Hayat İçin

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Küçük Bir Hayat Öyküsü

5 Nisan 2025 - 21:47
5 Nisan 2025 - 21:47 ⏱ 8 dk Okuma Süresi
 1  792
Hayat İçin


Buz gibi soğuk odasında uyurken, neredeyse yüzünü bile örtecek şekilde çektiği yün 
yorganını aniden gelen çığlıklarla hızlıca açtı. Annesi hıçkırarak ağlıyordu. Evet, bir kız 
kardeşi daha olmuştu… Annesinin hıçkırarak ağlamasının bundan olduğunu düşündü. Dört 
kız çocuktan sonra aileye beşinci kız çocuk dâhil olmuştu sonuçta. Ama yanılıyordu, 
annesinin içinden geçenler tam olarak onun düşündüğü gibi değildi… 


Annesi çocuklarını çok seviyordu. O kadar işin gücün arasında onlarla oyunlar 
oynuyor, derslerine yardımcı oluyordu. Ablası bu sene sınava girecek ve kazanırsa şehirde 
okuyacaktı. Babasının bu konuda hakkını yiyemezdi. O da kızlarını çok severdi. Onların 
eğitimi için elinden ne gelirse yapardı. Babası aslında aile büyüklerinden birileri olmadığı 
sürece eşine her konuda yardımcı da olurdu. Annesi ve babası severek evlenmişlerdi. Köy 
yerlerinde genelde görücü usulü olurdu evlilikler. Annesi bu konuda hep çok şanslı olduğunu 
söylerdi. Birbirlerine sevgi dolu gözlerle bakarlardı. Babasının erkek çocuk isteği de zaten 
hep bu köy baskısındandı. Yoksa onlar çekirdek ailelerinde çok mutlulardı. Babası evlat 
ayrımı yapmaz, hepsini çok severdi. Hayat zordu. Geçinmek hiç kolay değildi. Hele köy 
yerinde işler fiziksel güç isterdi. Bu nedenle birbirlerine hep yardım ederlerdi. Annesi, hamile 
olduğundan işleri yapmakta zorlanıyordu. Özellikle son aylarda, işlerin çoğu babasına 
kalmıştı. 
                                        (1 gün önce) 
Babası, Güneş ışıklarının penceredeki aralıktan içeri süzülüp gözüne gelmesiyle 
uyandı. Aslında uyuyalı birkaç saat anca olmuştu. Bütün gece annesinin ağrılarından dolayı 
kimse uyuyamamış, sabaha karşı hepsi oldukları yerde dalıp kalmışlardı.  Babası kısa bir süre 
tavana gözlerini dikip boşluğa öylece baktı. “İçinden, yaradana eşini ve çocuklarını verdiği 
için şükretti. Bir evlat sahibi olabilmek için eşinin 9 ay boyunca nelere dayanmaya 
çalıştığının en yakın şahidiydi. Yeni bir can dünyaya getirmek ne kadar kutsaldı. O kadar 
acıyı çekip; doğum yapmakla iş bitmiyordu. Bundan sonrası daha meşakkatli bir yoldu. Bu 
yolda eşine destek olacağına söz verdi kendi kendine… Başını eşinden tarafa çevirdi. 
Simsiyah uzun saçları yastığın üzerine dökülmüştü. Usulca bir tutam saçı avucuna alıp, 
öptü. Büyük bir hayranlıkla onu inceledi. Kirpikleri ne kadar da uzundu. Burnu küçücüktü.                    Dudaklarının rengi buğday tenine o kadar güzel yakışıyordu ki... Yalnız gece 
boyunca çektiği acılardan dolayı çatlamıştı dudakları. Yavaşça yataktan kalktı, eşini 
uyandırmak istemiyordu. Mutfağa doğru yavaş adımlarla ilerledi. Mutfağın yanındaki 
odada yatan kızlarına baktı kapıdan. Ne kadar masumlar diye düşündü. Kadir kıymet bilen 
insanlara denk gelin inşallah diye aklından geçirirken; kalbinin sızladığını hissetti. Boğazı 
düğümlenmiş, nefes alamaz olmuştu. Anlık bir durumdu bu, birkaç dakika sonra geçti. 
Daha önce de olmuştu. Mutfakta önce çayı koydu. Yumurtaları, kaynatmak için dolaptan 
çıkarıp yıkadı, tencerenin içine koydu ve ocağa yerleştirdi.” Babası derin düşünceler içinde 
kahvaltıyı hazırlamaya devam etti. En büyük ablası seslere uyanmış, kalkıp mutfağa gelmişti. 
Babasına gülümseyerek günaydın, dedi. Elini yüzünü yıkayıp bahçeye çıktı. Kahvaltı için 
dalından domates, biber, salatalık toplayıp geldi. Bir tabağa hepsini doğradı. Yere sofra 
örtüsünü serdikten sonra kardeşlerini uyandırmaya odaya gitti. Babası, kahvaltılıkları tepsiye yerleştirip, içeriye taşıdı. Annesinin yattığı odaya doğru yürüdü babası büyük bir hevesle, 
heyecanla… Onu öperek uyandırdı. Annesi gülümseyerek açtı gözlerini. İyi ki sen, dedi 
sadece. Beraber odaya geçtiler. Çocuklarda sofraya çoktan yerleşmişlerdi bile. Tam oturup 
güle oynaya kahvaltı yapacaklarken kapı çalındı.  
Ablası kapıyı açmaya kalktı. Gelenler, dedesi ve babaannesiydi. Pek hayra gelmiş gibi 
durmuyorlardı. Aradan çok geçmeden kapı gene tıkladı. Ama öyle sakin sakin değil, alacaklı 
gelmiş gibi vuruyorlardı kapıya. Amcaları da gelmişti… Yanlarında, zayıf, uzun boylu, sarı 
saçlı, mavi gözlü güzelce bir kız vardı. Kızın yaşının küçük olduğu ve korktuğu çok belli 
oluyordu. Önce babaannesi başladı konuşmaya, annesi yine kız bebek doğurursa diye bu kızı 
bulmuşlardı babasına evlenmesi için. Erkek çocuk doğuramayana kadın denmezmiş, soyları 
nasıl devam edecekmiş. Ablası bu cümleyi duyduğunda önce annesine baktı. Annesi hiç tepki vermiyordu. Sanki başına gelecekleri hissetmiş gibiydi. Buralarda bu tarz olaylar çok 
yaşanırdı belki de ondandı garipsememesi. Sonra babasına çevirdi gözlerini… Babası 
gözlerini bir noktaya sabitlemiş öylece bakıyordu. Canı gibi sevdiği eşi ile ailesi arasında 
kalmıştı. Annesi, onu doğuran büyüten kadın, nasıl olurdu da böyle konuşabilirdi. Konuşmayı 
bırak nasıl ona evliyken başka birini bulup getirebilirdi. İki arada bir derede kalmıştı babası; 
“anne” diyebildi sadece çünkü dedesi konuşmaya başlamıştı. Dedesi uzun boylu, ela gözlü, 
cesur bir adamdı. Onun lafının üzerine kimse laf söyleyemezdi. Köyde tanınan, sevilen ve en 
önemlisi sözü geçen biriydi. Dedesi “Bugün yarın doğum olur, eğer bu kadın gene kız çocuk 
doğurursa, hala kapının girişinde bekleyen kızı işaret ederek; bu kız senin karın olacak ve bize 
erkek torun doğuracak” dedi ve evden çıktı. Arkasından babaannesi ve amcaları gittiler. Bir 
tek o kaldı. Amcaları ile gelen o kız. Kapıda öylece duruyordu…  
Babası, duvarları yumrukluyordu. Hiçbir şey söyleyememiş olmasına mı yansın, 
yüzyıllardır değişmeyen bu kadın-erkek eşitsizliğine mi yansın bilemiyordu. Ablası, kızı içeri aldı. Kapıyı kapattı. Kıza hiç kimse tek laf etmedi. O da burada olmak istemiyordu. Zorla 
getirildiği her halinden anlaşılıyordu. Evdeki derin sessizlik babasının sözleri ile bozuldu. 
“Hazırlanın gideceğiz buralardan” dedi. Annesi şaşkınlıkla babasına nereye gideceklerini 
sordu. Ne fark edecekti ki neresi olduğu, önemli olan hep birlikte huzurla yaşayacakları bir 
yer olması değil miydi?  


