DAĞIN KIZI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

O vadinin sahibi değil, kendisiydi.

18 Ağustos 2026 - 08:35
18 Ağustos 2026 - 08:35 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 0  22
DAĞIN KIZI

DAĞIN KIZI

Dağların arasında bir vadi vardı.

Oraya giden yolların hiçbiri aynı yere çıkmazdı. Kimi sislerin içinde kaybolur, kimi sarp kayalıklarda son bulur, kimi de insanı saatlerce yürüttükten sonra başladığı yere geri getirirdi. Bu yüzden vadiyi bilenler oraya gitmez, bilmeyenler ise onu bulamazdı.

Vadinin tam ortasında ise yüzyıllardır değişmeyen bir sır yaşardı.

Gün henüz doğarken dağların zirvelerine ilk altın ışık vurdu. Bulutlar ağır ağır vadinin üzerine çökerken, ormanın içindeki yapraklar rüzgâr değmeden kıpırdamaya başlamıştı.

Sonra suyun sesi duyuldu.

Ardından yüzlerce küçük derenin aynı anda uyanmasına benzeyen bir uğultuya dönüşürken vadinin en yüksek kayalıklarının üzerinde bir kadın belirdi.

Çıplak ayakları toprağa değmiyordu. Sanki dağın kendisi onu taşıyordu.

Uzun, koyu kızıl saçları omuzlarından aşağıya dökülüyor, saçlarının arasından yeşil sarmaşıklar ve ince kökler geçiyordu. Kimi yerlerde saçları yosunla kaplanmıştı. Yapraklar bedeninin üzerinde bir örtü gibi dururken, ağaç kökleri kollarının çevresinden geçerek yeniden toprağa uzanıyordu.

Kadın gözlerini kapattığında ilk damla saçlarının ucundan düştü.

Sonra bir tane daha, ardından yüzlerce damla...

Şelaleler onun saçlarından, omuzlarından ve parmak uçlarından doğmaya başladı. Su ellerine doğru akarken kadın iki avucunu yavaşça birleştirdiğinde, sanki bütün dağlar onun nefesini bekliyormuş gibi vadideki kuşlar, rüzgâr ve her şey bir anlığına sustu.

Ağaçların yaprakları bile kıpırdamıyordu.

Kadın gözlerini açmadan ellerini aşağıya çevirdi.

Avuçlarının arasından dökülen su, kayaların üzerinden kıvrılarak aşağıya inmeye başladı. Önce ince bir dere olup sonra büyüdü, genişledi ve vadinin içinden geçen berrak bir nehre dönüştü.

Nehrin geçtiği her yerde toprak canlanıyordu.

Kurumuş otlar yeşerirken yosunlar kayaların üzerine yayıldı. Ağaçların dallarında yeni yapraklar belirdi.

Vadinin üzerinde asılı duran sis, güneşin altın ışıklarıyla birleşerek gümüş renkli bir örtüye dönüştü.

Kadın bütün bunlara bakarken yüzünde sadece derin bir huzur vardı.

O vadinin sahibi değil, kendisiydi.

Dağın hafızası, ormanın kalbi, nehrin sesi ve toprağın nefesiydi.

Uzaklarda, dağ yolunda ilerleyen birkaç küçük araç göründü.

İnsanlar vadinin güzelliğine bakıyor, gördüklerinin gerçek olduğuna inanmakta güçlük çekiyordu. Fakat hiçbiri kadını fark etmiyordu. Onu görebilmek için gözlerinin açık olması yetmiyordu. İnsanın önce içindeki gürültüyü susturması gerekiyordu.

Kadın başını hafifçe kaldırdığında güneş yüzüne vurdu ve bütün vadi ışıkla doldu.

Sonra kadın yavaşça geriye doğru çekilirken saçları ağaçların dallarına karıştı.

Kolları sarmaşıklara dönüştü.

Ayaklarının altında kökler belirdi. Bedeninin çevresindeki yosunlar çoğaldı. Ve birkaç nefes sonra artık orada değildi.

Yalnızca ellerinden doğan nehir akmaya devam ediyordu.

Vadinin aşağısında insanlar hâlâ gördükleri manzaraya bakıyor, huzurun içlerini doldurduğunu hissediyorlardı.

Hiçbiri bunun tam olarak ne olduğunu anlayamadı. Vadinin derinliklerinde, suyun sesi arasında eski bir cümle yankılanıyordu:

“Doğa senden hiçbir şey istemez. Yalnızca kendini hatırlamanı bekler.”

Ve o günden sonra, ne zaman dağların üzerinde altın renkli bir gün doğsa, vadiden geçenler şelalelerin arasında uzun kızıl saçlı bir kadının siluetini gördüklerini anlatmaya başladılar.

Kimileri bunun bir hayal olduğunu söyledi.

Kimileri bir efsane olduğunu düşündü.

Kimileri ise doğanın insanlara gönderdiği bir işaret olduğuna inandı.

Vadinin sırrını gerçekten bilenler ise şöyle söylerdi:

“Onu arama. Onu bulduğun gün, aslında kendini bulmuş olursun.”

DİLEK SARIKAYA

Menajer: İlayda Can & Dilara Sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow