Dört Harften Uzun

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
6 Temmuz 2025 - 15:12
6 Temmuz 2025 - 15:12 ⏱ 2 dk Okuma Süresi
 0  802
Dört Harften Uzun

Ölüm.

Ö l ü m. Dört harf.

Sözlükler “yaşamın tam ve kesin biçimde sona ermesi” diyor.

Ne kadar kuru, ne kadar yavan.

Oysa ölüm, öylece bir nokta değil.

Her gün biraz daha sızıyor içimize.

Bir nefes kadar yakın, bir iç çekiş kadar derin.

Kimi zaman bir odanın köşesinde, kimi zaman bir bakışta saklı.

Kimi zaman yanı başında, kimi zaman damarlarında usulca ilerleyen bir soğukluk.

En büyük sır aslında.

En bilinen.

En unutulan.

Her şeyin sonu değil,

Her şeyin gerçeği.

Yıllar önce sormuştum bir sosyoloji hocama:

“Gerçekliği bu kadar kesin olan bir şey varken, neden hâlâ pişman olacağımız şeyleri yapıyor, birbirimizi kırıyor, parçalıyoruz?”

Cevabı kısa olmuştu:

“Çünkü insanız.”

İnsan.

Bir kusurdan ibaret.

Ve bu cevap, dün gece bir hastane odasının çıplak duvarlarında suratımı kesti.

“Hayır… Hayır…” diye bağıran seslerin ortasında yankılandı.

Sondu.

Bir bedenin, bir hayatın sonu.

Yakınlarının inkâr çırpınışları arasında yok olup giden bir ruh.

Hemşirelerin gözlerinde alışılmış bir telaş.

Ve bir cümle:

“Ceset torbası kaldı mı?”

Hepsi bu kadar mıydı?

Koca bir ömür; çocuk kahkahaları, gençlik haykırışları, utançlar, tenin çıplaklığı, gözlerin çaresizliği…

Hepsi şimdi sadece bir “form”da, birkaç “imza”da,

Ve içinde yıkanmış bir çarşafın solukluğunda kaldı.

Ölüm, dört harften daha uzun aslında.

Bir ömürden, bir insandan, bir hayattan daha uzun.

Ve biz, her gün biraz daha yaklaşırken ona,

Hâlâ birbirimizi kırıyoruz.

Çünkü insanız, değil mi?

O hâlde kim affedecek bizi?

Ölüler mi?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Sude Arslan Sosyal Çalışmacı - Köşe Yazarı