Kanlı Yılbaşı

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gözlerini açtığında kendini yabancı bir evin kanlı zemininde bulup dehşete düşen adam, ne yapacağını bilemeyecek kadar çaresiz ve kendine bile yabancıydı. Zira adını bile hatırlamayan bu adamın, ellerindeki kanın sahibi bile yoktu. Psikolojik Gerilim severler için yazdığım bu minik kurgu aklınızı başınızdan alacak! Gerçeği ve sahteyi ayırt edemeyeceğiniz gizemli bir kurgu. Umarım seversiniz...

30 Ocak 2025 - 10:10
 0  782
Kanlı Yılbaşı

Kanlı Yılbaşı 1. Bölüm 

Titreyen ellerinden parke zemine damlayan kana bir kez daha bakıp korkuyla geriye çekildi.

Kalçasının üzerinde arkaya doğru sürünerek duvara dayandığında, artık kaçacak yeri kalmamıştı.

Korku dolu bakışlarını loş ışıklı odada gezdirdi.

Duvardan duvara uzanan ve bahçeye bakan camın köşesinde duran yılbaşı ağacına takıldı gözleri.

Cılız yanan ışıkları ve kırmızı tonlardaki süslemeleriyle muhteşem görünüyordu.

Ancak durduğu zemin adeta bir kan gölüydü.

Yılbaşı ağacının hemen karşısında, pencerenin önündeki masada, filmleri aratmayacak lüks bir sofra kuruluydu.

Masanın üzerinde ve sağ çaprazındaki şöminenin üzerindeki şamdanlardan başka odayı aydınlatan ışık yoktu.

Bir de yılbaşı ağacının soluk pırıltısı…

Alnındaki terler yanağına süzülürken, nerede olduğunu ve neden ellerinin kanla kaplı olduğunu hatırlamıyordu.

Tek hatırladığı, gözlerini açtığında yılbaşı ağacının tepesindeki parıldayan büyük kırmızı yıldızla göz göze gelmiş olmasıydı.

Derin bir nefes aldı, ancak aklına gelen bir ayrıntı nefesini kesti.

Göğsündeki çarpıntı acıyla sıkışmasına neden olurken kasıldı.

Kim olduğunu bile hatırlamıyordu…

Sırtını duvardan destek alarak güçlükle ayağa kalktı.

Bacakları sanki saatlerdir koşmuş gibi titriyor ve uyuşuyordu.

Kendini hızla salondan dışarı attı, arkasına bile bakmadan çıkışı aradı.

Karanlık koridoru geçerek dış kapıya ulaştı.

Sokak lambasının solgun ışığı kapıya vuruyordu.

Hiç düşünmeden kapıyı açtı ve kendini dışarı attı.

İki katlı villaya bu kez dışarıdan baktı.

Ne kadar uğraşsa da neden burada olduğunu hatırlayamıyordu.

Bakışlarını tekrar ellerine çevirdi.

Üzerindeki kan kime aitti?

İçeride yaralı ya da ölü biri var mıydı?

Belki de içeri girip tekrar bakmalıydı. Eğer yaralı biri varsa bir şekilde yardım bulabilirdi.

Ancak aklına korkunç bir ihtimal geldi:

Ya birine zarar verdiyse? Ya bu kan ona aitse?

Bu düşünceyle içini dehşet kapladı.

Boğazı kurudu, kalbi göğsünü yumruklarcasına attı.

Titreyen bacaklarıyla geriye birkaç adım attı ve eve son kez baktı.

Sonra arkasını döndü ve koşmaya başladı.

Ama bacakları onu istediği kadar hızlı götüremiyordu.

Arkasına bakmadan tüm gücüyle uzaklaşmaya çalıştı.

Tam kendini hızla yola attığında güçlü bir ışık huzmesi yüzüne çarptı.

Ardından acı bir fren sesi duyuldu.

