HALLOWEEN GECESİ BÜYÜK BALKABAĞI SOYGUNU

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kasaba tarihine ‘Büyük Balkabağı Soygunu’ olarak geçen o gece, herkesin dilinde yıllarca kahkahalarla anılan en tatlı kabus olarak kaldı.

21 Ekim 2026 - 09:54
21 Ekim 2026 - 09:54 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  2
HALLOWEEN GECESİ  BÜYÜK BALKABAĞI SOYGUNU

          HALLOWEEN GECESİ

    BÜYÜK BALKABAĞI SOYGUNU ​

Sonbaharın o kavgacı rüzgârı kasabanın bacalarından ıslıklar çalarak inerken, takvimler felaketin habercisi olan 31 Ekim’i gösteriyordu. Kasaba halkı için bu tarih, sıradan bir gün değildi bu, ortalıkta korsan kıyafetli çocukların dolaştığı ve evlerin kapılarında kaloni rekorlarının kırıldığı o acımasız Halloween gecesiydi. ​Gülten Teyze, nam-ı değer "Balkabağı Kraliçesi", sabahın kör şafağında, üzerinde pembe pelüş tulumu ve ayağında fosforlu yeşil ev terlikleriyle bahçeye fırladı. Amacı belliydi. Bu yıl da o devasa, turuncu ve gözleri felaketle bakan balkabağını yetiştirip yerel gazeteye kapak olmak, kıskanç komşusu Nermin Hanım’ı çatlatmaktı. Bahçenin en kuytu köşesine, gözü gibi baktığı devasa turuncu canavarın yanına vardığında olduğu yerde kaskatı kesildi. ​Balkabağının yerinde yeller esiyordu. Ortada sadece koparılmış, salyalı gibi duran kalın bir sap ve üzerine ​“Şekerler enflasyona uğradı. Takas yapıldı. Elveda turuncu dostum. Maskeli Bilo” yazan bir not bırakılmıştı. ​​Gülten Teyze’nin bahçeden yükselen, camları zangırdatan o efsanevi tiz çığlığı, belediye hoparlörünün sabah anonsunu bile susturdu. "Balkabağımı çaldılar! Hırsız var! Şerif, beni bağlayın!" ​Kasabanın diğer ucunda ise işler şimdiden kontrolden çıkmıştı. Beş yaşındaki Can, insanlık tarihinin en büyük gizli operasyonuna imza atmanın gururuyla ortalıkta salınıyordu. Üzerinde babasının amele tulumu, yüzünde kedi kumuyla karışmış kömür karası lekeler vardı. Ama asıl olay başındaydı. Gülten Teyze'nin o devasa balkabağını kafasına ters bir şekilde geçirmişti. Balkabağının oyulmamış o kalın duvarı, Can'ın burnuyla alnının tam ortasında sıkışıp kalmıştı. Can, önünü hiç ama hiç göremiyor; her adımda ya bir çöp kutusuna tosluyor ya da rüzgârda sallanan sarhoş bir vantilatör gibi sağa sola savrularak yürüyordu. ​ Can, sesinin balkabağının içinden yankılanıp teneke kutu gibi çıkmasından habersizce.​"Şeker verin bana!" diye bağırdı. ​Şerif Hulusi Bey, karakolun önünde jöleli çöreğini mideye indirirken duyduğu gürültüyle ayağa fırlayarak dışarı çıktı. Karşısında, iki küçük insan bacağı üzerinde yürüyen, turuncu, mutant bir dev balkabağı duruyordu. ​"Hey sen! Yürüyen sebze! Dur orada!" diye kükredi Şerif, tabancasına uzanmaya çalışırken eli yanlışlıkla donut kutusuna girdi. ​Can, sesin geldiği yöne doğru aniden bir hamle yaptı ama kafasındaki seksen kilo gelen balkabağının merkezkaç kuvvetine yenik düştü. "Eyvah!" diyecek zamanı bile bulamadan, caddenin ortasındaki süs havuzunun içine, kafasındaki dev balkabağıyla beraber gümbürtüyle uçtu. ​Havuzdan metrelerce yüksekliğe su fışkırdı. Balkabağı suyun yüzeyinde dev bir şamandıra gibi yüzerken, içinden sırılsıklam ve öksüren Can çıktı. Kafasındaki balkabağı suyun etkisiyle ağırlaşmış, zavallı çocuğun sadece burnu ve nefes almaya çalışan çenesi dışarıda kalmıştı. ​O sırada Gülten Teyze, elindeki budama makasıyla bir kibrit çöpü gibi hızla olay yerine ulaştı. Kendi çocuğu,gözü gibi baktığı balkabağının havuzda yüzdüğünü görünce gözleri pinpon topu gibi büyüdü. "Yavrumun kafasında yüzüyorlar!" diye feryat ederek havuza atladı. ​Balkabağını sudan hırsla çekip çıkardığında. Su, kabuğun erimesine değil altındaki gizli bir kapağın açılmasına neden olduğunu fark etti . Gülten Teyze’nin çektiği kapakla birlikte, dev kabaktan dışarıya binlerce renkli şeker, çikolata ve konfeti fışkırdı! ​Meğer o dev balkabağı gerçekte bir sebze değil, belediyenin geçen yıldan depolarda unuttuğu, içi sürpriz hediyeler ve şekerlerle dolu dev bir parti kutusuydu. Can, balkabağını yerinden oynatmak isterken altındaki gizli mandalı patlatmış, kasabanın en büyük tatlı partisini kendi elleriyle başlatmıştı. ​Şerif Hulusi, havuzun kenarına çömelip yüzünden damlayan suları silerken kahkahayla gülüyordu. "Gülten Hanım, görünen o ki sizin balkabağı meğer tatlı düşkünü bir kutu olarak çıkmış! Can da bu işin kazara açılış törenini yaptı." ​Gülten Teyze, elindeki renkli şekerlere, sonra da sırılsıklam haldeki Can’a baktı. Yüzündeki o korkunç öfke bulutu yavaşça dağılırken yerini hınzır bir sırıtışa bıraktı. ​Madem öyle dedi Gülten Teyze, elindeki budama makasını havaya kaldırarak, "Bu Halloween gecesinde kimse şekersiz kalmayacak!" ​O gece kasaba meydanı, hayatının en absürt ve en neşeli partisine sahne oldu. Şerif Hulusi havuzdan topladığı jöleli şekerleri çocuklara fırlatırken, kafasındaki balkabağından kurtulan Can, yüzündeki çikolata lekeleriyle kahkahalar atarak koşturuyordu. Gülten Teyze ise boşalan dev kutunun üzerine çıkıp kasaba halkına konser verdi. Kasaba tarihine "Büyük Balkabağı Soygunu" olarak geçen o gece, herkesin dilinde yıllarca kahkahalarla anılan en tatlı kabus olarak kaldı.

             DİLEK SARIKAYA

Menajer:, İlayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow