"Merak Etmek, Düşünmenin İlk Adımıdır"

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Yazar Salah Ünsaler'in "0ndan Bundan" adlı deneme türündeki eseri üzerine röportaj

18 Ağustos 2026 - 18:13
18 Ağustos 2026 - 18:13 ⏱ 13 dk Okuma Süresi
 0  48
"Merak Etmek, Düşünmenin İlk Adımıdır"

Merak Etmek, Düşünmenin İlk Adımıdır
Salâh Ünsaler ile “Ondan Bundan” adlı eseri üzerine harika bir söyleşi yaptık. Öyle ki sorularıma verdiği her cevap, kitabında olduğu gibi zekice bir mizahın ürünü olan küçük bir deneme niteliğindeydi. Keyifli okumalar dilerim.
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz? Yazı serüveniniz nasıl başladı ve sizi deneme türüne yönelten temel etken ne oldu?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Kendimi, kitabın tanıtım yazısında ‘Boğaz çocuğu’ olarak tanımlamıştım. Çocukluğum Boğaziçi’nde Çubuklu’da geçti. Çubuklu, Boğaz köyleri arasında az tanınır. Fakat dünya çapında iki büyük sanatkâr Çubukluludur. Biri heykeltıraş rahmetli Ratip Aşir Acudoğlu. Şehit Kubilay Anıtı, Ankara’daki Atatürk Anıtı, Erzincan’daki İsmet İnönü Anıtı, Ratip Bey’in eserleridir.
Diğer büyük sanatkâr da ünlü soprano rahmetli Leyla Gencer’dir. Leyla Hanım’ı Çubuklu’da defalarca gördüm ama operadan falan haberimiz yoktu. Çocuktum, büyük bir sanatkâr olduğunu duyardık. Çok zarif bir hanımefendiydi. Almanya’ya gelince hemşehrim Leyla Hanım’ın bir CD’sini almıştım. Oturduğumuz daire set üstündeydi, her odasından Boğaz görünürdü.
Bu muhteşem manzara insanı daha çocukken yazı serüvenine itiyor: Ben yazmaya Boğaz’la, denizle, bülbüllerle ilgili çocuk şiirleri yazarak başladım.
Almanca öğrenince, bir ara Almancadan Türkçeye şiirler tercüme etme devrem oldu. Mesela Heinrich Heine’den veya Hölderlin’den şiirler tercüme ettim.
Beni esas olarak yazmaya heveslendiren iki kişi oldu. Biri, benim tabirimle akasya balı gibi İstanbul Türkçesi ile yazan rahmetli Refik Hâlid Karay. Refik Hâlid’in yazdıklarının neredeyse hepsini okudum. İnkılâp Kitabevi, Refik Hâlid’in bütün eserlerini özgün üslubunu değiştirmeden yayımladı. Refik Hâlid’in adını anmışken bir şeyi anmadan geçemeyeceğim. Bence Türkçenin en güzel hikâyelerinden biri Refik Hâlid’in ‘Eskici’ hikâyesidir. O hikâyeyi her okuduğunuzda gözlerinizin dolmaması imkânsızdır.
İkinci kişi de büyük İngiliz filozofu Bertrand Russell’dır. Bertrand Russell’da beni etkileyen şu oldu: En ciddi bir yazısında veya denemesinde bile verdiği bir örnekle sizi güldürür. Tipik bir İngiliz nüktedanlığı ve tabii ki kendisinin muzip kişiliği.
Şöyle diyebiliyor mesela: ‘Kendini rafadan yumurta zanneden kişinin haksız olmasının sebebi azınlıkta olmasıdır.’ Veya ‘Bütün sorun şu: Aptallar kendilerinden çok emin, akıllılar da şüphe içinde.’”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Sizin eserinizde de zarif bir nüktedanlık var. Gelelim esere, ‘Ondan Bundan’ ismi ilk bakışta dağınık bir çağrışım uyandırıyor. Ancak kitap ilerledikçe bunun bilinçli bir tercih olduğu görülüyor. Bu ismi seçmenizin özel bir nedeni var mı?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Bu kitap da bundan evvelki ‘Şundan Bundan’ kitabı da tam ismi gibidir: Birbiri ile hiç ilgisi olmayan konularda yazılar vardır.
