YARIM KALAN DİZE

Temmuz 8, 2025 - 09:40
Temmuz 8, 2025 - 12:22
 0  778
YARIM KALAN DİZE

YARIM KALAN DİZE

Sabahın ilk ışıkları okulun koridorlarına henüz dokunmamıştı. Camlardan içeri süzülen loş aydınlık, duvarlara yorgun bir sabah gibi çarpıyordu. Sınıf yavaş yavaş dolarken, Edebiyat öğretmeni içeri girdi  - elinde titizlikle katlanmış birkaç kâğıtla.

Masaya çıkıp uğultuyu susturdu ve konuşmaya başladı:

 “Bu dönem özel bir şiir projesi yapacağız. Konu: Kırılmış Kalplerin Şiiri.

Eşleşmeler kurayla olacak. Şiir, iki kalbin sesi olacak.”

Sınıfta bir uğultu yükseldi önce. Sonra merak sessizliği getirdi. Kura kâğıtları dağıtılırken, Lara ve Deniz göz göze geldi. Sanki bir anlık, kâğıttan önce kader konuştu.

Ve o an...

İsimlerini aynı satırda okudular.

İşte o an başladı her şey.

Bir şiirle. Belki de, bir yara izinin satır arasıyla.

Lara, sessizliğini taşıyan bir kızdı.

Gözleri uzak bir kuyunun içiydi—bakarken içine düşerdi insan.

Deniz ise kelimelere sığınan bir çocuktu.

Hep gülümsediği sanılırdı ama içinde sessizce bekleyen fırtınalar vardı.

İlk çalışmayı okul kütüphanesinde yaptılar.

Deniz defteri açtı. Kalemi aldı. Yazdı:

 “Beni sevmene gerek yok,

Yeter ki gözlerin biraz kalsın üstümde.”

Lara bir süre sustu. Parmakları satıra dokundu, sanki kelimelerin acısını hissetmiş gibi.

Sonra defteri aldı, ekledi:

“Beni sevmene gerek yok,

Çünkü ben sevmekten yoruldum.”

O cümle, Deniz’in içine battı.

Kelimelerin gücüne ilk kez bu kadar çaresiz kaldı.

Sanki Lara, şiirle değil, kalbiyle konuşmuştu.

Günler geçti.

Deftere satırlar eklendikçe, aralarındaki sessizlik de değişti.

Lara her zaman mesafeli kaldı.

Onun “evet”leri bile şüpheyle sarılıydı.

Çünkü geçmişi, güveni küle çevirmişti.

Deniz her gün bir adım attı.

Bir kelimeyle, bir mısrayla…

Ona koşmuyor, onun yanında yürüyordu.

Bir gün Lara sordu:

“Neden bu kadar ilgilisin?

Bu… sadece bir şiir projesi sonuçta.”

Deniz sustu.

Sonra başını eğdi, yavaşça gülümsedi ama gözlerinde ince bir kırık parladı:

 “Ben şiiri değil… seni yazıyorum.

Ve sen hiç okumuyorsun kendini.”

Sunum günü geldi.

Sınıf sessiz, gözler onlardaydı.

İkisi de ellerinde şiirle tahtanın önünde durdu.

Ama bu sadece bir okuma değildi.

Bu, iki kalbin çıplaklığıydı.

Deniz başladı:

“Kalbimle geldim yanına, ellerim boştu,

Sevgimi sakladım, gözlerinin kuytusunda…”

Lara devam etti, sesi titrekti ama gerçekti:

 “Ama güven dediğin şey,

Bir kez kırılırsa, yerine konmaz ki…”

Bir an herkes sustu.

Sınıf, artık bir sahneydi.

Ve Lara, beklenmedik bir şey yaptı.

Sayfadan ayrıldı. Gözlerini Deniz’e çevirdi:

 “Sen… şiirin en yaralı kelimesisin.

Ama belki de, en doğru cümlesisin.”

O an, kalabalığın ortasında iki yalnızlık buluştu.

Sözsüz bir sığınma, gözlerde kurulan bir evdi orası.

Haftalar geçti.

Projeleri okul birincisi seçildi.

Ama Lara hâlâ temkinliydi.

Deniz hâlâ sabırlıydı.

Bir gün, okul çıkışında Deniz eline küçük bir kâğıt tutuşturdu.

Sadece bir cümle yazılmıştı:

“Sen ‘evet’ deme, ben beklerim…

Yeter ki yarım kalma.”

Lara o kâğıdı uzun uzun tuttu.

İlk kez biri, ondan aşk değil; umut istiyordu.

Ve o an, kalbinin en kırık yerinden usulca bir fısıltı döküldü:

“Belki… bu kez şiir biterse güzel olacak.”

Çünkü bazı dizeler,

bir kalbin susmayı bırakmasıyla tamamlanır.

Ve bazı şiirler,

bir “belki”nin içinden doğar.

DERYA YAĞMUR

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Derya Yağmur Araştırmacı ⭐ Editör ⭐ Şair ⭐ Muhabir ⭐ Roman Yazarı ⭐ Köşe Yazarı ⭐ Çocuk Edebiyatı Yazarı ⭐ İç Dönüşüm ve Başarı Yazarı ⭐ Sosyal Medya ve İletişim Uzmanı