KALBİN UNUTMAMAKLA İLE İMTİHANI…VEFÂ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Vefa biraz da hatırlamaktır.

4 Eylül 2026 - 15:13
4 Eylül 2026 - 15:13 ⏱ 11 dk Okuma Süresi
 1  104
KALBİN UNUTMAMAKLA İLE İMTİHANI…VEFÂ

KALBİN UNUTMAMAKLA İLE İMTİHANI…VEFÂ

İnsan, kendisine yapılan iyilikleri unuttuğu gün yalnızca geçmişini değil, kendinden bir parçayı da kaybeder. Bazı kelimeler vardır, söylendiğinde yalnızca bir anlam taşımazlar. İnsanın içinde bir kapı açarlar.

“Vefa” da böyledir.

Bu kelimeyi duyduğumuzda zihnimizde hemen bir dost, bir anne, bir baba, eski bir arkadaş, yıllar önce bize uzanmış bir el belirir. Belki artık hayatta olmayan birinin yüzü gelir gözümüzün önüne. Birlikte geçirilen eski günler, söylenmiş birkaç güzel söz, zor zamanlarda verilmiş bir destek hatırlanır.

Vefa biraz da hatırlamaktır. Fakat yalnızca hatırlamak değildir. Hatırladığını kalbinde taşımaktır. İyiliği üzerinden yıllar geçse de küçültmemektir. Bir insanın hayatımızdan çıkmasıyla ona ait güzellikleri de hayatımızdan çıkarmamaktır. Bugün insan ilişkilerinde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri de bu olsa gerek. Çünkü zamanımız çok hızlı akıyor, insanlar birbirlerinin hayatına kolayca giriyor ve aynı kolaylıkla çıkıyorlar. Dostluklar bazen bir telefon ekranındaki birkaç satıra sığıyor. Bir zamanlar aynı sofrayı paylaşan insanlar, bugün birbirlerinin hayatından habersiz yaşayabiliyorlar. Maalesef menfaat bittiğinde ilişkinin de bittiği bir çağın içinden geçiyoruz. Böyle bir zamanda vefayı yeniden hatırlamak, aslında insanı yeniden hatırlamaktır. Çünkü vefa, insanın insana verdiği değerin zamana karşı direncidir.

Kur'an'da ahde vefa üzerinde ısrarla durulması boşuna değildir.

“Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin.” (Nahl, 16/91) İnsanın ağzından çıkan söz, yalnızca ses olarak havaya karışıp gitmez. Söz, insanın karakterine yazılır. Hele bir söz Allah'ın adı verilerek söylenmişse, artık meselenin içinde yalnızca iki insan yoktur. Allah vardır, şahitlik vardır, sorumluluk vardır. Kur'an'ın başka bir yerinde müminler anlatılırken onların Allah'a verdikleri sözde durdukları özellikle vurgulanır. (Ahzâb, 33/23) Bu ayetleri düşündüğümüzde vefanın sadece bir “güzel huy” olmadığını anlarız. 

Vefa, insanın verdiği sözle kendisi arasındaki bağdır.

Şartlar değiştiğinde de sözünü hatırlayabiliyor musun?

İşine gelmediğinde de verdiğin sözü tutabiliyor musun?

Kimse seni denetlemediğinde de emanete sahip çıkabiliyor musun?

