçük bir kâğıt yapıştırdı:</p>
<p>“Bakkal Arda yeniden hizmetinizde.”</p>
<p>Mahalleli teker teker uğramaya başladı.</p>
<p>Kimi helva aldı, kimi ekmek…</p>
<p>Ama herkesin dilinde aynı cümle vardı:</p>
<p>“Çok şükür… o kara günler bitti.”</p>
<p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>20. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/20-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/20-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_6a01c93f2a9d8.webp" length="45908" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 08 May 2026 15:20:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">20. YENİ İŞ</h3>
<p></p>
<p>Trenin kapısı açıldığında Mersin’in sıcak havası Arda’nın yüzüne çarptı. İçine tatlı bir huzur doldu. Valizini omzuna alıp perona indi. Uzaktan ablası ile eniştesini gördü. Ablası koşarak boynuna sarıldı.</p>
<p>Eniştesi gülümseyerek elini uzattı:</p>
<p>“Hoş geldin kardeşim.”</p>
<p>Hep birlikte eve gittiler. Mutfağın ortasında demlenen çayın buharı yükselirken gece boyunca gelecek hayalleri kuruldu, kahkahalar atıldı.</p>
<p>Aradan on beş yirmi gün geçti. Arda, Mersin sokaklarını arşınladı. Şehri tanıdı, insanlarını gözlemledi.</p>
<p>Bir sabah kahvaltıdan sonra eniştesi ciddi bir ses tonuyla konuştu:</p>
<p>“Arda, sen böyle duramazsın. Sana biraz para vereyim. Adana’ya git, biraz daha ürün al. Buradaki eşyalarının üzerine takviye et. Kendin sat, kazanınca benim paramı verirsin.”</p>
<p>Arda düşünmeden kabul etti.</p>
<p>Adana’ya gidip ürün aldı. Tezgâhını açtı. On gün geçmeden eniştesine borcunu ödedi. Zamanla kazancı arttı.</p>
<p>Bir akşam çay içerken ablası ile eniştesine dönüp:</p>
<p>“Ben galiba kendi işimi kuracağım.” dedi.</p>
<p>“Ne işiymiş bu?”</p>
<p>“Bakkal açmaya karar verdim.”</p>
<p>Eniştesi bir süre düşündü.</p>
<p>“Sen yaparsın bu işi. Ama önce bir dükkân bulmak lazım.”</p>
<p>Ertesi gün Arda, mahallenin dar sokaklarından birinde küçük bir dükkân buldu. Bina yeniydi ama kapı yoktu, pencere yoktu. Beton duvarlar, yerde harç kalıntıları… Tamamlanmamış bir yapı.</p>
<p>“İşte burası olacak.” dedi kendi kendine.</p>
<p>Binanın sahibi oradaydı.</p>
<p>“Amca, burayı kiralasam verir misin?”</p>
<p>“İyi de burası sadece taş duvar. Kapı yok, pencere yok. Sen ne yapacaksın burayı?”</p>
<p>“Bakkal açacağım. Kapı pencere bana ait olsun. Ben yaptırayım. Kiradan düşersin, olmaz mı?”</p>
<p>Adam Arda’yı süzdü.</p>
<p>“Temiz çocuğa benziyorsun. Tamam, başla bakalım.”</p>
<p>Önce sadece kepenk taktırdı. Raflar aldı. Toptancıdan ürün getirdi.</p>
<p>Un, şeker, bakliyat, sabun, deterjan, tuz, çay…</p>
<p>Birkaç teneke yağ…</p>
<p>İlk başta çeşit çok görünsün diye her üründen ikişer paket aldı.</p>
<p>Cam kavanozlara şeker, nohut, pirinç doldurdu.</p>
<p>Bidonlara gaz yağı koydu. Kibrit kutuları, iplik makaraları dizildi.</p>
<p>Bir köşeye çocuklar için renkli leblebi ve sakız yerleştirdi.</p>
<p>Dükkânın önüne bir masa attı.</p>
<p>Eniştesinden aldığı radyoyu açtı.</p>
<p>Fonda “Aman Petrol” çalıyordu.</p>
<p>İşleri açıldıkça yerleri kırmızı ve krem renkli fayanslarla kaplattı. İlk zamanlar elektrik yoktu. Hava kararana kadar gaz lambasının ışığında ürünleri sayar, not defterine fiyat yazardı.</p>
<p>Mahalleli artık ona “Arda Bakkal” diyordu.</p>
<p>Sabahları sütçü gelir, kapı önünde sohbet ederlerdi.</p>
<p>Gazete bayisi uğrar:</p>
<p>“Bugün zam haberi var ha Arda.” derdi.</p>
<p>Akşamları dükkânın önünde esnafla çay içmek alışkanlık oldu.</p>
<p>Müşteriye yetişemeyince memleketten kardeşlerini çağırdı. Artık ablasının evinde kalmıyordu. Evleri kalabalıklaşmıştı.</p>
<p>Bir akşam dükkânı kapatırken içini garip bir özlem kapladı.</p>
<p>“Keşke annemle babam da yanımda olsaydı…” diye düşündü.</p>
<p>Ertesi gün ablasına gitti:</p>
<p>“Annemle babamı da buraya getirmek istiyorum.”</p>
<p>Eniştesi gülümsedi:</p>
<p>“Çok iyi düşünmüşsün Arda. Orada yalnız kalmasınlar.”</p>
<p>Arda köye mektup yazdı:</p>
<p>“Anne, baba… İşlerim iyi gidiyor. Kardeşlerimle ev tuttuk. İçinde tek eksiğimiz sizsiniz.”</p>
<p>Bir sabah otogardan gelen minibüs dükkânın önünde durdu. İçinden Fesmani ile Hayyam indi.</p>
<p>Arda’nın sevinçten kalbi yerinden fırlayacak gibiydi. Elindeki teraziyi masaya bıraktı, koşarak dışarı çıktı.</p>
<p>Annesi inerken babası bastonuna dayanmış, yavaş adımlarla yere basıyordu. Arda hemen koluna girdi.</p>
<p>“Baba dikkat et, basamak var.”</p>
<p>Hayyam dükkâna girince elini uzattı. Duvarı, rafları, teraziyi parmak uçlarıyla yokladı.</p>
<p>“Ben göremiyorum ama emeğinin kokusunu hissediyorum oğlum.”</p>
<p>Arda o gün dükkânı kapatmadı.</p>
<p>Müşterilere çay ısmarladı.</p>
<p>Akşam annesiyle babasını yeni evlerine götürdü.</p>
<p>O gece Arda uzun zamandır ilk kez huzurlu uyudu. </p>
<p>Artık ne yalnızdı ne de gurbetti. </p>
<p>Evin ışığı sönse bile içi aydınlıktı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>19. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/19-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/19-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69ff55ffbd190.webp" length="29410" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 07 May 2026 18:41:45 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">19. ASKER ARDA</h3>
<p></p>
<p>Arda’nın askerliği Erzincan’a çıkmıştı. Erzincan’a indiğinde etrafına bakındı kendi kendine mırıldandı : “Nereye geldim ben ya.”</p>
<p>İlk bir kaç gün asker elbisesi vverilmedi.Diğer askerler yemek yiyor, yatıyor giyiniyordu ;Arda ise hâlâ sivil kıyafetlerle bekliyordu. Koğuşta herkes birbirine göz ucuyla bakıyor, tanışmaya çalışıyordu</p>
<p>Derken elbiseler gelince tek tek dağıtıldı. Bütün askerler hamama gitti. Banyo yapıp traş oldular, saçlarını kestirdiler. Kimisi az önce konuştuğu arkadaşını tanıyamadı.</p>
<p>Arda telli muharebe bölüğüne katıldı.</p>
<p>Komutan askerleri topladı: “İki dakika içinde yatağınızı toplayıp dışarı çıkın.”</p>
<p>Askerler hızla yatağını topladı, dışarı çıktı.</p>
<p>Bazıları geç kalmıştı, komutan sertçe tokat attı: “Geç kaldınız.”</p>
<p>Acemi birliği dört aydı. Üçüncü ayda denetimler başladı ve Or General geldi.</p>
<p>Askerler sıraya dizildi. Üç yüz _üç yüz elli civarında asker vardı.</p>
<p>Or General yüksek bir sesle sordu: “Söyleyin bakalım muharebe nasıl yapılır?”</p>
<p>Bir asker konuştu: “Komutanım iki çift kablo çekiyoruz. Hatlardan birini karşı mevziye, diğerini yan mevziye bağlıyoruz. T2 santrale bir telefon diğer uca da ikinci telefonu takıyoruz. Böylece manyotolu sistem üzerinden karşılıklı haberleşme sağlıyoruz.”</p>
<p>Or General: “Peki tek kabloluyla muharebedesin ve savaşta bu haberleşmeyi yapmak zorundasın, ne yapacaksın?”</p>
<p>Askerlerin hepsi bir ağızdan : “Kablo ile muharebe olmaz! ”dedi.</p>
<p>Arda cesaretle tekmil verip: “Olur komutanım.”</p>
<p>Or General: “Haydi bakalım göreyim seni. Nasıl sağlanıyormuş anlat bakalım. İyi ki bir kişi çıktı koskoca taburda. Telefonu kabloları al yap bakalım.”</p>
<p>Arda kabloların birini telefona bağladı, diğerini de ikinci telefona. Otuz kırk santim kadar kablo kesti. Kasatura ile yeri kazdı, topraklama yaptı.</p>
<p>“Komutanım bu nemli olması lazım. “dedi Arda.</p>
<p>“Su yoksa nasıl nemli olacak?”diye sordu Or General.</p>
<p>“Komutanım affedersiniz ama ötekini de yapmamız lazım.”diye cevap verdi Arda.</p>
<p>Or General gülümsedi:</p>
<p>“Söyle söyle ne yapacağız?”</p>
<p>“Öteki işi yapacağız.”</p>
<p>Or General : “Oğlum söylesene.”diye ısrar etti Or General.</p>
<p> “Afedersiniz ama işeyeceğiz, biraz ıslak olacak.”diye yanıtladı Arda.</p>
<p>Or General ciddileşti: “Bu askerin adını soyadını alın.”dedi.</p>
<p>Arda korktu, eli ayağı titremeye başladı.</p>
<p>Kendi kendine mırıldandı : “Ben elektrikçide öğrendiğimi söyledim ama keşke söylemeseydim….”</p>
<p>Or General gittiğinde Arda’nın kafasında bir sürü soru vardı . İsmini neden almıştı?</p>
<p>Şimdi ne olacaktı?</p>
<p>Ertesi gün komutan: “işte bu gördüğünüz asker koskoca elli dokuzuncu topçu tugayında Or Generalin sorduğu soruyu tek bilen kişi oldu.</p>
<p>Arkadaşınızı tebrik ediyorum. Bu kol saatini de kendisine hediye ediyorum.”</p>
<p>Askerler kendi aralarında fısıldaşmaya başladılar.</p>
<p>Komutan sertçe bağırdı : “Susun konuşmayın.Hem ders çalışmıyorsunuz hem de susmuyor sunuz.Çavuşlar bu askeri yanınıza alın. Siz ne yapıyorsanız o da aynısını yapsın.”</p>
<p>Acemiliğin bitmesine yirmi beş gün kalmıştı. Arda er arkadaşlarının yanında yemek yiyordu.</p>
<p>Çavuşlar ona seslendi: “Sen niye orda oturuyorsun. Bundan sonra bizim yanımızda bizimle yemek yiyeceksin.”</p>
<p>Arda artık içtimaya gitmiyor çavuşlarla kalıyordu.</p>
<p>Dağıtımdan önce Arda’nın saati çalındı. Askerler arama yaptı.</p>
<p>Komutan: “Bu saat bulunacak, kim aldıysa çıkacak. “diye bağırdı. Koğuşta bütün çantalar arandı, yatakların altlarına dahi bakıldı.</p>
<p>Askerlerden biri ürkekçe : “Komutanım günahını almak istemiyorum ama içimizde bir firari var o çalmış olabilir mi acaba?”</p>
<p>Komutan kısa bir cevap verdi : “Olabilir.”</p>
<p>Firari iki hafta sonra yakalandı. Saati satmıştı.</p>
<p>Dağıtım günü geldiğinde askerler Arda’ya : “Sen başarılı bir askersin. Or General tarafından da ödüllendirdin. Kesin sana kıyak yaparlar. İyi bir yere gidersin.”dediler.</p>
<p>Dağıtım yerleri bir bir okunuyordu.</p>
<p>Herkesin yüreği ağzında…</p>
<p>Arda’nın ismi geldiğinde komutan yüksek sesle okudu.</p>
<p>“Kandilli”</p>
<p>Koğuş sessizleşti.</p>
<p>Herkes birbirine baktı.</p>
<p>Askerlerden biri omzuna vurdu :</p>
<p>“Kandilli’mi dedi. O zaman yaşadın kardeşim kesin İstanbul’u!”</p>
<p>Bir diğeri ekledi: “Deniz kenarıdır oğlum orası, boğazı görürsün. Paşalar gibi askerlik yaparsın.”</p>
<p>Arda tereddütle başını kaldırdı : “Komutanım bu İstanbul mu? Erzurum mu?”</p>
<p>Komutan yüzüne bakmadan kısa cevap verdi : “Erzurum.”</p>
<p>O an koğuşun havası bir anda değişti.</p>
<p>Arda’nın içi burkuldu, yüzü düştü.</p>
<p>Soğuğu hiç sevmezdi ama ülkesine hizmet etmek onun için en büyük gururdu.</p>
<p>Kendi kendine mırıldandı: “Ne yapalım. Vatan neredeyse görev oradadır.”</p>
<p>Tren sabahın ilk ışıklarıyla Erzurum Kandilli’ye indiğinde şafak yeni söküyordu. İstasyonun çevresinde bembeyaz karlar, dondurucu bir rüzgar vardı.</p>
<p>Arda nefes aldıkça ağzından buhar çıkıyor, burnu kıpkırmızı oluyordu.</p>
<p>Yanında iki arkadaşıyla birlikte, ellerinde valizlerle yürürken bir inzibat seslendi : “Yeni gelenler siz misiniz? Hadi bakalım bölüklerinize teslim olacaksınız.”</p>
<p>Arda’yı uçaksavar bölüğüne arkadaşlarını da başka bölüğe verdiler. Ayrılırken çocuklar birbirine sarıldı.</p>
<p>Acemi birliğindeki başarısından dolayı daha ilk günden onbaşı olarak ödüllendirildi.</p>
<p>Sabah bölük astsubayı geldi, yüksek sesle bağırdı : “Aranızda muharebeci kim var?”</p>
<p>Arda o sırada sessizdi. Yeni geldiği için konunun kendisi ile ilgili olduğunu düşünmemişti.</p>
<p>Astsubay ikinci kez bağırdı : “Nerde yeni gelen muharebeci?”</p>
<p>Arda öne çıktı: “Benim komutanım, sabah geldim o yüzden ben olacağımı tahmin etmedim.”</p>
<p>Astsubay başını salladı : “Tamam. Bundan sonra seni nöbetlere yazmayacağız. Emir bekle..”</p>
<p>Ertesi gün bölükte bir hareketlilik vardı. Yüzbaşı gelmişti Sert ama adil bir adamdı. Arda’yı yanına çağırdı: “Yeni gelen asker sen misin?”</p>
<p>“Emredersiniz komutanım.”</p>
<p>“ Şimdi yanına iki tane adam al. Seçim sana kalmış. Onları sen eğiteceksin, muharebeci yapacaksın.Bundan sonra onlar senin emrinde.”</p>
<p>Arda tekmil verip : “Emredersiniz komutanım.”dedi.</p>
<p>Mersin’li Ali yanaştı.</p>
<p>“Komutanım beni de alın yanyanınıza.”</p>
<p>Hemen arkasından Mersin Mut’lu Ahmet atıldı : “Ben de varım komutanım!”</p>
<p>Arda gülümsedi “Tamam, siz ikiniz varsınız ama on iki kişi olacağız. Her memleketten birini seçelim.”</p>
<p>Mersin, Çanakkale, Ankara, İzmir, Sakarya, Sivas, Erzurum…</p>
