HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

„Bazı türküler bir insanın ömrüdür. Bu hikâye, bir türkünün doğduğu yerdir.”

27 Ekim 2026 - 12:14
27 Ekim 2026 - 12:14 ⏱ 3 dk Okuma Süresi
 0  3
HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

„Bazı türküler bir insanın ömrüdür.

 Bu hikâye, bir türkünün doğduğu yerdir.”

 Komşu kapıları birbirine bakardı.

 Aynı sokakta büyümüşlerdi. Daha yürümeyi yeni öğrenirken,

 beşiklerinin ipleri birbirine bağlanmıştı. “Bunlar büyüyünce evlenecek” denmişti; kimse itiraz etmemişti. Çünkü bu topraklarda

söz, yazıdan önce gelirdi.

Genç, askere giderken cebinde bir fotoğraf taşıyordu.

 Sözlüsünün siyah beyaz bir resmi…

 Gözleri utangaç, bakışı yarım kalmış bir gülüş gibi.

 Askerdeyken öksürük başladı önce.

 Sonra geceleri ter.

 Göğsünde ağırlık…

 Verem dediler.

 “Temiz hava alacak” dediler.

 Hava değişimi verdiler.

 Yozgat’a, Akdağmadeni’ne döndü.

 Ama döndüğü ev, bıraktığı ev değildi.

 Kapılar yarım açıldı, yüzler tam bakmadı.

 Sözlüsünün ailesi, hasta genci görmek istemedi.

 “Yazık kıza” dediler.

 “Hastalığı geçmezse ömür boyu çeker.”

 Kızın adını bile anmadılar onun yanında.

 Oysa kız, her sabah evin arkasındaki duvara yaslanıp yolu dinliyordu.

 Ayak sesi duyarım diye.

 Duymadı.

 Tedavi için İstanbul’a götürdüler genci.

 Koskoca şehir, ona bir hastane penceresinden ibaretti artık.

 Pencerenin önünde bir incir ağacı vardı.

 Dallarını duvara yaslamıştı; sanki o da içeri girmek ister gibiydi.

 Genç, her sabah o ağaca baktı.

 Yapraklarının rüzgârla titremesini izledi.

 Kendi ömrünü sayar gibi…

 İşte o pencerede, sesi içinden taştı.

 Türkü oldu.

 Söylerken iyileşeceğini sanmadı; sadece içindekini dışarı bırakmak istedi.

Hastane önünde incir ağacı,

 Doktor bulamadı bana ilacı…

 Doktorlar geldi geçti.

 Baştabip baktı, sustu.

 Gencin gözleri her geçen gün biraz daha sılaya döndü.

Mezarımı kazın bayıra düze,

 Yönümü çevirin sıladan yüze…

En çok da onu yaktı bu:

 Sevdiğini son kez görememek.

 Bir mendil, bir ses, bir veda bile yoktu.

Benden selam söyleyin sevdiğim gıza,

 Başına koysun karalar bağlasın…

Ölüm sessiz geldi.

 Ne bağırdı ne çağırdı.

 Bir sabah incir ağacının yaprakları kıpırdarken, o gözlerini kapadı.

 Ailesi cenazeyi Yozgat’a getiremedi.

 Yol uzundu, para yoktu, zaman yoktu.

 Genç, İstanbul’da kaldı.

 Gurbette.

Gurbet elde kaldım diye ağlasın…

 Ama türkü kaldı.

Bir hastane penceresinden, bir incir ağacından, yarım kalmış bir

sevgiden doğan türkü…

Ve hâlâ söylenirken,

 Bir yerlerde bir genç kız başını eğiyor.

 Sebebini bilmeden.

HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI (ANONİM)

Hastane önünde incir ağacı

Doktor bulamadı buna ilâcı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.