İÇİMDEKİ KANLI KAVGALAR | BÖLÜM 2

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
2 Ağustos 2025 - 21:30
2 Ağustos 2025 - 21:30 ⏱ 12 dk Okuma Süresi
 0  523
İÇİMDEKİ KANLI KAVGALAR | BÖLÜM 2

AGATHA'

Gözlerim kararıyor, başım dönüyordu. Karnıma giren kramp sonrası yaşadığım dayanılmaz acıyla gözüme çarpıp duran ışığa küfürler savurdum. Ayağa kalkmak ve ışığı kapatmak için bir hışımla yataktan kalktım ve ışığı kapattım. Ablam gideli birkaç dakika olmuştu, onu merak edip odadan çıktım. Mutfağa girmek üzereydim ki yerdeki cam kırıklarını fark ettim. Tam o sırada bodrumdan bir ses geldi ve elektrik gitti. Bodrumdan gelen sesin ablama ait olduğunu düşünerek, düşünmeden aşağıya indim. Etraf çok karanlıktı ve adımlarıma dikkat etmeye çalışıyordum. Merdivende biraz yalpaladıktan sonra duraksadım. "Abla?" seslenişim boşlukta kaybolmuştu. Korku her hücremi sarmaya başlamış panik olmuştum. Merdivenin aşağısından tıkırtılar gelmeye başladı. Korkuyla irkildim ve yavaş adımlarla geri geri çıkmaya başladım. Ablam neredeydi? Her yer fazla karanlıktı, nefes almakta zorlandım ve ablamın kapıya çıkmış olabileceğini düşünerek mutfaktan dışarıya çıktım. Temiz havayı solumak bir anlığına da olsa iyi gelmişti fakat şimdi ablamı bulmalıydım. Mutfak kapısına geri yöneldigim sırada evin karşısından bir çığlık yükseldi. "Yardım edin!" "Agatha!" Bu sesleri duymamla arkamı dönmem bir oldu. Sesin kime ait olduğunu ayırt edemiyordum, ablam olabilirdi. İcimdeki korkunun tüm duyguları bastırmasına izin vermeden yolun karşısına atladım...

Agatha, on yedi yaşında genç bir kızdı. Bakımlı, sıcak kanlı, sosyal çevresi oldukça geniş, enerjik ve hayat dolu birisiydi. Küçüklükten gelen travmalarını ablası sayesinde aşmış, hayatına dolu dizgin devam ediyordu. Derslerinde başarılı, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından sevilen Agatha, o gün yaşananlardan sonra bir daha asla eskisi gibi olamayacaktı. Artık masumiyetini kaybetmişti. Ayna karşısında kendine baktığında şirin bir kız değil, kasvetli bir ruh görüyordu. Bu görüntüye dayanamadığı için evdeki aynanin köşesine bir yumruk sallamıştı. Ablasının bu kadar zamandır kendisini büyütmek için verdiği çabalara layık olamadığını düşünüyordu. O gece, bir dönüm noktası değil bir bitiş noktasıydı. Agatha, o günden sonra içine kapanmış ve dış dünya ile iletisimini kopartmıştı. Ablasına dahi yaşananları anlatamıyor, her gece uykusundan kabuslarla uyanıyordu. Ya bu duruma ya da hayatına son verecekti. Bu iki keskin yol, Agatha için tek başına yürüyemeyeceği kadar zordu. Ablasından da yardım isteyemezdi çünkü ablasına anlatırsa, onun gözünden düşeceğinden ve ablasının onu bir daha sevmeyeceğinden korkuyordu. Tüm bu karmaşanın içinde, o günden sonra geçen bir haftada evin içerisinde sürekli mumlarla geziyordu. Mumun etraftaki kötü ruhları uzak tuttuğuna inanıyor ve evin her odasına bir mum yakıp bırakıyordu. Manevi olarak kendini huzurla dolduracak şeyler arayışındaydı.

Şimdiyse ablasını arıyordu, kendini kaybetmesine rağmen...