<p>Böylece Arda timini tamamladı.</p>
<p>O artık sadece bir onbaşı değil aynı zamanda bir öğretmendi.</p>
<p>Arda askerlerine sabırla eğitim verdi.</p>
<p>Kablo çekmeyi, santral bağlantısını, haberleşmeyi birebir uygulamalı gösteriyordu.</p>
<p>Yüzbaşı onları uzaktan izliyordu. Bir akşam Arda’yı yanına çağırdı: “Aferin Arda. Askerler senden iyi bir şeyler öğrenmiş. Sen sadece emir alan değil aynı zamanda emir de verebilen bir askersin.”</p>
<p>Arda gururla tekmil verdi: “Emredersiniz komutanım.”</p>
<p>Askerliğin bitmesine bir hafta kala yüzbaşı yine Arda’yı çağırdı: “Çalışmalarına çok iyiydi. Sana hediye olarak bir hafta erken tezkere veriyorum. Hazırlan öğleden sonra gideceksin.”</p>
<p>Arda şaşkındı, hem sevinçli hem hüzünlü.</p>
<p>Erzurum’un sert soğuğunda, nöbetlerde geçen günleri bir an gözünün önünden geçti.</p>
<p>Valizini hazırlayıp çıkmak üzereyken Yüzbaşı seslendi : “Arda artık burda kalamazsın, hemen nizamiyeden çık ve kahveye git. Sabahda ilk trene bin.”</p>
<p>Hava çoktan kararmıştı.</p>
<p>Arda dışarı çıktı bir kahveye gitti.</p>
<p>Kahveci: “ Bu saatte araba bulamazsın ama Mehmet Ağanın cipi var. Onu kiralarsan seni Erzurum’a kadar götürür.”</p>
<p>Az sonra sakallı, şapkalı bir adam geldi.</p>
<p>“Ben Mehmet Ağa. Erzurum’a kadar götürürüm . Ordan trenle Ankara sonra Mersin’e kadar yolun düz.”</p>
<p>Arda teşekkür etti, cipe bindi.</p>
<p>Kandilli’nin beyaz karları arkasında kalırken, pencereden dışarı baktı.</p>
<p>Soğuk rüzgarın uğultusu arasında mırıldandı :</p>
<p>“Askerlik bitti ama içimde sanki yeni bir yolculuk başlıyor.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>18. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/18-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/18-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69fde0438b10a.webp" length="57348" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 06 May 2026 16:09:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>18. MERSİN</strong></p>
<p></p>
<p>Arda Mersin’e vardığında hastane koridorları sabahın erken saatlerine rağmen kalabalıktı. İçeride kesif bir ilaç kokusu, duvarlarda yorgun bekleyişler vardı. Kalbi hızlı atıyordu. Yıllardır görmediği ablasını birazdan görecekti.</p>
<p>Odaya girdi.</p>
<p>Ablasını yatakta görünce bir an olduğu yerde kaldı. Yüzüne uzun uzun baktı. Zaman onu da yormuştu ama gözleri hâlâ aynı şefkati taşıyordu.</p>
<p>Ablası Arda’yı görür görmez doğrulmaya çalıştı.</p>
<p>İki kardeş birbirine sarıldı.</p>
<p>Ablası Arda’yı adeta kokladı.</p>
<p>Kardeş kokusu… insanın içini sızlatan bir şeydi.</p>
<p>“Hoş geldin kardeşim…” dedi sesi titreyerek.</p>
<p>“Hoş buldum abla. Geçmiş olsun…” dedi Arda.</p>
<p>O günden sonra Arda hastanede refakatçi olarak kaldı. Yemeğini yedirdi, suyunu verdi, geceleri uykusuz kaldı. Bazen sadece oturup sohbet ettiler. Yılların açığını kapatmaya çalıştılar.</p>
<p>Bir hafta sonra taburcu oldular.</p>
<p>Ama Arda’nın aklı durmuyordu. Sürekli düşünüyordu.</p>
<p>Ablası fark etti.</p>
<p>“Ablacım, sen neyi düşünüp duruyorsun böyle?”</p>
<p>Arda başını kaşıdı, iç çekti.</p>
<p>“Abla… İzmir’de sizden uzaktayım. Eğer uygun görürseniz, burada sizin yanınızda kalmak istiyorum.”</p>
<p>Ablası yerinden kalktı, Arda’yı kucakladı.</p>
<p>“En iyisi bu zaten. Ne işin var yabancı yerlerde…”</p>
<p>Sonra ciddi bir ifadeyle baktı.</p>
<p>“Ama sana bir iş bulmamız lazım.”</p>
<p>Arda gülümsedi.</p>
<p>“Ben buldum bile. Biraz birikmişim var. Üç tekerlekli araba alıp sebze meyve satacağım.”</p>
<p>“Yapabilecek misin?”</p>
<p>“Bakacağız…”</p>
<p>Ertesi gün eniştesiyle birlikte üç tekerlekli bir araba aldılar. Hale gidip şeftali ve kayısı yüklediler.</p>
<p>Arda mahalle mahalle dolaşmaya başladı.</p>
<p>Osmaniye… Demirtaş… İhsaniye… Devlet Hastanesi civarı…</p>
<p>“Şeftali vaaar! Kayısı vaaarr! Taze taze, sulu sulu!”</p>
<p>Bağırdı, dolaştı, yürüdü.</p>
<p>Ayaklarına kara sular indi.</p>
<p>Ama bir kilo bile satamadı.</p>
<p>Birkaç gün daha denedi.</p>
<p>Meyveler çürüdü. Kurtlandı.</p>
<p>Arabadan kötü kokular gelmeye başladı.</p>
<p>Akşam eve geldiğinde başını öne eğdi.</p>
<p>“Abla… bu iş bana göre değil.”</p>
<p>Sonra birden durdu.</p>
<p>Gözleri parladı.</p>
<p>“Tabii ya…”</p>
<p>Aklına gelen fikirle gülümsedi.</p>
<p>Bu sefer sebze meyve değil…</p>
<p>Çorap satacaktı.</p>
<p>Eniştesiyle Adana’ya gidip çorap aldılar.</p>
<p>Bir hafta sonra Arda’nın eline hayatında ilk kez bu kadar güzel para geçti.</p>
<p>Çorapların yanına atlet, iç çamaşırı ekledi.</p>
<p>Satış arttıkça Arda’nın kendine güveni de arttı.</p>
<p>Artık bağırmadan satabiliyordu.</p>
<p>İnsanlarla konuşmayı öğrenmişti.</p>
<p>Bir sene böyle geçti.</p>
<p>Ve bir gün…</p>
<p>Askerlik çağrısı geldi.</p>
<p>Arda ürünlerini tek tek paketledi. Ablasının evine bıraktı.</p>
<p>Ablası ve eniştesi onu kapıda uğurladı.</p>
<p>Arda giderken arkasına dönüp baktı.</p>
<p>Bu kez sokaktan değil…</p>
<p>Bir evden çıkıyordu.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>17. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/17-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/17-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69fc9c71cf23b.webp" length="33076" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 05 May 2026 17:07:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">17. TEKSTİL ATÖLYESİ</h3>
<p></p>
<p>Arda, kasap deneyiminden sonra şehri yeniden arşınladı. Bu kez yol onu bir tekstil atölyesine çıkardı.</p>
<p>İşe başladığında, Arda hâlâ tertemiz bir çocuktu; yüzü parlak, çamaşırları ütülü ve düzenliydi. Ama iki hafta geçtikten sonra, aynı çocuk yüzü kapkara, çamaşırları kirden gözükmeyen bir Arda olmuştu.</p>
<p>Patron bu değişikliği fark etti ve Arda’yı yanına çağırdı:</p>
<p>“Oğlum, senin annen çamaşırlarını yıkamıyor mu?”</p>
<p>Arda boynunu eğdi:</p>
<p>“Yok.”</p>
<p>“Peki neden?”</p>
<p>“Benim annem yok.”</p>
<p>Patron şaşkınlıkla durdu. Ne diyeceğini bilemedi, sonra elini Arda’nın omzuna koydu:</p>
<p>“Öldü mü?”</p>
<p>Arda kafasını salladı:</p>
<p>“Hayır, ailem memlekette.”</p>
<p>Patron bir süre sessiz kaldı, kafasını kaşıdı, sonra Arda’ya baktı:</p>
<p>“Oğlum, o zaman sen burada, atölyede yat,” dedi.</p>
<p>O günden sonra Arda, atölyede kalmaya başladı. Geceleri, uyurken, küçük bir çıtırtı duyduğunda korkudan ağlamaya başlıyordu.</p>
<p>Bekçi, Arda’nın sesini duydu ve yanına geldi:</p>
<p>“Oğlum, neden ağlıyorsun?”</p>
<p>Arda hıçkırarak cevap verdi:</p>
<p>“Bi… bi bir ses duydum.”</p>
<p>Bekçi Arda’nın başını okşadı:</p>
<p>“Korkma oğlum. Ben buradayken sana bir şey olmaz, hadi git yat,” dedi.</p>
<p>Ertesi gün patron, uykusuz bir Arda ile karşılaştı. Bekçi, geceyi nasıl geçirdiğini ve olanları anlatmıştı.</p>
<p>Atölyede Arda’nın yanında üç delikanlı daha çalışıyordu. Hepsine devlet hastanesinin yanına bir ev tutulmuştu. Arda gündüzcüydü, diğerleri gececiydi.</p>
<p>Bir gün gece yarısı, Arda’nın karnına ani bir sancı girdi. Ağrı öylesine şiddetliydi ki kıvranıyordu. Kimse yanına gelmedi. Bağırmaya başladı; komşular pencereyi açıp bakıp tekrar kapattılar.</p>
<p>Karşı penceredeki bir kız bağırdı:</p>
<p>“Anne, yeni taşınan komşuda çocuk ağlıyor, bükülüp duruyor!”</p>
<p>Kızın ailesi, Arda’yı alıp hastaneye götürdü.</p>
<p>Hastanede doktor gelene kadar Arda bağırıyordu. Yapılan kontroller sonucu apandisit olduğu ortaya çıktı ve hemen ameliyat olması gerekti.</p>
<p>Arda başta reddetti. Ama doktor, ameliyat olmazsa apandisit patlayacağını söyledi. Arkadaşları imza attı ve ameliyat gerçekleşti.</p>
<p>Bir süre daha atölyede çalıştı. Ama bir gün, beklemediği bir haber aldı.</p>
<p>Mektup Mersin’den gelmişti. Ablasının ciddi şekilde hasta olduğu ve riskli bir ameliyat geçireceği yazıyordu.</p>
<p>Arda, Mersin yollarının önünde uzandığını, hayatın yeniden onu sürüklediğini hissetti.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>15. Bölüm &amp;amp; 16. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/15-boelum-16-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/15-boelum-16-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69fb766a40ef5.webp" length="57064" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 04 May 2026 10:11:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">15. FIRIN</h3>
<p></p>
<p>"Arda pastaneden çıktıktan sonra hayat ona hiç dinlenme vermedi..."</p>
<p>Arda pastanenin kepenkleri kapandığında elinde küçük bir çuval, içinde bir kaç parça eşyası ve Mustafa ustadan kalan hatıralarla sokağın ortasında öylece kalakaldı.</p>
<p>O gün uzun süre sahilde yürüdü. Deniz hırçındı, dalgalar iskeleye vuruyor, rüzgâr yüzünü yakıyordu. Bir bankta oturup cebindeki paraya baktı. Ustadan aldığı kazançtan birazı kalmıştı bir de arsaya yatırdığı paranın dekontu…</p>
<p>Kağıda uzun uzun baktı.</p>
<p>“Pes etmek yok.”dedi kendi kendine.</p>
<p>Ertesi sabah İzmir’in kalabalığına karıştı.</p>
<p>İşe arıyordu.</p>
<p>Kimi yerler yaşını küçük buldu, , kimisi tecrübeli eleman istedi.</p>
<p>Saatlerce yürüdü, ayaklarının altı yanıyordu.</p>
<p>Akşam üstü Kemeraltı’nın dar sokaklarında dolaşırken, eski bir fırının camında</p>
<p>“Eleman aranıyor.”yazısını gördü.</p>
<p>Kapıyı itti, içeri girdi.</p>
<p>İçerisi sıcacıktı. Yoğun bir hamur kokusu vardı.</p>
<p>Bir adam koca bir teknenin içinde hamur yoğuruyordu,kolları una bulanmıştı.</p>
<p>Başını kaldırdı.</p>
<p>“Buyur delikanlı?”</p>
<p>“İş arıyorum usta. Her işi yaparım. Temizlik, taşıma,… servis farketmez.”</p>
<p>Adam Arda’yı baştan aşağı süzdü.</p>
<p>“Gece vardiyası boş ama ağır iştir. Uyku yok, yorgunluk bol.”</p>
<p>Arda hiç düşünmeden cevap verdi :</p>
<p>“Ben alışığım.”</p>
<p>Adam başıyla arka tarafı işaret etti.</p>
<p>“Önlüğü tak, başla.”</p>
<p>Gece vardiyası başladığında fırının içi cehennem gibiydi.</p>
<p>Fırın kapakları açıldıkça yüzüne sıcak hava çarpıyor, gözleri yanıyordu.</p>
<p>Hamur tekneleri ağır, tepsiler doluydu.</p>
<p>Saat ilerledikçe zaman yavaşladı.</p>
<p>Gece iki…</p>
<p>Üç….</p>
<p>Dört…</p>
<p>Arda sabahlara kadar hamur taşıyor, tepsileri diziyor, sabah olunca da dükkanı temizliyordu.</p>
<p>Bir ara duvara yaslandı.</p>
<p>Kol kasları ağrıyor, gözleri uykusuzluktan yanıyordu.</p>
<p>Ustabaşı seslendi :</p>
<p>“Delikanlı! Uyku yok! Daha sabaha çok var! “</p>
<p>Arda irkildi, tekrar işe koyuldu.</p>
<p>Sabah ezanı okunurken dizlerinin titrediğini farketti.</p>
<p>Fırından çıktığında güneş doğuyordu.</p>
<p>Sokakta yürürken başı dönüyor, gözlerinin altı morarıyordu.</p>
<p>Çevresindeki insanlar işe giderken o sanki günlerdir uyumamış gibiydi.</p>
<p>Bir bankta oturdu, elleri hâlâ hamur kokuyor gibiydi.</p>
<p>“Dayanacağım.”dedi içinden.</p>
<p>Günler böyle geçti.</p>
<p>Her gece aynı sıcaklık, aynı yorgunluk, aynı uykusuzluk.</p>
<p>Bir gece hamur teknesini kaldırırken elleri titredi.</p>
<p>Tekne elinden kaydı ve hamur yere yayıldı.</p>
<p>Ustabaşı sertçe baktı:</p>
<p>“Yoruldun mu?”</p>
<p>Arda başını salladı :</p>
<p>“Yok… devam ederim.”</p>
<p>Ama bedeni artık söz dinlemiyordu.</p>
<p>Sabaha karşı yerleri silerken dizlerinin üstüne çöktü.</p>
<p>Bir süre öylece kaldı,nefesi hızlanmıştı.</p>
<p>O an anladı.</p>
<p>Bu işi yapmak istiyordu… ama bedeni buna izin vermiyordu.</p>
<p>Ertesi gün ustanın yanına gitti.</p>
<p>“Usta… ben galiba devam edemeyeceğim.”</p>
<p>Adam ona baktı:</p>
<p>“Gece işi herkese göre değil ama sen yine iyi dayandın.”</p>
<p>Arda “Teşekkür ederim usta.”diyerek ;önlüğü çıkardı.</p>
<p>Fırından çıktığında hava aydınlıktı.</p>
<p>“Her işi yapabilirim sanıyordum ama demek ki yapamayacağım işler de varmış. “diye söylendi</p>
<p></p>
<p></p>
<h3 class="title-post-item">16. KASAP GÜNLERİ</h3>
<p></p>
<p>Arda, fırından ayrıldıktan sonra sokaklarda yürüdü.</p>
<p>Ayakları hâlâ yorgun, kolları hâlâ hamur kokuyordu. Ama içinde bir kararlılık vardı: pes etmeyecekti.</p>
