İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 5- KARANLIK ÇEKMECE

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Sığındığı sahaf dükkânının arka odasında Deniz’e olay gününü anlatan Zeynep, hafızasındaki belirsizliklerle yüzleşiyor. Selim’in göğsünden bıçaklanarak öldürülmesi, evdeki hasarlı çekmece ve kayıp siyah deri çanta kilit soru işaretlerine dönüşürken; Başkomiser Tarık ve ekibi "Zeynep" isminin peşine düşüyor. Selim’in evindeki o karanlık çekmece zorlanmıştı; ama katilin aradığı şey çekmecede miydi, yoksa sırra kadem basan o siyah çantada mı?

19 Ekim 2026 - 18:21
19 Ekim 2026 - 18:21 ⏱ 9 dk Okuma Süresi
 0  2
İÇİMDEKİ KIYAMET BÖLÜM 5- KARANLIK ÇEKMECE

Bölüm 5 – Karanlık Çekmece

​Deniz, Zeynep’i dar koridordan geçirerek sahaf dükkânının arka tarafındaki çalışma odasına götürdü. İçerisi düzenli dizilmiş kitap rafları, ahşap bir çalışma masası, iki sandalye, mini bir buzdolabı ve köşede evrak dolabının yer aldığı derli toplu bir alandı. Duvar apliklerinin sıcak ışığı odaya dingin bir hava veriyordu.

​Deniz kapıyı kapatıp sürgüledi. Bir süre konuşmadı. Zeynep’in yüzündeki korkuyu gördükçe sorularını sormakta acele etmiyor, onu sıkıştırmaktan kaçınıyordu. Masanın önündeki sandalyeleri işaret etti:

​— Geç otur Zeynep.

​Zeynep sandalyelerden birine çöktü. Deniz de karşısına oturdu:

​— Şimdi baştan anlat. Selim’in evine neden gittin?

​— Eşyalarımı almak için. Anahtarını da bırakacaktım.

​— Kapı kilitli miydi?

​Zeynep başını iki yana salladı:

​— Aralıktı. Önce içeride biri olduğunu düşündüm. Seslendim ama cevap gelmedi. Sonra içeri girdim.

​— Selim’i nerede buldun?

​— Çalışma odasında yerdeydi. Hareket etmiyordu. —Zeynep ellerini birbirine kenetledi.— Yanına gittim. Bileğini kontrol ettim. Nabzını bulamadım.

​Deniz, onun yüzünü dikkatle izledi:

​— Polisi aramadın.

​— Hayır.

​— Neden?

​— Çünkü birkaç saat önce herkesin içinde tartışmıştık. Bana tehditler savurmuştu. Polisler bunu öğrenirse ilk benden şüpheleneceklerini düşündüm.

​— Bu, kaçmanı açıklayabilir ama seni şüpheli olmaktan kurtarmaz Zeynep.

​— Biliyorum... —Sesi kısıldı.— O an ne yapacağımı düşünemedim. Koridordan bir ses geldi. Birinin yaklaştığını sandım. Korktum ve çıktım.

​Deniz bir süre sessiz kaldı. Ardından sordu:

​— Evde başka bir şey dikkatini çekti mi? Dağınıklık dışında?

​Zeynep gözlerini yere indirdi. O an zihninde beliren ayrıntıları sıraya koymaya çalıştı. Odaya ilk girdiğinde her şeyi aynı anda görmemişti. Önce yerdeki Selim’i, sonra masayı ve devrilmiş eşyaları fark etmişti:

​— Masasının üzerindeki pirinç mühür yere düştü, dedi. Ben çarptım sanırım. Ama almadım, olduğu yerde bıraktım.

​— Ona dokundun mu?

​— Hatırlamıyorum. Bilerek dokunmadım. Yalnızca Selim’in bileğini kontrol ettim.

​Deniz başını salladı. Bu ayrımın önemli olduğunu biliyordu. Zeynep’in neye dokunduğu, neye dokunmadığı ancak olay yeri incelemesinin bulgularıyla değerlendirilebilirdi:

​— Başka?

​Zeynep birden başını kaldırdı:

​— Masasının çekmecesi…

​— Ne olmuş çekmeceye?

​— Yamuk şekilde açıktı. Kilit kısmı da hasarlı gibiydi. O an üzerinde durmadım. Selim’i görünce başka bir şey düşünemedim.

​— İçinde ne olduğunu biliyor musun?

​— Hayır. Ama bazı belgelerini yanında taşıdığını biliyorum. Siyah deri bir çantası vardı. Onu neredeyse her yere götürürdü.

