AYNADAKİ SEN

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Ayna, geçmişin suskunluğu

25 Eylül 2025 - 01:50
25 Eylül 2025 - 01:50 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 2  51
AYNADAKİ SEN

AYNADAKİ SEN

Sabahın ilk ışıkları odanın duvarlarında dans ederken, Derin gözlerini açtı. Kuş sesleri, hafif bir sabah esintisi… Her şey tanıdıktı. Ama içinde bir huzursuzluk hissediyordu. Sanki bedeninin içinde sıkışmıştı.

Yavaşça kalktı, banyoya yürüdü. Aynanın karşısına geçti. Ve aynadaki görüntü karşısında öylece kaldı.

Aynada bir yüz vardı. Ama onunki değildi.

Gözleri, Derin’in gözleri gibi bakmıyordu. Dudakları kıpırdamıyordu ama bir şey söylüyordu sanki. Derin bir adım geri çekildi, kalbi hızlandı. “Neler oluyor! Bu ben değilim,” diye fısıldadı.

Aynadaki yüz, onu izlemeye devam etti. Sonra yavaşça değişmeye başladı. Bir çocuk yüzü belirdi. Ardından bir genç kız. Sonra bir kadın. Hepsi tanıdık ama bir o kadar yabancıydı.

Derin aynaya yaklaştı. “Siz kimsiniz?” dedi.

Aynadaki yüz cevap verdi:

“Biz seniz. Senin susturduğun, unuttuğun, bastırdığın her hâliniz.”

Derin aynadaki yüzle göz göze geldiğinde, kalbinin derinliklerinden bir sızı yükseldi. O yüz, çocukluk odasının duvarlarına sinmiş sessizlikti. Hep başkalarını mutlu etmeye çalışmıştı. Oyuncaklarını paylaşmış, ağlamamış, hep “uslu” olmuştu. Ama ne yaparsa yapsın, ne bir “aferin” ne de bir tatlı söz duyamamıştı.

Babası, mükemmeliyetçi, despot bir adamdı. Derin ne yaparsa yapsın beğendiremiyordu babasına. Annesi ise kocasının davranışlarına hep sessiz kalıyordu.

Aynadaki çocuk, Derin’in sekiz yaşındaki hâliydi. Gözleri doluydu ama ağlamıyordu. Dudakları titriyordu ama konuşmuyordu. Derin aynaya yaklaştı, parmaklarını cama dokundurdu.

“Seni unuttum,” dedi fısıltıyla. “Senin acını bastırdım. Çünkü güçlü olmam gerekiyordu.”

Çocuk cevap verdi:

“Sen güçlü olmadın. Sadece görünmez oldun.”

Derin geri çekildi. Bu cümle, yıllardır duymadığı ama hep içinde taşıdığı bir hakikatti. Güçlü olmak uğruna kendini silmişti. Başkalarının ihtiyaçlarını kendi varlığının önüne koymuştu. Ve şimdi, aynadaki yüzler ona bunu hatırlatıyordu.

Aynadaki çocuk, Derin’e bakarken birden arkasında bir ses yankılandı. O ses, yıllardır zihninin kuytularında fısıldanan tanıdık bir tondu:

 “Sen yapamazsın. Senin gibi biri başaramaz.”

Derin irkildi. Bu cümleyi ilk kez sekiz yaşındayken duymuştu. Okul gösterisinde sahnede önde durmak istemişti. Öğretmeni, “Sen arkada dur, daha uygun olur,” demişti. O günden sonra Derin, hiç bir etkinliğe katılmamıştı, kendi içine kapanmıştı.

O günden sonra ne zaman bir şey istemeye kalksa, o ses devreye giriyordu. “Sen yapamazsın.”

Ve Derin, yapmamayı seçti. Sessizce geri çekilmeyi, başkalarının önünü açmayı, kendi değerini, yerini unutmayı…

Aynadaki çocuk gözlerini Derin’den ayırmadan konuştu:

“Sen beni susturdun. Ama ben hep buradaydım. Her başarısızlık korkunda, her geri adımında, her ‘önemli değil’ deyişinde…”

Derin’in gözleri doldu. O sesi susturmak için yıllarca uğraşmıştı ama ondan hiç kurtulamamıştı. Şimdi ilk kez yüzleşiyordu. Aynadaki çocuk, onun bastırılmış cesaretiydi.