<p>Kısa bir süre sonra, kasabın eleman aradığını öğrendi.</p>
<p>Kendi kendine mırıldandı:</p>
<p>“Bir kasap kaldı denemediğim. Alırlarsa bir de onu denerim. Ne olacak sanki?”</p>
<p>İçeri girdiğinde ağır bir et kokusu onu karşıladı.</p>
<p>Dükkândan bıçak sesleri geliyordu, her kesik havayı titretiyordu. Soğuk taş zemin, Arda’nın ayaklarının altını kayganlaştırıyordu.</p>
<p>Kasap başını kaldırdı. Sert bakışları Arda’yı süzdü.</p>
<p>“Buyur delikanlı, ne istiyorsun?”</p>
<p>“Usta, iş arıyorum. Her işi yaparım. Temizlik, taşıma… fark etmez,” dedi Arda.</p>
<p>Kasap gözlerini kısarak baktı.</p>
<p>“Daha önce kasapta çalıştın mı?”</p>
<p>“Hayır… ama öğrenirim.”</p>
<p>Kasap, derin bir nefes aldı, sonra önlüğü uzattı:</p>
<p>“Deneyelim bakalım o zaman. Önce şu et kasalarını taşı, dolaba as bakalım.”</p>
<p>Arda kasaları kaldırdı, etleri dolaba astı, zemini sildi. Ama eline bulaşan yağ ve kan, her dokunuşta kaygan bir tiksinti veriyordu. Dükkânın havasızlığı, soğuk taş duvarlar, kokular ve kasabın gür sesi onu yavaş yavaş yormaya başladı.</p>
<p>Gece vardiyası ilerledikçe, Arda’nın kolları ağrımaya, sırtı tutulmaya, gözlerinin altındaki morluklar belirginleşmeye başladı.</p>
<p>Bir ara elindeki kasayı dolaba asarken elleri titredi. Et kaydı, Arda’nın kalbi hızlandı. Hamurun ve etin ağırlığı, gecenin sessizliğinde onu ezmişti.</p>
<p>Kasap arkasından seslendi:</p>
<p>“Oğlum, şunu da kıyma makinesine at!”</p>
<p>Arda durdu. Ellerini yıkadı, derin bir nefes aldı.</p>
<p>“Usta… ben yapamayacağım galiba,” dedi, sesi hafif titriyordu.</p>
<p>Kasap bir an sustu, sonra hafifçe gülümseyerek başını salladı:</p>
<p>“Herkesin işi başka, evlat. Zorlama kendini.”</p>
<p>Arda utangaç bir gülümseme ile önlüğünü çıkardı.</p>
<p>“Sağ ol ustam, hakkını helal et,” dedi.</p>
<p>Cebinde kalan az para ile artık evde bile kalamazdı. Sokaklar yeniden onu çağırıyordu. Her adımı, hayatın sertliğini hatırlatıyordu. Ama Arda, içten içe bir şey daha öğrenmişti:</p>
<p>“İstediğin her işi yapamazsın… ama her işten bir ders alabilirsin.”</p>
<p>Gün doğarken Arda, yorgun ama kararlı, şehrin kalabalığına karıştı.</p>
<p>Her dükkân, her sokak, her ağır iş ona bir şey öğretmişti.</p>
<p>Ve o artık biliyordu: Kendi yolunu, kendi sınırlarını bulmak zorundaydı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>13. Bölüm &amp;amp; 14. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/13-boelum-14-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/13-boelum-14-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9af64d3528.webp" length="35842" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 03 May 2026 20:00:25 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">13. YENİDEN İZMİR</h3>
<p></p>
<p>Arda uzun bir yolculuktan sonra yeniden İzmir’e geri dönmüştü ama bu dönüş ne umut ne de sevinç taşıyordu içinde.</p>
<p>Bakkaldaki işinden kendi isteğiyle ayrılmış, sonra da pişman olmuştu. Geri dönmeye utanıyordu: “Ne yüzle gideceğim oraya?”diye kendi kendine söyleniyordu.</p>
<p>Ablasına gitmeyi düşündü ama eniştesinin soğuk tavırlarını, laf sokmalarını hatırladıkça içi daraldı. Amca oğluna gitse, onların evleri bir mutfak ile bir odadan ibaretti zaten yatacak yer yoktu evde .</p>
<p>Kimseye bir şey demeden Alsancak’ta İzmir Fuarında ağaçların diplerinde, banklarda yatmaya başladı.</p>
<p>Geceleri sokak lambalarının sarı ışığı altında İzmir’in nemli havasını içine çekerken karnı çoğu zaman aç olurdu ama yorgunluk açlığını bastırıyordu.</p>
<p>Yıldızlara baktıkça annesi aklına gelirdi.</p>
<p>“Dikkat et kendine Arda.”derdi annesi. Şimdi o söz, rüzgarla birlikte kulağında yankılanıyordu.</p>
<p>Bir gece,başını kolunun üzerine koymuş, uyumaya çalışırken yanına iki adam geldi.</p>
<p>Biri omzuna dokunarak:</p>
<p>“Şişşt delikanlı neden burda yatıyorsun?”</p>
<p>Arda başını kaldırmadan, kısık bir sesle cevap verdi:</p>
<p>“Evim yok.”</p>
<p>Adam şaşırdı:</p>
<p>“Nasıl yani, hiç mi evin yok?”</p>
<p>“Memleketten geldim.”</p>
<p>“Kalacak yerin yok mu?”</p>
<p>“Yok.”</p>
<p>“Akraban falan da mı yok burada?”</p>
<p>Arda kısa bir duraksamadan sonra:</p>
<p>“Yok.”dedi.</p>
<p>Gerçi arada amca oğluna gidip yıkanıyor, karnını biraz doyuruyordu ama utanıyordu söylemeye.</p>
<p>Adamlar durumuna üzüldüler.</p>
<p>“Bu çocuk burda donacak.”dedi biri.</p>
<p>Sonra durumu polise bildirdiler. Bir süre sonra bir devriye aracı geldi. Polisler yaşını sordular ve karakola götürdüler. Karakolda biri sıcak çorba getirdi.</p>
<p>“Aç mısın delikanlı?”diye sordu memurlardan biri. Arda sessizce başını salladı ve memurun uzattığı çorbayı içti.</p>
<p>Komser onsekiz yaşından küçük olduğunu öğrenince yumuşak bir sesle: “O sekizinden küçükmüşsün. Seni ailene göndermemiz gerekiyor.”dedi.</p>
<p>Komser odasında sadece Arda ile Komser vardı. Komser cebinden para çıkarıp: “Şu köşedeki büfeden bana bir gazete alıp gelir misin?” deyince Arda olur anlamında başını salladı. Parayı alarak büfeye gitti.</p>
<p>Arda büfeye gidip Komserin gazete istediğini ve götürmesini söyledi. Büfeci Arda’ya:</p>
<p>“Sen götürür müsün?”deyince</p>
<p>Arda” “Benim acil işi çıktı. Buyrun gazetenin parası. Komser sizin bırakmanızı istedi." dedikten sonra ordan kaçtı. </p>
<p></p>
<h3 class="title-post-item">14. PASTANE</h3>
<p></p>
<p>Arda geceyi yine dışarıda geçirmişti.</p>
<p>Sabah olunca şehrin kalabalığına karıştı.</p>
<p>İnsanlar telaşla oradan oraya koşturuyordu. </p>
<p>Bir ara burnuna taze poğaça kokusu geldi. </p>
<p>Başını kaldırdı. Köşe başında küçük bir pastane gördü. </p>
<p>Camın arkasında tezgah dolusu sıcak börekler, simitler diziliydi.</p>
<p>Camda koskocaman harflerle “ELEMAN ARANIYOR.”yazıyordu. </p>
<p>İçeri girdi. </p>
<p>Pastanenin içinde un kokusu, yeni demlenmiş çayın buharınakarışıyordu. </p>
<p>Tezgahın arkasında orta yaşlı bir adam vardı, beyaz önlüğü una bulanmıştı.</p>
<p>Arda utanarak eliyle camı işaret etti.</p>
<p>“Eleman arıyorsunuz sanırım. İsterseniz ben çalışabilirim.”</p>
<p>Adam baştan aşağı süzdü onu.</p>
<p>“Dürüst bir çocuğa benziyor.”diye mırıldandı.</p>
<p>“Daha önce çalıştın mı?”</p>
<p>“Evet bakkalda çalıştım. Taşımayı, silmeyi, toparlamayı bilirim.”</p>
<p>“Adın ne senin?”</p>
<p>“Arda.”</p>
<p>Adam kısa bir süre düşündü sonra gülümsedi. </p>
<p>“Madem öyle, bu gün şanslı günündesin.</p>
<p>Elemanlardan biri hastalandı. Başla bakalım, görelim nasıl çalışıyorsun .”</p>
<p>Arda’nın yüzü aydınlandı. </p>
<p>“Gerçekten mi?”</p>
<p>“Gerçekten. Hadi bakalım önlüğü tak.”</p>
<p>Arda bir an aynadaki yansımasına baktı ;uzun zamandır ilk defa kendini bir yere ait hissediyordu. </p>
<p>Bardakları taşıdı, masaları sildi, çöpleri topladı. </p>
<p>Yoruldu… ama içi huzurla doldu. </p>
<p>Akşam olunca pastane sahibi yanına gelerek:</p>
<p>“Fena çalışmadın delikanlı. Eğer istersen yarın da gel.”</p>
<p>“İsterim tabi ki isterim! </p>
<p>Adam kasadan para çıkarıp uzattı :</p>
<p>“Bu da bu günün yevmiyesi. Hadi git biraz dinlen.”</p>
<p>Arda parayı avucunda sıkıca tuttu. </p>
<p>İçinde uzun zamandır hissetmediği bir şey vardı: Güven.</p>
<p>O gece bir bankta değil, pastanenin arkasındaki küçük depoda, bir battaniye altında uyudu.</p>
<p>Pastane sahibi Mustafa usta, her zaman ki gibi erken gelmişti.</p>
<p> Depo kapısının önünde bir hareket fark etti. Battaniyenin altına kıvrılmış bir çocuk…</p>
<p>Yaklaştı, yüzünü görünce tanıdı.</p>
<p>“Arda… Sen burda mı yattın oğlum?”</p>
<p>Arda panikle doğruldu.</p>
<p>“Ben… geç olunca eve gidemedim. Biraz dinleneyim dedim, uyuyakalmışım. Kusura bakmayın…”</p>
<p>Mustafa ustanın yüzü yumuşadı.</p>
<p>“Evim yok desen daha doğru olur değil mi?”</p>
<p>Arda başını öne eğdi. Sessizce başını salladı.</p>
<p>Usta derin bir iç çekti.</p>
<p>“Peki, madem öyle… Sen artık buranın çalışanının. Sokakta yatmak yok. Arka tarafta boş bir oda var orayı düzenleriz. Geceleri orda kalırsın.”</p>
<p>Arda şaşkınlıkla baktı.</p>
<p>“Gerçekten mi usta?”</p>
<p>“Gerçek ama söz ver. Dükkanı pırıl pırıl yapacaksın.”</p>
<p>O günden sonra Arda gündüzleri çalıştı, akşamları dükkanın temizliğini yaptı.</p>
<p>Bir gün ustanın hanımı Nermin hanım geldi. Camların parıltısına, her şeyin yerli yerinde oluşuna hayran kaldı.</p>
<p>“Mustafa bu düzeni kim sağladı böyle?”</p>
<p>“Yeni çocuk Arda. Geceleri de burada kalıyor. .”</p>
<p>“Evde de çok iş var. Bana da yardım edebilir aslında.”</p>
<p>Ertesi gün Nermin hanımın yanında tozları aldı, camları sildi daha sonra da bahçeyi süpürdü. Nermin hanım onu hep takdir etti.</p>
<p>“Senin gibisini görmedim oğlum. Maşallah elinin değdiği her yer ışıldıyor.</p>
<p>Bir cüzdanından kalın bir tomar para uzattı.</p>
<p>“Bu emeğinin karşılığı.”</p>
<p>Arda kabul etmese de parayı eline tutuşturdu.</p>
<p> Böylece hem pastaneden hem ev işlerinden para kazanmaya başladı.</p>
<p>O parayla ilk kez kendine yeni kıyafetler aldı.</p>
<p>Zamanla biriktirdiği paralarla kendine bir arsa aldı, kendine küçük bir ev kiraladı.</p>
<p>Hayat her zaman ki gibi sürprizlerini saklıyordu.</p>
<p>Bir sabah dükkana geldiğinde ortalık karışıktı.</p>
<p>Nermin hanım ağlıyor, işçiler sessizce başlarını öne eğmiş duruyorlardı.</p>
<p>Arda donakaldı.</p>
<p>“Ne oldu?”</p>
<p>Nermin hanımın sesi titriyordu.</p>
<p>“Mustafa… Dün gece kalp krizi geçirdi.</p>
<p> Kurtaramadılar Arda… ”</p>
<p>O an pastanenin bütün sıcaklığı, un kokusu, o sabahki ışık sanki bir anda soldu.</p>
<p>Arda’nın boğazı düğümlendi.</p>
<p> Mustafa usta ona sadece patron değil, bir baba olmuştu.</p>
<p>Bir hafta sonra aile karar verdi. Nermin hanım başka şehre taşınacak, pastane kapatılacaktı.</p>
<p>Arda son kez içeri girdi.</p>
<p> Masanın üstünde duran bardaklara, tezgahtaki tepsiye, duvardaki saate baktı.</p>
<p>“Hakkını helal et, usta…”</p>
<p>Dışarı çıktı.</p>
<p>Kepenkleri yavaşça indirdi.</p>
<p>Sanki bir dönem kapanmıştı. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>11. Bölüm &amp;amp; 12. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/11-boelum-12-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/11-boelum-12-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f9aaf1b9839.webp" length="58422" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 02 May 2026 01:35:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">11. GÖZ DOKTORU</h3>
<p></p>
<p>Elektrikçiden ayrıldıktan sonra Arda bir süre başıboş dolaştı. Şehrin sokakları, geceleri daha da soğuk görünüyordu. </p>
<p>Bir bakkalın vitrininde “Eleman aranıyor.”yazısını görünce içeri girip, sessizce sordu: “Eleman aranıyor sanırım. Ben çalışabilir miyim?”</p>
<p>Bakkal yaşlı bir adamdı. Arda’yı süzdükten sonra: “Tamam delikanlı, sabah gel başla.”dedi.</p>
<p>Arda her gün tozlu yollardan siparişleri taşır, defter tutar ve gelen gidenle ilgilenirdi.</p>
<p>Bir gün sipariş listesinde yeni bir isim dikkatini çekti.</p>
<p>Dr. Kemal Yalın Göz Hastalıkları Uzmanı</p>
<p>Arda elinde küçük bir kese kağıdıyla merdivenleri ağır ağır çıktı.</p>
<p>Bakkal: “Doktora selam söyle, o çok iyi bir insandır.”demişti.</p>
<p>Kapıyı çaldığında içeriden hafif bir ses duyuldu:</p>
<p>“Geliyorum.”</p>
<p>Kapı açıldığında, beyaz gömleğinin kollarını dirseğine kadar sıvamış, gözlüğünün ardında dikkatli bir bakışla duran bir adam çıktı karşısına.</p>
<p>“Sen bakkaldan geldin demek.”dedi gülümseyerek.</p>
<p>“Evet,siparişleri getirdim efendim.”</p>
<p>Dr.Kemal Yalın paketi alırken Arda’nın yüzüne baktığında ne kadar düzenli ve temiz bir çocuk olduğunu farketti. </p>
<p>“Kaç yaşındasın”</p>
<p>“On altı”</p>
<p>“Okula gitmiyor musun?</p>
<p>Arda: “Gitmiyorum.”dedi başını eğerek.</p>
<p>Doktor onun sesindeki hafif titremeyi farketti.</p>
<p>Bir süre sustular. Sonra, masanın üstünden bir bozukluk uzattı.</p>
<p>“Bu bahşiş senin, çay içersin.”</p>
<p>Arda teşekkür etti, gözleri parladı.</p>
