Mektup

Haziran 24, 2025 - 12:12
Haziran 25, 2025 - 22:30
 0  765
Mektup

Merhaba çocuk,

Nasılsın? Umarım iyisindir.

Bugün sana, İstanbul’un tek sevdiğim köşesinden yazıyorum.

Denize mesafem mi?

Ben diyeyim bir adım, sen de bir nefes kadar…

Ben kıyılardan uzak yaşayamam.

Cebimde umut olmadan yürüyemem.

Bir şiir gibi yaşamak gerek, biliyorum.

Ama bu kareli masa örtüsüne mi,

Yoksa karşımdaki boş sandalyeye mi anlatmalıyım, bilmiyorum.

Dur... hemen kaşlarını çatma öyle.

Bu aralar çok kızıyorum kendime.

Sebebini ben de bilmiyorum —

Gerçekten bilmiyorum.

Kül tablasına öyle bakma;

o sadece bir alışkanlık, biliyorsun —

Sürekli yakıyorum...

Belki de içimde birikenleri dumanla salıyorum gökyüzüne.

Bu sıralar esen bir yel gibi

savrulup duruyorum.

Bir yere çarpmaktan korkmuyorum desem yalan olur.

Ama ne fark eder, değil mi?

Neyse...

Bu aralar karmaşık şeyler yaşıyorum.

Yaş aldıkça babamı daha çok özlediğimi fark ediyorum.

Her ne kadar güçlü görünsem de

içimdeki fırtınanın şiddeti bir hayli fazla.

Dinmeyen bu sancının

o fırtınayla bağlantılı olduğunu biliyorum artık.

Ve yine sana geldim.

Sen, benim en sadık dostumsun.

Kırıldığım yerden mi çıkıp gelmeliydim,

yoksa nefes alamadığım yerden mi?

Biliyor musun,

insan bazen kendiyle konuşmadan iyileşemiyor.

Sanki kendini saramadığın hiçbir yara tam kapanmıyor.

Ben en çok kendi içimde üşüyorum,

en kalabalık anlarda bile…

Bu aralar sustuklarım çığlık gibi kulağımda.

Ve bazı geceler...

bazı geceler sadece gökyüzüne bakmak yetmiyor.

Ama hâlâ buradayım çocuk.

Ne olursa olsun içimde bir ses diyor ki:

"Bir gün mutlaka geçecek."

Ve işte o ses...

beni hayatta tutan tek şey.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

SİNAN CANPOLAT Sinan Canpolat, hayatın her darbesinden bir dize, her acıdan bir umut yaratmayı seçmiş bir yazar ve şairdir. Hayatına sığdırdığı kayıplar, sürgünler, özgürlük arayışları ve küllerinden doğuşuyla, edebiyat onun için sadece bir ifade biçimi değil, varoluşun ta kendisidir. İlk yurtdışı deneyimini genç yaşta yaşayarak alışılmışın dışına çıktı; konfor alanlarını yıktı, bazen sürgün gibi yaşadı, bazen özgürlüğü damarlarında hissetti. Hayatının bazı dönemlerinde sessiz bir isyan taşıdı içinde; cezaevi duvarlarında kendine ayna tuttu, orada bile kendini yeniden inşa etmeyi bildi. Oğlu, en büyük dayanağı, en anlamlı satırı oldu. Şiirlerinde alttan alta akan bir hüzün, ama inatla parlayan bir umut vardır. Sinan, okurun kendini satır aralarında bulmasını ister, çünkü yazdıkları bir kişinin değil, bir neslin içsel yolculuğudur. “Bir Anka’nın Güncesi”, onun hayatla hesaplaşmasının ve yeniden doğuşunun en şiirsel tanığıdır. Sinan için yazmak, bir yere ait olmak değil; aksine hiçbir yere ait olmadan, her yerde bir iz bırakmaktır. O, kelimelerin göçebesi, duyguların savaşçısıdır.