Derin, salona geçip dolabın altındaki eski eşyalarını koyduğu kutuyu buldu. Kutunun içinden, çocukluk yıllarına ait bir günlük çıktı. Kapak kenarları yıpranmış, sayfaları sararmıştı. Elini titreyerek uzattı, kapağı açtı.

İlk sayfalarda çocukça yazılmış cümleler vardı: “Babamdan korkuyorum, annem de korkuyor.”, Bugün kedimiz doğurdu.”, “Öğretmen bana kızdı.”, “Ben üzgünüm ama kimse fark etmiyor.”

Derin’in gözleri doldu. Bu satırlar, yıllarca susturduğu duyguların yankısıydı. Sayfaları çevirdikçe kalbi ağırlaştı. Ve en son sayfada, farklı bir el yazısıyla yazılmış bir mektup buldu. Annesindendi.

“Canım Derin’im,

Belki bu satırları okuman yıllarını alacak. Belki hiç okuyamayacaksın. Ama bilmeni istediğim bir şey var:

Senin yapamayacağını söyleyen herkes büyük bir yanılgı içinde. Senin içindeki ışığı ben görüyorum.

Hep başkalarını düşündün, hep sessiz kaldın. Ama senin sesin dünyayı değiştirecek kadar güçlü.

Sana yardım edemedim affet beni.

Kendini unutma. Kendini sev.

Seni hep seven annen.”

Derin, mektubu okuduktan sonra tekrar banyoya gitti. Aynadaki yüz yeniden belirdi. Bu kez ağlamıyordu, buruk bir gülümsemeyle bakıyordu. Derin de gülümsemeye çalıştı. İlk kez, aynadaki yüzle, kendisiyle barışmaya başlıyordu. 

Derin, günlüğü ve mektubu okuduktan sonra saatlerce düşündü. Annesinin sesi hâlâ kulaklarındaydı: “Senin sesin dünyayı değiştirecek kadar güçlü.”

Yıllar önce yarım bıraktığı bir şey vardı: yazmak. Bir roman taslağı, kimseye göstermediği, kendine bile unutturduğu bir hikâye. “Boşuna uğraşma, yazamazsın,” demişti eşi o zaman. “Senden yazar olmaz, yazsan bile beğenip kimse okumaz”

O cümle, Derin’in kalemini susturmuştu.

Ama şimdi, aynadaki yüz gülümsüyordu. Derin, salona geçip çekmeceye kaldırdığı bilgisayarını çıkarıp açtı. Parmakları klavyeye dokunduğunda kalbi titredi. İlk cümleyi yazdı. Sonra ikinciyi. Sonra bir paragraf…

Kapı aralandı. Eşi uyanmıştı. İçeri girip masaya, yanına geldi. Göz ucuyla ekrana baktı.

“Yine mi başladın? Kim okur ki senin yazdığını, boşuna uğraşma, zaman kaybı.”

Derin durdu. Eskiden bu cümle onu durdururdu. Ama şimdi aynadaki yüzü hatırladı, annesinin mektubunu, günlüğündeki sessiz çığlıklarını.

Başını kaldırdı, gözleri kararlıydı.

“Belki ama deneyeceğim. Sadece kendim için.”

Eşi umursamaz bir tavırla odadan çıktı. Derin yazmaya devam etti. Her kelime, yılların suskunluğunu kıran bir çığlıktı. Her cümle, aynadaki yüzü biraz daha netleştiriyordu.

Ve o günün akşamı, Derin ilk kez aynaya baktığında bu sefer sadece şimdiki haliyle kendini gördü, kararlı ve kendinden emin bir tavrı vardı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dilek Paltun Bazı hikâyelerde suç, görünen yerde başlamaz. Ben de hikâyelerimi çoğu zaman bir cinayetten, kaybolan bir izden ya da cevabı olmayan bir sorudan yola çıkarak kuruyorum. Polisiye ve gerilim yazıyorum; karakterlerin sakladıklarını, geçmişin bugüne bıraktığı izleri ve gerçeğin ortaya çıkmadan önce geçtiği yolları anlatmayı seviyorum. Bazen bir ayrıntı bütün hikâyeyi değiştirir. Bazen en sessiz karakter, en çok şeyi bilir. Arada gündelik hayata ve gündeme dair yazılar da yazıyorum. Ama burada çoğunlukla suçun gölgesinde dolaşan hikâyeler var. Kapıyı araladım. İçeride ne olduğunu öğrenmek için ilk sayfayı çevirmeniz yeterli.