<p>Doktor baktığında onun gözlerinde hayatın yükünü çok erken taşımaya başlamış bir çocuk gördü.</p>
<p>Bir kaç gün sonra Arda yine sipariş götürdü. Bu kez doktor onu kapıda bırakmadı.</p>
<p>“Gel bakalım, otur az.”</p>
<p>Masaya iki bardak çay koydu.</p>
<p>“Anlat bakalım sen neden okula gitmedin. Yoksa ailen mi göndermedi?”</p>
<p>Arda başından geçenleri tek tek anlattı. Babasından söz etti. Gözleri gün geçtikçe karardığını, artık evde çoğu işi yapamadığını söyledi…</p>
<p>“Keşke getirebilsem babamı.”diye söylendi. </p>
<p>Sesi kısılmış, kelimeler birbirine karışmıştı.</p>
<p>Doktor sessizce dinledi. Sonra karar verir gibi başını kaldırdı.</p>
<p>“Getir onu.”dedi.</p>
<p>“Gözlerine ben bakayım. Masrafları ben hallederim.”</p>
<p>Arda önce şaşırdı sonra sadece: “Teşekkür ederim.”diyebildi.</p>
<p>O an bilmiyordu ama bu doktor, hayatının kısa bir bölümüne dokunacak ve içindeki iyiliğe dair inancını uzun süre yaşatacaktı.</p>
<p>Arda babasını almak için köye gitti. </p>
<p>Otobüsten indiğinde köyün tozlu yollarına, eski evlerin çatılarına şöyle bir baktı. Bir an deprem gözünün önünde canlandı. </p>
<p>Üç erkek kardeşinin koşarak yanına gelmesiyle kendine geldi. Hemen onları tek tek kucakladı. </p>
<p>“Siz… Siz büyümüşsünüz!”dedi gülümseyerek. </p>
<p>Evde anne ve babası Arda’yı görünce gözleri doldu. </p>
<p>“Ne yaptın oğlum sen? Neden köyden ayrıldın?”</p>
<p>“Biz seni bırakmayacağız.”dedi babası. </p>
<p>“Evde kal, bizimle ol.”diye ekledi annesi. </p>
<p>Arda gülümsedi: “Boş verin şimdi bunları. Ben babamı almaya geldim.”diyerek doktoru ve olanları anlattı.</p>
<p>Ertesi gün Hayyam ile Arda yola çıktı. Yol uzun sürmüştü. Hayyam başını cama dayamış, gözlerini kapamıştı. Görmediği manzaraları hatırlamaya çalışıyordu sanki.</p>
<p>Doktor Kemal Yalın, onları kapıda karşıladı.</p>
<p>“Hoş geldiniz.”dedi gülümseyerek.</p>
<p>“Buyrun içeri geçin,yorulmuşsunuzdur.”</p>
<p>Hayyam’ın yüzündeki çizgiler yılların değil, karanlığın iziydi.</p>
<p>Arda sandalyeye oturmasına yardım ederken, doktor dikkatle izledi.</p>
<p>Muayenehane bir anda sessizleşti.</p>
<p>Doktor dikkatle muayeneye başladı. Işığı gözlerine tuttuğunda, derin bir iç çekti.</p>
<p>Uzun süre konuşmadı.</p>
<p>Arda nefesini tutmuştu.</p>
<p>Sonunda doktor lambayı kapattı, gözlüğünü çıkardı,gözlerinde hüzünle :</p>
<p>“Bir yıl önce gelseydi… belki kurtulurdu.</p>
<p>Kornea yeni yeni tükenmeye başlamış ama artık çok geç.</p>
<p>Arda’nın gözleri doldu ama ağlayamadı.</p>
<p>Hayyam hafifçe gülümsedi. Sanki oğluna: “Üzülme.”demek ister gibi.</p>
<p>Doktor onları yolcu ederken sessizce bir zarf uzattı.</p>
<p>“Bu yol masrafınızdan fazlası. Bir ay kadar idare eder. Lütfen kabul edin, gönlüm rahat etsin”</p>
<p>Hayyam başını eğdi, Arda konuşamadı. Teşekkür yerine sadece başıyla selam verdi.</p>
<p>Kapıdan çıkarken doktorun sesi geldi arkalarından:</p>
<p>“Işık bazen gözle değil, kalple görülür…</p>
<p>Bunu unutma Arda.”</p>
<p></p>
<p>          <strong><em>SESSİZ YOLCULUK</em></strong></p>
<p></p>
<p>Arda babasıyla birlikte köy yoluna düştüğünde, otobüsün takıntısı içinde sessizliği bozan tek şey kalbinin atışıydı.</p>
<p>Hayyam pencere kenarında başını cama dayamış, uzaklara bakıyordu. Arda onun gözlerindeki karanlığı farkedebiliyordu ama konuşmak</p>
<p>O an Arda düşündü: “Bazen bir umut bile geç kalınca, hayat değişiyor…</p>
<p>Her şey sessizce kayıp gidiyor.”</p>
<p>Arda babasının yüzüne bakmak istemedi. Gözleri doluyordu ama kimseye göstermemek için başını öne eğdi.</p>
<p>Evdeki odasına çekildi, sessizce oturdu. Ellerini dizlerinin üstünde bastırdı, uzun uzun düşündü.</p>
<p>“Hayat bu kadar adaletsiz olabilir mi?</p>
<p>Doktor her şeyi söyledi ama…</p>
<p> Yine de bir parça umut vardı o da kayıp gitti ...”</p>
<p>Günler geçti. Arda yavaş yavaş kendine geldi.</p>
<p>Bakkalda çalışmaya devam etti,eski düzenini sürdürmeye çalıştı ama içindeki sessizlik artık daha derindi.</p>
<p>“Işık bazen gözle değil, kalple görülür.”doktorun bu sözleri her adımında karanlığa rağmen ilerlemesini sağlayacak küçük bir güç oldu.</p>
<p></p>
<h3 class="title-post-item">12. KUŞ ADASI</h3>
<p></p>
<p>Arda sabahın erken saatlerinde rafları düzenlerken dükkana bir kaç müşteri girdi. Orta yaşlı, kısa boylu adam elindeki gazete kağıdını göstererek “Kuş Adası’nda bir otel komi arıyor hem de dolgun maaşla. Bence sen de git evlat.”dedi.</p>
<p>Arda umursamadı : “Teşekkür ederim ama ilgilenmiyorum.”</p>
<p>Adam gülümsedi, ısrarcıydı: “Denemeden bilemezsin. Git, gör bak nasıl hayatın değişecek. Millet otelde turistlerin verdiği parayla köşeyi dönüyor.”</p>
<p>Arda kendi kendine düşündü, belki de hayatı değişebilirdi.</p>
<p>Bakkalla da vedalaşıp ertesi gün yola düştü.</p>
<p>Otobüsten indiğinde otelin parlak mermerleri ve sahil manzaralı balkonları Arda’yı büyüledi ama mutfak kapısından içeri adım attığında gerçek çok farklıydı.</p>
<p>Büyük Kazanlarda çeşit çeşit yemekler pişerken, tencereler tıkırdıyor, garsonlar telaşla tabak taşıyor, aşçılar bağırıyordu.Bir masa tarafında tatilciler yüksek sesle içki içiyor, başka bir masada kavga edenler varken otelin başka bir köşesinde eğlenen insanlar vardı. Bazı çalışanlar Arda'ya alaycı bakışlar atıyordu.</p>
<p>“Yeni mi geldin?”dedi biri, gözlerini Arda’dan ayırmadan.</p>
<p>Arda başını salladı, sessizce mutfağı gözlemledi. İlk işi masaları düzenlemek ve siparişleri takip etmekti. Her tabak, çatal ve peçete dikkatle yerleştirilmeli, siparişler eksiksiz alınmalıydı.</p>
<p>Patron sert bir sesle bağırdı: "Çabuk ol! Tatilciler bekliyor!"</p>
<p>Arda tabakları hızlıca ama yanlış yere koydu . Bir garson alay etti: “Acemi, hâlâ öğrenemedin mi? "Arda derin bir nefes aldı, özür diledi ve sessizce işine devam etti.</p>
<p>İçinden : “Sabırlı ol, kavga etme.”dedi kendi kendine.</p>
<p>Arda daha sonra aşçının isteğiyle sebzeleri doğrayıp, tabakları hazırlamaya başladı.</p>
<p>" Soğanları getir, patatesleri soy!"dedi aşçı sert bir sesle.</p>
<p>Saatler uzadıkça Arda hem bedenen hem de psikolojik olarak yoruldu. Molalar kısa, iş yoğun ve hatalara tahammülsüzlük vardı.</p>
<p>Akşam üstü tatilciler arasındaki bir kavga mutfağın önüne taştı. Garsonlar koşturuyor, Arda tabakları dikkatle taşıyor ve ortamı gözlemliyordu. Kavga edenler masaları devirip bağırıyordu.</p>
<p>Gün boyu mutfak sürekli kirleniyor, yağlı ve kirli bulaşıkları yıkamak çok zordu.</p>
<p>Patron da işçi kıymeti bilmiyor, sürekli işçilere bağırıyordu.</p>
<p>On beş çalıştı ama anasından emdiği süt burnundan geldi.</p>
<p>Daha fazla dayanamayarak İzmir’e geri döndü.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>8. Bölüm &amp;amp; 9. Bölüm &amp;amp; 10. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/8-boelum-9-boelum-10-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/8-boelum-9-boelum-10-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f700ab6409c.webp" length="53530" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 01 May 2026 01:46:21 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">8. BİR BAYRAM ARASI</h3>
<p></p>
<p>İstanbul’un kalabalığından uzak, İzmir’in sıcak akşam rüzgarına uzanan bir yolculuk… Arda, hem yeni bir şehre hem de çocukluğunun kokularına doğru adım atıyordu.</p>
<p>Otobüs Basmane otogarına girdiğinde, Arda camdan dışarı baktı. İzmir’i daha önce hiç görmemişti. Havadaki sıcak rüzgar tenini yakıyor, uzaktaki denizin kokusu burnuna doluyordu. Etrafta sarı ışıklar yanıyor, insanlar aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Bir an durup etrafına baktı; ne kadar büyük, ne kadar yabancı bir şehirdi bu…</p>
<p>Sırt çantasını omzuna taktı ve cebindeki kağıda yazılmış adresi çıkardı. Ablasının evi Al</p>
<p>Sancak’taydı. “Otogardan çıkınca fuarın yanındaki caddeyi takip et, sonra sola dön…” diye kendi kendine mırıldandı. Ne dolmuş hattını biliyordu ne de yönleri, ama içindeki ses “yürürüm” diyordu. Belki biraz uzun sürecekti, ama kendi yolunu bulmak Arda’ya iyi geliyordu.</p>
<p>Karanlıkla birlikte şehir sessizleşmişti. Denizden gelen esinti saçlarını savururken, içinden: “İzmir artık buradayım.” diye geçirdi ve adımlarını Alsancak sokaklarına çevirdi.</p>
<p>Arda ablasının kapısını çaldığında kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Kapıyı açan ablası bir an şaşkınlıkla ona baktı, sonra onu sımsıkı kucakladı.</p>
<p>“Ah Arda… Çok özlemişim seni! İnanamıyorum, gerçekten sen misin?” dedi, gözleri dolarak.</p>
<p>Arda da ablasına sarıldı: “Evet abla… İstanbul’dan geldim. Artık burada kalacağım.”</p>
<p>Tam o sırada içeriden bir ses duyuldu:</p>
<p>“Kim geldi böyle gece vakti?”</p>
<p>Ablası arkasını döndü; kocası kapının eşiğinde belirmişti. Yüzünde şaşkınlıkla karışık bir memnuniyetsizlik vardı.</p>
<p>“Arda gelmiş…” dedi ablası tereddütle.</p>
<p>“İstanbul’dan buraya gelmiş.”</p>
<p>Eniştesi kaşlarını çattı:</p>
<p>“İyi de, niye evine gitmemiş, küçük yaşta ne işi var burada? Bizim ev küçük, işim gücüm belli… Bir de çocukla mı uğraşacağız şimdi?”</p>
<p>Evin içinde kısa bir sessizlik oldu. Yalnız duvardaki saatin tik takları duyuluyordu. Enişte derin bir iç çekti:</p>
<p>“Peki… Kal bakalım,” dedi isteksizce.</p>
<p>Ablası, Arda’nın saçlarını okşayıp içeri buyur etti:</p>
<p>“Gel hadi, acıkmışsındır. Karnını doyur, sonra konuşuruz.”</p>
<p>Arda içeri girerken, havanın sıcaklığına rağmen içinde bir ürperti hissetti. Biliyordu, bu evde kolay olmayacaktı…</p>
<p>Bakkaldaki Çıraklık Günleri</p>
<p>Birkaç gün sonra amcaoğlu ile görüşüp iş aradığını söyledi. Amcaoğlu bakkalda çıraklık işi buldu ve birlikte patronun yanına gittiler. Bakkal sahibi Arda’yı baştan aşağı süzdü:</p>
<p>“Bayrama az kaldı. Yanımdaki çırakta çıkacak. O zamana kadar işi öğren. Bayramdan sonra devam edersin.”</p>
<p>Arda adama: “Ben ne iş yapacağım burada?” diye sordu.</p>
<p>Adam cevap verdi: “Müşterilerin siparişlerini sana vereceğim. Sen de götürüp teslim edeceksin.”</p>
<p>On onbeş gün diğer çocukla işe çıktı. Arada bazen evleri karıştırsa da işi öğrendi. Patronu Arda’dan çok memnun kaldı.</p>
<p>Bayramdan bir gün önce patron Arda’yı yanına çağırdı:</p>
<p>“Oğlum, bayramda kapalıyız. O yüzden bayramda git, ailenle hasret gider.”</p>
<p>Arda tereddüt etti. Köye dönmek kolay değildi ama ailesini özlemişti. Sonunda cesaretini toplayıp yola çıktı.</p>
<p>Bayram Sabahı</p>
<p>Köy yoluna vardığında kalbi hızla atıyordu. O çok sevdiği dağlar, bir zamanlar korkuyla kaçtığı topraklardı şimdi. Bayram sabahı annesi tandırda ekmek yaparken, Arda çocukluğunun kokusunu yeniden duydu.</p>
<p>Evin bahçesinde oturan ikiz kardeşleri vardı. Henüz beş yaşındaydılar. Arda gidip onları kucaklayarak hediye verdi. Bayram yerinde çocuklar şeker topluyor, büyükler birbiriyle bayramlaşıyordu.</p>
<p>Kardeşleriyle dere kenarında taş sektirdiler, kahkaha attılar. Akşam olunca avluda toplanıp yıldızları izlediler. Arda’nın içi, hem İzmir’de hem köyde yaşadığı deneyimlerle dolup taşmıştı.</p>
<p></p>
<h3 class="title-post-item">9. İZMİR</h3>
<p></p>
<p>Bayram bitmiş, Arda İzmir’e dönmüştü.</p>
<p>Patron o gün dükkâna malzeme almaya gitmişti. Bakkala göz kulak olması için babası gelmişti. Askeriyeden emekliydi. Patron olmadığında dükkânda o durur, Arda’ya asker gibi emir verirdi.</p>
<p>Arda’nın bakkaldaki günleri birbirine benziyordu ama her gün biraz daha ağırlaşıyordu.</p>
<p>Sabah dükkânın kepengini ilk o açardı. Soğuk demire dokunduğunda elleri ürperir, kepengi kaldırırken çıkan metal sesi sokağın sessizliğini bölerdi. İçeri girer girmez yerleri süpürür, tezgâhı siler, ekmek kasalarını dizerdi.</p>
<p>Un çuvallarını taşırken omuzları sızlamaya başlamıştı. Çuvallar neredeyse kendi ağırlığı kadardı. Bazen çuvalı sürüyerek götürür, nefes nefese kalırdı.</p>
<p>Raf dizmek en zor işti. Konserve kutuları, yağ tenekeleri, şeker paketleri… Hepsinin yeri belliydi. Birini yanlış koysa yaşlı adamın sert sesi dükkânın içinde yankılanırdı.</p>
