Vefa Ağacı

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Zeliha’nın; kendisini fark etmeyen ablası Leyla için bir tepeye diktiği fidan üzerinden, karşılıksız sevginin ve vefanın derinliğini işleyen bir öykü. İnsanın kendi değerini başkasının bakışına hapsetmemesi gerektiğini anlatan bu eser, beklentinin bittiği noktada başlayan gerçek özgürlüğü ve sadakati sorguluyor.

13 Temmuz 2026 - 17:16
13 Temmuz 2026 - 17:16 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 1  61
Vefa Ağacı
Yamaçta gün doğumunun yumuşak sarı ışıklarıyla parlayan, gökyüzüne doğru uzanan heybetli bir ağacın altında, elleri toprakla kirlenmiş ve sessizce oturan küçük bir çocuk silüeti, sisli bir kasaba manzarasının önünde sulu boya dokusunda ve anime estetiğiyle huzurlu bir atmosferde resmedilmelidir.

Vefa Ağacı

Bir kasabanın yamaçlarında, zamanın kendi hızında aktığı bir evde Zeliha ve ablası Leyla yaşardı. Leyla, bakışlarını hep uzaklara, mahallenin karmaşasına ve gelip geçenlerin tozuna çevirmişti. En yakınındaki, dizinin dibindeki o küçük yüreği Zeliha’yı ise bir gölge kadar bile fark etmezdi. Zeliha ise Leyla’nın her anında var olabilmek, o mahzun bakışları kendi üzerine çekebilmek için bir ömür sergilerdi.

Bir gün; Leyla’nın çocukluğundan beri sevdiği, dallarına dokunurken yüzünde güller açtıran o ağacın bir fidanını buldu Zeliha. Elleriyle toprağın derinliklerini kazdı, Leyla’nın penceresinden en iyi görünen tepeye o fidanı emanet etti. Bu, onun ablasına diktiği bir vefa ağacıydı. Her sabah kendi nasibi olan suyla fidanı besledi, yapraklarını rüzgârdan korumak için etrafına taşlardan setler ördü. "Bu ağaç yeşerirse," dedi kendi kendine, "belki o da bana bakar, beni görür."

Fidan, yıllar içinde kök salıp bir vefa ağacına dönüştü; göğe uzanan dalları, Leyla’nın bakışlarının tam ortasına bir hediye gibi serildi. Leyla o ağacın altına geldiğinde, gölgesinde soluklandı, dallarındaki meyveden yedi ama bakışlarını bir kez olsun o fidanı vefa ile büyüten kardeşi Zeliha’ya çevirmedi. Ağacın yeşilinde huzur buldu ancak o yeşili sadakatle dokuyan gönlü görmedi.

Oysa insan, ömrünü bir başkasının gözüne girmek için harcadığında aslında kendi ruhunu o bakışın esiri kılmış olur. Başkasının görmesi için dikilen her fidan eğer özünde bir vefa barındırmıyorsa, sahibini yalnızlığa mahkûm eder. İnsan, karşılık beklediği her iyilikle aslında kendi değerini bir başkasının terazisine teslim eder.

Kendi bahçende büyüttüğün sevgi başkasına değil, en çok senin gönlüne şifadır. Eğer baktığın göz seni görmüyorsa, bu senin küçüklüğün değil, o gözün körlüğüdür. Bir kimse, en yakınındaki emanetin hatırını bilmeden uzaklarda vefa ararsa, avucundaki suyu döken bir susuzdan farksızdır. Sevgi bir bakışın ödülü değil, kendiliğinden yeşeren bir sadakat yurdudur.

Asıl vefa, hiçbir gözün seni görmediği o kuytu köşede yine de o fidanı sulamaya devam edebilmektir. Eğer bir çaba sadece bir bakışa muhtaçsa, o çaba bittiğinde sen de yitip gidersin. Ama senin diktiğin bu vefa ağacı sadece Leyla için değil, senin toprağa verdiğin sözün bir nişanesidir.

Zeliha vefa ağacının altına oturduğunda, Leyla’nın onu görmemesi artık bir acı değil bir öğretiye dönüştü. Anladı ki; sevmek, görülmeyi beklemekten çok daha asil, çok daha derin bir duruştur. Ağaç büyüdükçe, Zeliha da kendi özünde büyüdü. Artık beklentiyle solan bir umut değil, kendi vefasının gölgesinde dinlenen bir ruh vardı.

İnsan, başkalarının gözünde parlamaya çalışırken kendi ışığını perdelediğini geç de olsa fark eder. Birinin gözüne girmeye çalışmak aslında kendi vefanı o kişinin soğuk bakışlarına kurban etmektir.

Sence bir insanın kendi gönlünü, başkasının bakışına sığdırması, neden en büyük vefasızlık olur?

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Umran Tezcan Ümran Tezcan:Yazar ve öğretmen .2015 yılında Uşak Üniversitesi-Fen Edebiyat Fakültesi-Matematik bölümünü bitirdi.Şuan öğretmenlik yapıyor. Çocukluğundan beri yazmayı seviyor.Cocuk kitapları öyküler romanlar her yaş grubundan yazmaya çalışıyor.Çocuk romani ,roman ,öykü ,hikaye yazmaya devam ediyor.