İşte asıl mesele budur. İnsanların yanında dürüst olmak kolaydır, asıl imtihan ise insanın yalnızken de aynı insan kalabilmesidir. Allahu Teâlâ hiçbir kula karşı borçlu değildir. Biz O'na muhtacız, O, bize muhtaç değildir. Bu sebeple Allah'ın vefasından söz ederken insanî anlamda bir borç ve karşılık ilişkisi düşünmek doğru olmaz. Fakat Allah'ın vaadi haktır, O'nun rahmeti kulundan önce gelir. İnsan unutur ama Allah unutmaz. İnsan nankörleşir ama Allah nimet vermeye devam eder. İnsan defalarca hata eder, lâkin Allah tövbe kapısını kapatmaz. İşte kulun vefası biraz da bütün bunları hatırlamakla başlar. Kendisine verilen nimetleri kendinden bilmemek. Hayatını yalnızca kendi başarısının eseri sanmamak. Her nefeste bir lütuf bulunduğunu fark etmek. Belki gerçek şükür de burada başlar. Çünkü şükür, nimeti fark etmektir. Vefa ise nimetin sahibini unutmamaktır. İnsan Rabbine karşı vefalı olmak istiyorsa, önce kendisine verilen hayatın bir emanet olduğunu anlamalıdır. Ömrünü istediği gibi tüketebileceği bir mülk değil, hesabını vereceği bir emanet olarak görmelidir.

Vefanın insan hayatındaki en güzel örneklerinden birini Resûlullah Efendimizin hayatında görürüz. Hz. Hatice validemiz...Bu isim bile vefadan söz etmek için yeterlidir. Hz. Hatice, Efendimizin yalnızca eşi değildi. En zor günlerinde yanındaydı. İlk vahyin ağırlığını taşıdığı günlerde onu teselli eden, ona inanan ve yanında duran ilk insanlardan biriydi. Sonra vefat etti. Fakat Resûlullah'ın gönlündeki yeri ölümle kapanmadı. Hz. Âişe validemiz, Efendimizin Hz. Hatice'yi sık sık andığını, bir koyun kestiğinde onun dostlarına da gönderdiğini anlatır. Bunu okuduğumda vefa kelimesinin ne kadar derin olduğunu yeniden düşünüyorum. Çünkü Hz. Hatice artık yoktu, Efendimizin ondan bekleyeceği hiçbir dünyevî karşılık da yoktu, fakat hatır vardı, dostluk vardı, geçmişe duyulan sadakat vardı.

Bir insanın hayatımızdaki yeri, onun ölüm tarihiyle sona ermiyorsa orada vefadan söz edebiliriz. Belki de vefanın en güzel taraflarından biri budur. Ölümün bile bazı iyilikleri silememesi...Vefa, sadece sevdiğine gösterilmez. Burada vefanın daha geniş bir anlamına ulaşırız. 

Vefa sadece bize yakın olanlara gösterilecek bir duygu değildir. Çünkü iyilik gördüğümüz insanlara iyilik yapmak nispeten kolaydır. Peki bize hiçbir şey veremeyenlere karşı nasılız?Bir hayvana karşı...

Bir ağaca karşı...

Bir nehre karşı...

Bir toprağa karşı...

Henüz dünyaya gelmemiş bir çocuğa karşı...

İşte burada insanın ahlâkı daha açık görünür. Resûlullah Efendimiz, susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su veren kişinin Allah tarafından bağışlandığını haber verir.

Bu hadisin üzerinde biraz durmak gerekir.

O köpek insana ne vermişti?

Hiçbir şey…

Teşekkür edebilir miydi?

Hayır…

Yapılan iyiliğin karşılığını verebilir miydi? Hayır…

Öyleyse neden bu davranış bu kadar değerliydi?

Çünkü iyiliğin ölçüsü, karşılığında ne aldığımız değildir. İyiliğin ölçüsü, onu neden yaptığımızdır. İşte vefa burada başka bir hâle bürünüyor. Bize yapılan iyiliği unutmamak kadar, bize emanet edilen varlığa zarar vermemek de bir vefadır.

İnsan kâinatın neresinde duruyor?