<p>“Arda! Rafları düzgün diz, müşteri dağınıklığı sevmez!”</p>
<p>Arda başını eğerdi.</p>
<p>“Peki amca.”</p>
<p>Yaşlı adam onu izlerdi. Elleri arkasında bağlı, dimdik durur, sanki bir asker teftişi yapıyormuş gibi bakardı.</p>
<p>Bir gün Arda konserve dizerken parmağı kesildi. Kan, metal kutunun kenarından süzüldü. Elini hızla önlüğüne sildi. Kimse görmesin istedi. İşini bırakmadı.</p>
<p>Adam bunu fark etti ama bir şey demedi.</p>
<p>Bir süre sonra sesi yumuşadı:</p>
<p>“Bak evlat, işini iyi yaparsan herkes sana saygı duyar. Ama bir kez tembellik edersen kimse yüzüne bakmaz.”</p>
<p>Arda o cümleyi aklına kazıdı.</p>
<p>Müşteriler gelir giderdi. Kimi onu görmezdi bile. Kimi başını okşar, kimi sert davranırdı. Ama Arda her seferinde aynı cümleyi kurardı:</p>
<p>“Başka isteğiniz var mı?”</p>
<p>Akşam olunca dükkânı kapatır, yerleri tekrar süpürür, tezgâhı silerdi. Bazen yorgunluktan sandalyeye oturur oturmaz gözleri kapanırdı.</p>
<p>Bir yıl böyle geçti.</p>
<p>Ellerinde çatlaklar oluştu. Omuzları sürekli ağrıyordu. Sabahları kollarını kaldırmakta zorlanıyordu. Aynaya baktığında yüzünün çocuk yüzü olmadığını fark etti.</p>
<p>Bir akşam kepengi indirirken durdu.</p>
<p>İçinden sessizce şunu söyledi:</p>
<p>“Ben yoruldum.”</p>
<p>Ertesi gün patron geldiğinde karşısına geçti.</p>
<p>“Ben işi bırakmak istiyorum.” dedi.</p>
<p>Patron uzun uzun baktı. Ne kızdı ne de şaşırdı.</p>
<p>“Büyüdün sen.” dedi sadece.</p>
<p>Arda o gün dükkândan çıktığında, arkasında sadece bir iş değil, bir yılını bırakmıştı.</p>
<p></p>
<h3 class="title-post-item">10. ELEKTRİKÇİ</h3>
<p></p>
<div class="ordered-list-item">
<div class="post-text">
<p>Arda bu kez şehrin kenar mahallelerinden birinde, küçük bir tamir dükkânında iş buldu. Elektrikçi ile tanışması tesadüf olmuştu ama adamın sıcak tavırları, uzun zamandır duymadığı bir güven duygusu uyandırdı içinde.</p>
<p>Dükkân dar ve loştu. Tavandan sarkan sarı ampul, kabloların ve eski prizlerin üstüne solgun bir ışık bırakıyordu. Duvarlarda yılların bıraktığı is lekeleri vardı. Masanın üstü pense, tornavida, bant ve kablo yığınlarıyla doluydu. Ama nedense Arda’ya burası karmaşık değil, düzenli gelmişti.</p>
<p>İlk gün süpürgeyi eline aldığında, içinden garip bir huzur geçmişti. Bir yere ait olmanın huzuru değil… ama en azından kovulmamanın huzuru.</p>
<p>Sabahları erken kalkıp, akşam olunca da tezgâhın altına serdiği battaniyede uyurdu.</p>
<p>O battaniyeyi her gece aynı özenle sererdi. Tezgâhın altı, onun için küçük bir oda gibiydi. Yukarıdan sarkan kablolar tavandaki yıldızlar gibi görünürdü karanlıkta. Gözlerini kapatmadan önce uzun uzun onları izlerdi.</p>
<p>Dışarıda ayak sesleri kesildiğinde, dükkânın içi tamamen sessizleşirdi. O sessizlikte Arda ilk kez korkmadan uyuyabiliyordu.</p>
<p>Elektrikçi, bir gün kabloları toplarken sordu:</p>
<p>“Ailenden bir haber var mı oğlum?”</p>
<p>Arda önce sessiz kaldı. Sonra uzaklara bakarak konuştu:</p>
<p>“Evden ayrılalı uzun zaman oldu. Üç tane daha kardeşim olmuş. Hepsi erkek ama ben dönmedim.”</p>
<p>Adam başını salladı, iç çekti. Kendi çocuğu olmamıştı. Belki de o yüzden, bu sessiz çocuğa her geçen gün daha çok alışıyordu.</p>
<p>O günden sonra elektrikçi, Arda’ya daha dikkatli bakmaya başladı. Çay içerken ikinci bardağı hiç sormadan onun önüne koyuyor, öğlenleri ekmeği ikiye bölüyordu. Arda fark etmese de, adam onu izliyordu. Nasıl oturduğunu, nasıl konuştuğunu, nasıl sustuğunu…</p>
<p>Bir akşam, tezgâhın başında çay içerlerken konuya girdi:</p>
<p>“İstersen seni evlat edineyim.” dedi.</p>
<p>Dükkânın içi bir anda sessizleşti. Dışarıdan geçen arabanın sesi bile çok uzaktan geliyormuş gibi duyuldu Arda’ya.</p>
<p>Arda başını eğdi. O an kalbinde bir sızı hissetti. Aslında kalmak istiyordu; bu düzenli hayat sessiz ve güvenliydi. Ama içinde bir ses “yine fazla alışma” diyordu.</p>
<p>O teklifi kabul etti ama gerçekten bir aile bulduğu için değil.</p>
<p>Sadece geri dönmemek için.</p>
<p>O gece battaniyeye uzandığında, ilk kez tezgâhın altı dar gelmişti. Gözlerini kapatamadı. Bir yere ait olma düşüncesi, ona huzur vermedi . Tam tersine, tedirgin etmişti.</p>
<p>Bir süre sonra elektrikçi, köye haber gönderdi: “Oğlun artık benimle kalacak.” yazdı mektubuna.</p>
<p>Mektup gönderildikten sonra adamın yüzü değişti. Gün boyu dalgındı. Penseyi eline alıyor, unutuyor. Çayı demliyor, içmiyordu.</p>
<p>Köyde ise ortalık karıştı.</p>
<p>“Sen bizim oğlumuzu nasıl elimizden alırsın?” diye yükseldi sesler.</p>
<p>O mektubun cevabı dükkâna geldiğinde, elektrikçi uzun süre konuşmadı. Zarfı açtı, okudu, katladı. Masanın üstüne bıraktı.</p>
<p>O gün dükkânda çay içilmedi.</p>
<p>O gün hiçbir kablo toplanmadı.</p>
<p>O gün dükkân daha karanlıktı.</p>
<p>Arda, o sessizliğin içini dolduracak kelime bulamadı. Elektrikçinin gözlerine bakamadı. Çünkü adamın yüzünde ilk kez çaresizlik vardı.</p>
<p>Bir sabah, kimseye veda etmeden eşyalarını topladı.</p>
<p>Battaniyeyi katladı. Tezgâhın altına son kez baktı. Elini tahtaya sürdü. Sanki teşekkür eder gibi.</p>
<p>Kapıyı sessizce kapattı.</p>
<p>Yine yollara düştü…</p>
<p>Sokakta yürürken içinden geçenleri kimse duymuyordu.</p>
<p>Kendi kendine:</p>
<p>“Nereye gidersem gideyim, kimseye tam ait olamıyorum.</p>
<p>Hep bir misafirim sanki; evlerde, kalplerde, masalarda.</p>
<p>Beni sevenler bile, sonunda bir yol ayrımında bırakıyor.</p>
<p>Belki de ben kimseyle kalmamayı seçtim, bilmiyorum.</p>
<p>Ama her gidişin bir sebebi varsa, benimkiler hep sessizlikten oluyor.”</p>
<p>Ve Arda, bir kez daha arkasında bir yer bırakmadan yürümeye devam etti.</p>
<p></p>
</div>
</div>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>6. Bölüm &amp;amp; 7. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/6-boelum-7-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/6-boelum-7-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f5db4860a1b.webp" length="24126" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 04:09:51 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">6. KAÇIŞ</h3>
<p>Arda’nın arkadaşı ondan yaşça büyük idi. Sürekli İstanbul’dan bahsediyordu, “İstanbul şöyle güzel İstanbul böyle büyük…".</p>
<p>Orada herkes zengin, sokaklar ışıl ışıl.” diyerek İstanbul’u öve öve bitiremedi.</p>
<p>Bir gün heyecanla: “Gel beraber İstanbul’a kaçalım.”dedi.</p>
<p>Arda önce şaşırdı ama sonra içini bir merak kapladı. Zaten amcasının oğlu da oradaydı. Neden olmasındı ki?</p>
<p>“Olur gidelim. Nasıl olsa amcamın oğlu var orada. Onun yanına gideriz.”dedi.</p>
<p>O gece Arda’nın içi içine sığmadı. Evde herkes uyuyunca yavaşça kalktı, çekmeceleri karıştırdı. Amcasının oğlunun adresini bulduğunda kalbi hızla atmaya başladı. Adresi küçük bir kağıda dikkatlice yazdı: “Sağmalcılar Kartaltepe Mahallesi, No :100”</p>
<p>Kağıdı cebine koydu, sonra simit satarak kazandığı parayı yanına aldı. Pencerenin dışındaki karanlığa baktı, rüzgar hafif hafif perdeyi dalgalandırıyordu. “Belki orada daha iyi bir hayat olur…”diye düşündü.</p>
<p>Sabah olunca iki çocuk, mahalleli uykudayken sokağın köşesinden sessizce yürüyüp çıktılar. Ne aileleri farketti ne komşular. Kuş cıvıltılarının arasında, ayakkabılarının sesi bile yankılanıyor gibiydi. Otogara geldiklerinde kalabalık gözlerini kamaştırdı. Çantalarını sıkı sıkı tutarak gişeye yöneldiler. Gişe memuru çocuklara şöyle bir bakıp, kaşlarını kaldırdı. Çocuklar on, on iki yaşlarındaydı. “Nereye gidiyorsunuz siz?”diye sordu.</p>
<p>Arda hemen cevap verdi “İstanbul’da amcamızın oğlu var. Orada çalışıyor. Biz de işçilere su dağıtacağız.”dedi. Memur başını iki yana salladı ama çocukların ciddiyetine şaşırdı. "Bilet alın gelin. “dedi.</p>
<p>Bileti alıp ellerinde sıkı sıkı tutarak otobüse bindiler ama giderken onları birisi görse de çocuklar bunu bilmeden otobüse bindiler. Koltuklarına oturduklarında Arda’nın içini garip bir his kapladı. Ne tam korkuyor, ne de tamamen cesurdu. Otobüs hareket ettiğinde pencereden dışarı baktı; yıkıntılar, çatlamış yollar ve sessiz sokaklar gözlerinin önünden geçiyordu. Evleri, annesinin sesi, babasının gözleri aklına geldi ama geri dönmedi. Ertesi gün İstanbul’a indiler. Camdan dışarı baktıklarında gördükleri bambaşka bir dünyaydı. Yüksek binalar, korna sesleri, kalabalık, hızla geçen insanlar… </p>
<p>Arda’nın içi ürperdi. Elindeki kağıda baktı: “Sağmalcılar Kartaltepe Mahallesi No :100”</p>
<p>Sora sora minibüse bindiler, Sağmalcılar da indiler. Oradan geçen birine “Yüz numara nerde?”</p>
<p>Adam camiyi işaret etti. Caminin arkasına gittiler. Oradan çıkış yoktu. Cemaat dağılırken birine daha sordular. Adam gülerek “Koskoca helayı görmediniz mi?”dedi.</p>
<p>Arda şaşkınlıkla “Biz onu demiyoruz. Aradığımız evin numarası yüz.” dedi. Ama kimse o adresi bilmiyordu. Evi aradılar ama bulamadılar. Hava kararmaya başlamıştı, gökyüzü mor ve gri tonlara bürünmeye başladı. Çocuklar bir köşeye oturup ağlamaya başladılar. Tam o sırada oradan üç tekerlekli motoruyla bir postacı geçiyordu.</p>
<p>Fren yapıp durdu “Niye ağlıyorsunuz siz ?”diye sordu.</p>
<p>Arda gözyaşlarını silip hıçkıra hıçkıra anlattı. “Amcamın oğlunun evini arıyorduk ama bulamadık. Akşam olunca da korkmaya başladık.” deyince, postacı içten bir tebessümle: “Ben buranın postacısıyım. Hadi binin sizi Sağmalcılar merkez postanesine götüreyim.” diyerek onları Sağmalcılar Merkez Postanesi’ne götürdü.</p>
<p>Oradaki memurlar merakla çocuklara baktılar. Postane müdürü: “Oğlum aç mısınız?”diye sordu.</p>
<p>Açlıktan midesi yapışan çocuklar kafalarını salladılar. Bunun üzerine onlara peynir ekmek ve çay ikram ettiler. Daha sonra ellerindeki adrese götürüp teslim etmek üzere yola çıktılar.</p>
<p></p>
<h3 class="title-post-item">7. İSTANBUL</h3>
<p>Adrese vardıklarında amca oğlu evde yoktu. Evin karşısında bir bakkal vardı. Ona sorduklarında adam “Evde yok, fabrikaya çalışmaya gitti. Ne yapacaksınız siz onu?”diye sordu.</p>
<p>Arda utangaç bir sesle “Ben amca oğlumun yanına geldim. Onlarda kalacağım." dedi.</p>
<p>Bakkal hemen karşı çıktı: “Ben bu evi iki kişiye verdim. Dört kişi kalamazsınız." dedi soğuk bir sesle.</p>
<p>Bunun üzerine Arda ile arkadaşı dükkanın önündeki kaldırım taşına oturup ağlamaya başladılar ama bakkal hiç oralı bile olmadı. Kaybolmak korkusuyla, gece on bire kadar o kaldırımdan kalkmadan sokak lambasının titrek ışığında beklediler. Saat on bir sularında amca oğlu geldi. Amca oğlu çocukları görünce “Sizin ne işiniz var burda, niye geldiniz?” diye çıkıştı. Bu sözler üzerine çocuklar tekrar ağlamaya başladılar.</p>
<p>Adam içini çekerek: “Hadi bakalım eve” diyerek eve aldı onları.</p>
<p>Evde karyola yoktu. Yerde dört minder seriliydi. Evde iki kişi kalıyordu diğeri işteydi. Amca oğlu kısa bir sessizlikten sonra “Yatın dinlenin." dedi.</p>
<p>Mindere uzandılar ama minder kir içindeydi, odada ağır bir rutubet kokusu vardı. Ona rağmen çocuklar kafalarını koyar koymaz uyudular. Fakat gecenin ilerleyen saatlerinde kaşınmaya başladılar. Ne olduğunu anlamadan yataktan fırladılar. Tahta kuruları her yerlerini ısırmıştı.</p>
<p>Çocuklar korkuyla battaniyeleri silkelerken Arda fısıldadı: “Anne keşke yanımda olsaydın."</p>
<p>Bu arada Fesmani,  Arda’nın gittiğini öğrendiğinde neye uğradığını şaşırdı. Elindeki işi bıraktı, olduğu yere çöktü. O an ne ağlayabildi ne de konuşabildi. Amca oğlu Fesmani’yi arayıp çocukların yanında olduğunu öğrenince sandalyeye oturup derin bir nefes aldı ama kalbindeki sızı dinmedi.</p>
<p>“Tek başına küçücük çocuk ne yapar oralarda? ”dedi amca oğluna.</p>
<p>Amca oğlu “Biraz kalsınlar otobüsle gönderirim. “dedi.</p>
<p>Fesmani: “Yok yok ben gelir alırım. “dedi.</p>
<p>Ertesi gün sabah erkenden otogara gitti ama tam bilet kestirecekken başı dönmeye midesi bulanmaya başladı ve bir anda yere yığıldı. Çevredekiler hemen yardımına koşup Fesmani’yi hemen hastaneye götürdüler. Doktor muayeneden sonra: “Tebrik ederim hamilesiniz. ”dedi. Fesmani şaşkınlıkla doktora baktı.</p>