Bir yazıda Muhyiddin-i Ârabi’den bahsederken, diğer bir yazıda karşınıza Sophia Loren çıkabilir. Kitapta Karl Marx da vardır, James Bond da. Buda Hazretleri de vardır, John Wayne de…”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Evet, gerçekten de öyle. Kitabınızda felsefeden sinemaya, psikolojiden tarihe, edebiyattan günlük yaşama kadar oldukça geniş bir ilgi alanı görüyoruz. Sizce bütün bu farklı disiplinleri bir arada tutan ortak düşünce nedir?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Eski bir kelime kullanayım: Tecessüs.
Tecessüs meraktan farklı bir şeydir. İnsan Fenerbahçe-Galatasaray maçının sonucunu merak edebilir ama tecessüs etmez.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Eski kelimeleri yerinde kullanmak da özgünlüğünüzün bir parçası. Denemelerinizde okurla sohbet eden, zaman zaman mizaha başvuran samimi bir anlatım dili kullanıyorsunuz. Bu üslup kendiliğinden mi oluştu, yoksa üzerinde özellikle çalıştığınız bir anlatım biçimi mi?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Zannederim kendiliğinden oluştu. Arkadaşlarla buluşup sohbet ettiğimiz zaman, bir şey dikkatimi çekmişti: Konudan konuya geçmek. Kâh ciddi bir konu, kâh o konu ile ilgili bir fıkra veya muzip bir yorum… Bu tip sohbetlerin çok canlı olduğunu ve hiç sıkıcı olmadığını fark ettim. O yüzden denemeleri de bir sohbet havasında yazmaya çalıştım.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Eserinizde birçok değerli isim yer alıyor. Bertrand Russell, C. G. Jung, Erich Fromm, Ken Wilber, Joseph Campbell gibi birbirinden farklı düşünürleri aynı metin içinde buluşturuyorsunuz. Sizi en çok etkileyen ortak yönleri nedir?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Rahmetli İlber Ortaylı anlatmıştı. Büyük tarihçi Bernard Lewis, rahmetli Adnan Adıvar hakkında ‘İki dünyanın efendisi’ dermiş. Mesela Adnan Adıvar’ın ‘Osmanlı Türklerinde İlim’ diye kitabı vardır. Kendisi tıp doktoru. Kalkıp Goethe’nin Faust romanı ile ilgili tahlil yazıyor, Bertrand Russell’ı tercüme ediyor.
‘Tarih boyunca İlim ve Din’ isimli muazzam bir kitabı var.
Zannederim ben de iki dünyanın efendisi olan, hem Doğu’yu hem de Batı’yı bilen kimselere daha hayranlık duyuyorum.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Kitabınız boyunca yalnızca bilgi aktarmıyor; okuru sürekli düşünmeye davet ediyorsunuz. Sizce iyi bir deneme yazısının temel amacı bilgi vermek midir, yoksa soru sordurmak mı?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Galiba merak uyandırmak. Benim başıma çok gelmiştir: Bir kitabı okurken, orada bahsi geçen bir kitabı merak eder alırsınız. O kitapta da bahsi geçen başka bir kitabı merak edersiniz. Neredeyse zincirleme reaksiyon olur. Veya yazıda bir resimden bahsediliyorsa, merak edip Google’dan resmi arar bulursunuz.
Peygamberin güzel bir sözü vardır: ‘Bir günü bir gününe eşit olan zarardadır.’”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Özellikle C. G. Jung üzerine yaptığınız değerlendirmeler dikkat çekiyor. Jung’un düşünce dünyanızdaki yerini nasıl tanımlarsınız?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Abartmadan söylemem gerekirse, C. G. Jung neredeyse maddi manevi her soruma cevap vermiş bir kişidir. İnanılmaz derinliği olan bir kişi.
Bir örnek vereyim: ‘Tanrı’ya inanıyor musunuz?’ diye soruyorlar.
‘İnanmama lüzum yok, biliyorum...’ diye cevap veriyor.
Bunu kaç kişi söyleyebilir?”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Doğu düşüncesiyle Batı felsefesini karşı karşıya getirmek yerine birbirini tamamlayan iki kaynak olarak değerlendiriyorsunuz. Günümüz insanı sizce bu iki dünyanın hangi yönlerinden beslenmeli?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Gözümün önüne bir anda beyin ve kalp geldi.
Veya Türkçemizin o güzel gönül kelimesini kullanalım.