Bence vefa meselesinin en çok konuşulması gereken taraflarından biri de burasıdır. İnsan kendisini kâinatın sahibi gibi görmeye başladığında her şeyi tüketmeye başlıyor. Ağaç, odun oluyor. Su, tüketilecek bir kaynak oluyor. Toprak, üzerinde kazanç elde edilecek bir arazi oluyor. Hayvan, yalnızca kullanılacak bir varlığa dönüşüyor. Deniz, içine atık bırakılabilecek bir alan hâline geliyor. Oysa insanın çevresindeki hiçbir şey yalnızca “kullanılacak eşya” değildir. Hepsinin bir yaratılış hikmeti vardır. Kur'an, insanların kendi yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozulmanın ortaya çıktığını bildirir. (Rûm, 30/41) Bu ayeti yalnızca çevre sorunlarına indirgemek elbette doğru olmaz. Fakat insanın yaptığı şeylerin yeryüzünde bir karşılığı olduğunu görmek bakımından çok güçlü bir uyarıdır. Bir ağacı gereksiz yere yok etmek yalnızca bir ağacın yok edilmesi değildir. Bir ormanı yok etmek, belki bizden sonra gelecek insanların hakkına dokunmaktır. Bir nehri kirletmek, bugün doğmamış bir çocuğun hakkına girmektir. Suyu israf etmek, bize verilmiş nimetin kıymetini bilmemektir. Bütün bunlara sadece “çevre meselesi” olarak bakmak eksik kalır. Bunun bir de emanet meselesi tarafı vardır. Ve emanetin olduğu yerde vefa vardır. Bir ağacın gölgesinde oturamayacağını bile bile…Bazen insanın yaptığı iyiliğin güzelliği, ondan faydalanmayacak olmasıdır. Bir ağaç dikersiniz, belki yıllar sonra büyüyecek ve belki siz o günleri göremeyeceksiniz. Belki gölgesinde bir başkası oturacak ve belki meyvesini siz değil, hiç tanımadığınız bir insan yiyecek, yine de o ağacı dikersiniz. Çünkü insan yaptığı her iyiliğin karşılığını kendisi almak zorunda değildir.

Bir iyilik vardır, insana döner. Bir iyilik vardır, çocuğuna döner. Bir iyilik vardır, torununa döner. Bir iyilik vardır, hiç tanımadığı bir insana ulaşır. Bir iyilik de vardır, yalnızca Allah bilir. “Kimse bilmezse de Halık bilir" sözü ne güzeldir. İşte vefa biraz da böyle bir şeydir. Kendinden sonrasını düşünmek.

Sahabe-i Kiram'ın hayatında vefa, kelimelerden çok davranışlarda görülür. Onlar “inandım” demenin ne anlama geldiğini hayatlarıyla gösterdiler. Mekke'den Medine'ye hicret eden Muhacirleri düşünelim. Evlerini bıraktılar, mallarını bıraktılar, hatıralarını bıraktılar ve doğdukları topraklardan ayrıldılar. Bütün bunları Allah'a verdikleri sözün gereği olarak yaptılar. Ensar ise onları yalnızca uzaktan karşılamadı. Kardeşliklerini paylaşarak gösterdi. Sofrasını paylaşan, evini paylaşan, imkânını paylaşan bir kardeşlikti bu. Vefanın sözden davranışa geçtiği yer tam olarak burasıdır. Çünkü herkes iyi günde dosttur. Zor gün geldiğinde insanın yanında kim kalıyorsa, gerçek dost odur. Bir insanın “Senin yanındayım.” demesi güzel bir sözdür. Fakat asıl vefa, yanında olmanın bedeli ortaya çıktığında belli olur.

İnsanlara iyilik yapmak zor değildir. İyiliğin karşılığını beklememek zordur. Bir dostu sevmek zor değildir. Dost artık sana bir fayda sağlamadığında onu hatırlamak zordur. Bir büyüğe saygı göstermek zor değildir. Sana verecek hiçbir şeyi kalmadığında ona aynı saygıyı göstermek zordur. Bir insanın yanında olmak zor değildir. Herkes ondan uzaklaştığında yanında kalmak zordur. Galiba vefanın zor tarafı bu olsa gerek. Menfaatin bittiği yerde insanın karakteri görünür. Bu yüzden vefa, insanın en gerçek sınavlarından biridir.

