GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kahkahanın hiç eksik olmadığı bir Anadolu köyünde, talihsizlikleriyle dillere destan Memo Dayı'nın hem güldüren maceralarına hem de sıcacık aşk hikâyesine tanık olacaksınız. Köy yaşamının samimiyetini, yöresel dili ve unutulmaz karakterleriyle içinizi ısıtacak eğlenceli bir hikâye.

16 Temmuz 2026 - 16:24
16 Temmuz 2026 - 16:24 ⏱ 12 dk Okuma Süresi
 0  31
GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI

    GATIR DEPMİŞ MEMO DAYI

 Bu köyün adı Kahkaha köyüydü. Öyle bereketli bir yerdi ki baharda dağlar yemyeşil olur, dere kenarında kurbağalar akşama kadar konser verir, tandırlardan çıkan yuha ekmeğinin kokusu üç mahalle öteden adamı yoldan çevirirdi. Sabah güneş daha dağın ardından yeni doğarken kadınlar sacın başına geçer, erkekler ahıra iner, çocuklar ise yalın ayak sokaklarda koştururdu. Bir tek Memo Dayı'nın keyfi hiçbir sabah yerinde olmazdı. O sabah da kahvenin kapısını öyle bir açtı ki menteşeler bile "Eyvah, yine geliyor." der gibi gıcırdadı. Kahveci İbo:

 "Hayırdır Memo Dayı? Suratın niye sonbaharda dolu yemiş ayçiçeği tarlası gibi?"

Memo Dayı çayını aldı, derin bir iç çekti:

"Hiç sorma İbooo. Bööön gendimi duzsuz çökelek gibin hissediyom."

Kahvedekiler dinliyordu. Hasan Ağa merakla:

"Ne oldu yine?" diye sordu.

" Daha sabanan kalktım. Ayağımı yatağın kenarına vurdum. Çorabın biri sobanın altında, öteki tavuğun yuvasında çıktı. Bahçeye indim, kazlar beni görünce sanki alacaklılarını yakalamış gibi üstüme yürüdü. Kaçarken dut ağacına dolandım, oradan kurtulayım derken katırın önüne düştüm."

 Tam bu sırada kahvenin en muzip delikanlısı Cemil söze karıştı.

" Eee. Sonra katır ne yaptı?"

Memo Dayı çayından bir yudum aldı.

" Oğlum, gatır öyle bir baktı ki. Ben daha tekmeyi yemeden yoruldum."

Kahvedekiler gülmeye başlamıştı. Memo Dayı başını iki yana sallayarak:

"Yani bööön gatır depmiş gibi yoruldum."

Muhtar masaya vurdu.

" Ula Memo, seni bir gün kitap yapacaklar."

Aradan birkaç gün geçti. Köye komşu köyden bir düğün kuruldu. Davullar çalıyor, kazanlarda keşkek kaynıyor, saclarda yuha ekmekleri açılıyordu. Memo Dayı, yıllardır gizliden gizliye sevdiği Hatçe'yi kalabalığın içinde görünce birden sustu. Hasan dürttü.

 "Ne oldu Memo?"

Memo Dayı gözünü Hatçe'den ayırmadan gülümseyerek Hasan ben ömrümde çok şey gördüm. Sel gördüm. Dolu gördüm. Gatır tekmesi gördüm. Ama vallaha. Hatçeyi görünce yuha ekmeen arasına gevrek üzerine çökelek pendir dürüm görmüş gibi seviniyom ben daha."

Kahvedekiler bu sözü duyunca gülmekten kırıldı. Hasan elini omzuna attı.

"Ula Memo. Bu nasıl sevgi tarifi?"

Memo Dayı bozuntuya vermedi. Sevgi dediğin herkesin anlayacağı dilden anlatılır. Aç adama gülü anlatamazsın ama sıcak yuha ekmeğini anlatırsan gözleri parlar. Hasan kıs kıs gülüyordu.