Keskin bir acı hissettikten sonra her şey karardı…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Hanife Demir Merhaba! Ben Hanife , üç çocuklu bir anne, eş ve aynı zamanda geniş hayal dünyasını kaybetmeyi asla başaramamış bir polisiye yazarıyım. Çocukluğumdan beri hayal gücüm o kadar genişti ki, bazen gerçek dünyaya geri dönmekte zorlanıyordum. Neyse ki o dönemin izlerini hâlâ taşıyorum ve bu, polisiye yazarken fazlasıyla işime yarıyor. Tabii, geniş bir hayal dünyasına sahip olmak kadar, evde geniş bir sorumluluk alanına da sahibim: Üç çocuk! Çocuk yetiştirmek başlı başına bir dedektiflik işi zaten. Kayıp oyuncakların izini sürmek, kim odaya gizlice kurabiye götürdü gibi gizemleri çözmek derken kendimi doğal bir dedektif gibi hissetmeye başladım. Bu da beni polisiye yazmaya teşvik etti! Evde sürekli suç mahali var ama endişelenmeyin, en kötü suçluların ellerinde bir kutu boya ve masum gülümsemeleri oluyor. Eğitim hayatım boyunca hayal gücüm sınır tanımadı ve gerilim dolu hikayeler kafamın içinde bir yerde kendi hikâyesini yazdı. İlk başta gerçek dünyada suçları çözmek için dedektif olmayı düşünsem de, daha sonra kağıt üzerinde suç işlemeyi daha cazip buldum. Polisiye romanlarımda, karakterlerim sürekli karanlık sokaklarda, gizemli olayların peşinde koşarken ben de okuyucularıma hep en iyisini sunmaya çalışıyorum. Başarılarıma gelirsek, henüz Nobel almadım ama üç çocuğu aynı anda ilgilenip bir bölüm yazmak, bence takdir edilmesi gereken bir başarı. Her kitabımda biraz daha derinlere inerek okurlarıma, her sayfada “katil kim?” dedirtmeyi seviyorum. Boş zamanlarımda (ki gerçekten var mı, emin değilim), hayal gücümdeki sınırsız dünyalarda dolaşmayı ve yeni hikayeler yaratmayı sürdürüyorum. Polisiye yazarlık benim için sadece suçları çözmek değil, aynı zamanda okurlarımı beklenmedik sürprizlerle şaşırtmak demek. Başa dönecek olursak; İlk kitabım biraz sürpriz oldu. Sadece kafamın içinde dönüp duran olayları kağıda döktüğümde farkına vardım kalemimdeki cevheri. Sonunda amacımı ve beni ben yapan o hayali bulmuştum. İlk kitabım (Konuşan Gözler )2023 yılının Mart ayında Flora yayınlarında ücretsiz olarak basıldı. Konuşan Gözler hikâyesi olan bir roman. Yazılırken çok büyük bir yol kat etti diyebiliriz. O yüzden ben de yeri bambaşkadır. Zaten beni yazar yapan kitaptır, ötesi yok. İçindeki karakterleri de hâlâ yaşatıyorum. En son, Dark Polisiye’nin altıncı kitabında “Galata Canavarı” adlı bir öyküde yeniden yazıldı. Şimdi de Dark Kadın adlı kitapta “Sinderalla’nın kayıp ayakkabısı “ ismiyle anıldı. Her geçen gün yazdıklarım ile büyüyorum. Yazabilir miyim, merakıyla başladığım bir aşk romanı da ücretsiz onay alınca ve basılınca daha büyük beklentiler içine girdim. Şimdilerde Kâbus adlı romanımı yayınevine göndermiş onay bekliyorum. Poyabir gibi büyük bir suç örgütüne üye olduğumu da unutmamak lazım. Ama aramızda kalsın. Gelecekteki planım mı? Suç dünyası durmuyor, benim de yazacak daha çok cinayetim ve çözecek daha çok gizemim var. Eşim ve çocuklarım bu maceraya biraz şaşkın, biraz da sabırla eşlik ederken, ben kapalı bir perdenin arkasında, başka suçlarımı hikayeleştirip yazmaya devam edeceğim. Ve kim bilir, belki bir gün dünya literatürüne adımı kazıyacağım... Hayaller büyük ama imkansız değil!