ALMANYA TRENİ 4.CÜ BÖLÜM - KIZ İSTEME

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazen bir ömür, "Allah'ın emri, Peygamber'in kavliyle..." diye başlayan birkaç cümlenin içine sığar.

28 Temmuz 2026 - 17:50
28 Temmuz 2026 - 17:50 ⏱ 10 dk Okuma Süresi
 12  66
ALMANYA TRENİ 4.CÜ BÖLÜM - KIZ İSTEME

ALMANYA TRENİ 4.CÜ BÖLÜM – KIZ İSTEME 

Aradan birkaç gün geçmişti. Memduh’un, “Seni isteyeceğim.” Sözü Şakire’nin kulaklarında hâlâ yankılanıyordu. O günden sonra iki evde de tatlı bir telaş başlamıştı.

Memduh’un annesi gün ağarmadan kalkmıştı. Bakır tepsiyi mutfağın ortasına koydu. İncecik açtığı yufkaların arasına özenle dövülmüş cevizleri serpiştiriyor, her katın üzerine eritilmiş tereyağını gezdiriyordu. Arada bir ellerini önlüğüne silip derin bir nefes alıyor, sonra yeniden hamurun başına geçiyordu.

“Bugün eksik bir şey olmayacak.” diye mırıldandı. “Allah’ın izniyle gelinimizi isteyip geleceğiz.”

Baklava fırına verildikten sonra işlemeli bohçayı açtı. İçine en güzel yazmasını, bir kutu lokumu ve küçük hediyeleri yerleştirdi.

Yan odada Memduh en temiz takım elbisesini ütülüyordu. Aynanın karşısına geçtiğinde heyecandan ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. İlk kez böylesine önemli bir gün yaşıyordu.

Babası omzuna dokundu.

“Heyecanlanma oğlum. Kısmetse bugün yeni bir yuvanın ilk adımı atılacak.”

Memduh hafifçe gülümsedi.

“İnşallah baba…”

O sırada Şakirelerin evinde de bambaşka bir telaş vardı.

Komşu kadınlar sabahın erken saatlerinden itibaren birer birer gelmeye başlamıştı. Kimisi börek açıyor, kimisi odaları düzenliyor, kimisi de bakır kahve fincanlarını parlatıyordu.

Şakire’nin annesi kızının saçlarını usulca okşadı.

“Bugün seni istemeye gelecekler kızım.”

Şakire’nin kalbi birden hızlandı.

Son günlerde Memduh’a karşı içinde filizlenen sıcaklığı inkâr edemiyordu. Ama o günün gerçekten geleceğine de hâlâ inanamıyordu.

Sessizce odasına geçti.

Pencerenin önünde durup derin bir nefes aldı.

“Demek… kaderim gerçekten değişiyor.”

Tam o sırada avlunun önünde nal sesleri duyuldu.

Taşlara vuran nal sesleri gittikçe yaklaşıyor, atların solukları sessizliği bölüyordu.

Ardından erkek sesleri işitildi.

Memduh’un ailesi gelmişti. 

Kapının önünde duran atların kişnemesiyle birlikte avluda kısa bir sessizlik oldu. Komşu kadınlardan biri pencerenin perdesini hafifçe aralayıp dışarı baktı.

“Geldiler…”

Bu tek kelime evin içinde yeni bir telaş başlattı.

Şakire’nin annesi önlüğünü düzeltti, başörtüsünü yeniden bağladı. Babası derin bir nefes alıp kapıya yöneldi.

Kapıyı açar açmaz yüzüne sıcak bir tebessüm yerleştirdi.

“Hoş geldiniz. Buyurun, sefalar getirdiniz.”

Memduh’un babası hafifçe eğilerek selam verdi.

“Allah’ın selamıyla geldik.”

Ardından Memduh’un annesi elindeki işlemeli bohçayı ve özenle hazırladığı baklava tepsisini uzattı.

“Küçük bir ikramımız… Kabul buyurun.”

“Estağfurullah, zahmet etmişsiniz.” diyerek bohçayı içeri aldılar.

Misafirler başköşeye buyur edildi. Evin büyük odasına minderler serilmiş, duvar kenarlarına yastıklar dizilmişti. Ortaya bakır sini yerleştirildi. Önce hoş beş edildi. Bu yılın mahsulünden, pamuk tarlalarından, yağmurların azlığından konuşuldu.

Kimse asıl geliş sebebini hemen açmıyordu.

Çünkü büyükler bilirlerdi…

Böyle meselelerde acele edilmezdi.

Şakire ise yan odada kızlarla birlikte bekliyordu.

Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki sanki herkes duyacak sanıyordu.

Komşu kızlarından Emine gülerek koluna dokundu.

“Şu hâline bak… Ellerinin buz gibi olduğunu buradan hissediyorum.”

Bir diğeri kahkahasını tutamadı.

“Birazdan kahveyi dökersen hiç şaşırmam.”

Şakire mahcup bir gülümsemeyle başını eğdi.

“Susun kızlar…”

Tam o sırada annesinin sesi duyuldu.

“Şakire… Kahveleri hazırla.”

İçindeki heyecan bir kat daha arttı.

Bakır cezvede ağır ağır pişen kahvenin kokusu bütün evi sardı. Köpükleri taşırmadan fincanlara doldurdu. Tepsiyi eline aldığında titreyen parmaklarını saklamaya çalıştı.

“Allah’ım…” diye fısıldadı.

“Beni mahcup etme.”

Şakire ağır adımlarla odaya girdi.

Gözlerini yerden kaldırmamaya çalışıyordu.

Misafirlerin önüne tek tek kahveleri bırakırken sıra Memduh’a geldi.

O anda ikisinin gözleri istemeden buluştu.

Memduh, onu ilk kez bu kadar yakından görüyordu.

İnce işlemeli yazmasının altından görünen yüzü heyecandan hafifçe kızarmıştı.

Şakire ise Memduh’un gözlerinde garip bir huzur gördü.

Ne gösteriş vardı…

Ne kibir…

Sadece güven veren, sessiz bir bakış…

Kahveyi uzatırken istemeden fincan hafifçe titredi.

Memduh bunu fark etti.

Gülümseyerek usulca,

“Allah razı olsun.” dedi.

Bu küçücük cümle, Şakire’nin yüreğindeki heyecanı biraz olsun yatıştırdı.

Kahveler içildi.

Odadaki sohbet yavaş yavaş duruldu.

Herkes biliyordu…

Artık söylenecek en önemli sözün zamanı gelmişti.

Memduh’un babası fincanını yavaşça bakır sininin üzerine bıraktı.

Boğazını temizledi.

Odadaki herkes ona döndü.

“Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavliyle…”

diye söze başladı.

Odadaki sessizlik daha da derinleşti.

Eli dizinde, başı hafif öne eğik bir hâlde söze başladı.

“Allah’ın emri, Peygamber Efendimizin kavliyle… Kızınız Şakire’yi oğlumuz Memduh’a istiyoruz. Rabbim hayırlısını nasip etmişse, iki genci bir ömür boyu birbirine yoldaş eylesin.”

Söz biter bitmez odada derin bir sessizlik oluştu.

Herkesin gözü Şakire’nin babasına çevrildi.

Yaşlı adam başını önüne eğmişti. Bir süre konuşmadı. Sanki yıllardır büyütüp emek verdiği kızını, gözlerinin önünden bir bir geçiriyordu. İlk adımlarını, ilk kez okula gidişini, hemşire olma hayalini, evin avlusunda kızlara dikiş öğretirken yüzündeki mutluluğu…

Derin bir iç çekti.

Başını kaldırıp önce Memduh’un babasına, sonra Memduh’a baktı.

Memduh’un gözlerinde dürüstlüğü gördü.

Alın teriyle kazandığı ekmeği gördü.

Sessiz, ağırbaşlı duruşunu gördü.

Sonunda yavaşça konuştu.

“Allah yazdıysa bize de razı olmak düşer.”

Bir an durdu.

Sonra gülümseyerek sözünü tamamladı.

“Bizim de rızamız vardır. Hayırlı olsun.”

Memduh’un annesi sevinçten gözyaşlarını tutamadı.

“Allah sizden razı olsun.”

Odadaki büyüklerden biri ellerini semaya kaldırdı.

“Hadi, hayırlı bir dua edelim.”

Herkes ellerini açtı.

“Ya Rabbi… Bu iki gencin yuvasına huzur ver. Aralarındaki sevgiyi eksik etme. Ömürlerini bereketli, sofralarını helâl lokmayla dolu eyle.”

“Amin…”

Odanın her köşesinden aynı anda yükseldi.

Yan odada bekleyen Şakire, içeriden gelen “Amin” seslerini duyunca nefesini tuttu.

Komşu kızlarından biri sevinçle içeri daldı.

“Oldu!”

Şakire yerinden doğruldu.

“Ne… ne oldu?”

“Kabul ettiler!”

Bir anda odadaki bütün kızlar sevinçle Şakire’nin etrafını sardı.

Kimi boynuna sarıldı, kimi ellerini tuttu.