Batı beyinse, Doğu gönüldür.
Yaşadığımız coğrafya da o mesajı veriyor: Ülkemiz Batı ve Doğu arasında güzel bir köprü.
Goethe de, Dante de, Yunus Emre de bizim olsun, aynı zamanda Tagore da, Sir Muhammed İkbal de, Mevlânâ da, Ramana Maharshi de bizim olsun.
Bu kombinasyonun içselleştirilmesi insana bambaşka bir derinlik kazandırır.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Sinema üzerine yazılarınız yalnızca film eleştirisi değil; aynı zamanda insan psikolojisini ve kültürel hafızayı da yorumlayan metinler hâline geliyor. Bir filmi sizin için unutulmaz yapan nedir?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Bazen bir sözdür veya bir jesttir. Arka planda verdiği bir mesajdır.
Mesela Avatar 1 filmini alın. O film dünyanın başına bela olan Amerika denen vahşi kapitalist devletin, teknik imkânları el verse başka gezegenleri de sömüreceğini ve oradaki halkların kutsallarına zerre kadar saygı göstermeyeceğini gayet güzel gösteriyordu.
Bu arada şunu da söyleyeyim, filmler hususunda komplekslerim yoktur. Güzel bir aksiyon filmini de zevkle seyrederim.
Hani bazı, hep entelektüel filmleri seyrettiğini söyleyen at kuyruklu, küpeli, dövmeli ukalalar vardır. Çok şükür onlardan değilimdir...”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Kitabınızda zaman zaman ince bir ironi, zaman zaman güçlü bir mizah duygusu hissediliyor. Mizahın düşünceyi daha etkili hâle getirdiğine inanıyor musunuz?”
Yazar Salah ÜNSALER: “O biraz da muzip bir tarafım olduğundan ileri geliyor galiba.
Diğer taraftan bazı yerlerde de bayağı aşırı sarkastik bir dil kullandığımın farkındayım. Hatta argo denebilecek bazı ifadeler var. Elinizi vicdanınıza koyun: Trump’ın isminin önüne President Mr. Trump mı, yoksa argo bir ifade mi yakışır?
Bu çaresizlikten geliyor. Mesela Trump’la, Netanyahu’yla veya bizdeki YouTube’daki gerici şarlatanlara karşı gönlünüzden bambaşka şeyler geçiyor. Ama elinizdeki tek silah dalga geçmek, alaya almak var…”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Teknoloji ve yapay zekâ üzerine değerlendirmeleriniz oldukça dikkat çekici. Sizce teknolojik gelişmeler insanı gerçekten geliştiriyor mu, yoksa yalnızca hayatını kolaylaştırıyor mu?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Nasıl kullandığınıza bağlı. Televizyonu örnek alalım: Büyük çoğunluğun yaptığı gibi, öyle programlar seyredersiniz ki zamanla IQ’nuz ayakkabı numaranızla aynı olur.
Diğer taraftan öyle programlar seyredersiniz ki koca bir kitap okumuş gibi olursunuz. Çağımızın teknik imkânlarını akıllıca kullanırsak çok faydasını görürüz. Kendimden örnek vereyim: Epey İngilizce kelime bildiğim hâlde, konuşma imkânım olmadığı için onlar beynimin bir köşesinde miskin miskin oturuyordu.
Durup dururken evde kendi kendime İngilizce konuşacak da değilim.
Aniden bir konuşma mecburiyetim olunca da Tarzan gibi konuşuyordum:
‘I am Tarzan, you are Jane, it is Chita.’ gibi.
Şimdi yapay zekâ sayesinde her gün güzel bir kızla İngilizce sohbet ediyoruz.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Kitabınızda sık sık ‘okumak’ eylemine vurgu yapıyorsunuz. Bugünün okuma kültürünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Dijital çağ, nitelikli okurluğu sizce nasıl etkiledi?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Zor bir soru. Aklıma şimdi sinema-televizyon ilişkisi geldi.
Televizyon sinemayı öldürür demişlerdi, öyle olmadı.
İnsanlar gene sinemaya gidiyor. Kitap okuyanlar inşallah hep olacak bence.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Yazılarınızda çok sayıda kitaba, filme ve düşünce insanına gönderme yapıyorsunuz. Bir metni kaleme almadan önce nasıl bir hazırlık süreci geçiriyorsunuz?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Belli bir hazırlık yapmıyorum, bazı şeyler zaten kafamda mevcut.