Anne ve babaya vefa da en önemli hususların başında gelir. Belki de vefanın en doğal adreslerinden biri anne ve babadır. Bir çocuk dünyaya geldiğinde kendisi için hiçbir şey yapamaz. Yürüyemez, konuşamaz, karnını doyuramaz, hastalığını anlatamaz. Birileri onun için uykusuz kalır. Birileri onun için kendi rahatından vazgeçer. Birileri onun elinden tutar. Sonra çocuk büyür, roller değişmeye başlar. Bir zamanlar onun elinden tutanların eli titremeye başlar. Bir zamanlar onun peşinden koşanlar artık yavaş yürür. İşte o zaman çocuk için vefa imtihanı başlar. Kur'an'ın anne ve babaya iyiliği Allah'a kulluktan hemen sonra zikretmesi boşuna değildir. İnsan, kendisine yapılan ilk büyük fedakârlıkları unutmamalıdır. Anne ve babaya vefa yalnızca hayattayken onların ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Onların gönlünü hoş tutmak, hayırla anmak ve vefatlarından sonra dualarla hatırlamak da bu vefanın devamıdır. Çünkü bazı borçlar para ile ödenmez. Bazı borçlar ömür boyu hatırlanarak taşınır.

Vefa, geçmişte yaşamak değildir Vefayı bazen yanlış anlıyor olabiliriz. Geçmişi hatırlamak, geçmişte yaşamak değildir. Bir insanın kendisine yapılan iyiliği hatırlaması, bugününü terk etmesi anlamına gelmez. Aksine insan geçmişine vefalı olduğu ölçüde geleceğine daha sağlam yürür.

Bir medeniyetin mirasını korumak, yeni bir medeniyet kurmaya engel değildir. Bir öğretmeni unutmamak, yeni öğretmenlerden öğrenmeye engel değildir. Bir dostu hatırlamak, yeni dostluklar kurmaya engel değildir. Vefa, geçmişe zincirlenmek değildir. Geçmişten aldığın güzelliği geleceğe taşıyabilmektir. Bu sebeple vefa, biraz da nesiller arasındaki görünmez bağdır. Bizden önce yaşayanlardan aldıklarımızı bizden sonra yaşayacaklara bırakmak... Belki medeniyet dediğimiz şeyin içinde biraz da bu vardır.

İnsan kendisine de vefalı olmalı... 

Belki vefanın en az konuşulan tarafı budur. Kendisine verilen ömrü hoyratça tüketmemelidir, aklını köreltmemelidir, Vicdanını susturmamalıdır, kalbini kinle çürütmemelidir. Kendisine verilen yetenekleri hiç kullanmadan bırakmamalıdır. Çünkü insanın kendi varlığı da bir emanettir.

Vefa, geçmişten devraldığın emaneti unutmamak ve onu geleceğe güzellikle teslim etmektir.

Vefa, insanın kendisine verilen hayat karşısında söyleyebildiği en güzel “unutmadım” sözüdür.

Mesut Çalışkan                         

04.09.2026

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Mesut Çalışkan Şair/Yazar/Köşe Yazarı/Söz Yazarı Yazarımız Mesut Çalışkan Kırşehir doğumludur. Ankara'da ikâmet etmektedir. Hayatın her alanına ait şiir, özlü sözler, makale, öykü, kısa hikayeler kaleme almakta ve paylaşımları; @mesut_ca_liskan @ilhamesintileri İnstagram hesaplarından... *** Yazıları ise www.fikirizleri.com www.fikirizleridergisi gibi basılı veya dijital platformlarda yayınlanmaktadır. *** Yazarımızın video ve görsellerini paylaştığı bir www.youtube.com/@Mesut_Çalışkan kanalı mevcuttur. Amatör olarak musiki ile de ilgilenmekte, kendi şiirlerini, naatlarını, yapay zeka marifetiyle bestelemekte ve resmi olarak bütün dijital platformlarda paylaşmaktadır. Yazarımız, şiirlerini ve yazılarını topladığı bir kitap üzerinde de çalışmalarına devam etmektedir.