GEÇMİŞİN SON TANIĞI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

​“Bu kaydı dinlediğinde, karının gömülü olduğu yeri bulmak için kırk beş dakikan kalmış olacak.” ​Üç yıl önce kaybettiği karısının acısıyla yaşayan Komiser Korhan, gece yarısı gelen gizemli bir telefonla terk edilmiş bir maden ocağına sürüklenir. Zamana karşı başlayan bu ölümcül takipte yüzleşeceği şey saklanan bir katil değil, kendi zihninin inşa ettiği dehşet verici illüzyon olacaktır. Soluksuz okuyacağınız, ters köşe sonlu bir psikolojik gerilim...

30 Eylül 2026 - 07:19
30 Eylül 2026 - 07:19 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 0  1
GEÇMİŞİN SON TANIĞI

Gece yarısını üç geçe telefon çaldı.

​Komiser Korhan bir süre ekrana baktı. Arayan numara gizliydi. Ahizeyi kaldırıp kulağına götürdü.

​“Efendim?”

​Karşıdan ses gelmedi. Önce birkaç saniye boyunca düzenli bir tıkırtı duyuldu; tıpkı mekanik bir metronom gibi. Ardından derinden gelen, soğuk bir erkek sesi konuştu:

​“Selam, Korhan.”

​Korhan’ın eli telefonda sıkılaştı. “Sen kimsin?”

​“Bu kaydı dinlediğinde, karının gömülü olduğu yeri bulmak için kırk beş dakikan kalmış olacak.”

​Korhan’ın elindeki kahve bardağı parmaklarının arasından kayıp yere düştü. Seramik parçaları etrafa saçılırken sıcak sıvı ayaklarına yayıldı fakat bunu hissetmedi bile.

​“Ne dedin sen?”

​“Karının mezarını bul, Korhan.”

​“Seni bulduğumda—”

​“Bulamayacaksın.”

​Ses son derece sakindi; ürkütücü derecede dingin... Korhan’ın çene kasları kasıldı.

​“Karım üç yıl önce öldü!” dedi sesi öfkeyle titreyerek. “Bir vurkaç olayında... Faili bulunamadı!”

​Karşıdaki adam hafifçe kıkırdadı. “Emin misin?”

​Korhan cevap veremedi.

​“O gece Belgrad Ormanı’nda şiddetli bir yağmur vardı. Arabanın sağ farı kırılmıştı. Aslı’nın bileğinde ise babasından kalan gümüş saat...”

​Korhan’ın yüzündeki kan çekildi. Bu ayrıntıları nereden bilebilirdi? Bunlar polis raporlarında bile yer almayan, yalnızca olay yerindeki kişinin bilebileceği detaylardı.

​“O ayrıntıları nereden biliyorsun?”

​“Mezardaki tabutun içine hiç baktın mı?”

​Telefon pat diye kapandı.

​Korhan birkaç saniye boyunca elindeki karanlık ekrana bakakaldı. Derken ekran yeniden aydınlandı; bir konum mesajı düşmüştü. Riva yakınlarında, yıllardır işletilmeyen terk edilmiş bir maden ocağı...

​Korhan’ın ilk refleksi masadaki telsize uzanmak oldu. Ancak parmakları telsize değdiği an duraksadı. Yavaşça geri çekti elini. Hayır, ekibini bu işe karıştırmayacaktı. Bu onun kişisel kâbusuydu.

​Silahını kılıfına yerleştirdi, montunu üzerine alıp karanlık geceye adım attı.

​Sağanak yağmur başlamıştı. Silecekler ön camı temizlemekte yetersiz kalıyordu. Korhan direksiyonu iki eliyle sıkıca kavramış, gözlerini karanlık yoldan ayırmıyordu. Ama zihni kontrolsüzce üç yıl öncesine kayıyordu.

​Aslı’yla o gece kavga etmişlerdi. Nedeni neydi? Bir an hatırlayamadı. Sonra Aslı’nın ıslak yüzü belirdi gözünün önünde:

​“Böyle devam edemeyiz, Korhan!”

​Ardından kapının şiddetle çarpılma sesi... Aslı araçtan inip yağmurun içine doğru koşmuştu. Korhan da arkasından gitmişti.

​Sonrası... Kesik bir fren sesi. Şiddetli bir çarpma. Ve zifirî karanlık.

​Korhan gözlerini kırpıştırdı. “Hatırla...” diye mırıldandı kendi kendine. “Ne olur hatırla...” Ama zihni yine aynı duvara çarpıp duruyordu.

​Maden ocağının girişine vardığında arabayı yol kenarına çekti. Paslanmış demir kapıyı zorlayarak açtı. İçerisi ağır bir rutubet ve küf kokusuyla kaplıydı. Fenerini yaktı.

​“Kimse var mı?”

​Sesi, yüksek tavanlı boşlukta yankılanıp kendisine döndü. Bir süre yalnızca kendi postal seslerini dinledi. Sonra o tıkırtı yeniden duyuldu.

​Tık.

Tık.

Tık.

​Korhan silahını emniyetten çıkardı. Çift elle tutarak sesin geldiği yöne, geniş depo bölümüne doğru ilerledi. Fenerin ışığı karanlığı deldiğinde gördüğü manzara karşısında donakaldı.

​Deponun ortasında tek bir sandalye duruyordu. Sandalyeye bir adam bağlanmıştı ve ağzı kalın bir koli bandıyla kapatılmıştı. Korhan hızla adama doğru koştu. Adam onu görünce çıldırmış gibi çırpınmaya başladı.

​“Tamam, sakin ol! Seni kurtaracağım,” diyerek bandı tek hamlede söküp attı.

​Adam ciğerlerini patlatırcasına nefes aldı, ardından korkuyla haykırdı:

​“Yaklaşma bana!”

​Korhan duraksadı. “Ben polisim!”

​“Biliyorum!”

​“Seni kurtarmaya geldim!”

​“Hayır!” Adamın sesi dehşetle titriyordu. “Beni sen getirdin buraya!”

​Korhan’ın zihni çalkalandı. “Ne saçmalıyorsun sen?”

​“Beni sen kaçırdın!”

​“Ben seni hayatımda ilk kez görüyorum!”

​Adam başını çaresizce iki yana salladı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. “Üç saat önce gördün! Beni buraya sen kapattın!”

​Korhan’ın şakaklarına bıçak gibi bir ağrı saplandı. “Sen kimsin?”

​“Özel dedektifim... Adım Selim.”

​“Ne araştırıyordun?”

​Selim bir an durdu, gözlerini Korhan’ın gözlerine dikti. “Karını.”

​Korhan’ın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. “Ne demek istiyorsun?”

​“Üç yıl önceki o geceyi araştırıyordum. O kazadaki arabanın parçalarını buldum.”

​“Ne arabası?”

​Selim acı bir tebessümle fısıldadı: “Gerçekten hatırlamıyor musun? Garajında buldum onları... Sağ farın kırık parçalarını...”

​Korhan’ın nefesi tıkandı. Boğazı kurudu.

​Selim devam etti: “Beni yakaladığında buraya getirdin. Bana silah doğrulttun. Sonra da 'Birazdan bir kaset dinleteceğim sana, hesaplaşacağız' dedin.”

​Korhan geriye doğru sendeleyerek bir adım attı. “Hayır...”

​“Beni üç saat önce buraya sen bağladın!”

​“Hayır! Telefonda benimle konuşan başkasıydı!”

​Selim’in gözleri ağlamaktan kızarmıştı. “Korhan... Telefon falan yoktu!”

​Korhan başını hızla çevirdi. “Ne telefonu?”

​“Seni buraya çağıran bir telefon hiç olmadı!”

