SEVDA ORMANI BÖLÜM: 2 ​ANKA KUŞU İLE GÖÇ EDEN MEKTUP

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

​Gözyaşı mürekkebine karışıp akmış satırlara: "Ey yedi diyar ötedeki sevgilim, bu ne meşakkat, bu yara? Yollar kapalı, dağlar karlı, gece karanlık ve pek ıssız.  Bu garip gönül senden başka kime bağlı, kime sadık, kimsesiz?" ​Mektup bitmiş bitmesine lakin kim götürür bu fani dünyada? Hangi posta erer bu dağları aşmaya, hangi kervan düşer bu yola? Tam o sırada gökler gürlemiş, mor bulutlar ikiye yarılıvermiş.  Ulu çınarın tepesinden bir nur, bir ışık düşüvermiş. Kaf Dağı'nın ardındandır sanırsın, Anka kuşu süzülmüş masaldan.  Kanatları yakutla, nurla, zümrütle boyalı, heybetli bir rüya asıl zamandan! ​Gözleri bin yıllık yoldan yorgun ama bir o kadar parlak.  Süzülmüş yavaşça çınarın dalına, seslenmiş aşığa bakarak : "Nedir bu derdin ey garip aşık, yüreğindeki bu sızı, bu endişe? Hangi dağın ateşi düştü ki böyle kavurur bu gidişe?" ​Aşık, titreyen elleriyle uzatmış mühürlü mektubu gülümseyerek: "Al bunu kanatlarının altına Anka, gökler şahit olsun ki sevgi gerçek! Götür o yare, desin ki; bu garip seni bir an olsun unutmadı, Aşk ateşi bu bedende hiç sönmedi, hep dağladı." ​Anka kuşu almış narin mektubu gagasıyla.  Kanat çırpmış göğe doğru, binbir renkli nidayla.

18 Eylül 2026 - 12:40
18 Eylül 2026 - 12:40 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  3
SEVDA ORMANI  BÖLÜM: 2  ​ANKA KUŞU İLE GÖÇ EDEN MEKTUP

Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde. 

Kuşların dile geldiği, rüzgârın sevda türküleri söylediği bir diyarda;

Adına Sevda Ormanı derler, ortasında ulu bir çınar yaşarmış. 

Kökleri yerin yedi kat derinine, dalları göğe uzanmış.

O çınarın gövdesine sırtını yaslamış gözü yaşlı bir aşık,

Hicran ateşinden kavrulup, kağıda dökmüş yangını karışık karışık.

​Gözyaşı mürekkebine karışıp akmış satırlara:

"Ey yedi diyar ötedeki sevgilim, bu ne meşakkat, bu yara?

Yollar kapalı, dağlar karlı, gece karanlık ve pek ıssız. 

Bu garip gönül senden başka kime bağlı, kime sadık, kimsesiz?"

​Mektup bitmiş bitmesine lakin kim götürür bu fani dünyada?

Hangi posta erer bu dağları aşmaya, hangi kervan düşer bu yola?

Tam o sırada gökler gürlemiş, mor bulutlar ikiye yarılıvermiş. 

Ulu çınarın tepesinden bir nur, bir ışık düşüvermiş.

Kaf Dağı'nın ardındandır sanırsın, Anka kuşu süzülmüş masaldan. 

Kanatları yakutla, nurla, zümrütle boyalı, heybetli bir rüya asıl zamandan!

​Gözleri bin yıllık yoldan yorgun ama bir o kadar parlak. 

Süzülmüş yavaşça çınarın dalına, seslenmiş aşığa bakarak :

"Nedir bu derdin ey garip aşık, yüreğindeki bu sızı, bu endişe?

Hangi dağın ateşi düştü ki böyle kavurur bu gidişe?"

​Aşık, titreyen elleriyle uzatmış mühürlü mektubu gülümseyerek:

"Al bunu kanatlarının altına Anka, gökler şahit olsun ki sevgi gerçek!

Götür o yare, desin ki; bu garip seni bir an olsun unutmadı,

Aşk ateşi bu bedende hiç sönmedi, hep dağladı."

​Anka kuşu almış narin mektubu gagasıyla. 

Kanat çırpmış göğe doğru, binbir renkli nidayla.

Açılmış önünde göklerin en gizli, en mahrem yolu. 

Uçmuş dağlar aşmış, denizler devirmiş, yorulmamış kolu.

Her buluttan bir selam, her yıldızdan bir haber derlermiş. 

Götürmüş o saklı mektubu, sevgilinin kalbine mühür gibi eklemiş...

​Gökten üç elma düşmüş;

Biri bu masalı yazana, biri okuyana,

Biri de kalbini bu kadim sevdaya salana...

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

İlkim MK Mısralarda huzur, hikâyelerde hakikat arayan; kalemini vicdanın ve özlemin emrine vermiş bir yazar. Geçmişin izlerini geleceğin satırlarına taşıma gayretinde bir edebiyatsever.