ALMANYA TRENİ 1.Cİ BÖLÜM - MEMDUH'UN YARIM KALAN HAYALİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

ALMANYA TRENİ, 1960'lı yıllarda daha iyi bir yaşam umuduyla Almanya'ya giden bir Türk ailesinin hikâyesini anlatıyor. Memduh'un kasabanın dar taş sokaklarında başlayan yaşamı; aşk, hayal kırıklığı, gurbet ve umutla örülü uzun bir yolculuğa dönüşür. Gerçek olaylardan ve tarihî araştırmalardan ilham alan bu eser, bir ailenin hikâyesi üzerinden bir dönemin hafızasına ışık tutuyor.

25 Temmuz 2026 - 12:38
25 Temmuz 2026 - 12:38 ⏱ 1 dk Okuma Süresi
 30  255

1. MEMDUH’UN YARIM KALAN HAYALİ

MEMDUH’UN YARIM KALAN HAYALİ

MEMDUH'UN YARIM KALAN HAYALİ

Memduh, çocukluğundan beri okumayı çok seviyordu. Defterinin kenarlarına düzgün yazılar yazar, öğretmeninin anlattıklarını büyük bir dikkatle dinlerdi.

Köy okulundaki öğretmeni bir gün babasını yanına çağırdı.

"Bu çocuk zeki. Öğretmen okulunu kazanabilir. Okutursan ileride iyi bir meslek sahibi olur."

Babası o gün eve dönerken ilk kez umutla gülümsedi.

"Benim oğlan öğretmen olacak."

Bu söz Memduh'un yüreğine güneş gibi doğmuştu.

Günler geçti.

Kayıt günü geldi.

Babası en temiz ceketini giydi.

Memduh da yıllardır bayramlarda giydiği gömleğini özenle ütüledi.

Sabah erkenden yola çıktılar.

Köyden çıkıp kasabaya doğru yürürlerken komşularından biri seslendi.

"Hayrola Yusuf Ağa, nereye böyle?"

Babası gururla cevap verdi.

"Memduh'u öğretmen okuluna yazdırmaya gidiyorum."

Komşu önce Memduh'a baktı, sonra başını iki yana salladı.

"İyi düşün Yusuf Ağa... O senin en büyük oğlun."

Babası sustu.

Komşu sözlerine devam etti.

"Bu çocuk okursa bağa bahçeye kim bakacak? Tarlayı kim sürecek? Küçükler daha çocuk."

Bu sözler babasının aklına düştü.

Yürüyüşleri sessizleşti.

Bir süre sonra okulun bulunduğu sokağa geldiler.

Tam kapıya yaklaşmışlardı ki babası cebini yokladı.

Sonra bir daha...

Bir daha...

Yüzünü Memduh'a çevirdi.

"Kimliğini evde unutmuşuz oğlum."

Memduh şaşkınlıkla cebine baktı.

"Nasıl yani baba?"

"Bugün kayıt olmaz. Köye dönelim."

Sessizce geri döndüler.

Yol boyunca ikisi de konuşmadı.

Memduh, babasının gerçekten kimliği mi unuttuğunu, yoksa kararını mı değiştirdiğini hiç sormadı.

Ama cevabı biliyordu.

Eve vardıklarında babası yalnızca bir cümle söyledi.

"Bizim önce toprağa sahip çıkmamız lazım."

O gün Memduh'un öğretmen olma hayali sessizce toprağa gömüldü.

Ertesi hafta babası onu kasabadaki yaşlı ayakkabı ustasının yanına götürdü.

"Eti senin, kemiği benim usta. Bir meslek öğrensin."

Memduh, eline ilk kez çekiç aldığı gün, içinde kalan öğretmenlik hayaline son kez baktı.

Ve o günden sonra, her tamir ettiği ayakkabıya kendi yarım kalan hayalini de biraz gömdü.

TAŞ SOKAKLARDA BAŞLAYAN YOL 

Sabahın ilk ışıkları, kasabanın dar taş sokaklarına usulca yayılıyordu. Geceden kalan serinlik henüz çekilmemiş, dükkânların ahşap kepenkleri birer birer açılmaya başlamıştı. Fırından yükselen sıcak ekmek kokusu, uzaktaki camiden yükselen sabah ezanının son nağmeleriyle birbirine karışıyordu.

Kasabanın en eski dükkânlarından birinin önünde genç bir adam eğildi, paslı kilidi çevirdi ve ağır ahşap kapıyı yavaşça açtı.

Adı Memduh'tu.

İçeri girer girmez her sabah yaptığı gibi önce pencereleri açtı. Ardından tezgâhın üzerindeki deri parçalarını düzenledi, çekiçleri, bizleri ve mumlu ipleri yerli yerine koydu. Küçücük ayakkabı tamircisi dükkânı, onun yalnızca ekmek kapısı değil, aynı zamanda huzur bulduğu yerdi.

Duvarlarda yılların izi vardı. Deri kokusu cilanın keskin kokusuna karışıyor, raflarda tamir edilmeyi bekleyen ayakkabılar sessizce sahiplerini bekliyordu.

Memduh yaptığı işi hiçbir zaman sadece geçimini sağladığı bir meslek olarak görmemişti. Eline aldığı her ayakkabıya, sahibinin hayatından bir parça gibi özen gösterirdi.

Kimi ayakkabı askerden dönen bir delikanlıya,

kimi tarlada çalışan bir çiftçiye,

kimi de okul yolunu aşındıran bir çocuğa aitti.

Her biri ayrı bir hikâye taşıyordu.

Kasabanın yaşlılarından Hasan Efendi bastonuna dayanarak içeri girdi.

— Kolay gelsin Memduh.

Memduh gülümseyerek ayağa kalktı.

— Hoş geldin Hasan Amca. Çizmeler yine mi su aldı?

Yaşlı adam tebessüm etti.

— Senin elin değmeden iflah olmuyor evlat.

Memduh çizmeleri eline aldı, dikkatle inceledi.

— Merak etme. Akşama eskisinden daha sağlam olur.

Hasan Efendi çıkarken her zamanki duasını etti.

— Allah işini rast getirsin.

Dükkân yeniden sessizliğe büründü. Bir süre sonra yalnızca çekiç sesleri duyulmaya başladı.

Hayatı işte buydu...

Sabah dükkânını açmak...

Akşama kadar alın teri dökmek...

Sonra evine dönüp huzurla uyumak...

Büyük hayalleri yoktu.

Alın teriyle kazanacağı helâl bir lokma, sıcak bir yuva ve kuracağı mutlu bir aile ona yeterdi.

Ailesi de artık evlenme vaktinin geldiğini düşünüyordu. Köydeki komşularının kızı Aynur ile nişanlanmıştı. Memduh, kaderine razı olmuştu. Aynur'u çok iyi tanımıyordu ama zamanla birbirlerini seveceklerine inanıyordu.

Fakat insan bazen kaderini kendi seçtiğini sanırken, hayat onun için bambaşka bir yol hazırlamış olur.

Henüz bilmiyordu...

Kasabanın taş sokaklarında dolaşmaya başlayan tek bir söylenti, yalnızca nişanını değil, bütün hayatını değiştirecekti.

Bir sabah kulağına bir fısıltı ulaştı.

— Memduh... Aynur seni aldatıyormuş...

İlk anda inanmadı.

İnanmak istemedi.

Fakat içine düşen şüphe, yüreğinde dinmeyen bir sızıya dönüştü.

Kimseye tek kelime etmedi.

Ne ailesine...

Ne dostlarına...

Ne de Aynur'a...

Gerçeği kendi gözleriyle görecekti.