Yolun karşısına nasıl ve hangi cesaretle atıldığmı bilmiyordum. Çalılıkların arasından gelen hışırtılar ve gecenin sessizliğinin sesiyle etrafımda dönmeye başladım. Bir karar vermem gerekiyordu. Etrafıma dikkatlice göz gezdirdim, yolun biraz ilerisinden bir araba ışığı yansımaya başladı. Gözlerimi kısarak arabanın gelmesini bekledim. Araba yavaş yavaş yaklaşırken, içgüdüsel bir şekilde birden çalılıkların arasına saklandım. Daha sonrasında saklanma dürtüme şükür edeceğimden habersizdim. Arabayı incelemeye başladım, plakasını görememiştim ama bu arabayı tanıyordum. O gece bu araba oradaydı. İcimi bir korku kapladı. Evimin önünde bu saate bu arabanın ne işi vardı? Beni nereden bulmuştu? Kehanetin bir oyunu muydu bu yoksa aklımı mi kaçırıyordum? Araba evimin önünde durmuştu ama içinden kimse çıkmıyordu. Acaba beni fark ettiler mi? Bu sorumla baş başa kalamazdım, üstelik ablam yoktu! Ah tabii ya... Daha demin yaşananları nasıl unutabilirim? O yardım isteyen kişi ya ablamsa? Ve beni tanıyordu, ismimle seslenmişti. Araba buradan gider gitmez olduğum yerden fırlayacaktım. Birkaç dakika olduğum yerde kımıldamadan bekledim, araba da nihayet gitti. Etrafı kolaçan ettikten sonra kendimce depara çıktım ve çalılıkların arasindan patikaya girdim. Baykuşların çıkarttığı sesler, rüzgarın uğultusu ve yerinden çıkacakmış gibi atan kalbimin sesi birleşmişti. Gecenin soğuğu da içime yavaş yavaş işliyordu, keşke üzerimde daha kalın şeyler olsaydı diye düşünmeye başladım. Nereye gittiğimden habersizdim. Nereye varmam gerekiyordu bilmiyordum. Okyanusun ortasında az sayıda mürettebat kadrosuyla kaybolmuş bir gemi gibiydim. Gidecek bir limanı olmayan, esen rüzgarla sağa sola yalpalanan ve o yönde ilerleyen terk edilmiş bir gemi... Batacakmış hissiyle boğuşurken buldum kendimi. Ablamı bulmam gerekiyordu, o benim bu dünyadaki her şeyimdi. Adımlarımı hızlandırdım, mutlaka bir şey bulacaktım. Gözlerimden akan yaşla koşmaya başladım. Gökyüzündeki kara bulutlarda yavaş yavaş yağmur damlalarını akıtmaya başladı. Birkaç dakika sonra gözyaşım ve yağmur birbirine karışmış bir halde kendimi buldum. Soluklanmam hatta belki de güneşin doğmasını beklemem gerekiyordu. Sabahın ilk ışıklarına kadar uyuyacak yer bulmalıydım, dünyanın en hazırlıksız yolculuğunda ve bu karmaşanın içerisinde bunu başarmak pek mümkün görünmese de denemeye değerdi. Bitap düşersem ablama ulaşamazdım. Etrafa göz attım ve sığınabilecek bir yer aradım. O sırada ilerden fisiltilar duymaya başladım. Hemen ilk gördüğüm ağacın arkasına geçtim ve sakince bekledim. İki kişi karşılıklı konuşuyordu ve sesleri giderek yaklaşıyordu.

- Bizim bu havada ne işimiz var?

- Bilerek bu havayı seçip gönderdiler ya bizi, söylemeyi kes de yürü. Daha bir saatimiz var. Neyse ki bir saatin sonunda güzel bir ziyafet çekeceğiz.

Ziyafet kelimesini duymamla beraber karnım şiddetli şekilde guruldamaya başladı. Hatta o kadar şiddetli ve gürültülüydü ki, çocuklar duymuş bile olabilirdi. Gerçi duymaları işime gelebilirdi çünkü gerçekten açıkmıştım. Yemeğe fazla düşkündüm ancak metabolizmam fazla hızlı olduğu için yediklerim kilo yapmıyordu. Cesaretimi topladım ve çocuklar bu tarafa yaklaştığında birden karşılarına çıktım. O korku ve panik anıyla ikisi de üzerime çullandı. Kısa bir debelenmenin sonucunda hepimiz doğrulduk, üstümüz başımız çamur icinde bakıştık. Sessizliği bozanın ben olmamı istediler. Erkekler... Neden ilk adımı atmayı bize bırakıyorsunuz ki?

