Orman

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
22 Mayıs 2026 - 22:42
22 Mayıs 2026 - 22:42 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 4  36
Orman

Puslu bir gecenin en karanlık anıydı. Issızlık adanın en yüksek tepesine hükmediyordu. Topraktan gözleri kaşınıyordu. Sanki dünyanın bütün topraklar gözlerine doluşmuştu. Buna başta anlam veremedi. Neredeyim diye sormaya kalmadan üzerinde birkaç kırkayağın dolaştığını fark etti. Alnı ter içinde kaldı. Boynuna doğru ilerlemekte olan kırkayağa daha fazla tahammül edemedi.  Yattığı yerden kalkmaya yeltendi. Çürümüş ve yer yer üzerinde delikler oluşmuş garip bir kumaş, bunu engel oluyordu. Kefendeki deliklerden birini can havliyle yırtarak açtı. Tekrar kalkmaya yeltendiğinde, bu sefer başını bir tahtaya çarptı. Hiçbir acı hissetmedi. Tahtayı kenara itti ve bir sürü solucan aniden üzerine çullandı. Büyük bir korkuyla toprağı eşeleyerek toprağın üzerine çıktı. 

        Önce kafasını ve ellerini toprağın üzerine çıkardı. Sonra da tüm bedeniyle yeraltından kurtuldu. Sakalları ve tırnakları uzamış, beyni çatlıyor gibiydi ve gözleri kıpkırmızıydı. Bilinci pek de yerinde değildi. Ağzı sulandı ve biranda salyaları akmaya başladı. İki büklüm olan belinden kolları dizlerine sarkıyordu. Karşısına doğru gayriihtiyari bir bakış attı. Genç bir kadın, çıktığı mezarın başında dikilmişti. “Aybüke” diye seslendi. Sevinçten ağlıyordu ama Aybüke onu hiç fark etmeden, usulca yanından geçti. O an dizlerinin bağı çözüldü ve yere yığıldı. Aybüke, Yaman'ın açılmış mezarına doğru ilerlemekteydi, uzun bir süre mezarın eşilmiş çukuruna baktı, birden arkasını dönerek yürümeye başladı. Yürürken de yavaş yavaş silikleşerek ortadan kayboldu. Yaman şaşkınlıkla zorbela ayağa kaldı. Bir süre mezarına doğru baka kalıp umutsuzlukla arkasını döndü.

Karşısında Aybüke’nin babası dimdik ona bakıyordu. Yaman tam onun boğazına sarılacakken Aybüke’nin amcaoğlu elindeki tüfeğiyle Yaman'a ateş etti ve Yaman birdenbire yere yığıldı. Eliyle yarasını tuttu. Elinin kanla ıslanmadığını fark etti. O an akrep, çıyan ve onlarca haşere böğrünü yırtarak dışarı çıkmaya başladı. Dizlerinin bağı çözülüp yere yığıldı. Yerden geri geri sürünerek kaçmaya çalıştı. Sonrasında ise tüm böcekler gözden kayboldu. Hava kararıyordu, büyük bir gök gürültüsü koptu. Gökten bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. Yağmur damlaları zamanla kızıllaşmaya başladı. Gökten düşen her damla teninde yaralar açıyordu.  Baştan aşağıya bu kızıllığın verdiği acıyla yıkandı. Yağmur birden durdu. Karşısında kendisini gördü. Narsist bir hayranlıkla kendisine baktı Ardından yanında bir karartı belirdi. Karartıya doğru dişleriyle atılarak, ona saldırmaya başladı. Karartıdan onu doğru oluk oluk kan fışkırıyordu. Fışkıran kanlar Yaman'ın bedenini bir kez daha ıslatmaya başladı. Bu kan damlalarıyla, açılan yaralar hızla kapanmaya başladı. Bu onun hoşuna gitmeye başlamıştı. Kan ona kendisini dünyanın efendisi gibi hissettiriyordu ve bu onu daha da kana susatmıştı. Gözleri dönmüştü. Çevresine aç bir avcının bakındığı gibi bakınmaya başladı. Yabani bir tavşan gördü, hemen ağaçların arasına saklandı. Tavşana doğru atıldı. Tavşan hareket bile edemeden pençeleşen ellerinin arasında can verdi.

 Eskisine nazaran büyüyen ve keskinleşen dişlerini hayvanın narin boynuna geçirince ağzına dolan kan onu çılgına çevirdi. Artık kendisini dünyanın efendisi gibi değil, tiksindiği bir canavar gibi hissediyordu. Buna rağmen kanı içmekten de geri kalmıyordu. O esnada uzakta kanlı canlı bir insan gördü. Kan arzusunun verdiği tutkuyla, ona doğru dört nala koşmaya başladı. Yaklaştığında ise şaşırdı, bu kişi Aybüke ‘idi.   Aybüke, eliyle kendisini takip etmesini istedi. Sonra Yaman’ı ormanlık bir alana götürdü.

Yaman artık her şeyi hatırlıyordu, onu bu ormanda öldürmüşlerdi. Aybüke'nin ailesi evlenmelerine razı olmadığı için beraber Yaman'ın babasının ormandaki evine kaçmışlardı. Kısa bir süre sonra nerede saklandıkları anlaşıldı. Aybüke'nin ailesi evi basıp Aybüke'yi evden alsalar da Yaman’ı yakalayamadılar. Onu ormanı derinliklerine kadar kovaladıktan sonra yakaladılar. Aybüke'nin amcaoğlu, Yaman'a dayadığı tüfeğini, bir anlık öfke ile ateşledi ve onu oracıkta öldürdü.

        Aybüke tekrar ortadan kayboldu. Yaman bu akıl oyunlarından artık çok sıkılmıştı. Gerçeği görmek için hızla Aybüke’nin evine doğru koştu. Kapıyı çaldı, kapıyı açan Aybüke’ydi. Yamanı görünce korkudan adeta dili tutuldu. Yaman ise Aybüke'ye büyük bir özlemle baktı ama içindeki dürtü aklını bulandırıyordu. İfadesi donuklaştı. Gözlerindeki sevginin şeytani bir acımasızlığa evrilmesiyle Aybüke'nin boynuna saldırdı ve Aybüke oracıkta çığlıklar atarak çok sevdiği Yaman’ın ellerinde can verdi. Buna uyanan Aybüke’nin babası kuşandığı tüfekle birlikte, tüm ev halkıyla oraya koştu. Kızının yerde uzanan cansız bedenini görün baba silahını ateşledi.

 Yaman, kaçmayı başardı. Aybüke’nin ailesi onu, ormanın derinliklerine kadar kovaladı. Sonunda da etrafını çevirdi. Aybüke’nin babası içindeki tüm silahını son kez Yaman’a doğrulttu. Gecenin karanlık ayazında kısa ve yüksek bir ses, kara ormanın derinliklerinde yankılandı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Okan Ildız 1995 yılında İstanbul’da doğdum. Balıkesir Üniversitesi Tarih bölümü mezunuyum. Erken yaştan beridir yazmaya ilgi olsa da öykü yazmaya üniversite yıllarında başladım. Öykülerim Panzehir, Enikonu, Birmetingiriniz, Kirpi Edebiyat, Kayıp Rıhtım gibi e-dergi ve platformlarda yayımlandı.