O gece sessizce kasabadan ayrıldı. Taş sokakları geride bırakıp köye doğru yürüdü. Aynur'un evinin tam karşısındaki eski ahır, onu kimsenin göremeyeceği en uygun yerdi.

Ahırın karanlığında üç gün boyunca aç ve susuz bekledi.

Soğuk geceler ağır ağır geçiyor, saman kokusuna yalnızlığı karışıyordu.

Her sabah güneş doğarken gözlerini açıyor, tarlaya giden insanları sessizce izliyordu.

Bekledikçe umudu azalıyor, içindeki şüphe büyüyordu.

Üçüncü günün sabahı...

Kapı açıldı.

Aynur, evine tanımadığı bir adamı aldı.

Memduh'un dünyası o an başına yıkıldı.

Bir süre olduğu yerde kaldı.

Belki yanlış anlamıştı...

Belki bir açıklaması vardı...

Ama gördükleri inkâr edilemeyecek kadar açıktı.

Derin bir nefes aldı.

Sessizce yürüdü.

Evin kapısını dışarıdan kilitledi.

Sonra doğruca muhtarın evine gitti.

Kapıyı çaldı.

Muhtar şaşkınlıkla kapıyı açtı.

— Hayırdır Memduh?

Memduh sakin ama kararlı bir sesle konuştu.

— Muhtar... Yanına birkaç kişi alıp benimle gel.

Aynur beni aldattı.

Kapıyı üzerlerine kilitledim.

Gelin, her şeyi kendi gözlerinizle görün.

Bir yanlışlık varsa da, doğrusu neyse ortaya çıksın.

Muhtar, Memduh'un yüzüne baktı.

— Sakin ol evladım. Önce gidip ne olduğunu görelim.

Birlikte eve gittiler.

Kapı açıldığında gerçek bütün çıplaklığıyla ortadaydı.

Aynur gözyaşları içinde diz çöktü.

— Memduh... Ne olur beni affet...

Memduh'un kalbi sanki taş kesilmişti.

Yıllardır kurduğu hayaller, birkaç dakika içinde yerle bir olmuştu.

Gözlerinden tek damla yaş akmadı.

Sadece kendi kendine fısıldadı.

"Gözlerimle gördüklerim... Bu yürek buna nasıl dayanacak?"

Arkasını döndü.

Hiçbir şey söylemeden oradan uzaklaştı.

Her adımında içindeki boşluk biraz daha büyüyordu.

Ertesi gün yine dükkânının kapısını açtı.

Çekiç sesleri yeniden kasabanın sessizliğine karıştı.

Fakat artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.

Her çekiç darbesinde kendi kendine aynı sözü tekrarlıyordu.

"Hayat acımasız... Ama yoluma devam edeceğim. Bir gün evlenirsem, köyden biriyle değil... Dışarıdan biriyle evleneceğim." 

YAZARIN NOTU 

Bazı hikâyeler bir kez yazılmaz; zamanla olgunlaşır, eksiklerini tamamlar ve yeniden doğar.

Almanya Treni de benim için böyle bir eser oldu.

Bu hikâyeyi yıllar önce kaleme aldım ve TRT'nin düzenlediği bir senaryo yarışmasına gönderdim. Eser, senaryo formatında hazırlanmadığı için değerlendirmeye alınmadı. Daha sonra Wattpad'de yayımladım. Ancak zamanla hesabıma erişimimi kaybettim.

Neyse ki yıllar önce aldığım çıktılar ve notlarım elimdeydi.

Aradan geçen yıllarda araştırmalarıma devam ettim. İlk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna dair kaynaklar okudum, tanıklıkları ve aile büyüklerimin anlattıklarını yeniden değerlendirdim.

Bugün Almanya Treni, yeniden yazılıyor.

Bu kez sadece bir roman olarak değil; yaşanmış hayatlardan ilham alan, edebiyat ile tarihin buluştuğu bir eser olma yolunda...

Ayşe Küçükışık

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.