- Hey! Bir hanımefendiye karsi daha kibar olursunuz sanmıştım.

Pür dikkat iki çocuğu süzdüm, uzun boylu olan ansizin gülmeye başladı. Tek kaşımı kaldırdım ve öksürdüm. Çocuk kendini topladı.

- Pardon, ben seni karşımıza çıkan bir öcü sandım.

İkisi birden gülmeye başladı. Sinirle bakmaya devam ettim fakat sonra durup üstüme baktım. Gerçekten o kadar kötü görünüyor olamazdım di mi? Ellerimle saçlarımı yoklamaya başlarken beni izleyen çocuklar daha da gülüşmeye başladı.

- Kesin ama artık şunu.

Uzun boylu olan çocuk bir adım atarak,

- Evet, Prenses. Ormanların Kraliçesi olmak gibi bir düşünceniz yoksa bu ormanda bu saatte ne işiniz var?

Tipi mala benzeyen çocuk da bir adım yaklaştı,

- Yoksa sen ajan mısın? Gerçi kadın ajanlar genelde baş döndürücü bir güzelliğe sahip oluyor ki erkekler kadının güzelliği karşısında zeka kaybına uğrasınlar.

Kaybedecek bir zekası olduğunu sanmıyordum ancak su an onlardan iyilik bekliyorsam iyi kızı oynamalıydım.

- Ben Agatha, gece ablamı kaybettim ve onu arıyorum. Evimin karşısındaki yoldan yardım çığlıkları geldiği için bu patikaya daldım ve uzun zamandır bu yolu takip ediyorum.

- Harvey, memnun oldum. Avlanmak için buradaydık ve bugün avımızı erken bulduk.

Korkuyla geri çekildim.

- Şaka şaka, dediğim gibi ben Harvey ve bu da kardeşim Edward. Şanslısın, bizimle beraber gelebilirsin.

Harvey oldukça değişik bir tipti. Uzun boylu, esmer, yeşil gözlü üzerindeki kahverengi renk parkasıyla kasvetli havanın içerisinde resmen parıldıyordu. Edward ise, gerçekten mal bir tipti. Abisi kadar olmasa o da uzun sayılabilirdi. Yesil gözlüydü ve gözlük kullanıyordu. Dışarıdan ilk bakışta ortaokulda en önde oturan inek öğrenci tiplemesiydi.

- Teşekkür ederim, nereye gidiyoruz?

- Kamp alanına.

Kafamda bir sürü soru vardi fakat susuzluktan dilim o kadar kurumuştu ki susmayı tercih ettim. Peşlerine takıldım ve bir penguen gibi yürüdüm...

Yaklaşık on dakikadır yürüyorduk. Geceden beri yürüyor oluşumu da hesaba katarsak düşüp bayılmamam için hiçbir nedenim yoktu. Ancak beni ayakta tutan şey ablamı bulmak zorunda oluşumdu. Kendi ic konuşmamı ve dış ortamın sessizliğini bozan Harvey oldu.

- Ablanı nasıl bulabileceğimiz hakkında bir fikrin ya da elinde bir ipucun var mı?

Harvey'in bu sorusu kalbime dokunmuştu. "Bulabileceğimiz..." Uzattığı bu yardım elini asla karşılıksız bırakmayacaktım.

- Elimde hiçbir bilgi yok, buranın neresi olduğuna dair de bir fikrim yok.

- O geceni bize anlatmak ister misin?

Yutkundum, zihnim bu duyduğu soru karşısında donakalmıştı. Belli karartılarla o geceye dair görüntüler önüme düştü. Gözümden birkaç damla yaş süzüldüğünü hissedince kendimi hemen toparladım. Neyse ki ikisi de önümden yürüyor beni bu halde görmüyorlardı.

- Ablam, bana su doldurmak için mutfaga gitmişti.