Annesinin olduğu odaya doğru koştu. Ablası, annesine sarılmış; onu teselli etmeye 
çalışıyordu. Aralarına bebeği de almışlardı. Babası annesinin elini tutmuş, yatağın yanına diz 
çökmüştü. Ne güzel bir bebekti öyle. Bembeyazdı. Simsiyah saçları vardı. Kilosu da gayet 
iyiydi. Annesinin hıçkırarak ağlamasına uyandığından bebeğin kız olduğunu tahmin etmişti zaten. Ama annesinin bebeğin kız olduğu için ağlamadığını; doğdukları, büyüdükleri, vatan 
bildikleri köylerinden gitmek zorunda kaldıkları için ağladığını şimdi anlamıştı. Kalmak ya da 
gitmek kendi tercihleri olsa belki annesinin zoruna gitmeyecekti. Ama gitmek zorunda 
bırakılmak, işte o acıtıyordu kalbini, o hıçkırarak ağlatıyordu annesini… 
Kararlaştırdıkları gibi eşyalarını hazırladılar. Annesinin biraz toparlanması 
gerekiyordu. Kız kardeşine “Hayat” adını verdiler. Hayat bebek hepsinin hayatına, belki bu 
kız kardeşler aracılığıyla çok sayıda kadının hayatına ilham olacaktı. Babaannesinin bulduğu 
kız da onlarla gelecekti. Onun hayatına da dokunacaklardı. Onların hikâyesi asıl şimdi 
başlıyordu. Hayat için hepsi mücadeleye hazırdı. Kız çocukların ve kadınların değer gördüğü 
başka bir dünya mümkündü. Buna o kadar çok inanıyordu ki, annesine sıkıca sarıldı. Kulağına 
“Annem sen çok değerlisin, Hayat’ ta çok değerli…” diye fısıldadı…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Duygu HAMLI DUYGU HAMLI Ankara’nın Nallıhan ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Nevşehir Öğretmen Lisesi’nde öğrenimine yatılı olarak devam etti. Süleyman Demirel Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde sınıf öğretmenliği alanında tezli yüksek lisansını tamamladı. Ülkemizin çeşitli yerlerinde sınıf öğretmenliği, okul müdür yardımcılığı, okul müdürlüğü, il milli eğitim şube müdürlüğü gibi görevleri icra etti. Ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri yer aldı. Eğitim alanında yapmış olduğu çalışmalarını konferanslarda sözlü ve poster bildiri olarak sundu. Yazmanın, duygu ve düşüncelerini ifade etmenin en önemli yolu olduğunu ifade eden yazar, ilk eserini ‘Hayallerim Var Benim’ isimli çocuk kitabı ile ortaya koydu. Bulutlar Uçmaktan Yorulur Mu? isimli ikinci kitabının ardından Gölgeler Dünyası isimli 3. eserini kaleme almıştır. Evli ve iki çocuk annesidir.