<p>Doktor onun İstanbul’a gitmek üzere olduğunu öğrenince endişeyle başını salladı : “Hanımefendi böyle bir yolculuğu asla kaldıramazsınız. Üstelik dört aylık hamilesiniz ve bebekleriniz ikiz olduğu için kesinlikle yola çıkmamalısınız.”</p>
<p>Fesmani’nin gözleri doldu. İçinde hem sevinç hem de derin bir hüzün vardı. Hastaneden çıkınca amca oğlunu arayıp durumu anlattı.</p>
<p>Amca oğlu Arda’ya : “Annen çok üzüldüm ve seni göndermemi istedi. Seni almaya gelecekti ama hamileymiş hem de ikiz kardeşin olacakmış. Doktor yolculuğu yasaklamış."</p>
<p>Arda önce donup kaldı sonra yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.</p>
<p>“İkiz mi?”dedi heyecanla. “Gerçekten mi?”</p>
<p>Gözleri parladı. Annesinin karnında kardeşleri olduğunu öğrenmek onu hem şaşırttı hem mutlu etti. Sabah olunca Amca oğlu işe gitmeden önce biraz ekmek ve bir kaç zeytin koydu masaya “Ne olacak sizin bu haliniz. ”diye iç çekti, ardından kapıyı çekip işe gitti.</p>
<p>Çocuklar ev sahibinden korktukları için aşağı inmeye cesaret edemediler. Pazar günü geldiğinde, amca oğlu Arda’nın arkadaşını Anadolu yakasındaki akrabalarına götürdü. Akrabalar kanalizasyon işlerinde, kazma kürekte çalışıyorlardı. Arda’nın arkadaşı oradaki işçilere su dağıtmaya başladı. Arda ise amca oğlunun yanında kaldı.</p>
<p>Amca oğlu Arda’yı da alıp her sabah fabrikaya gitmeye başladı. Arda her gün onunla gidip fabrikanın bahçesinde sessizce oturuyor, akşam olunca yorgun adımlarla onunla birlikte eve dönüyordu ama amca oğluna yük olmakta zoruna gidiyor ve içten içe bu durum canını yakıyordu.</p>
<p>“Ben neden bekliyorum? Neden bir işe yaramıyorum? ”diye düşünürken fabrikanın arka tarafında üst üste yığılmış tahta sandıklara baktı. Güneşin altındaki tahtalar sanki ona yol gösteriyordu. Bir anda aklına bir fikir geldi, heyecandan gözleri parladı ve amca oğluna: “Şu tahta sandıklar var ya onların arkasına bir tahta çak, üzerine bir de kayış tak. Bir siyah bir de beyaz ayakkabı boyası al. Ben ayakkabı boyacılığı yapacağım. ”dedi.</p>
<p>Amca oğlu kaşlarını çattı : “Sen ne yapacaksın onu. Bir de kaybolup başıma bela mı olacaksın.”</p>
<p>Arda gözlerini kaçırmadan : “Kaybolmam. Şu iki sokakta dolaşacağım. Ondan sonra da akşam yine geleceğim söz ”dedi. Sesinde hem çocukça bir korku hem de yeni bir hayat kurma isteği vardı.</p>
<p>Amca oğlu, biraz homurdansa da cebinden Arda’ya biraz para çıkarıp verdi. Arda sevinçle cila, boya, sünger ve fırça aldı. Sandığı da kendi elleri ile yaptıktan sonra boynuna takıp mahallede dolaşmaya başladı. Gün boyu mahallede dolaşıp, insanlara gülümseyerek çekingen ama gururlu bir sesle:</p>
<p>“Ayakkabılarınızı boyayayım mı?” diye sordu. Akşam eve döndüğünde avucundaki paraları görünce inanamadı.</p>
<p>İstanbul’da ilk kez kendi emeği ile kazandığı para… Parmaklarının arasından kayarken bile sıcaklığını hissediyordu.  Amca oğlu bile şaşkındı: “Oğlum sen bu parayı nereden buldun? Yoksa bir yerden mi aldın? Bir şey mi yaptın? ”diye soru yağmuruna tuttu.</p>
<p>Arda gülümsedi, gözleri ışıl ışıldı: “Yok akşama kadar mahallede ayakkabı boyadım. ”dedi gururla. Arda gün geçtikçe daha çok kazanmaya başladı. Zamanla mahalleden çıkarak fabrikanın oraya kadar gitti.</p>
<p>Amca oğlu : “Gitme kaybolursun.” dese de Arda yine de gidiyor ama kaybolmamak için gittiği yoldan geri dönüyordu. Küçük dünyasında kendi yollarını çizmeye başlamıştı artık.</p>
<p>Arda zamanla amca oğlundan daha fazla kazanmaya başlayınca amca oğlu Arda’nın getirdiği paraları elinden alıyor için içinde Arda’yı kıskanıyordu. Oysa Arda kazandığı paralarla annesine elbise babasına da pantolon almak istiyor ama bir türlü fırsat bulamıyordu.</p>
<p>Amca oğlu bir gün sinsice : “Ailen seni çok özlemiş. Seni memlekete göndereceğim” dedi. Arda gidince geri dönemem korkusuyla kalbi hızla çarpmaya başladı. “Ya geri dönemezsem.” diye düşünüp titrek bir sesle “Gitmek istemiyorum.” dese de amca oğlu kararlıydı.</p>
<p>“Gideceksin. ” dedi sert bir şekilde .</p>
<p>Zorla Arda’yı otogara götürüp biletini kestiği gibi muavine: “Bu çocuk önce Allaha sonra sana emanet. Memlekete varınca indirirsin. ”dedikten sonra Arda’nın cebine azıcık bir para koydu ve otobüs koltuğuna oturttuktan sora gitti. Arda’nın çalışıp kazandığı parayı da vermedi.</p>
<p>Arda camdan dışarı baktı. Şehir sanki yavaşça geri çekiliyordu. Bir an durdu ve kalbini dinledi : “Ben gitmek istemiyorum. ”diye bas bas bağırıyordu kalbi.</p>
<p>O anda karar verdi. Kimseye farkettirmeden ayağa kalktı sessizce kapıya yaklaşıp nefesini tuttu sonra hızlıca otobüsten indi ve kalabalıktan sıyrılarak arkasına bile bakmadan ara sokaklara daldı. Yüreği yerinden çıkacak gibi atıyordu ama yüzünde kararlı bir ifade vardı. “Artık kendi yolumu seçmeliyim. ”dedi kendi kendine.</p>
<p>Cebindeki azıcık paraya baktı. Ne yapacağını tam olarak bilmiyordu ama en azından özgürdü. Her adımıyla biraz daha büyüyor, kendi hayatının sorumluluğunu alıyordu. Gözleri uzaklara dalmışken, ayakkabı boyacılığı sırasında öğrendiği cesaret ve sabrı hatırladı. “Belki de bundan sonra hiç bir şeyden korkmamalıyım. ”diye düşündü.</p>
<p>Onun için her sokak yeni bir fırsat, her köşe bir macera anlamına geliyordu. Artık kendi hikayesinin baş rolündeydi ve adımlarını dikkatli atacaktı. Hava kararmaya başlamıştı. Akşam karanlığında uykusu geldiğinde sur ve duvar kenarlarında yatıyordu. Geceleri, sur kenarlarında içki içen ayyaşları gördüğünde, gizlice onların olduğu yerden kaçtı.</p>
<p>Gün geçtikçe cebindeki para da tükeniyordu. Çöpleri karıştırırken, köşedeki simitçinin attığı simitlerle karnını doyurmaya başladı. Öyle ki; çöpte bulduğu bir tane simidi üçe bölüp, her gün bir parçasını suyla ıslatarak yiyordu. Zamanla vücudunda bit ve pireler dolaşmaya başladı. Pirelerin ısırdığı yerlerde su kabarcıkları oluşmuş, kaşıdıkça yaraya dönüşüyordu. Uzayan saçlarının içinde bitler kol geziyordu. Vücudunun kirlendiğini hisseden Arda, parklarda hortumdan akan soğuk suyla ve üzerindeki elbiselerle yıkanıyor, elbiselerin kurumasını bekliyordu.</p>
<p>Bir gün yine çöpü karıştırdı ama simit yoktu. Dükkanın birine giderek: “Abi ben senin dükkanının önünü süpüreyim, bana bir simit alır mısın? ”dedi.</p>
<p>Adam “Sen kimsin, necisin? ”diye sorunca başından geçenleri anlattı. Bunun üzerine dükkan sahibi: “Oğlum sen süpürme, ben yine alırım. ”dedi.</p>
<p>Arda : “Yok ben güzelce dükkanın önünü süpüreyim, ondan sonra sen bana simit alacaksın. ”diye yanıtladı.</p>
<p>Dükkan sahibi: “Anlaşıldı, senin karnın aç. ”dedikten sonra bir kebap söyledi.</p>
<p>Oradaki esnaf, yardım amaçlı Arda’ya dükkan süpürtüp karşılığında para veriyorlardı. Arda biriktirdiği paralarla kendine yine bir ayakkabı sandığı yaptı ;boya, cila ve sünger alarak işine hazır hale geldi. Otogar civarında da boya yapmaya başladı. Burası her zamankinden daha kalabalıktı; İnsanların ayak sesleri, tezgahların uğultusu ve araç kornaları arasında kendini kaybolmuş hissediyordu.</p>
<p>Ayakkabı boyarken yanına bir adam geldi. “Ayakkabımı boyar mısın? ”diye sordu.</p>
<p>Arda kafasını salladı: “Boyarım. ”dedi ama elleri titriyordu ve sürekli kafasını kaşıyordu; sanki kendi düşünceleriyle savaş veriyordu.</p>
<p>Adam bu durumu fark etti ve merakla sordu: “Oğlum dikkatimi çekti. Sen neden sürekli başını kaşıyorsun?”</p>
<p>Arda bir taraftan adamın ayakkabısını boyarken bir taraftan da başından geçenleri anlattı. Kelimeler ağzından güçlükle çıkıyor, her cümlede biraz daha rahatlıyor gibiydi.</p>
<p>Adam, Arda’nın gözlerindeki yorgunluğu ve çaresizliği fark etti : “Hadi kalk gidiyoruz. ”diyerek Arda’yı alıp bir otel odasına götürdü. Otele vardıklarında odanın kapısı ardından kapanınca Arda’nın kalbi hızla çarpmaya başladı. Sessizlik dışarıdaki kalabalığın uğultusundan sonra neredeyse boğucu geliyordu.</p>
<p>“Acaba ne yapacaklar? ”diye düşündü. Her köşeye baktı, odadaki her eşya, her gölge ona yabancı ve tehditkar görünüyordu. Kendi başına kalmak, hem rahatlatıcı hem de korkutucuydu. Geçmiş günlerin sıkıntıları, sokakta yaşadığı zorluklar bir anda zihninde canlandı. Kendi küçük dünyasında güvende hissettiği anlar, şimdi bir belirsizlikle yer değiştirmişti.</p>
<p>Adam : “Oğlum sen beni burda bekle. Sakın bir yere gitme. ”diye tembihleyerek çıktı.</p>
<p>Adam çıkıp gittiğinde Arda yorgunluktan yatağa uzandı. Gözlerini kapattığında bile zihninde geçmişin ve şimdinin karışımı fırtına gibi esiyordu. Kısa sürede derin bir uykuya daldı. Bir müddet sonra elinde kıyafet ve ilaçlarla gelen adam Arda’yı uyandırdı.</p>
<p>Uykudan uyanan Arda gözlerini açtığında yine de hafif bir uyku sersemliği vardı. Adamın yüzündeki ciddiyet endişelerini attırdı. Arda’yı dikkatle yıkadı poşetten çıkardığı çamaşırları giydirip, kirli çamaşırlarını çöpe attı. Üzerindeki temiz kıyafetlerin verdiği rahatlamaya rağmen huzursuzdu. Yine de onun özenli dokunuşları ve yaralarına sürdüğü ilaç, Arda’nın içinde garip bir güven duygusu uyandırdı. Pencerenin kenarına oturup dışarıyı izledi. İnsanlar telaşla gelip geçiyor, araçlar korna çalarken Arda her gölge ve sesi tehlike işareti gibi algılıyordu. “Adam beni gerçekten koruyor mu, yoksa bir planı mı var acaba?” diye düşündü. Kalbi sıkıştı.</p>
<p>Zaman ilerledikçe kafasında dönen sorular onu korkutuyordu.</p>
<p>Adam: “Hadi gidelim. ”diyerek onu berbere götürüp saçlarını kestirdi; aynada kendini gördüğünde, hem hafiflemiş hem de garip bir biçimde yabancılaşmış hissetti. Yeni kesilmiş saçları, yüzündeki yorgun ifadeyi biraz da olsa gizliyordu.</p>
<p>Küçük bir umut, yavaş yavaş kalbine sızıyordu. Belki de her şey düşündüğünden daha farklı bir şekilde ilerleyecekti. O an tek düşüncesi hayatta kalmalı, bu yeni ve bilinmeyen dünyaya uyum sağlamalıydı. </p>
<p></p>
<p><strong><em> </em></strong><em>YENİDEN KAÇIŞ</em></p>
<p><em></em></p>
<p>Adam berberden çıkınca Arda’yı yemek yemeye götürdü.</p>
<p>“Ufaklık hiç konuşmadık daha adını bile söylemedin bana. Söyle bakalım adın ne senin?” diye sordu.</p>
<p>“Benim adım Arda amca. Topkapı sularında yatıyorum.” deyince adam: “Kimin kimsen yok mu?” diye sordu.</p>
<p>“Köydeler. ”dedi Arda.</p>
<p>Adam: “Kalk gidelim o zaman. Bana Mehmet amca diyebilirsin. Benim otogarda bir yazıhanem var. Sur diplerinde yatacağına orda yatarsın. Sana oraya bir de kanepe koyalım.” dedi.</p>
<p>Beraber boya sandığını da alarak otogara gittiler. Arda sabahları ayakkabı boyayıp, akşamları da yazıhaneyi temizlemeye başladı. Mehmet amca Arda’nın çalışkanlığını görünce ona harçlık verdi. Arda hırlısı hırsızı olur diye parasını Mehmet amcasına verdi.</p>
<p>Aradan beş ay geçmiş, havalar soğumaya başlamıştı. Mehmet amca Arda’yı düşünmeye başlamıştı. Kendi kendine: “El kadar çocuk kışta kıyamette ne yapar? Buranın kışı iyi olmaz, hasta olur. En iyisi bizim arabalarla onu ailesinin yanına göndereyim.” dedi.</p>
<p>Arda’ya dönerek: “Gel oğlum buraya. Seninle biraz konuşalım.”dedi.</p>
<p>Yanına gelen Arda’nın saçını okşayarak: “Bak oğlum bu böyle gitmez. Önümüz kış, üşütür hasta olursun. Gel seni bizim arabalarla ailenin yanına göndereyim.”dedi.</p>
<p>Arda: “Mehmet amca o zaman sendeki paralarımı versen de gitmeden kendime kıyafet alsam olur mu?” diye sordu.</p>
<p>Arda’nın zaten az bir parası vardı. Mehmet amca paraları uzatırken: “Oğlum yetmezse üzerine ben de vereyim.” dedi.</p>
<p>Arda: “Sağ ol Mehmet amca fazla bir şey almayacağım zaten, onun için param yeter.” dedi.</p>