Edward, arkasını döndü ve sözümü keserek:

- Su doldurmaya bile üşenen bir kız hadi ama...

Harvey, eliyle Edward'a dokundu ve:

- Sus biraz da kız anlatsın önce.

Harvey'in her hareketi ciddi anlamda kalbime dokunuyordu, verdiği güven duygusuyla anlatmaya devam ettim.

- Birkaç dakika geçti, ablam gelmeyince onu merak ettim ve kontrol etmeye gittim. Evimizin koridorundayken mutfağın girişinde cam kırıkları olduğunu gördüm ve pesine elektrikler gitti. Bodrum katından gelen minik seslere doğru yöneldim fakat ablam orada değildi gelen sesin şartelle alakalı olduğunu düşündüm ve biraz da korktum, ablamın bahçede olabileceği aklıma geldi ve kapıya çıktım. Bahçedeyken yolun karşısından adımla beraber seslenen bir yardım çığlığı duydum. Sonrasında da yola atladım ve su an sizin yanınızdayım.

Harvey, adımlarını yavaşlattı. Sanki onun yanından yürümemi ister gibiydi. Söylediklerime bir sey dememişti ancak kafasında söylediklerimi düşünüyor gibi bir hali vardı. Edward ise abisinin onu tembihlemesinden sonra bana sataşmamaya başlamıştı. Sessizlik sürüyordu, bozmaya karar verdim.

- Siz bu saatte burada ne arıyordunuz?

Bu kez cevap Edward'dan geldi,

- Biz gerçekten avcıyız. Ama durum düşündüğün gibi değil, özel yeteneklerimizi güçlendirmek için bu saatte buradayız.

Hiçbir şey anlamamıştım. Boş bakışlarla yürümeye devam ediyordum. Harvey sessiz kalmamdan anlamış olmalıydı ki söze girdi.

- Ben ve kardeşim okçuluk üzerine eğitim alıyoruz. Ancak tek yeteneğimiz bu değil, sezgilerimizi güçlendirmek için belli saatlerde ormanda beraber geziyoruz. Hava şartları, saat gibi detaylara bağlı kalmadan. Şimdi kamp alanına gittiğimizde daha iyi anlayacaksın. Senin konuna dönecek olursak, ablan için üzüldüm. Bulman için elimden gelen her şeyi yapacağıma emin olabilirsin. Umarım ablan iyidir biz de ablanı buluruz. Kamp alanındaki arkadaşlarımıza da soruştururum gece olan biten hakkında bir fikri olan var mı diye.

- Teşekkür ederim.

Harvey'in bu iyiliği karşısında sadece bu iki kelime dökülmüştü dudaklarımın arasından. Kendimi çok mahçup hissediyordum bir o kadar da berbat.

Etrafı çitlerle çevrili bir alan, görüş alanımıza girmişti. Kamp alanı dedikleri yerin burasi olduğunu düşündüm ama bu kez onlar bir şey diyene kadar sessiz kalacaktım. Harvey sanki zihnimi okur gibi bana döndü.

- Şimdi seni birkaç dakika burada bekletmek zorundayım. Edward, sen Agatha ile beni bekle.

Edward, başıyla Harvey'i onayladı. Ben de aynı şekilde karşılık verdim. Harvey de aynı şekilde kafasını salladı ve ilerledi. Kapının girişinde bir adamla konuştuktan sonra içeri girdi. Gözlerimi hiç kırpmadan kapının girişine ve Harvey'in gözden kaybolusuna bakmıştım. Edward'ın öksürüğüyle gözlerimi oradan aldım ve Edward'a döndüm.

- İstersen abimi sana ayarlayabilirim.

Ne!? Bu çocuk az önce abisini bana ayarlamaktan mı bahsetmisti? Ah, hayır... Lütfen tüm bunlar bir kabus olsun. Başımdan aşağı resmen kaynar su dökülüyordu. Edward kıs kıs gülmeye başladı. Bu bücürle asla anlaşamayacak olduğumuzu düşündüm. Sorusunu cevaplama zahmetine bile girmedim ve arkamı döndüm.

Kısa süre sonra Harvey, dışarı çıktı...

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow