KENDİNİ KAYBEDEREK NE KAZANDIN?

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

İnsan, başkalarına yetişmeye çalışırken kendini kaybedebilir. Önemli olan, hayatı ertelemeden yaşamak, öz değerimizi korumak ve insanlığımızdan ödün vermemektir.

29 Ekim 2026 - 01:16
29 Ekim 2026 - 01:16 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  3
KENDİNİ KAYBEDEREK NE KAZANDIN?

Kendini Kaybederek Ne Kazandın?

Hiç düşündünüz mü, insan ne zaman kendinden uzaklaşmaya başlar?

Belki herkesin hayatına yetişmeye çalışırken… Belki güçlü görünmek uğruna içindekileri sustururken… Ya da bir gün her şeyin daha güzel olacağına inanıp bugünün güzelliklerini fark etmezken…

Hepimizin içinde ertelediği bir hayat var. Bir türlü başlayamadığımız hayallerimiz, söylemeye cesaret edemediğimiz sözlerimiz, kendimize bile itiraf edemediğimiz kırgınlıklarımız… Bir de sürekli yarına bıraktığımız mutluluğumuz.

Önce biraz daha para kazanalım, sonra rahat ederiz, diyoruz. Biraz daha yükselirsek kendimizi güvende hissedeceğimizi düşünüyoruz. Her şey yoluna girsin, ondan sonra kendimize zaman ayırırız, diye bekliyoruz. Fakat hayat, bizim bütün meselelerimizi çözmemizi beklemiyor. Günler geçiyor, mevsimler değişiyor, biz hâlâ bir şeylerin tamamlanmasını bekliyoruz.

Peki ya beklediğimiz o gün geldiğinde, yaşamayı ertelediğimiz için pişman olursak?

Bazen insanın en büyük yorgunluğu, taşıdığı yüklerden değil, herkese yetişmeye çalışırken kendisini geride bırakmasından kaynaklanır. Başkalarının ne düşündüğünü önemserken kendi sesini duyamaz hâle gelir. Beğenilmek ister, anlaşılmak ister, değer görmek ister. Zamanla kendi kıymetini bile başkalarının davranışlarına göre belirlemeye başlar.

Birinin güzel sözüyle yükselir, ilgisizliğiyle kendinden şüphe eder. Oysa insanın değeri, bir başkasının onu ne kadar gördüğüne bağlı olmamalı.

Kendimize dönüp bakmamız gereken yer tam da burasıdır.

Çünkü insan bazen başkalarında aradığı huzurun, kendi içinde ihmal ettiği bir yerden eksildiğini fark edemez. Kalbini kıran herkesi hatırlar da kendisini kaç kez susturduğunu unutabilir. Geçmişte yaşadığı haksızlıkları anlatır ama aynı acıyı başkasına yaşatıp yaşatmadığını düşünmez. Herkesin kusurunu görürken kendi nefsine karşı körleşebilir.

İşte insanın kendisiyle yüzleşmesi, başkalarını suçlamaktan vazgeçtiği yerde başlar.

İnsan, dünyayı değiştirmeye çalışırken kendi kalbini ihmal etmemeli. Çünkü asıl mesele, yalnızca neye sahip olduğumuz değil, sahip olduklarımızın bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür.

Malımız olabilir ama gönlümüz daralmışsa neye yarar? Başarılarımız artabilir ama merhametimiz azalıyorsa gerçekten ilerliyor muyuz? Herkes bizi tanıyabilir ama biz kendimize yabancıysak bu tanınmışlığın bize ne faydası var?

Bazen bir kayıp, elimizdekilerin kıymetini öğretir. Bazen gerçekleşmeyen bir dilek, sabrımızı sınar. Bazen de başkasının sahip olduğu bir güzelliğe bakarken içimizde beliren kıskançlık, henüz aşamadığımız bir tarafımızı gösterir. Her yaşananın nedenini bildiğimizi sanmak yerine, yaşadıklarımız karşısında nasıl bir tavır aldığımıza bakmak daha anlamlıdır.

Elbette insan yorulur, kırılır, kıyaslar, yanılır. Bunlar bizi değersiz yapmaz. Önemli olan, yanlışlarımızı savunmak yerine onlardan bir şey öğrenebilmek ve gerektiğinde yeniden başlayabilmektir.

Bazen bir duada içimizi döker, bazen bir tövbeyle hatalarımızı kabul eder, bazen de uzun zamandır beklediğimiz bir şey gerçekleşmediğinde sabretmeyi öğreniriz. Dua ederken isteriz, gayret ederken sorumluluğumuzu yerine getiririz, tevekkül ederken de her şeyin bizim kontrolümüzde olmadığını kabul ederiz.

Her kapıyı zorlayamayacağımızı, her insanı değiştiremeyeceğimizi ve her sonucu belirleyemeyeceğimizi bilmektir. Elimizden geleni yaptıktan sonra kalbimizi tüketmeden yolumuza devam edebilmektir.

Belki de biraz daha az kıyaslamaya, daha az kırmaya ve kendimize karşı daha dürüst olmaya ihtiyacımız var. Başkasının hayatındaki güzellikleri görürken kendi nasibimizi küçümsememeye, sahip olduklarımız için şükrederken eksiklerimiz için gayret etmeye…

Çünkü hayat, yalnızca ulaşmaya çalıştığımız yerden ibaret değil. Bazen bir gönlü incitmemek, bazen karşılık beklemeden iyilik yapmak, bazen de kimse görmezken doğru olanı seçmek, insanın kendisi için attığı en kıymetli adımlardır.

Şimdi bir an durun ve kendinize sorun: Bütün bu koşuşturmanın içinde nasıl bir insana dönüşüyorum?

Bu sorunun cevabını başkalarından beklemeyin. Biraz sessiz kalın, içinize bakın. Belki düzeltmeniz gereken bir davranış, helalleşmeniz gereken biri, yeniden başlamanız gereken bir hayal vardır. Belki de uzun zamandır kendinize göstermediğiniz anlayışı artık kendinize gösterme vaktidir.

Ömür, kendimizi başkalarına kanıtlamak için harcayacağımız kadar uzun değil. Bir gün geriye dönüp baktığımızda kaç kişiyi geride bıraktığımızdan çok, nasıl bir iz bıraktığımızı hatırlayacağız.

Öyleyse kendimizi kaybetmeden büyüyelim, kalbimizi katılaştırmadan güçlenelim, dünyaya bağlanırken asıl değerlerimizi unutmayalım.

Çünkü insanın en güzel hâli, herkesin gözünde büyüdüğü zaman değil, Rabb'ine karşı samimiyetini, insanlara karşı merhametini ve kendine karşı dürüstlüğünü koruyabildiği zamandır.

Fikriye Kaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Fikriye Kaya Merhaba, ben Fikriye Kaya. Aynı Film Kaç Kez Oynar adlı kitabımın yazarıyım ve kişisel gelişim konularında yazılar kaleme alıyorum. Hayatı ve insan ruhunu kelimelerle keşfetmeyi, okuyucuların kendi iç dünyalarını fark etmelerini sağlamayı seviyorum. Yazmak benim için sadece bir tutku değil, paylaşmak, ilham vermek ve okuyucularla bir bağ kurmak biçimidir. Her eserimde, okuyuculara düşünmeye, sorgulamaya ve kendi yolculuklarını fark etmeye davet eden bir pencere açmayı amaçlıyorum. Kelimelerin gücüne inanıyor, her hikayede hem duyguyu hem de düşünceyi buluşturmayı öncelik veriyorum.