​— Evde miydi?

​Zeynep bir süre düşündü:

​— Görmedim.

​— Emin misin?

​— Evet. O çanta orada olsaydı dikkatimi çekerdi. Selim onu kolay kolay yanından ayırmazdı.

​Deniz ayağa kalkıp evrak dolanının yanındaki mini buzdolabından bir şişe soğuk su çıkardı. Plastik bardağa doldurup Zeynep’e uzattı:

​— Çekmecenin hasarlı olması, birinin zorla açıp birşey aradığı anlamına gelebilir. Ama çanta başka bir yerde de olabilir. Şimdilik bildiğimiz tek şey, senin onu evde görmediğin.

​— Biliyorum. Ama Selim, onu yanından asla ayırmadı. İçinde bazı şeyleri saklardı. İnsanları zor durumda bırakabilecek belgeler tuttuğunu duymuştum.

​— Nereden duydun?

​— Bir keresinde telefonda konuşurken birinden söz etmişti. Elinde belgeler olduğunu, gerektiğinde bunları kullanacağını söylüyordu. Kimin hakkında konuştuğunu bilmiyorum.

​Deniz’in yüzündeki ifade değişti. Sahaf çevresinde, Selim’in iş ilişkileri ve bazı yayınevleriyle yaşadığı anlaşmazlıklar hakkında söylentiler duymuştu. Ancak bunların çoğu, kaynağı belirsiz konuşmalardan ibaretti. Bunları Zeynep’e kesin bilgi gibi aktarmak istemedi:

​— Ben de onun hakkında bazı şeyler duydum, dedi. Ama söylentiyle hareket edemeyiz. Çekmecede ne vardı, çantasında ne taşıyordu, bunları bilmiyoruz.

​Zeynep suyu içerken bardağı tutan elleri titriyordu:

​— Peki, şimdi ne olacak?

​— Öncelikle şunu bil: Burada saklanarak bu işin içinden çıkamazsın. Polis o tartışmayı öğrenirse eninde sonunda sana ulaşır. Polise gitmeyip saklandığın ortaya çıkarsa şüpheleri tamamen üzerine çekersin.

​— Ya beni tutuklarlarsa?

​— Bunu ben bilemem. Ama gerçeği anlatmadan, kendi aleyhine yorumlanabilecek boşluklar bırakıyorsun.

​Zeynep cevap vermedi. Deniz’in sözleri canını sıkmıştı ama haksız olduğunu da söyleyemiyordu:

​— Bir şey daha var, dedi sonunda. Selim’in ölümünden önce evde başka biri var mıydı, bilmiyorum. Ben geldiğimde onu gördüm. Öncesinde ne olduğunu görmedim.

​— Öyleyse yalnızca gördüklerini anlatacaksın. Tahminlerini gerçekmiş gibi söylemeyeceksin.

​Deniz masanın üzerindeki ajandayı kenara çekti. Zeynep bardakta kalan suyu içerken aklında aynı soru dönüp duruyordu: Selim’in evinden ayrıldıktan sonra içeri giren biri olmuş muydu?

​Bunu bilmiyordu. Koridorda duyduğu sesin kime ait olduğunu da…

​Selim’in evindeki incelemeler sürerken Başkomiser Tarık, salonun girişinde durup ekibin çalışmalarını izliyordu. Olay yeri inceleme görevlileri fotoğraf ve ölçüm işlemlerini tamamlıyor, belirlenen noktalardan parmak izi ve örnek topluyordu. Eşyaların konumu kaydedilmiş, masanın çevresi ayrıca incelenmek üzere işaretlenmişti.

​Komiser Yardımcısı Murat, elindeki notlarla Tarık’ın yanına geldi:

​— Çay bahçesindeki tartışmayı doğrulayan ilk bilgiyi aldık, dedi. İşletmedeki garsonlardan biri bilgi verdi. Maktulün ölümden birkaç saat önce bir kadınla şiddetli şekilde tartıştığını, kadının masayı terk ederken Selim’in arkasından ‘Zeynep!’ diye bağırdığını söylemiş. Ancak kadının soyadını veya kimliğini henüz bilmiyoruz.

​— Çay bahçesinde veya caddede kamera var mı?

​— İşletmenin kendi kamerası yok ama sokağın başındaki açıyı gören bir iş yeri kamerası tespit ettik. Ekipler görüntüleri almaya gitti. Kadının eşkâlini oradan netleştireceğiz.

