HAYAL ROKETİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Bazı çocuklar dünyaya farklı bir güçle gelir.

18 Nisan 2026 - 22:15
18 Nisan 2026 - 22:15 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 9  61
HAYAL  ROKETİ

HAYAL ROKETİ

Sabahın ilk ışıkları odanın duvarına vururken Mert’in odası yavaş yavaş aydınlanıyordu. Perdelerin arasından süzülen güneş, odadaki oyuncakların üzerine düşüyor, kırmızı oyuncak arabanın üstünde küçük bir ışık parlıyordu. Sanki güneş bile Mert’i uyandırmadan önce odasına sessizce uğramak istemişti. 

Mutfaktan gelen çay ve poğaça kokusu eve yayılmıştı. 

Annesi Meral, her sabah yaptığı gibi sessizce Mert’in odasının kapısını aralayarak “Mert’cim… günaydın oğlum” diyerek yanağına bir öpücük kondurdu. 

Mert gözlerini yavaşça açarken uykulu gülümsemesi yüzüne yayılarak, “Günaydın anne…” diyerek kalmak için hareket etti. 

Ama kalkmak kolay değildi.

Mert önce yan döndü. Sonra iki eliyle yatağın kenarını tuttu. Bacaklarını yavaşça yere indirdi. Her sabah yaptığı o küçük ama büyük mücadeleyi veriyordu.

Annesi bunu görüyordu ama yardım etmek için hemen koşmuyordu. Çünkü Mert bazen kendi başına başarmayı çok seviyordu.

Sonunda Mert ayağa kalkarken biraz sendelemiş ama başarmıştı başarmış olmanın gururuyla annesine bakıp gülümseyerek “Başardım” diyor,

 annesi Meral'in ise kalbi o an hem sevinçle hem de ince bir sızıyla doluyordu. 

Her şey aslında birkaç yıl önce başlamıştı.

Mert üç yaşındaydı mahalledeki çocuklarla parkta oynuyordu. Diğer çocuklar koşarken Mert biraz geride kalıyordu. Koşmaya çalışıyor, sonra düşüyordu. Dizleri hep yara içinde kalıyordu. 

Bir gün parkta yere düştüğünde kalkmak için ellerini dizlerine koyup kendini yukarı doğru ittiğinde, o an Meral’in kalbine küçük bir korku düşmüştü.

“Her çocuk farklı gelişir.” demişti çevresindekiler.

Ama bir annenin iç sesi bazen her şeyden daha güçlüdür.

Doktorlara gidildi. Testler yapıldı. Günler geçti. Bekleyiş uzadıkça Meral’in kalbi daralıyordu.

Sonra bir gün doktorun odasında (DMD) 

(Duchenne Musküler Distrofi.) olduğu söylendi. 

Erkek çocuklarında ortaya çıkan, kasların bütünlüğünü sağlayan distrofin proteininin yokluğu nedeniyle, kasların ilerleyici yıkımına yol açan genetik bir hastalığı vardı. 

Dr.'un cümleri odanın içinde yayılıyor; Meral'in kulakları uğulduyor, hiçbir şey duymuyordu. Sanki dünya durmuş gibi hissediyordu. 

Sadece Mert’in elini tuttuğunu hatırlıyordu.

Mert ise bir şeyden habersiz doktorun masasındaki küçük oyuncak arabaya bakıyordu.

Mert altı yaşına geldiğinde okula başladığı o sabah yeni çantasını sırtına takmıştı. Çantası neredeyse kendisinden büyüktü. İçinde renkli kalemler, defterler ve annesinin koyduğu küçük bir sandviç vardı.

Okul bahçesi çocuk sesleriyle doluydu.

Koşan, bağıran, gülen çocuklar…

Mert de koşmak istiyordu. 

Ama ayakları diğer çocuklar kadar hızlı değildi.

Bir çocuk yanına gelerek "merhaba ben Kerem sende bizle koşmak ister misin?" Merhaba bende Mert. 

Mert, "ama ben biraz farklı koşuyorum sizin gibi hızlı koşamam." Nasıl yani?" "yavaş koşabiliyorum." 

Çocuk “tamam. O zaman ben de senin hızında koşarım” dedi. 

O gün Mert ilk gerçek arkadaşını bulmuştu. Teneffüslerde hep beraber oynuyor; derslerde bir birlerine destek oluyorlardı. 

Fakat okul her zaman kolay değildi.

Merdivenler Mert için küçük bir dağ gibiydi.

Bazen sınıfa çıkarken nefesi kesiliyordu.

Bazen çocuklar teneffüste 

 futbol oynarken, Mert ise bir kenarda oturup arkaşlarını izlerdi. Bir gün yine bir kenerda oturmuş arkadaşlarını izlerken, top birden ona doğru geldi.

Bir çocuk bağırarak “Topu atsana!” Dedi. 

Mert ise topu kaldırmaya çalışırken, ayağıyla vurmak istediğinde, dengesini kaybedip düştü.

Çocuklardan biri “Top bile oynayamıyor şuna bak" diye bağırarak gülerken, Mert’in boğazında bir şeyler düğümlenmişti. 

Ama Kerem hemen Mert'in yanına gelerek “hey! O benim takımımda ne oluyor?" diyerek 

 Mert’e dönüp; “Sen kaleci ol” diyerek arkadaşını korumuştu. 

O gün Mert ilk kez kaleci oldu.

Ve kimse onun ne kadar hızlı koşamadığını umursamadı.

Okuldan sonra eve dönmek Mert için bazen çok yorucuydu.

Annesi kapıyı açtığında Mert çantasını yere bırakır ve derin bir nefes alırdı.

Meral hemen saçlarını okşar,

“Bugün günün nasıldı?” oğlum der, Mert ise bazen sadece; 

“Güzel” derdi. 

 Bazen de sessizleşirdi.

Bir akşam annesine, 

“Anne… ben neden diğer çocuklar gibi koşamıyorum?” diye sorduğunda. 

Meral’in kalbi sızlayarak, oğlunun gözlerine baktı.

“Çünkü senin kasların biraz daha çabuk yoruluyor” diyebildi. 

Mert biraz düşündükten sonra

“Yani benim kaslarım tembel mi?” Dedi. 

Meral gülümsedi ama gözleri dolmuştu. 

“Hayır… sadece biraz daha hassas.”

Mert başını sallayarak,

“Tamam. O zaman ben de onları fazla yormam” dedi. Meral'in içi burukulmuş ama oğlunun böyle olgunlukla karşılaması da hoşuna gitmişti. 

Bir gün öğretmen sınıfta çocuklara,

“Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz?” Diye sordu.

Çocuklar sırayla konuştu.

Kimisi “Pilot!” kimisi "Doktor!”

Kimisi ise “Futbolcu!” olmak istediğini söyledi. 

Sıra Mert’e geldiğinde; 

Mert biraz düşünerek heyecanla,

“Ben büyüyünce… umut olmak istiyorum ” dedi. 

Sınıfta herkes şaşkın şaşkın bakarken öğretmen “Umut mu?” Diye sordu. "Evet" dedi Mert başını sallayarak. 

“Çünkü bazı günler insanlar umut bulamayabiliyor.”

Öğretmenin gözleri dolmuştu. "Çok güzel bir düşünce Mert, tebrik ederim" dedi. 

Yıllar geçtikçe Mert’in adımları biraz daha yavaşlıyordu. 

Ama hayalleri roket gibi hiç yavaşlamıyordu.

Bir gün pencerenin önünde otururken annesine

“Anne…

Ben koşamasam da sorun değil.”

“Neden Mert'cim?”

Mert, gökyüzüne bakarak,

“Çünkü hayaller roket gibi koşabiliyor anne..."

Meral o an oğluna sessizce bir süre sarıldı.

Mert devam etti, "Çünkü...

Bazı çocuklar dünyaya farklı bir güçle gelir.

Onlar belki çok hızlı koşamaz.

Ama…

Sabretmeyi öğretirler.

Sevginin ne kadar güçlü olduğunu gösterirler.

Küçük şeylerin ne kadar değerli olduğunu hatırlatırlar."

Ve bazen… Bir çocuğun yavaşlayan adımları

koca bir dünyaya  insan olmanın sevginin ne demek olduğunu anlatır.

                                     DİLEK SARIKAYA 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow