KÂİNATIN KALBİNDE İNSAN

Kasım 14, 2025 - 15:02
Kasım 14, 2025 - 18:03
 2  12
KÂİNATIN KALBİNDE İNSAN

KÂİNATIN KALBİNDE İNSAN

Evrenin sessizliği, hiç de sandığımız kadar sessiz değildir. Her yıldız bir dua, her gezegen bir zikirdir. Galaksiler sessizce dönerken, varlığın özü Allah’ı anar; çünkü var olmak, O’nun emrinin yankısıdır. “Ol” dendiğinde, sadece madde değil, mana da yaratıldı. İşte o anda, henüz toprağa dokunmamış olan insanın kaderi yazılmaya başladı — çünkü Allah, bilinmek istedi. Ama bu “bilinmek”, bir gösterişin değil, sonsuz bir sevginin taşkınlığıydı. 

Varlık, bir sevgiden doğdu; çünkü Allah, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” buyurdu. Ve insan, o hazineye açılan anahtar oldu.

İlk nefeste toprakla gök birleşti. Ruh üflendiğinde, Allah’ın “Benim suretimde yarattım” buyurduğu bir varlık doğdu: insan. Ne tamamen göklerin çocuğuydu, ne de bütünüyle yerin; hem toprağın sabrı hem ruhun ateşi vardı içinde. Bu yüzden insan, kâinatın aynasıdır: yıldızın parıltısı, denizin derinliği, ateşin coşkusu, taşın sessizliği, hepsi onda birleşti. Ama onun en büyük sırrı ne gözlerinde, ne ellerindeydi; kalbindeydi. Çünkü kalp, Allah’ın nazar ettiği yerdir. Ve insanın kalbi, kâinatın kalbidir.

Fakat o kalp, iki sesle doludur: Bir ses gökten gelir rahmetin, merhametin, imanın sesi.Diğeri yerden yükselir arzunun, kibirin, unutuşun sesi. İşte insan bu iki sesin kavşağında yaşar. Ve her nefeste birini seçer. Allah, insana aklı verdi. Aklın ışığıyla insan evrenin yasalarını çözebilir, maddenin kapılarını aralayabilir. Ama akıl, kendi başına yürüdüğünde, bir noktada durur. Çünkü akıl kanıt arar, oysa Allah kanıtların ötesindedir.

Akıl, nedenleri sayar, ama “neden varlık var?” sorusunun önünde susar. O zaman kalp devreye girer. Kalp, aklın sustuğu yerde “Ben O’nu hissediyorum” der. Ve insan, aklın eşiğinde, aşkın kucağında Allah’ı bulur. İman, işte o buluşmanın adıdır.

Ama bu buluşma kolay değildir. Çünkü insanın önünde şeytan vardır — bir düşmandan çok bir aynadır aslında. O, insanın zaaflarını görünür kılar. Allah’ın huzurunda “Ben ateştenim, o topraktan” dediğinde kibir doğdu. Ve o kibir, insandaki imtihanın başlangıcı oldu.

Şeytan, insanı düşürmekle tehdit etti; ama Allah insana secde edilmesini emretmişti.

Bu, insana verilen şerefin bir işaretiydi: Allah meleklere “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediğinde melekler sordu: “Orada bozgunculuk çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?” Onlar bilmişti çünkü cinler insandan önce oradaydı; onlar da akıl sahibiydi ama isyan ettiler. Yeryüzünü kan ve ateşle doldurdular. Allah onların neslinden birini, yani şeytanı, yeni imtihanın şahidi yaptı. Ama insan, o imtihanın kurbanı değil, tanığı oldu.

Çünkü Allah insana, onların sahip olmadığı bir şey verdi: irade. İrade, Allah’ın insana verdiği en kutsal emanettir. Dağlar, taşlar, gökler bu emaneti yüklenmekten korktu; insan kabul etti. Ve o gün kader çizilmedi, seçim başladı. İnsan, kendi kaderinin yazarına dönüştü. Allah bilir ama zorlamaz; yazar ama yönlendirmez. O, her şeyi kuşatır ama insanın kalbinde seçim özgürlüğünü saklı tutar. Çünkü sevgi ancak özgürlükle anlam kazanır. Zorla ibadet, ibadet değildir; korkudan gelen inanç, teslimiyet değildir.

Bu yüzden Allah, insana kendi sevgisini seçme hakkı verdi. Fakat insanın yolu çetindir. Bir yanda nefsin çığırtkanlığı, diğer yanda ruhun fısıltısı vardır. Bir yanda dünya, bir yanda sonsuzluk. Ve her adımda bir karar, her kararda bir ağırlık taşır insan. Ama Allah, rahmetini gizlemez. Ne zaman düşse, “dön” der. Ne zaman ağlasa, “Ben buradayım” der. Çünkü Allah, kuluna şah damarından daha yakındır. O, insanı sınar ama terk etmez; dener ama kırmaz; uzak görünür ama aslında içimizdedir. İnsanın aradığı Tanrı, göklerde değil, kendi kalbinin derinliğindedir.

Kâinatın kalbinde insan vardır; insanın kalbinde Allah. Cennet, uzak bir bahçe değildir aslında; O, kalbin Allah’a yakın olduğu hâlin adıdır. Cehennem ise, O’ndan uzak kalmanın yanığıdır. Her iyilik, bir adım yaklaştırır; her kötülük, biraz uzaklaştırır. Bu yüzden insan, her gün cennete veya cehenneme yürür; farkında olmadan.

Ve ölüm, sadece perdeyi kaldırır: hangi yöne yürüdüğünü gösterir. Yaratılışın sırrı, belki de şuradadır: Allah, bilinmek istedi. İnsan da anlamak.O’nun sevgisiyle var olduk, anlam arayışımızla O’na döneriz. Akıl yol gösterir, kalp hükmü verir, iman tamamlar. Ve o zaman insan, topraktan göğe uzanan o kadim zincirin son halkası olur. Yani “insan”, aslında kâinatın kendini Allah’a anlatma biçimidir. Yıldızlar döner, dağlar susar, rüzgar eser ama sadece insan dua eder.

Çünkü yalnız o bilir: “Ben varım, çünkü O var.”

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Ömer Çevik Şair ve Yazar Bu Benim Savaşım adlı kitabın yazarı