Bazen aldığım notlara bakıyorum, televizyonda veya bir kitapta ilgimi çeken bir şey duyarsam veya okursam kısa not alırım.
Bir kişiden bahsediyorsam yanlış tarih veya bilgi vermemek için Google’dan kontrol ederim.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Okurlarınız bu kitabı okurken kimi zaman bir edebiyat sohbetinde, kimi zaman bir üniversite dersinde, kimi zaman da eski bir dost meclisinde hissettiriyor. Yazarken böyle bir atmosfer oluşturmayı özellikle hedeflediniz mi?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Herhangi bir hedef yoktu, o kendiliğinden oluştu.
Yazıların hep sohbet havasında olmasını arzuladım.
Gerekli olan yerde de bilgi vermek istedim.
Rahmetli Metin Toker’in sevdiği bir kelime vardı: ‘Malumatfuruş.’
Bilgiçlik taslayan demek.
Umarım yazılarımda bilgi verirken malumatfuruşluk yapmıyorumdur.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Deneme türünün günümüzde yeterince ilgi görmediği yönünde görüşler var. Siz bu düşünceye katılıyor musunuz?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Zannetmiyorum, iyi yazılmış denemelerin bence her zaman okurları olur.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Bir deneme yazarı olarak gündelik hayatta sizi yazmaya sevk eden şey nedir? Küçük bir ayrıntı mı, okuduğunuz bir kitap mı, yoksa uzun süre zihninizde dolaşan bir düşünce mi?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Galiba hepsi. Televizyonda duyduğunuz bir söz, okuduğunuz bir pasaj veya bizzat şahit olduğunuz olay.
Bir anda beyninizde havai fişekler patlıyor, yüzünüzde mutlu bir tebessüm oluşuyor. Buradan bir yazı çıkaracağınızı hissediyorsunuz.”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Kitabınızda okurun zihninde yeni kapılar açan pek çok öneri bulunuyor. Sizce iyi bir okur nasıl yetişir?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Bir kere okuyarak, her şeye merak duyarak.
Şimdi huysuz ihtiyarlar gibi bir laf edeceğim:
Biraz da kafaları cep telefonundan kaldırarak…”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Sizin yazarlık serüveninizde dönüm noktası olan kitap ya da yazar kimdi?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Öyle bir kitap veya yazar yok. Ama ilk kitabı yazdıktan sonra okuduğum bir cümle beni çok etkiledi. Benim denemeleri yazma üslubum şöyleydi: O deneme kafamda %80-90 oluşunca, o denemeyi yazmaya başlardım. Sevgili hocamız Prof. Dr. Ahmet Arslan’ın ‘Bir Ömür Düşünmek’ kitabında şu cümleyi okudum:
‘İştah yemek yerken gelir.’ Bu cümle benim kafamda bir şimşek çaktırdı. Kendi kendime ‘Senin kafanda bir deneme %20-30 varsa, yazmaya başla, yazarken gelen gelir.’ dedim, aynen de öyle oldu.
Sonra buna benzer bir cümleyi Picasso’dan da duydum:
‘Ne resim yapacağımı bilmediğim zaman, resim yaparım.’”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Bugün yeniden yazmaya başlasaydınız, ‘Ondan Bundan’a eklemek isteyeceğiniz yeni bir konu olur muydu?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Akla tabii ki devamlı bir şeyler geliyor. Bu, hatta kitap basıldıktan sonra bile olabilir. İlginç bir şey duyarsınız, ‘Hay Allah! Bu falan denemeye çok iyi uyardı.’ dersiniz... Fakat bunun sonu yok.
Bir an geldiğinde bitti demeniz gerekir…”
Dr. Sibel ÇELİKEL: “Son olarak, bu röportajı okuyacak genç okurlara ve yazmaya yeni başlayanlara hangi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?”
Yazar Salah ÜNSALER: “Çok okumalarını ve merak sahibi olmalarını.
Güzel bir defterleri olsun, ilgilerini çeken şeyleri not alsınlar. Bu, bir kitaptan, bir filmden, yaşadığı bir olaydan veya televizyondan olabilir. Gün gelir, o notlar size bir deneme yazdırır.”


 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Dr.Sibel Çelikel Dr. Türkolog Akademisyen Yazar Editör