<p>Arda Mehmet amcanın iyi niyetini biliyor, geçmişte yaşadığın deprem korkusu yüzünden ailesinin yanına dönmek istemiyordu. Kendi kendine düşündü. Ablası depremden sonra evlenmiş, kocasıyla İzmir’e yerleşmişlerdi. Diğer amcasının oğlu da oradaydı. Karar verdi İzmir’e gidecekti. O gece Mehmet amca da yazıhanede uyumuştu. Parasını ve kıyafetlerini bir çantaya koyup otobüslerin kalktığı yere gitti. Yakalanma korkusuyla her adımda kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Otobüs kalkmak üzereydi. Hızla biletini aldı, koltuğuna oturdu ve İstanbul’un soğuk, kalabalık sokaklarını geride bırakırken, içinde hem korku hem de yeni bir başlangıcın heyecanı vardı. Ablasına kavuşacak olmanın verdiği rahatlık, tüm endişeni bir nebze olsun hafiflemişti.</p>
<p>Otobüs  yavaş yavaş İzmir’e yaklaştığında Arda pencereden dışarı bakıyordu. Şehrin sıcak ışıkları, denizin hafif dalga sesleri ve insanların telaşsız yürüyüşleri İstanbul’un kalabalık, soğuk sokaklarından tamamen farklıydı. İçinde hem huzur hem tedirginlik vardı. Mehmet amcanın onu ailesine teslim etmek için beklediğini düşündükçe biraz suçluluk hissetti ama gitmesi gerekiyordu. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>5. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/5-boelum-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/5-boelum-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202605/image_870x580_69f46264d648a.webp" length="105192" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 29 Apr 2026 01:20:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<h3 class="title-post-item">5. DEPREM</h3>
<p>Yer birden uğuldadı. Toprak altından gelen uğultu kulaklarını doldurdu. Arda, dizleri hafifçe titreyerek sendeledi; ayakları zeminde kayıyor, nefesi hızla kesiliyordu. Gökyüzü karardı, taş evler birer birer moloz yığınına dönüşüyordu. Betonarme binalar çatırdıyor, ağır taş bloklar zemine çarpıyor ve yankılanıyordu. Yollar çatladı, derin yarıklar açıldı; şehir adeta nefesini tutmuş, sessiz bir kabusa gömülmüştü. Toz ve taş kokusu ciğerlerine doluyor, gözlerini yakıyordu, burnunu tıkayan minik toz parçacıkları havada süzülüyordu. Kalbi göğsünde deli gibi çarparken elleri titriyordu.</p>
<p>Arda’nın ailesi balkonda idi. Panik içinde ayağa kalktılar. Evden biri kapıya doğru koştu ama o sırada çamurla sıvanmış bahçe duvarı üzerine devrildi. Arda refleksle öne atıldı, elleri boşlukta havayı kavramaya çalıştı. Çığlıklar kulaklarında çınladı.</p>
<p>“Ayağın…İyi mi? Allah’ım iyi olsun!”</p>
<p>Arda çevresine baktı. Düşen taşların sert çarpma sesi, cam kırıklarının çatırdaması ve uzaktan çığlık atan çocukların sesi arasında kayboldu.</p>
<p>Şehrin merkezindeki yatılı okul ile hastahane yanyana idi. Yatakhane sallanıyor, sekiz ranza birbirine çarpıyor; metalin gıcırtısı ve ahşapın kırılma sesi havada yankılanıyordu. Bir öğrenci kapıya doğru koşarken sıvalar ve taş parçaları havaya savruldu. Karanlık bir gölge gibi kayboldu. Arda’nın yüreği sıkıştı.</p>
<p>“Yetişemedim…Yetişemedim!”</p>
<p>Karanlığın içinde bir ışık belirdi. Arda dizlerinin üstünde sürünerek ilerledi. Ellerini her uzattığında taş ve molozlara çarpıyor, ciğerlerine dolan toz öksürük krizine yol açıyordu. Dudakları susuzluktan kururken, gözleri yaşla doluyor, zihninde tek bir düşünce “Ne olacak şimdi? Herkes öldü mü?”.</p>
<p>İnsanların feryatları, askeri araçların motor sesleri hepsi bir kaos senfonisi gibiydi. Günler sonra bir heyet geldi. Zarar tespiti yapıldı. Dozerler yıkıntıları kamyonlarla taşırken sessizlik, kaybolan hayatların yankısıyla dolmuştu. Depremden sonra Arda’nın İstanbul’daki arkadaşı geldi. Artık hayatın ona ne getireceğini bilmiyordu ama tek bir şeyden emindi o da hiç bir şey eskisi gibi olmayacaktı.</p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>3. Bölüm &amp;amp; 4. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/boelum-3-boelum-4-arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/boelum-3-boelum-4-arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f26b58764d0.webp" length="33308" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 28 Apr 2026 02:59:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p><strong>#3  GERÇEK</strong><o:p></o:p></p>
<p>Aradan dokuz ay geçmiş Fesmani beklenen bebeği doğurmuştu. Hayyam ile düşünüp adını Arda koymaya karar verdiler ama Arda’nın erkek olduğunu ablalarından başka kimseye söylememeye karar vererek kızlara altı sene boyunca kimseye bir şey dememelerini tembihleyerek kızlara olanları anlattılar. Aile bu sır ile altı yıl susacaktı.<o:p></o:p></p>
<p>Bu arada Fesmani kara kara düşünüyordu. Hayyam’ın gözleri görmediği için işte çalışmıyordu. Fesmani köyün mahallesindeki çeşmeden zengin ailelere bidonlarla su taşıyarak evin harçlığını çıkarıyordu. Çocuklarını köylünün verdiği kıyafetlerle büyüttü.<o:p></o:p></p>
<p>Bir gün mahalleden bir komşu gelerek “Okula hademe alınacak, sen çalışır mısın. ”diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p>Fesmani “Bilmem, beyime sorayım “ dedi. O zamanlar oralarda kadının çalışması ayıptı.<o:p></o:p></p>
<p>Okul müdürüne komşu durumu anlattı. Bunun üzerine okul müdürü Hayyam ile konuşup onu ikna etti. Zaten Hayyam izin vermese ne olacaktı ki, çocuklar, evin geçimi hepsi Fesmani’nin sorumluluğunda idi artık.<o:p></o:p></p>
<p>Fesmani işe girmiş aradan dört sene geçmişti. Hayyam’ın gözleri görmediği için hayırsever vatandaşların da yardımı ile belediyeden arsa hibe ettiler ve evi dayayıp döşediler.<o:p></o:p></p>
<p>Çocuklar çok sevinmiş, hayatları yavaş yavaş düzene girmişti.<o:p></o:p></p>
<p>Arda artık altı yaşına gelmek üzereydi , annesi saçlarını uzatmış, üzerine elbise giydiriyordu daha. Onu tek başına bir yere göndermiyorlardı. Annesi işteyken ablaları bakıyordu. Bu durumdan sıkılan Arda ablalarından habersiz sokağa çıktı. Erkek çocuklarla oynamak istedi ama onlar “Sen kızsın git kızlarla oyna” diyerek oyuna almadılar.<o:p></o:p></p>
<p>Buna sinirlenen Arda annesine “Benim bu elbisemi çıkaracaksın, pantolon alacaksın, ayakkabı alacaksın. Bu elbiseyi de çıkaracağım. Ben erkek gibi giyinmek istiyorum” diye bağırdı.<o:p></o:p></p>
<p>Annesi çarşıya gidip kumaş aldı,bir taraftan Arda’ya pantolon ile gömlek dikiyor bir taraftan da Hayyam ile konuşuyordu.<o:p></o:p></p>
<p>“Hayyam, Arda altı yaşına giriyor artık. Sünnetini yapalım mı” diye sordu.<o:p></o:p></p>
<p>Hayyam “Ben de onu düşünüyordum. Saçlarını kestirip, güzel bir sünnet düğünü yapalım oğluma” dedi.<o:p></o:p></p>
<p>Bunun üzerine komşuları çağırarak hazırlıklara başladılar.<o:p></o:p></p>
<p>Kocaman bir koç alıp, kurdelesini bağladılar. Sabah kasap gelip, kurbanı kesti ve parmağına batırdığı bir miktar kanı Arda’nın alnına sürdü.<o:p></o:p></p>
<p>İmam geldi dua okudu. Arda bembeyaz sünnet elbisesinin içinde çok güzel olmuştu.<o:p></o:p></p>
<p>Kazanlarda çeşit çeşit yemekler pişerken, aşçılar ateşi körükleyerek, ellerinde çopçalarla yemek katıyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p>Arda’nın sünnetini duyan komşulardan biri: “Fesmani, kusura bakma ama merak ettiğim için geldim. Senin kızların var. Kimi sünnet ettireceksiniz” deyince:<o:p></o:p></p>
<p> Fesmani “Komşum, ben hamile kalıyordum ama benim erkek çocuklarım düşüyordu. Hayyam ile ben oğlumuz olsun çok istiyorduk. Bir gece rüyamda Ak Sakallı Dede gördüm. Oğlun olacak, yalnız altı yaşına kadar saçlarını kestirmeyecek ve üzerine elbise giydireceksin. Kimseye de söyleme dedi. Rüyayı gördükten bir ay sonra hamile kaldım. O yüzden altı yaşına kadar saçlarını kestirmeyip elbise giydirdim”<o:p></o:p></p>
<p>Komşusu çok şaşırdı, olanlara inanamadı.<o:p></o:p></p>
<p>O sırada Arda içeri girdi.<o:p></o:p></p>
<p>Kadın merakına yenilerek Arda’yı kucaklayarak Arda’nın üzerindeki sünnet elbisesinin eteğini kaldırdı.<o:p></o:p></p>
<p>Gözlerini kocaman açarak “Ayy, bu gerçekten erkekmiş” diye bağırdı.<o:p></o:p></p>
<p>Fesmani dışarı çıkıp sünnet yatağını hazırladı. Yatak kar gibi bembeyazdı.<o:p></o:p></p>
<p>Sünnetten önce yapılacak son bir iş vardı. Davetliler toplanırken, davul zurna eşliğinde berber getirilerek Arda’nın beline kadar uzanan saçlarını kestiler. Daha sonra sünnetçi gelip sünnetini yaptı.<o:p></o:p></p>
<p>Arda çocuklarla oynamaya gitti<o:p></o:p></p>
<p>Çocuklar “Aaaaa, kız erkek olmuş” diye onu işaret ediyorlardı ama zamanla onu aralarına alıp oynamaya başladılar.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p><strong>#4  OKUL</strong><o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Arda yedi yaşına gelmiş okula başlayacaktı. Komşusu Fesmani’ye oğlunun küçülen önlüğü ve pantolonunu vermişti. İlk gün Arda onları giyip okula gitmişti.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Öğretmenler Arda’nın kıyafetini görünce okul müdürüne durumu anlattılar. Müdür Arda’yı yanına alıp terziye götürdü. Ölçüleri verip, önlüğün ücretini ödedikten sonra bir mağazaya gidip ayakkabı, pantolon ve çorap aldılar.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Öğretmeni Arda’nın omzuna hafifçe dokunarak “Artık okula rahat gidebilirsin.”dedi. Müdür de gülümseyerek “Bak senin için en iyisini seçtik”diye ekledi. Arda başını salladı. Yüzünde hem şaşkın hem de mutlu bir ifade belirdi.Bir çocuğun dünyasında bu küçük yardım büyük bir güven ve sıcaklık hissi uyandırmıştı.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Arda zeki bir çocuk olsa da okulu sevmiyordu. Öğretmen ders anlatırken o uyuyordu.Bunun üzerine öğretmenler Fesmani’yi çağırarak “Fesmani kızım bak oğlun uyuyor.”dediler.Fesmani Arda’yı kucaklayarak öğretmenler odasına götürüp yatırdı.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Arda ilkokulu bitirip orta okula başladığında sabahları erkenden kalkıyor, kahvaltısını hızlıca yaptıktan sonra fırından taze simit aldıktan sonra mahallenin dar sokaklarında tezgahını kurup öğlene kadar bir yandan simit satıp bir yandan da mahalledeki insanları selamlıyordu.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>“Simiiit, Simiiit.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Taze simit”diye bağırıyor. Yanından geçen komşularına gülümsüyordu. Çocuk yaşına rağmen işini ciddiyetle yapıyor, satıştan kazandığı parayı biriktiriyordu. Bazen aceleyle topunu alıyor, bazen defterini çantasına sıkıştırıyor, öğlene doğru simit tezgahını toplayıp okula yetişiyordu.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Bu sabah yine aynı telaş içinde idi. Sıcacık simitlerin kokusu sokağa yayılıyor Arda’nın yüzünde hafif bir yorgunluk ama aynı zamanda küçük bir gurur ifadesi beliriyordu. İnsanlar ona gülümsüyor, bazıları bir kaç simit alıyor ve her satışta Arda mutluluğunu gizleyemiyordu.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Bir gün okuldan gelince evin ilerisinde boş alanda arkadaşları ile istop oyunu oynuyorlardı.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Ebe olan çocuk o anda “Arda”diye bağırdı ve topu havaya attı. Arda hızla topa uzandı. Parmaklarının ucuyla yakalamaya çalıştı. Arkadaşları geriye çekildi kimisi ellerini havaya kaldırdı, kimisi biraz ileriye zıpladı ama topu tam tutacakken ayaklarının altındaki toprak hafifçe titredi. Bir an için şaşkınlıkla etrafa baktı, çevresindeki arkadaşlarının da gözleri büyümüş, nefesleri tutulmuştu.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Topun ağırlığını hissettiği elleri bir anda havada donakaldı.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Hafif bir sarsıntı…<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>
<p>Ve o an, oyun birden durakladı.<o:p></o:p></p>
<p><o:p> </o:p></p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>1. Bölüm &amp;amp; 2. Bölüm (ARDA)</title>
<link>https://fikirizleri.com/arda</link>
<guid>https://fikirizleri.com/arda</guid>
<description><![CDATA[  ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68f3f37d75798.webp" length="25292" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 27 Apr 2026 05:21:05 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>KÖMÜR KARASI</title>
<link>https://fikirizleri.com/komur-karasi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/komur-karasi</guid>
<description><![CDATA[ Bazıları

