ALMANYA TRENİ 20.Cİ BÖLÜM - SABUN OLAYI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Benim de bir evim olsaydı…” “Böyle olmazdı.” “Kimse bana bu sözleri söz söyleyemezdi.”  

15 Ağustos 2026 - 03:02
15 Ağustos 2026 - 03:02 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 3  43
ALMANYA TRENİ 20.Cİ BÖLÜM - SABUN OLAYI

ALMANYA TRENİ 20. BÖLÜM - 

SABUN OLAYI

Firuze’nin doğumundan sonra ev yeniden bebek kokusuyla dolmuştu.

Küçük Gülfem artık abla olmuştu. İlk günlerde kardeşini kıskanmış, annesinin bütün ilgisinin Firuze’ye yönelmesine içerlemişti. Ama zaman geçtikçe bu kıskançlık yerini meraka bırakmıştı.

Firuze ağladığında yanına koşuyor, annesinin kucağındaki kardeşinin başını okşuyor, bazen de küçük ellerine dokunup gülümsüyordu.

İki göz kerpiç evde hayat, bütün zorluklarına rağmen devam ediyordu.

Evde yalnızca Memduh, Şakire ve çocukları yaşamıyordu.

Yusuf Baba…

Fatma Ana…

Memduh’un bekâr kardeşleri…

Herkes aynı çatının altında, aynı sofranın etrafında hayatını sürdürüyordu.

Akşam olduğunda yer sofrası kuruluyor, herkes elindekini paylaşıyordu.

Sonra yataklar birer birer seriliyor, evin içi sessizliğe bürünüyordu.

Sabah olduğunda yataklar toplanıyor, ev yeniden gündelik telaşına dönüyordu.

Köyde hayat böyleydi.

Kimse bunun garip olduğunu düşünmüyordu.

Ama Şakire’nin içinde gün geçtikçe büyüyen başka bir duygu vardı.

Yalnızlık.

Memduh’un evde olması bile bazen bu kalabalığın içinde kendisine ait bir yer bulmasına yetmiyordu.

Üstelik Memduh’un da kafası geçim derdiyle doluydu.

Ayakkabı tamirciliğinden kazandığı para artık yetmiyordu.

Komşu köyde çalıştığı iş, patronunun ölümünden sonra sona ermişti.

Yeniden baba ocağına dönmüşlerdi.

Bağdan ve tarladan çıkan ürün karınlarını doyuruyordu ama ellerine para bırakmıyordu.

Memduh akşamları çoğu zaman sessizleşiyordu.

Şakire bunu fark ediyor ama kocasının derdini büyütmemek için fazla soru sormuyordu.

Bir gece Memduh avluya çıkmış, dut ağacının altında gökyüzüne bakıyordu.

Şakire de çocukları yatırdıktan sonra yanına geldi.

Sessizce oturdu.

“Yine düşünüyorsun.”

Memduh derin bir nefes aldı.

“Düşünmeyeyim de ne yapayım Şakire?”

Bir süre sustu.

“İki çocuğumuz oldu.”

“Ev zaten kalabalık.”

“Babamın yükü ağır.”

“Ben çalışıyorum ama elimizdekiler yetmiyor.”

Şakire başını eğdi.

“Allah büyüktür.”

Memduh yıldızlara baktı.

“Biliyorum.”

“Ama insan da elinden geleni yapmak zorunda.”

Şakire cevap vermedi.

İkisinin de aklından aynı düşünce geçiyordu.

Fakat o gece bunun adını henüz koyamadılar.

Aradan birkaç gün geçti.

Akşam olmuştu.

Evdeki işler bitmiş, çocuklar çoktan uyumuştu.

İki göz odalı evin mutfağında yalnızca gaz lambasının titrek ışığı yanıyordu.

Ertesi günün ekmeği hazırlanacaktı.

Şakire büyük teknenin başına geçmiş, hamur yoğuruyordu.

Kayınvalidesi ise senidin başında oturmuş, hamur hazır olduğunda bezeleri ayırmak için bekliyordu.

Ev sessizdi.

Şakire ellerini hamurun içine daldırmış, büyük bir dikkatle yoğuruyordu.

Hamur zaman zaman parmaklarına yapışıyordu.

Şakire ellerini temizlemek için kenarda duran katı sabunu aldı.

Ellerini yıkadı.

Sabunu yerine bırakırken köşesinden küçücük bir parça koptu.

Loş gaz lambasının ışığında bunu fark etmedi.

Sabun parçası sessizce hamurun içine düştü.

Şakire hiçbir şeyin farkına varmadan yoğurmaya devam etti.

Hamur kıvamını alınca üzerini temiz bir bezle örttü.

Bir süre dinlendikten sonra bezeler hazırlamaya başladı.

Kayınvalidesi oklavayı eline aldı.

Hamuru açmaya başladı.

Bir süre sonra oklava sert bir şeye takıldı.

Kadın durdu.

Hamuru kaldırdı.

İçinden küçük, beyaz bir sabun parçası çıktı.

Bir an olduğu yerde kaldı.

Sonra yüzü gerildi.

Elindeki hamuru senidin üzerine sertçe bıraktı.

“Şakire!”

Şakire irkilerek başını çevirdi.

“Buyur ana?”

Kayınvalidesi elindeki sabunu gösterdi.

“Bu da ne?”

Şakire şaşkınlıkla yaklaştı.

Sabun parçasını görünce yüzü bembeyaz oldu.

“Ben…”

“Ben görmedim ana.”

“Nasıl görmedin?”

“Ekmeğin içine sabun düşüyor da görmüyor musun?”

Şakire’nin sesi titredi.

“Vallahi billahi nasıl düştüğünü bilmiyorum.”

“İnan ki fark etmedim.”

Ama kayınvalidesi artık dinlemiyordu.

Aylarca içine attığı sıkıntılar bir anda dile döküldü.

“Yeter artık!”

“Bir iş de doğru düzgün olsun!”

“Ben bu evin derdiyle uğraşıyorum…”

“Bir de sizin derdinizi mi çekeceğim?”

Şakire sustu.

Başını eğdi.

Kayınvalidesi öfkesini sürdürdü.

“Çocuklar, ev, yemek, ekmek…”

“Her şey benim üzerimde.”

Şakire’nin gözleri doldu.

Kadın son cümleyi söylerken artık kendisini tutamadı.

Şakire’nin bir an nefesi kesildi.

Ne cevap verebildi…

Ne de kendini savunabildi.

Sadece gözlerinden süzülen yaşları önlüğünün ucuyla sildi.

Oklavayı yavaşça senidin üzerine bıraktı.

Kimseye tek kelime söylemeden mutfaktan çıktı.

Avlunun kapısını açtı.

Gecenin serinliği yüzüne vurdu.

Ama içindeki yangını hiçbir rüzgâr söndüremiyordu.

Ayakları onu farkında olmadan köyün biraz ilerisindeki eski kuyuya götürdü.

Şakire kuyunun başına geldiğinde artık kendini tutamadı.

Kuyunun taşlarına tutundu.

Dizlerinin bağı çözüldü.

Yavaşça yere çöktü.

Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

“Allah’ım…”

“Ben ne yaptım ki?”

“İnan ki görmedim.”

“Vallahi de billahi de görmedim.”

Omuzları titriyordu.

Aylarca sustuğu ne varsa, gözyaşlarıyla birlikte dışarı çıkıyordu.

Başını iki eli arasına aldı.

“Benim de bir evim olsaydı…”

“Böyle olmazdı.”

“Kimse bana bu sözleri söyleyemezdi.”

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.