LANET 3

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

​"Sudan çıkan bu sessiz tanık, sıranın bana geldiğini mi söylüyordu?" Ember Ormanı'nın gölgesinde işlenen gizemli cinayetlere dair karanlık bir polisiye.

27 Temmuz 2026 - 13:46
27 Temmuz 2026 - 13:46 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  86
LANET 3

Sudaki Sessiz Tanık Ne Söylüyor?

​Ember Forest; içinde çılgın, asi bir nehri barındıran derin, karanlık, ıstıraplı ve sadece hayvanların konuştuğu, kimsenin anlam veremediği bir dile sahip gizemli bir ormandı. Leavenworth’ta yaşayan aklı başında hiç kimse bu ormana öyle gelişigüzel giremezdi. Hele geceleri asla... Hem “Neden bu kasabaya geldim?” diye söyleniyor hem de kendimi olayların pençesine zorla düşürüyordum. Rahat durmuyordum.

​O gün ormanın yakınından geçen ve meraklı bir yapıya sahip olan ben, inadımı kıramayıp ünlü Ember Forest’ın içine dalmıştım. Nehrin kenarına kadar uzanan patikadan aşağıya inmiş; kulakları sağır eden, nehrin yankılanan çığlıklarına doğru korkulu adımlarla yürürken çalılıkların içindeki o korkunç cesede takılıp düşmüştüm.

​İlk gördüğümde cesedin genç bir erkeğe ait olduğunu fark ettim. Kaskatı bir şekilde ağzı açık kalmış, dişlerinin bir kısmı dökülmüştü. İki gözü de açıktı; siyah gözbebekleri yoktu, yalnızca beyaz bir çukurdan ibaretti. Adeta taş kesilmişti. O kadar korkmuştum ki kendimi geriye atıp çığlık çığlığa ormanın çıkışına doğru koşmaya başladım.

​Evet, yine olmuştu. Buraya geldiğimden beri bu ve benzeri olaylar üç kez yaşanmıştı. Ne yazık ki bu insanların kim ya da ne tarafından bu hâle getirildiğini kimse bilmiyordu. Leavenworth’ta bu durumlar, şehrin üzerine devasa bir merak ve korku ağının serilmesine sebep oluyordu. Bu korkunç manzaraya bir kez daha şahit olan ben, çabucak Müfettiş Niko Salazar’ı aramış ve “Aynı şey yine oldu!” demiştim.

​Şunu size söylesem mi bilemedim ama açıklamak zorunda olduğumu biliyorum: Aslında o cesedin kime ait olduğunu biliyordum. Korkunç şekilde ölen bu genç erkek, çalıştığım lisenin matematik öğretmeni Alan Main’den başkası değildi. Ayrıca daha önce benzer şekilde ölen diğer iki kişinin de aynı okulun öğretmenleri olduğu aşikârdı. Sudan çıkan bu sessiz tanık, sıranın bana geldiğini mi söylüyordu? Çok korkuyordum.

​Dr. Kimball’ın hemen gelmesini istedim. Bunun nasıl olduğuyla ilgili ancak kendisi bize bilgi verebilirdi. Sudaki sessiz tanık, ancak ona bir şeyler anlatabilirdi; çünkü onun dilinden sadece Dr. Kimball anlardı.

​Dr. Kimball; otuz sekiz yaşlarında, uzun boylu, geniş omuzlu ve oldukça yakışıklı bir adamdı. Uzaktan arabasını görmüştüm. Atletik bir hareketle arabadan atlamış ve koşarak yanımıza gelmişti. Elindeki çantasını açıp eldivenlerini giydi. Onu karşılayan dedektif, cesetle ilgili bilgi verdi. Kendi kendine mırıldanan Kimball, cesedi görünce yüzünü ekşitti.

​— Yine mi?

​— Evet, yine, dedi Salazar.

​— Bu, lisedeki öğretmenlerden biri değil miydi?

​Öne atıldım:

​— Evet Doctor, aynı okuldaydık.

​Kafasını bana doğru çevirdi:

​— Siz neden buradasınız?

​— Şey... Ormanda yürüyüş yapıyordum, derken sesimin titrediğini ben de fark ettim.

​— Bu ormanda! Yürüyüş ha? diyerek dudağını bükmüş, bana inanmadığını yüz ifadesiyle belli etmişti.

​— Hiçbir şeye dokunmadınız, değil mi? dedi doktor. Cesedi incelemeye başlayan Kimball devam etti: — Bunu adli tıbba gönderelim. Sadece gördüğüm kadarıyla yedi sekiz saat önce ölmüş olabilir. Ancak nasıl bir şey yaşanmış ki diğer cesetlerde de çözemediğimiz o kaskatı açık kalmış ağız, dökülmüş dişler ve bu korkunç gözler aynen duruyor? Her üç cesetteki aynı manzara bana şunu anlatıyor: Bu kişiler çok korkunç bir şeyle karşılaşmışlar. Bakın tırnak uçlarına; kan içinde ve parçalanmış. Sanki bir duvarı, betonu ya da taş parçasını kazımış gibi... Bu, nehirde olmuş bir şey değil. Ellerinin içindeki kesikler, tutunmak için yakalamaya çalıştığı su kenarındaki dal ve ağaç parçalarından olabilir. Ama tırnaklar başka bir hikâye... Alan Main’i üç gün önce Santa Barbara Kilisesi’nin önünde görmüştüm. Kiliseden çıkıyordu ancak sıkıntılı görünüyordu. Hatta yüzünün rengi bile tuhaftı. Kendisine bir şeyi olup olmadığını soracaktım ama hızla uzaklaştı ve gözden kayboldu.

​O sırada Dedektif Salazar bana dönüp sordu:

​— Bayan Sally Brown, siz okulda onu görmüşsünüzdür. Son günlerde farklı bir şey fark ettiniz mi?

​— Hayır, ben kendisini görmedim, dedim ve kestirip attım.

​Kafamı kaldırıp müfettişe baktığımda, cesedin yanı başında Alan Main dimdik ayakta duruyordu! Bir cesede baktım, bir de ona... Gözlerinin içi kapkaranlıktı. Ağzını açıp sökülmüş dişleriyle bana bir şeyler söylüyordu. Adeta zaman donmuş, ben de korkudan kaskatı kesilmiştim.

​Müfettiş Salazar’ın beni hızla sarsmasıyla görüntü bir anda kayboldu. Kendime geldim.

​Ben şimdi ne yaşamıştım burada?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Meral YILDIRIM "Ayna Ayna Söyle Bana Varmı Bu dünyada Güzel Hikayeler" ve "Gizemli Vadinin Çinicileri" adlı çocuk kitapları yazarı