"Peki bu kadar seviyorsan niye gidip söylemiyorsun?"

 Memo Dayı başını kaşıdı.

"Nörüyüm. Nasıl seveyim birbil sen."

O an Hatçe dönüp Memo Dayı'ya baktı. Memo Dayı'nın dili tutulmuştu, çay bardağını ters tuttuğunu bile fark etmedi. Kahveci İbo:

"Memo Dayı! Çayı masaya değil, pantolonuna döküyon!"

Kahvenin içini öyle bir kahkaha kapladı ki, dışarıdaki eşek bile anırarak onlara katıldı. Memo Dayı ise hiç istifini bozmadı.

"Gülün gülün. Bir gün siz de sevince anlasınız. Ama o güne kadar. Ben yine duzsuz çökelek gibin dolaşmaya devam edeceğim ve eğer Hatçe bana 'Olur.' derse işte o gün var ya. Yuha ekmeğinin arasındaki çökelek kadar mutlu olacağım!"

Memo Dayı'nın o meşhur sözü köyde dilden dile dolaşmaya başlamıştı. Artık biri keyifsiz görünse kimse "Geçmiş olsun." demiyordu. "Ne oldu la? Bööön gendimi duzsuz çökelek gibin hissediyom" demesi yetiyordu. Gerisini zaten herkes ezbere biliyordu. Bir sabah Muhtar, kahvenin önüne elinde kâğıtla geldi.

 "Ula millet! Yarın imece var. Herkes sabah erkenden dere kenarındaki köprünün tamirine gelecek."

Köy halkı "Tamam." dedi. Bir tek Memo Dayı sessizdi. Hasan dürttü.

"Sen de gelecesin değil mi?"

Memo Dayı ağır ağır çayını karıştırdı.

 "Gelmesine gelirim de. Benim çalışacağım gün köprünün değil, köyün kaderi değişiyor." Muhtar: 

"Abartma Memo."

"Abartmıyom Muhtar. Geçen yıl harmana gittim. Traktör bozuldu. Ondan önce bağa gittim. Arılar beni seçti. Daha önce değirmene gittim. Elektrikler kesildi. Ben nereye gitsem bir olay çıkıyor."

 Kahvede yine gülüşmeler başladı.

Ertesi sabah herkes dere kenarındaydı. Kimisi taş taşıyor. Kimisi harç karıyor. Kimisi odun kesiyordu. Memo Dayı da eline küreği aldı. "

Hadi bakalım bugün uslu duracağız" dedi.

İlk kürek harcı attı. Tam ikinciyi alacakken ayağı çamura saplandı. Kurtulayım derken kürek dereye uçtu. Küreği almaya eğildi. Bu sefer de şapkası suya düştü. Şapkayı yakalayayım derken dengesi bozuldu. Hooop doğru derenin içine. Hasan gülmekten ayakta duramıyordu.

"Ula Memo! Sen çalışmıyorsun, milleti eğlendiriyorsun."

 Memo Dayı sudan kafasını çıkartarak.

"Ben de bunu anlamıyom işte. Hayat bana niye komedyen muamelesi yapıyor?"

 Tam o sırada Hatçe dere kenarına ayran getirdi. Bakır tasların içi köpük köpüktü. Yanında da yeni pişmiş yuha ekmekleri üzerine tereyağı of birde bol çökelek ve çıtır çıtır gevrek. Memo Dayı onları görünce bir anda doğruldu. Gözleri parladı. Yüzündeki bütün yorgunluk silindi. Hasan bunu görünce sırıtarak.

"Ne oldu la?" Memo Dayı ekmeklere bakarak iç geçirdi. "Ah ah Hasan. İnsan bazen öyle bir manzara görür ki bütün derdi unutulur. İşte ben de yuha ekmeen arasına gevrek üzerine çökelek pendirli dürüm görmüş gibi seviniyom ben daha"

Hasan kahkahayı bastı. "Ula Memo! Senin gönlüne giden yol mideden geçiyormuş." Memo Dayı: "Aç adamın aşkı da aç olur oğlum."