​Korhan’ın bakışları sandalyenin yanındaki sehpanın üzerinde duran eski kasetçalara kaydı. Kasetçaların kapağı açıktı ve içi bomboştu. Ama az önce ses tam olarak oradan gelmişti...

​Korhan yavaşça yaklaştı. Tam o sırada ceketinin iç cebinden hafif bir cızırtı yükseldi. Titreyen elini cebine attı ve küçük bir diktafon çıkardı. Cihaz çalışıyordu.

​Kayıt oynatılıyordu. Ve kayıttaki o soğuk, pürüzsüz ses... Kendi sesiydi.

​“Hayır...” diye fısıldadı Korhan.

​Diktafondaki ses hoparlörden dökülmeye devam etti:

​“Selam, Korhan. Bu kaydı dinlediğinde karının gömülü olduğu yeri bulmak için kırk beş dakikan kalmış olacak...”

​Korhan’ın dizlerinin bağı çözüldü, düşmemek için duvara tutundu. Kendi sesiyle konuşan o kaydı dinlerken, beynindeki zifirî karanlık perde bir anda yırtıldı.

​Yağmur...

Aslı...

Arabanın içindeki şiddetli kavga...

Ve direksiyon başındaki kendisi...

​Direksiyonu tutan ellerinin alkolden nasıl titrediğini hatırladı. Aslı’nın kapıyı açıp fırtınaya fırlayışını... “Beni rahat bırak!” diye bağırışını... Sonra kendisinin hırsla gaza basışını...

​Görüntüler bir film şeridi gibi hızlandı: Karanlıkta parlayan farlar. Aslı’nın silueti. Acı bir fren sesi. Şiddetli çarpma...

​Korhan gözlerini yumdu. “Hayır... Lütfen hayır...”

​Ama artık kaçamıyordu. Direksiyondaki adam kendisiydi. Aslı’ya çarpan araç kendi aracıydı.

​Dahası, Aslı ilk çarpmada ölmemişti. Yanına çöktüğünde hâlâ nefes alıyordu; bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Korhan paniklemiş, polis kimliği ve kariyeri yok olmasın diye yardım çağırmak yerine karısının boğazını sıkıp nefesini kesmişti.

​Cesedi ormanın derinliklerine gömmüş, ertesi gün polis olarak olay yerine gidip "karısının kaybolduğunu" bildirmişti. Zihni, bu korkunç vicdan azabını ve canavarlığı kaldıramadığı için gerçeği reddetmiş; kendisine suçu çözmeye çalışan kahraman bir polis kurgulamıştı.

​Ama o kurgu şimdi paramparça olmuştu.

​Diktafondaki kayıt son cümlesine ulaştı:

​“Ve hafızan sana gerçeği tekrar unutturmadan önce... Tanık asla yaşamamalı.”

​Korhan başını yavaşça kaldırdı. Selim sandalyesinde geriye doğru çekilmeye çalışıyordu.

​“Korhan? Bırak o silahı...”

​Korhan cevap vermedi. Silahın namlusu kendiliğinden Selim’e doğruldu. Fenerin cılız ışığında Selim’in gözleri parlıyordu. Korhan o gözlerde bir polis memuru değil, karısını katleden ve gerçeği saklamak için her şeyi yapabilecek bir canavar gördü.

​Diktafondaki kayıt son kez cızırtıyla konuştu:

​“Geçmiş, hatırlayan son kişiyi de susturduğunda ölür.”

​Korhan’ın parmağı tetiğin üzerinde donakaldı. Dışarıda yağmur fırtınaya dönüşmüştü; içerideyse yalnızca iki adamın düzensiz nefesleri duyuluyordu.

👉 Sizce Korhan, zihnindeki o son gerçeği de susturmak için tetiği çekti mi, yoksa vicdanının sesine mi yenildi? Yorumlarınızı bekliyorum!

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.