İyiliğin Filizlendiği Yer

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Pınarlı kasabasında evleri saran yeşil dallar belirir. Nehir, bu dalların insanlara iyiliği ve doğa sevgisini hatırlattığını fark eder. Kasaba halkı, bu sayede birbirine yardım etmeye ve doğayı korumaya başlar. İyiliğin, insanların kalbinde büyüyen görünmez bir kök olduğunu anlarlar.

4 Eylül 2026 - 16:35
4 Eylül 2026 - 16:35 ⏱ 10 dk Okuma Süresi
 1  30
İyiliğin Filizlendiği Yer
Küçük bir kasabada evleri saran yeşil bir dal belirir. Nehir adında bir çocuk, bu dalın insanlara iyiliği hatırlattığını fark eder. Kasaba halkı doğayı korumaya ve birbirine yardım etmeye başlar. İyiliğin, kalplerde büyüyen görünmez bir kök olduğu anlaşılır.

İYİLİĞİN FİLİZLENDİĞİ YER

​Pınarlı, tepelerin ve ormanların arasında kurulmuş küçük bir kasabaydı. İçinden geçen akarsu yağmurda kabarır, yazın çekilerek taşların arasından akardı. Yol kenarlarında çiçekler açar, kayalardan otlar yükselir, ağaçlarda kuşlar öterdi. Akşam orman sessizleşir, hayvanlar yuvalarına çekilir, gökte yıldızlar belirirdi.

​Kasaba halkı benzer evlerde yaşardı. Kimi ev taştan, kimi kerpiçtendi. Bahçelerde elma, armut, erik ve çınar ağaçları vardı. Çocuklar sokakta oynar, yaşlılar kapı önünde otururdu.

​Bir bahar sabahı Pınarlı'da daha önce görülmeyen bir şey oldu.

​Kasabanın en eski evinin duvarında yeşil bir dal büyümüştü.

​Dal, taşı kırmadan pencerenin çevresini dolaşmış, çatının kenarına uzanmıştı. Üzerinde birkaç küçük çiçek vardı. İnsanlar bunun sıradan bir sarmaşık olduğunu sandı. Ancak birkaç gün içinde aynı dalın başka evlerde de çıktığını gördüler.

​Dallar sokaklara ve bahçelere yayılıyordu. Kısa sürede kasabanın her yanında görülmeye başladılar.

​İnsanlar önce tedirgin oldu. Kimi dalları kesmek için bıçak kullandı. Fakat kesilen yerlerden birkaç gün sonra yeni sürgünler çıkıyor, dal yeniden büyüyordu. Üstelik hiçbir duvarı yıkmıyor, ağaçlara zarar vermiyor ve yolları kapatmıyordu.

​Aksine, sıcak günlerde gölge yapıyor; açan çiçekler arıları ve kelebekleri çekiyordu.

​Kasabada yaşayan on yaşındaki Nehir, bu duruma diğerlerinden daha çok dikkat etti. Her sabah evden çıkarken dalların yönünü izliyor, akşam dönerken aynı yerleri kontrol ediyordu. İçinde, bu bitkinin sıradan bir büyüme için ortaya çıkmadığına dair bir düşünce vardı.

​Bir gün okuldan dönerken yaşlı Hasan Amca'nın evinin önünde durdu. Adamın odunları bitmiş, hava da soğumuştu. Nehir eve gidip birkaç parça odun getirdi ve kapının önüne bıraktı.

​Hasan Amca şaşkınlıkla baktı: "Sen mi getirdin bunları?" Nehir gülümsedi: "Üşümeyin diye."

​Yaşlı adam teşekkür edip odunları içeri taşıdı. Nehir evine yürürken arkasına baktığında dalın üzerindeki beyaz çiçeğin yeni açtığını gördü.

​O an aklından şu geçti: "Belki de bu dallar insanlara iyiliği hatırlatıyor." Bu düşünce Nehir'in merakını artırdı.

​Artık dalları izliyor, onları takip ediyordu. Çocukların oynadığı meydanda kırılmış bir salıncağın yanında büyüyen dalı görünce salıncağın onarılması gerektiğini düşündü. Dere kenarında dalların suya uzandığını fark edip çöpleri temizlemeye başladı. Ormanda ise bir dalın genç bir ağaca zarar vermeden çevresinden dolaştığını gördü.