Tam herkes ayran içecekken köyün yaramaz keçisi sessizce yaklaşıp. Kimsenin fark etmediği bir anda yuha ekmeğini kaptığı gibi kaçtı. Hatçe arkasından bağırdı.

"Ula yakalayın şunu!"

Köyün yarısı keçinin peşine düşmüştü. Önde keçi. Arkasında Hasan. Onun arkasında Muhtar. En arkada da nefes nefese Memo Dayı. Koşarken bir taşa takılıp yuvarlandı. Tam kalkacakken karşısında katırı gördü. Katır başını kaldırınca Memo Dayıyla ikisi birkaç saniye göz göze kaldılar. Memo Dayı  katıra:

"Yapma oğlum bugünlük anlaşalım."

Katır kuyruğunu sallayarak bir adım geri çekildi. Memo Dayı "heh" diyerek rahatladı. "Akıllandı galiba" tam bunu demişti ki. Köy halkı:

"Depçep diyon, coni depemiyon dep dep" diye bağırmaya başladı. O sırada katır öyle bir tekme savurdu ki Memo Dayı'nın şapkası havalanıp dut ağacının dalına kondu. Köylüden öyle bir kahkaha koptu ki derenin kenarındaki ördekler bile korkup suya daldı. Memo Dayı yattığı yerden doğrulmaya çalışırken homurdanıyordu.

"Ben size demedim mi? Bööön gatır depmiş gibi yoruldum."

Muhtar gülmekten gözünden akan yaşı silerek.

"Memo sana bir katır değil. Köyün talihi tekme atıyor!"

Hasan da arkasından ekledi.

"Ama iyi ki atıyor. Yoksa biz bu kadar gülemezdik."

Katır tekmesinin üzerinden birkaç hafta geçmişti ama köy hâlâ o günü konuşuyordu. Kahveye yeni gelen yabancılar şaşkınlıkla soruyordu.

" Bu köyde niye herkes katır görünce gülüyor?"

Hasan hemen söze giriyordu.

" Uzun hikâye. Otur da iki çay iç, anlatırız."

Memo Dayı ise bu alaylara artık alışmıştı. Hatta bazen kendi de gülüyordu. Ama içinde kimsenin bilmediği bir dert vardı. Hatçe. Yıllardır onu severdi ama bir türlü söyleyemezdi. Hasan sonunda dayanamadı.

 "Ula Memo! Bu yaşa geldin. Daha neyi bekliyorsun?"

Memo Dayı bastonunu toprağa sapladı.

"Dil başka şey deyor, yürek başka şey deyor. Hatçe'nin karşısına geçince dizlerim, yeni doğmuş kuzu gibi titreyor."

Tam o sırada Muhtar da yanlarına gelerek. "Yarın yayla şenliği var. Bütün köy orada olacak. Eğer söyleyeceksen, en güzel gün yarın."

 Memo Dayı gece boyunca uyuyamadı. Aynanın karşısına geçti. Kendi kendine prova yaptı. Hatçe.Seni seviyorum. Olmadı. Hatçe. Gel bizim eve. O da olmadı. En sonunda elini cebine koyup kendi kendine söylendi." Ula Memo. Nörüyon. Nasıl seveyn sen"

 Sabah oldu. Yayla cıvıl cıvıldı. Davullar vuruyor, zurnalar çalıyor, çocuklar koşuyor, kadınlar sacın başında yuha ekmeği açıyordu. Kocaman sofralar kurulmuştu. Bir tarafta tereyağı. Bir tarafta çökelek. Bir tarafta mis gibi ayran. Memo Dayı'nın gözü sofrada değil, Hatçe'deydi. Hasan dürterek.

