ALMANYA TRENİ 23.Cİ BÖLÜM SINAV GÜNÜ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

“Ya seçilemezsem?”

18 Ağustos 2026 - 05:35
18 Ağustos 2026 - 05:35 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 2  39
ALMANYA TRENİ 23.Cİ BÖLÜM SINAV GÜNÜ

23.Cİ BÖLÜM

 

SINAV GÜNÜ

 

Ankara’da geçen ilk gecenin ardından Memduh, gün doğmadan uyandı. Kaldığı küçük handa doğru dürüst uyuyamamıştı. Aklında yalnızca bir düşünce vardı.

 

“Ya seçilemezsem?”

 

Şakire’nin, Gülfem’in ve küçük Firuze’nin yüzleri gözlerinin önünden gitmiyordu.

 

Elini cebine attı. Şakire’nin bohçaya koyduğu küçük Kur’an-ı Kerim hâlâ oradaydı. Sessizce dua etti, sonra İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun yolunu tuttu.

 

Kurumun bahçesi, bir önceki günden de kalabalıktı.

 

Türkiye’nin dört bir yanından gelen yüzlerce erkek, sessizce sıralarını bekliyordu. Kiminin yüzünde umut, kiminin gözlerinde endişe okunuyordu.

 

Bir süre sonra görevli memur yüksek sesle seslendi:

 

“Bugün sağlık muayenesi yapılacaktır. Herkes sırayla doktorların bulunduğu salona alınacak.”

 

Kalabalık ağır adımlarla ilerlemeye başladı.

 

Memduh’un sırası geldiğinde uzun koridorun sonundaki büyük odaya girdi.

 

İçeride beyaz önlüklü Alman doktorları ve yanlarında Türk tercümanlar vardı.

 

Muayene titizlikle yapılıyordu.

 

Boy ölçüldü.

 

Kilosu yazıldı.

 

Gözleri kontrol edildi.

 

Kulakları dinlendi.

 

Ciğerleri stetoskopla dinlendi.

 

Ellerine baktılar.

 

Parmaklarını tek tek incelediler.

 

Dizlerine küçük lastik çekiçle vurdular.

 

Dişlerini kontrol ettiler.

 

Tırnaklarına kadar baktılar.

 

Memduh, bu kadar ayrıntılı bir muayeneden hayatında hiç geçmemişti.

 

Doktorlar kendi aralarında Almanca konuşuyor, tercüman yalnızca gerekli olanları söylüyordu.

 

Muayene bittikten sonra doktor dosyasına birkaç not düştü.

 

Memduh dışarı çıktı.

 

Bahçede bekleyen herkes aynı soruyu birbirine soruyordu.

 

“Nasıl geçti?”

 

“Bir şey söylediler mi?”

 

Kimsenin kesin bir cevabı yoktu.

 

Çünkü karar hemen açıklanmayacaktı.

 

Öğleden sonra görevli memur yeniden bahçeye çıktı.

 

Elindeki dosyayı kaldırarak konuştu:

 

“Sağlık kontrolünü geçenler bir sonraki aşamaya alınacaktır.”

 

Kalabalık nefesini tuttu.

 

İsimler tek tek okunmaya başladı.

 

Her okunan isimle birlikte bir aileye umut doğuyor, okunmayan her isimde bir yürek sessizce kırılıyordu.

 

“Memduh...”

 

Adını duyduğu an, kalbi yerinden çıkacak gibi oldu.

 

“Buradayım!” diye seslendi.

 

Görevli başını kaldırıp baktı.

 

“Yarın sabah tekrar burada olacaksın.”

 

Memduh derin bir nefes aldı.

 

İlk engeli geçmişti.

 

Ama asıl yolculuk daha yeni başlıyordu.

 

O akşam Ankara sokaklarında yürürken ilk kez gökyüzüne umutla baktı.

 

Şakire’nin sözleri yine kulağında çınlıyordu:

 

“Bizim geleceğimiz için gideceksin.”

 

Memduh artık biliyordu.

 

Bu yol yalnızca onun yolu değildi.

YENİ BİR HAYATA İLK ADIM

 

Ertesi sabah Memduh, gün ağarmadan yeniden İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun yolunu tuttu.

 

Bahçeye vardığında, bir gün önce birlikte muayeneye girdiği birçok kişi yine oradaydı. Kimisi sessizce dua ediyor, kimisi cebindeki tespihi çekiyor, kimisi de memurların kapıyı açmasını bekliyordu.

 

Herkesin aklındaki soru aynıydı.

 

“Gerçekten Almanya’ya gidebilecek miyim?”

 

Bir süre sonra görevli memur kapının önüne çıktı.

 

“Sağlık muayenesini geçenler, sırayla içeri alınacaktır.”

 

Memduh’un kalbi yeniden hızlandı.

 

İçeri girdiklerinde uzun masaların üzerinde dosyalar diziliydi. Herkes tek tek çağrılıyor, evrakları kontrol ediliyor, parmak izleri alınıyor ve son kayıt işlemleri yapılıyordu.

 

Sıra Memduh’a geldi.

 

Görevli dosyasını açtı.

 

“Mesleğin?”

 

“Ayakkabı tamircisi.”

 

Memur başını salladı.

 

“Almanya’da hangi şehirde çalışacağınız daha sonra bildirilecek.”

 

Ardından önüne birkaç belge uzattı.

 

Memduh, okuması zor olan resmi yazılara dikkatle baktı.

 

Tercüman yanına yaklaşarak yavaşça konuştu.

 

“Bunlar çalışma şartlarıdır. Almanya’da çalışacağınız süre boyunca kurallara uymanız gerekir.”

 

Memduh başını salladı.

 

Hayatında ilk kez böylesine önemli evraklara imza atıyordu.

 

Kalemi eline aldı.

 

Derin bir nefes çekti.

 

Ve adını büyük bir özenle yazdı.

 

O imza, yalnızca bir belgeye değil…

 

Ailesinin geleceğine atılmıştı.

 

İşlemler tamamlandıktan sonra bütün adaylar geniş bir salonda toplandı.

 

Kürsüye çıkan görevli, salondaki sessizliği bozdu.

 

“Bugünden sonra yalnızca kendinizi değil, Türkiye Cumhuriyeti’ni de temsil edeceksiniz.”

 

Salonda derin bir sessizlik oluştu.

 

Görevli elindeki küçük kitapçığı kaldırdı.

 

“Size bazı öğütler verilecek. Bunları aklınızdan çıkarmayın.”

 

Memduh dikkat kesildi.

 

Görevli tek tek okumaya başladı.

 

“Onurlu olun.”

 

“Para biriktireceğim diye kendinizi insan içine çıkamayacak hâle getirmeyin.”

 

“Kimseden bir şey istemeyin.”

 

“Cimrilik etmeyin.”

 

“Ailenizi unutmayın.”

 

“Evlerinize düzenli mektup yazın.”

 

“Sıkıntılarınızı ailenize yük etmeyin.”

 

“Tutumlu olun.”

 

“İşinizi en iyi şekilde öğrenin.”

 

“Bilmediğinizi sormaktan çekinmeyin.”

 

“İdarecilerinize saygılı olun.”

 

Salondaki herkes büyük bir dikkatle dinliyordu.

 

Görevli son cümleyi söylerken sesi biraz daha yükseldi.

 

“Unutmayın…”

 

“Yabancı bir ülkede yaptığınız her iyi davranış da, her kötü davranış da yalnız sizi değil…”

 

“…Türk milletini temsil eder.”

 

Ardından elini göğsüne götürdü.

 

“Bayrağınızın şerefini hiçbir zaman unutmayın.”

 

Bu sözler salonda yankılanırken Memduh’un aklına köyü geldi.

 

Yusuf Baba…

 

Fatma Ana…

 

Şakire…

 

Gülfem…

 

Firuze…

 

Hepsi gözlerinin önünden geçti.

 

İçinden sessizce,

 

“Allah’ım, beni mahcup etme.”

 

Diye dua etti.

 

Toplantı sona erdiğinde herkesin yüzünde aynı ifade vardı.

 

Heyecan…

 

Endişe…

 

Ve bilinmezliğe doğru atılacak ilk adımın ağırlığı…

 

Kurumun merdivenlerinden inerken Memduh cebindeki evraklara dokundu.

 

Artık dönüşü olmayan bir yola girmişti.

 

Önünde uzun bir bekleyiş vardı.

 

Ardından…

 

İstanbul…

 

Sirkeci Garı…

 

Ve onu hiç bilmediği bir dünyaya götürecek Almanya Treni…

 

Devam edecek…

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.