​Başka bir gün karıncaların yolunu fark etti. Dal, karıncaların yolunu kapatmak yerine yana eğilmişti.

​Nehir buna gülümsedi: "Sen gerçekten herkesi düşünüyorsun." O günden sonra bu dala kendi içinde bir isim verdi: İyilik Dalı. Fakat Nehir'in aklındaki soru duruyordu: Bu dalın kökü neredeydi?

​Kasabanın her yanına yayılan dalların nereden geldiğini bulmak için yola çıktı. Dereyi takip etti, ormana girdi, tepelerde yürüdü. Kayaların arasına, ağaç diplerine ve toprak çatlaklarına baktı.

​Bir gün dağın eteğinde, yaşlı bir çınarın altında oturan dedesine rastladı. "Dede, bir ağacın kökü nerede biter?" diye sordu. Dedesi ormana baktı.

​"Bir kökün nerede başlayıp bittiğini bilmek kolay değildir," dedi. "Toprak sadece üstünde yürüdüğümüz yer değildir. İçinde suyu, tohumu, taşı ve canlıları saklar. Bir ağacın kökü yalnızca ağaca değil, toprağın bütününe bağlıdır."

​Nehir bu sözleri düşündü. Ertesi gün yeniden yola çıktı. Bu kez dalı daha dikkatli takip etti. Dal kasabanın dışına ilerliyor, taşlı bir yoldan geçip yüksek bir tepenin ardında kayboluyordu.

​Nehir peşinden gidince kayalık bir yere ulaştı. Orada ince bir su sesi duydu. Kayaların arasından küçük bir kaynak çıkıyordu. Su berraktı; dibindeki taşlar, küçük balıklar görünüyordu. Güneş ışığı suyun üzerinde parıltılar yapıyordu.

​Nehir diz çöktü. Tam o sırada İyilik Dalı kayaların arasından suyun kenarına ulaştı. Toprağın altındaki köklerden biri ortaya çıktı. Kök suya doğru ilerliyor, sonra yine toprağın derinine uzanıyordu.

​Nehir kökü izledi. Dalın kökünün yalnızca bu kaynağa değil, toprağın altında birbirine bağlanan daha büyük bir kök ağına uzandığını fark etti. Kaynak yağmurdan besleniyor, yağmur dağlardan iniyor, toprak suyu çekiyor, kökler suyu taşıyor, ağaçlar bundan yararlanıyordu.

​Nehir elini suya daldırdı. Soğuk su akarken gökyüzünde bulutlar toplandı. Kısa süre sonra yağmur başladı. Damlalar kaynağın üzerine düşüyordu. Nehir başını kaldırıp dağlara baktı. Sis tepelere yayılmış, orman yağmur altında koyulaşmıştı. Kuşlar ağaçlara sığınıyordu.

​O an Nehir dalın ne anlattığını anladı. Bu dal yalnızca bir bitki değil; toprağın, suyun, yağmurun, ağacın ve insanın birbirinden ayrı olmadığını gösteren bir işaretti.

​Nehir kasabaya döndüğünde gördüklerini anlattı. İlk başta inanan olmadı. Fakat zaman içinde herkes dalların çevresindeki değişimi fark etmeye başladı. Dalların olduğu yerlerde insanlar daha dikkatli davranıyordu. Dereye çöp atılmıyor, kuruyan ağaçlar sulanıyor, hayvanlar için su kapları bırakılıyordu. Çocuklar çiçekleri koparmak yerine onları izlemeyi öğreniyordu.

​Kasabadakiler birbirine karşı da değişti. Yaşlıların ihtiyaçları soruluyor, komşular sofrasını paylaşıyordu. Bütün bunlar büyük sözlerle başlamamıştı. Bazen bir kap yemek, bazen bir kova su, bazen yerdeki bir çöpü kaldırmak yeterli oluyordu. İnsanlar iyiliğin gösteriş istemeden de büyüyeceğini fark etti.

​Bu düşünce Pınarlı'ya yayıldıkça kasaba iyiliğin filizlendiği yer hâline geliyordu. Evlerin çevresinde yeni sürgünler çıkıyor, çiçekler açıyordu. Bir sabah kasaba meydanında toplanan insanlar en büyük dalı gördü. Dal, meydandaki yaşlı çınarın gövdesine sarılmış ve bir halka oluşturmuştu. Üzerinde arılar ve kelebekler uçuyordu.