Şakire ise olduğu yerde kalakaldı.

Gözlerinden süzülen yaşları durduramıyordu.

Annesi içeri girdi.

Kızının yanına oturdu.

Ellerini avuçlarının arasına aldı.

“Niye ağlıyorsun kızım?”

Şakire dudaklarını ısırdı.

“Bilmiyorum ana…”

“İnsan hem sevinince hem ayrılacağını anlayınca ağlarmış.”

Annesi kızının alnından öptü.

“Her kızın kaderinde bir gün baba evinden çıkmak vardır. Yeter ki gittiğin evde huzur bul.”

Şakire başını annesinin omzuna yasladı.

O an, çocukluğunun yavaş yavaş geride kaldığını ilk kez bütün ağırlığıyla hissetti.

Misafirler kalkmaya hazırlanırken Memduh’un annesi bohçayı Şakire’nin annesine uzattı.

“Allah kabul ederse bu da küçük bir nişanemiz olsun.”

Şakire’nin annesi bohçayı iki eliyle aldı.

“Allah utandırmasın.”

Kapıya kadar birlikte çıktılar.

Atlar yeniden hazırlandı.

Memduh tam ata binecekken, istemsizce dönüp evin penceresine baktı.

Perdenin arasından onu seyreden iki mahcup göz gördü.

Şakire…

İkisi de hiçbir şey söylemedi.

Ama o kısa bakışta, söylenmeyen nice söz vardı.

Memduh hafifçe başını eğdi.

Şakire de belli belirsiz gülümsedi.

Atların nal sesleri taş yolda yavaş yavaş uzaklaşırken, iki genç de biliyordu ki…

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

NİŞAN HAZIRLIKLARI

Şakire’nin “olur” haberi kasabada kısa sürede duyuldu. Akşam ezanından hemen sonra komşu kadınlar birer ikişer Şakirelerin evine uğramaya başladı. Kapıdan içeri giren her kadın Şakire’yi görünce önce boynuna sarılıp tebrik ediyor, ardından mutfağa geçip hazırlığa yardım etmeye koyuluyordu.

Şakire'nin kire’nin annesi, kızının yüzüne baktıkça gözleri doluyor, elindeki işi bırakıp ona uzaktan bir dua okuyordu.

“Allah tamamına erdirsin kızım… Yüzün hep gülsün.”

Şakire mahcup bir tebessümle başını eğiyordu.

Erkek tarafında da ayrı bir hazırlık vardı. Memduh’un annesi yeni alınan nişan bohçasını odanın ortasına açmış, içindeki ipek yazmaları, işlemeli havluları, gümüş tokaları tek tek kontrol ediyordu.

“Bir eksik kalmasın. Kız tarafı görsün ki oğlum gelini el bebek gül bebek tutacak,” diyordu gururla.

Memduh ise dışarıda amcalarıyla beraber nişanda takılacak yüzükleri hazırlıyordu. Ara ara göğe bakıyor, yüzünde hafif bir gülümseme beliriyordu.

“Şakire artık gerçekten benim eşim olacak…” diye geçiriyordu içinden.

 KÖYÜN TEPKİSİ

Nişan haberi yalnızca iki aileyi değil, bütün köyü ve kasabayı da heyecanlandırmıştı.

Kahvenin önünde oturan yaşlı adamlar çay bardaklarını yudumlarken konuyu konuşuyorlardı.

“Vallahi Memduh akıllı çocuk.”

“Şakire de terbiyeli kız.”

“İkisi birbirine yakıştı.”

Ama herkes aynı fikirde değildi.

Yaşlılardan biri sakalını sıvazlayıp yavaşça konuştu.

“Bakalım şehir görmüş kız köy hayatına alışabilecek mi?”

Bunu duyan başka biri hemen itiraz etti.

“Kız dediğin çalışkan olsun yeter. Şakire’nin eli iş tutar. O her yere alışır.”

Çeşme başındaki kadınların da tek konusu buydu.

“Şakire şanslı kız.”

“Memduh’un ailesi temiz insanlardır.”

“Allah bahtını açık etsin.”

Bir diğeri gülerek ekledi:

“Ben onların düğününü şimdiden merak ediyorum.”

O sırada su testisini dolduran yaşlı bir kadın sessizce dua etti.

“Allah iki gence de huzur versin.”

Bu arada hem Memduh’un hem de Şakire’nin içinde aynı heyecan büyüyordu.

Artık geri dönüş yoktu.

Önlerinde yalnızca nişan günü vardı…

Ve o gün, kaderleri bir kez daha aynı yolda buluşacaktı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.