yaşamak için

karanlığa inmeyi öğrenir.

Kömür karasıdır hikâyeleri.

Ama en çok da

görünmeyen yerlerinden yanar. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69f110877de63.webp" length="55508" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 22:55:22 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>SANAL DÜNYADA KAYBOLAN ÇOCUKLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/sanal-dunyada-kaybolan-cocuklar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sanal-dunyada-kaybolan-cocuklar</guid>
<description><![CDATA[ Çocuklar kaybolmaz… Onlar, yeterince görülmedikleri ve anlaşılmadıkları yerlere doğru sessizce uzaklaşırlar. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e7f5eaadfc0.webp" length="50130" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 22 Apr 2026 01:12:12 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>SESSİZ YORULMUŞLUK</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessiz-yorulmusluk</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessiz-yorulmusluk</guid>
<description><![CDATA[ Bazı yorgunlukların adı yoktur.

Ama herkes içinde taşır.

Ve bazı insanlar…

En çok da sessizce yorulur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69efceab1dad7.webp" length="21950" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 20 Apr 2026 00:03:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>SESSİZ ÇIĞLIKLARIN ARDINDA KALAN EMEK</title>
<link>https://fikirizleri.com/sessiz-cigliklarin-ardinda-kalan-emek</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sessiz-cigliklarin-ardinda-kalan-emek</guid>
<description><![CDATA[ Kadınların emeği, sabrı, sevgisi bir haber cümlesine sığmasın. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ed38fd2522c.webp" length="66794" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 18 Apr 2026 01:00:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÜNİVERSİTE MEZUNU OLMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/un</link>
<guid>https://fikirizleri.com/un</guid>
<description><![CDATA[ Bu bir bireysel başarısızlık hikâyesi değil.

Bu, görmezden gelinen bir gerçekliğin sessiz çığlığıdır.

Ve duyulmayı bekliyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e90e5cadbf6.webp" length="60604" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 16 Apr 2026 03:30:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>KALANLARIN HİKÂYESİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalanlarin-hikayesi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalanlarin-hikayesi</guid>
<description><![CDATA[ Bazen bir aileyi ayakta tutan şey,

herkesin varlığı değil…

kalanların birbirini bırakmamasıdır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69ea8d8dc9358.webp" length="45134" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 14 Apr 2026 00:23:54 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>23 NİSAN:ÇOCUKLUĞUN DEĞİŞEN YÜZÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/23-nisancocuklugun-degisen-yuzu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/23-nisancocuklugun-degisen-yuzu</guid>
<description><![CDATA[ Her çocuk, korkmadan koşabileceği bir sokak, özgürce gülebileceği bir hayat hak eder. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e92289adc4b.webp" length="83502" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 12 Apr 2026 22:34:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>EMEĞİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/emegin-gorunmeyen-yuzu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/emegin-gorunmeyen-yuzu</guid>
<description><![CDATA[ Bir yapıyı ayakta tutan şey en çok konuşulanlar değil, en az fark edilenlerdir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69e50c5ab4eae.webp" length="67274" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Apr 2026 20:11:06 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ACININ ADI YOK</title>
<link>https://fikirizleri.com/acinin-adi-yok</link>
<guid>https://fikirizleri.com/acinin-adi-yok</guid>
<description><![CDATA[ Birlik, en büyük direniştir.

Ve merhamet, bu karanlığın içindeki en güçlü ışıktır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69dfa333363ab.webp" length="82650" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:40:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>TEŞEKKÜR ETMEYİ UNUTTUĞUMUZ ŞEYLER</title>
<link>https://fikirizleri.com/emanet-3050</link>
<guid>https://fikirizleri.com/emanet-3050</guid>
<description><![CDATA[ Hiç elimize, gözümüze, dilimize… teşekkür ediyor muyuz? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69dbbc53d3666.webp" length="51326" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Apr 2026 18:28:01 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ADALETİN SESİ :AVUKATLAR GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/adaletin-sesi-avukatlar-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/adaletin-sesi-avukatlar-gunu</guid>
<description><![CDATA[ Unutulmamalıdır ki güçlü bir hukuk sistemi, güçlü savunucularla ayakta kalır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202604/image_870x580_69d2a570a6b44.webp" length="16060" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 05 Apr 2026 20:57:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>KAPLUMBAĞALAR VE BİR İSTİKLÂL GAZİSİ /SUCU MEVLÜT</title>
<link>https://fikirizleri.com/kaplumbagalar-ve-bir-istiklal-gazisi-sucu-mevlut</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kaplumbagalar-ve-bir-istiklal-gazisi-sucu-mevlut</guid>
<description><![CDATA[ Bu vatan kolay kazanılmadı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69b2bf58d0cd0.webp" length="82872" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 16:30:09 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>MART AYININ SESSİZ ÇIĞLIĞI</title>
<link>https://fikirizleri.com/mart-ayinin-sessiz-cigligi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/mart-ayinin-sessiz-cigligi</guid>
<description><![CDATA[ 8 Mart; sadece bir takvim yaprağı değil, emeğin, direnişin ve eşitlik arayışının sembolüdür. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202603/image_870x580_69a6e73c658e0.webp" length="49532" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 01 Mar 2026 16:52:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEVGİLİLER GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/sevgililer-gunu-2744</link>
<guid>https://fikirizleri.com/sevgililer-gunu-2744</guid>
<description><![CDATA[ Kalp, susmayı değil, konuşmayı seçmelidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_699084c548a8c.webp" length="43754" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 16:49:52 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ENKAZ ALTINDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/enkaz-altinda-2719</link>
<guid>https://fikirizleri.com/enkaz-altinda-2719</guid>
<description><![CDATA[ “Her kurtuluş, küçük bir mucize…” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202602/image_870x580_6985c5a62b52a.webp" length="53674" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 05 Feb 2026 13:59:58 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>3 OCAK MERSİN&amp;apos;İN KURTULUŞU</title>
<link>https://fikirizleri.com/3-ocak-mersinin-kurtulusu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/3-ocak-mersinin-kurtulusu</guid>
<description><![CDATA[ Bazı sabahlar vardır; güneş her zamanki gibi doğar ama şehir başka uyanır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202601/image_870x580_695a3ae2c9235.webp" length="21716" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 03 Jan 2026 13:04:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>27 ARALIK ATATÜRK&amp;apos;ÜN ANKARA’YA GELİŞİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/27-aralik-ataturkun-ankaraya-gelisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/27-aralik-ataturkun-ankaraya-gelisi</guid>
<description><![CDATA[ 27 Aralık, yalnızca geçmişte kalan bir tarih değildir. Aynı zamanda bağımsızlık ruhunu, birlik ve beraberliği hatırlatan güçlü bir simgedir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694e7fecd83fe.webp" length="106358" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 26 Dec 2025 15:31:42 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>21 ARALIK _EN UZUN GECE</title>
<link>https://fikirizleri.com/21-aralik-_en-uzun-gece</link>
<guid>https://fikirizleri.com/21-aralik-_en-uzun-gece</guid>
<description><![CDATA[ En uzun geceleri yaşadığında, sabaha en yakın olduğu andadır aslında. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6946d41fc22e9.webp" length="118528" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 20 Dec 2025 19:47:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/dunya-insan-haklari-gunu-2548</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dunya-insan-haklari-gunu-2548</guid>
<description><![CDATA[ Dünya, tek başına güçlü olanların değil;

birbirini fark edenlerin omuzlarında döner. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_694550fdcff06.webp" length="28068" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Dec 2025 16:21:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ</title>
<link>https://fikirizleri.com/dunya-insan-haklari-gunu</link>
<guid>https://fikirizleri.com/dunya-insan-haklari-gunu</guid>
<description><![CDATA[ Adalet, eşitlik ve özgürlük ancak birlikte savunulduğunda gerçek anlamını bulur. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_693970e0b764b.webp" length="16200" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Wed, 10 Dec 2025 16:09:50 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>KADIN HAKLARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/kadin-haklari</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kadin-haklari</guid>
<description><![CDATA[ Kadın… İnsanın mayası, hayatın hafızası, toplumun sesidir. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202512/image_870x580_6931b8cdcc2e8.webp" length="17924" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 04 Dec 2025 18:30:15 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>BİR TOPLUM NE ZAMAN SUSMAYA BAŞLAR</title>
<link>https://fikirizleri.com/bir-toplum-ne-zaman-susmaya-baslar</link>
<guid>https://fikirizleri.com/bir-toplum-ne-zaman-susmaya-baslar</guid>
<description><![CDATA[ “Bir toplum ne zaman susar biliyor musun?

İnsanlara sözlerini duyuramayacaklarını hissettiklerinde.” ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202511/image_870x580_6929689a14902.webp" length="54304" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 28 Nov 2025 12:18:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>İSTİKLAL GAZİSİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/istiklal-gazisi</link>
<guid>https://fikirizleri.com/istiklal-gazisi</guid>
<description><![CDATA[ Bu topraklar kolay kazanılmadı, nice şehit kanlarıyla sulandı. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e53c724238a.webp" length="9026" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 12:10:29 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>MUTLU OLMANIN YOLLARI</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-2046</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-2046</guid>
<description><![CDATA[ Mutluluk paylaşıldıkça çoğalır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e936c397dd1.webp" length="31568" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 10 Oct 2025 19:35:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>SEN DE YAŞA ÖZGÜRCE!</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-2009</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-2009</guid>
<description><![CDATA[ Hey...

Dağda gezen kötülükler,

Size sesleniyorum!... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68e53c724238a.webp" length="9026" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 17:06:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>BEN</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1953</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1953</guid>
<description><![CDATA[ Tanımak istersen beni yürekten,

Sevenlerin yüreğiyle dinle kalbimi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202510/image_870x580_68dfd40071c94.webp" length="96156" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 03 Oct 2025 16:58:34 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>İZLER KALIR</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1899</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1899</guid>
<description><![CDATA[ Neden herkes

Yapılan iyi şeyleri, yanlış düşünüyor. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68dac844afd49.webp" length="10948" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 29 Sep 2025 20:51:32 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANNEM</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1852</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1852</guid>
<description><![CDATA[ Neredesin annem, seni arıyorum. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68d57a0a003c5.webp" length="8042" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 25 Sep 2025 18:40:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>YOK OLMAK YAŞAMDAN</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1827</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1827</guid>
<description><![CDATA[ Ağlıyorum bugün yine, 

Acılar kenetlenmiş gönlüme. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68cd7d0bb4d14.webp" length="19220" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 19 Sep 2025 18:49:17 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>DEFTERİM</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1795</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1795</guid>
<description><![CDATA[ Umutlarım, yarınlarım,

Benimle birlikte

Bir tabuta kilitlenmiş gibi. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202509/image_870x580_68c31eaa5bc13.webp" length="14904" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 11 Sep 2025 22:11:11 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>HAYATIN GÜZELLİKLERİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1728</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1728</guid>
<description><![CDATA[ Ağzındaki tat acı değil, 

Hayatın mutluluğunu 

Soğan ekmekte buluyorsan. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68b067fc4e9a8.webp" length="33014" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 17:39:24 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>SAHİL KENARINDA</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1727</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1727</guid>
<description><![CDATA[ Bir karanlık gecede, sahil kenarında,

Koşmak istiyorum doyasıya. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68b0612689f03.webp" length="14912" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 28 Aug 2025 17:01:43 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ÖZLEDİM ANNEM SENİ</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1692</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1692</guid>
<description><![CDATA[ Ben karanlıklar içinde yalnız. 

Sen selviler altında sessiz. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68ab7058b9f87.webp" length="30466" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 24 Aug 2025 23:05:14 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>MUTLULUĞA DOYMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1678</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1678</guid>
<description><![CDATA[ DOYMAK!...

Mutluluğa doymak,

Şu ölümlü dünya başka ne var. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68ab307953904.webp" length="23490" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 24 Aug 2025 18:32:35 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ANNEM</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1665</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1665</guid>
<description><![CDATA[ Bugün, 

Bir başkalık var sende Annem. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68aa1f6904f19.webp" length="13216" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 18:40:19 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>ESARET UÇURUMU</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1668</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1668</guid>
<description><![CDATA[ Yeter artık yeter, bıktım artık,

Esaret uçurumunun tepesinde dolaşmaktan. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a9fec608ebb.webp" length="32218" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sat, 23 Aug 2025 02:48:30 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>KABİRLERDE</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1654</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1654</guid>
<description><![CDATA[ Hayatında seven ölüler,

Hâlâ...

Kabirlerinde ağlıyorlar mı? ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a8aabae836e.webp" length="76764" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 22 Aug 2025 02:43:49 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAŞAM SAVAŞI</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1645</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1645</guid>
<description><![CDATA[ Bir gün daha bitiyor mor ışıklı akşamlarda.

Mavi gözleri kapanıyor yavaş yavaş,

Gelecek günlerdeki yaşam savaşına. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a75531dabaa.webp" length="51710" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 21 Aug 2025 02:31:41 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>YAŞAMDAKİ TERİMLER</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1615</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1615</guid>
<description><![CDATA[ Hayvanlar;Ne soru soran ne de kusur arayan dostlardır. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a454ab93ea9.webp" length="23358" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Tue, 19 Aug 2025 02:00:13 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>GEÇMİŞTE YAŞAMAK</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1595</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1595</guid>
<description><![CDATA[ Gerilere dönmek istiyorum,

BU zamandan uzak. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202608/image_870x580_6a725bef0196b.webp" length="77576" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Mon, 18 Aug 2025 04:00:56 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>İSTİYORUM</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1576</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1576</guid>
<description><![CDATA[ Sonsuzlukta kaybolmak istiyorum. 

  Beni aradıklarında bulamamaları için. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_68a05ec5c84e8.webp" length="29896" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Sun, 17 Aug 2025 05:57:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>İSTİYORUM </p>
<p>  Sonsuzlukta kaybolmak istiyorum. </p>
<p>  Beni aradıklarında bulamamaları için.</p>
<p>  Ay dedenin kollarında uyumak istiyorum, </p>
<p>  Daldığım rüyalardan uyandırmamaları için.</p>
<p>  İnsanın derdini anlatacak dostu olmalı,</p>
<p>  Ben dertlerimi,</p>
<p>  Gecenin karanlığına anlatmak istiyorum.</p>
<p>  Yaslanacak bir omuz arıyorum ve;</p>
<p>  Kayalara yaslanmak istiyorum.</p>
<p>  Kulaklarım sese hasret kaldığında,</p>
<p>  Bir deniz kenarında dalgaların sesini ve</p>
<p>  Martıların çığlıklarını duymak istiyorum.</p>
<p>  Bir an için yalnız kalmak istediğimde,</p>
<p>  Sonsuzlukta kaybolmak istiyorum.</p>
<p>BU ŞİİRİM 12.02.1994 CUMARTESİ GÜNÜ</p>
<p>MEGA 33 RADYOSU</p>
<p>"AY IŞIĞI" PROGRAMINDA YAYINLANMIŞTIR. </p>]]> </content:encoded>
</item>

<item>
<title>BEKLE YALNIZLIK</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1559</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler-1559</guid>
<description><![CDATA[ Bekle YALNIZLIK!...

                Günün birinde geleceğim kapına. ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_689e410e71816.webp" length="13878" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Fri, 15 Aug 2025 02:52:18 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded></content:encoded>
</item>

<item>
<title>AĞLAYACAĞIM</title>
<link>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler</link>
<guid>https://fikirizleri.com/kalbimizden-dilimize-dokulen-inciler</guid>
<description><![CDATA[ Ağlayacağım bu gece... ]]></description>
<enclosure url="http://fikirizleri.com/uploads/images/202508/image_870x580_689db2bdd6311.webp" length="17592" type="image/jpeg"/>
<pubDate>Thu, 14 Aug 2025 03:08:00 +0300</pubDate>
<dc:creator>AYŞE KÜÇÜKIŞIK</dc:creator>
<media:keywords></media:keywords>
<content:encoded><![CDATA[<p>KALBİMİZDEN DİLİMİZE DÖKÜLEN İNCİLER</p>
<p></p>
<p>AĞLAYACAĞIM</p>
<p> Ağlayacağım bu gece</p>
<p> Herkes gülerken bir şeye,</p>
<p> Tek başıma bir köşeye çekilip</p>
<p> Ağlayacağım işte yine.</p>
<p> Ağlayacağım zehrolan günüme,</p>
<p> Ağlayacağım kaybolan gençliğime.</p>
<p> VE ;</p>
<p> Hiç gülmeyen kaderime.</p>
<p> İşte böyle ağlayacağım</p>
<p> Geçip giden günlere.</p>
<p>BU ŞİİRİM 05.02.1994 CUMARTESİ</p>
<p>MERSİN MEGA 33 RADYOSU </p>
<p>AY IŞIĞI PROGRAMINDA YAYINLANMIŞTIR. </p>]]> </content:encoded>
</item>

</channel>
</rss>