​Tarık salona doğru baktı:

​— Güzel. Tartışmayı doğrudan görenlerle sadece sesleri duyanları ayırın. Sırf tartıştılar diye kimseyi doğrudan katil ilan edemeyiz. Peki, adli tıp uzmanı ilk tespiti yaptı mı? Ölüm nedeni ne?

​Murat elindeki rapora baktı:

​— Maktul göğüs bölgesine aldığı tek bıçak darbesiyle hayatını kaybetmiş başkomiserim. Bıçak olay yerinde yok. Kesici alet götürülmüş. Olay yeri inceleme ekipleri masadaki pirinç mühür üzerinden ve yüzeylerden parmak izi örnekleri topladı. Laboratuvar sonuçları çıkmadan izlerin kime ait olduğu netleşmez. Masadaki çekmecenin kilit kısmındaki hasarı da kayda aldık. Ancak bu hasarın ne zaman oluştuğunu, olayla bağlantısı olup olmadığını şu aşamada söyleyemeyiz.

​Tarık başını salladı:

​— Sonuçları bekleyelim. Tahminler raporların yerini tutmaz.

​Murat yeniden söze girdi:

​— Başkomiserim, Selim’in ajansı ve iş yeri adresi belirlendi. Kadıköy’de bir içerik ve yayın ajansında çalışıyormuş.

​— Güzel. Bir ekibi vakit kaybetmeden ajansa gönderin. Selim’in iş ortakları, çalışanları ve son zamanlarda sıkıntı yaşadığı müşterileri kimler, hepsini tek tek saptayın. İş yerindeki bilgisayarını ve mesai arkadaşlarının ifadelerini de incelemeye alalım.

​Polis memuru Ece, elindeki tutanağı kontrol ederek yanlarına geldi:

​— Başkomiserim, Selim’in son günlerdeki iletişim kayıtlarının incelenmesi için gerekli talep süreci başlatıldı. Şimdilik yalnızca mevcut bilgiler üzerinden ilerliyoruz. Kayıtlar geldiğinde ölümden önceki görüşmelerin zamanlarını diğer bulgularla karşılaştırabiliriz.

​— Önce kayıtların tamamını ve zaman aralıklarını görelim, dedi Tarık. Bir numaranın sık araması veya biriyle tartışmış olması, o kişiyi şüpheli yapmak için yeterli değil.

​Ece not aldıktan sonra olay yeri inceleme ekibine döndü.

​Tarık bir kez daha masaya ve hasarlı çekmeceye baktı. Selim’in evinde bazı sorular cevapsızdı: Çekmece neden hasar görmüştü? Bıçak neredeydi? Ve çay bahçesinde adı geçen o 'Zeynep' kimdi?

​Henüz hiçbirinin cevabı yoktu.

​Depoda Zeynep, elindeki boş bardağı masaya bıraktı:

​— Deniz, ya o çekmecede ya da Selim’in çantasında gerçekten önemli belgeler varsa?

​— Olabilir. Ama o çantanın kayıp olduğunu bile henüz kesin olarak bilmiyoruz. Sen yalnızca evde görmediğini söylüyorsun.

​— Selim onu hep yanında taşırdı.

​— Öyleyse kafeden sonra kimlerle görüşebileceğini, nereye gitmiş olabileceğini düşünmemiz gerekiyor. 

​Zeynep’in aklına Selim’in son haftalarda yaptığı telefon görüşmeleri geldi. Bazı konuşmalarını yarıda kesiyor, odaya biri girdiğinde sesini alçaltıyordu. Bir keresinde siyah deri çantasını sıkıca kapatıp ona dokunmasını bile istememişti.

​O zamanlar üzerinde durmamıştı. Şimdi her ayrıntı, cevabını bilmediği bir soruya dönüşüyordu.

​— Bir isim hatırlıyor musun? diye sordu Deniz.

​Zeynep gözlerini kapatıp düşündü. Ancak zihninde belirgin bir isim canlanmadı:

​— Hayır. Yalnızca birinden söz ettiğini hatırlıyorum. Kim olduğunu bilmiyorum.

​Deniz ona daha fazla soru sormadı. Zeynep’in anlattıklarından bir sonuç çıkarmak için erkendi. Üstelik polisin Selim’in ajansına gitmesi, çevresini araştırmaya başlaması ve çay bahçesindeki ifadelere ulaşması an meselesiydi.

​Zeynep ise henüz bilmediği bir şeyi düşünüyordu: Selim’in yanından hiç ayırmadığı siyah deri çanta gerçekten kayıpsa onu kim almıştı?

​Bu sorunun cevabı, Selim’in ölümünden önceki saatlerde saklı olabilirdi.

​Devamı yarın burada!

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.