​Nehir kalabalığa seslendi: "Bu dal yalnızca bizim için büyümüyor. Davranışlarımızla birlikte büyüyor. Toprağı korursak kökü güçlenir. Suyu temiz tutarsak hayat devam eder. Hayvana merhamet edersek dünya yaşanır olur."

​Meydandakiler onu dinledi. Yaşlı bir kadın konuştu: "İyilik küçük başlayabilir. Fakat çoğaldığında her şeyi değiştirir."

​O günden sonra Pınarlı halkı birlikte çalışmaya başladı. Akarsu çevresindeki çöpler toplandı, ormana fidanlar dikildi. Yollara çiçekler ekildi. Hayvanlar için su kapları hazırlandı. Çocuklar da çalışmalara katıldı. Kimi fidan dikti, kimi dere kenarını temizledi. Kasabanın görünüşü değişti. Tepeler yeşillendi, akarsu temiz akmaya başladı. Baharda çiçekler arttı. Nehir artık sırrı tek başına aramıyordu. Kökün, toprağın altında olduğu kadar insanların davranışlarında da olduğunu anlamıştı. Bir çocuğun paylaştığı ekmekte, yaşlı bir insanın duasında, susuz bir hayvana uzatılan kapta aynı kökten bir parça vardı.

​Bir akşam yine kaynağın başına gitti. Güneş batıyor, ormanın üzerinden sis yükseliyordu. İyilik Dalı suyun kenarında duruyordu. Nehir elini toprağa koydu ve çevresine baktı. Kayalar, ağaçlar, su ve insanlar aynı dünyanın parçalarıydı. Dal insanlara yalnızca huzur götürmüyor, sorumluluklarını da hatırlatıyordu.

​Ertesi sabah kasaba halkı kaynağın başında buluştu. Kimse dalı kesmeyi düşünmüyordu. İnsanlar kaynağın çevresini temizledi, suyun yolunu açtı ve yeni dikilen fidanların bakımını yaptı. Nehir ileride bir karıncanın taşın üzerinden geçtiğini gördü. Elini uzatıp onu taşımak yerine yolunu bekledi. Karınca ilerledi ve gözden kayboldu. Nehir gülümsedi.

​Bazen iyilik büyük işler yapmak değil, başka bir canlının yoluna engel olmamaktı.

​Pınarlı'da yıllar geçtikçe bu düşünce çocuklardan yetişkinlere yayıldı. Başka yerlerden gelenler de burada gördüklerini kendi kasabalarına taşıdı. İyilik Dalı büyümeye devam etti. Kimse onun ilk nerede çıktığını ya da köklerinin nereye kadar uzandığını bilmiordu. Fakat buna gerek de yoktu.

​Çünkü Nehir bazı köklerin gözle görülmediğini biliyordu. İnsanların yaptığı iyilikler de böyledir. Bir kişinin attığı küçük bir adım başkasının davranışını değiştirir; o davranış yayılır ve geniş bir etki bırakır.

​Akşam gökyüzünde yıldızlar belirdi. Dalın çiçekleri ay ışığında parladı. Nehir başını kaldırıp baktı. Dünya aynı dünyaydı; dağlar ve nehir yerindeydi. Fakat insanların dünyaya bakışı değişmişti.

​Artık bir ağaca yalnızca odun, bir dereye yalnızca su, bir çiçeğe koparılacak bir nesne gözüyle bakmıyorlardı. Yeryüzünün her parçasının birbirine bağlı olduğunu anlamışlardı.

​Nehir kaynağın başında suya baktı. Suyun yüzeyinde gökyüzü, dağlar ve ormanlar görünüyordu. İyiliğin başladığı her yerde bir kök vardı. Ve o kökten çıkan her güzel davranış, dünyaya yeni bir dal uzatıyordu.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Umran Tezcan Ümran Tezcan:Yazar ve öğretmen .2015 yılında Uşak Üniversitesi-Fen Edebiyat Fakültesi-Matematik bölümünü bitirdi.Şuan öğretmenlik yapıyor. Çocukluğundan beri yazmayı seviyor.Cocuk kitapları öyküler romanlar her yaş grubundan yazmaya çalışıyor.Çocuk romani ,roman ,öykü ,hikaye yazmaya devam ediyor.