"Hadi git!"

Memo Dayı derin bir nefes alıp yürümeye başladı. Bir tavuk geçti. Tavuğa basmamak için sıçradı. İndiği yerde çamura saplandı. Çamurdan çıkayım derken ayağındaki lastik ayakkabı çamurda kaldı. Tek ayakkabıyla yürümeye devam etti. Köylü gülmeye başlamıştı bile. Nihayet Hatçe'nin yanına vardı. Tam konuşacakken. Rüzgâr esti. Başındaki kasket uçtu. Kasket gitti. Doğruca ayran kazanının içine düştü. Hasan iki büklüm olmuştu.

"Ula Memo! Sen romantik olacağım derken yine panayır kurdun!"

Memo Dayı aldırmadı. Hatçe'nin gözlerinin içine baktı. Sustu. Bir daha baktı. Bir daha sustu. Hatçe gülümseyerek:

"Bir şey mi diyecektin Memo?" diye sordu. Memo Dayı'nın dili düğümlendi. Derken gözü sofradaki sıcacık yuha ekmeğine takıldı. İşte o anda bütün köyün yıllarca unutamayacağı cümleyi söyledi.

"Hatçe.Seni görünce yuha ekmeen arasına gevrek üzerine çökelek pendirli dürüm görmüş gibi seviniyom ben daha."

Yaylada bir sessizlik oldu. Sonra öyle bir kahkaha koptu ki dağlar yankılandı. Hatçe kahkahalar arasında gözünden yaşları sildi.

 "Memo bunca yıldır bana söylenecek en güzel söz bu muydu?"

Memo Dayı başını eğdi.

"Ben şair değilim Hatçe. Ben köylüyüm. Biz sevgiyi aç kaldığımız şeylerle anlatırız."

Hatçe'nin yüzündeki gülümseme büyüdü. O zaman ben de sana bir şey söyleyeyim.

Memo Dayı heyecandan bastonunu ters tutuyordu. Hatçe usulca yaklaşıp.

"Ben de seni görünce, sıcak tandır başında ilk pişen yuha ekmeği gibi içimin ısındığını hissediyom" dedi.

Hasan bağırmaya başladı

"Ula ula olmuş bu iş!"

Tam herkes alkışlayacakken. Uzakta tanıdık bir ses duyuldu. Katır ipini koparmış, yaylanın içine dalmıştı. Memo Dayı katırı görünce gözlerini kapattı.

"Allah'ım. Bugün değil." Ama katır onu görmemişti bile. Doğruca sofraya gitti. Yuha ekmeklerini kaptı. Çökeleği devirdi. Gevrekleri saçtı. Köylü katırın peşinden koşarken Memo Dayı arkasına yaslandı, derin bir nefes aldı ve gülerek

"Bööön beni tekmelemedi ya. Varsın ekmeği götürsün. Benim gönlüm zaten doydu."

Muhtar gülerek omzuna vurdu.

"Ee Memo, şimdi nasılsın?"

Memo Dayı yüzüne ilk kez kocaman bir tebessüm yerleştirdi.

"Vallaha Muhtar. Artık duzsuz çökelek gibin hissetmiyom ama şu katırı kovalamaktan. Bööön yine gatır depmiş gibi yoruldum!"

O günden sonra köyde biri sevdiğini anlatmak istediğinde çiçekten, gülden, şiirden söz etmedi. Herkes gülerek aynı cümleyi kuruyordu.

"Seni görünce, yuha ekmeen arasına gevrek üzerine çökelek pendirli dürüm görmüş gibi seviniyom."

Köy halkı yıllarca bu sözü duydukça gülmeye devam etti. Çünkü onlar biliyordu ki bazen en büyük sevgi, en gösterişli sözlerle değil, insanın içinden geldiği gibi, sıcacık bir köy sofrasının diliyle anlatılırdı.

              DİLEK SARIKAYA

 Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow