ALMANYA TRENİ 43. BÖLÜM – ÇOCUKLARIN ALMANYA’SI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Firuze için Almanya da işte oradaydı. Köyün karşı tarafında… Belki şu tepenin ardında… Belki o büyük harmanın yanında… Belki de biraz daha yürürse babasına ulaşacaktı. Çünkü babası Almanya’daydı.

19 Eylül 2026 - 11:03
 0  5
ALMANYA TRENİ 43. BÖLÜM – ÇOCUKLARIN ALMANYA’SI

43. BÖLÜM – ÇOCUKLARIN ALMANYA’SI

Memduh Almanya’daydı.

Çocuklar ise onu çok uzakta, dünyanın öbür ucunda sanıyorlardı.

Ama çocuk aklı bu kadar uzakları anlayamazdı.

Onlar için uzaklık, gözlerinin gördüğü yer kadardı.

Köyün karşı tarafındaki tepe…

Biraz ilerideki harman…

Gözden kaybolan yol…

İşte onların dünyası bundan ibaretti.

Almanya ise Memduh’un gittiği o uzak yerdi.

Fakat çocukların hayalinde Almanya, insanların anlattığı gibi büyük bir ülke değildi.

Onların Almanya’sı bambaşkaydı.

Köyün karşı tarafındaki büyük harmandı.

Kocaman bir harman…

Harmanın içinde de kocaman kocaman yağlar vardı.

Çünkü “Almanya” kelimesinin içinde “yağ”ı çağrıştıran bir şey duyuyor, çocuk akıllarıyla kelimeyi kendi dünyalarına göre tamamlıyorlardı.

Onlar için Almanya;

Kocaman bir harman,

Harmanların içinde de yağ dolu büyük kaplar demekti.

Memduh’un gerçekten nerede olduğunu ise hayal bile edemiyorlardı.

Bir gün Firuze arkasına küçük bir kürek aldı.

Kürek neredeyse kendisi kadar büyüktü.

Arkasına da bir şeyler yükledi.

Ne yüklediğini kendisi bile bilmiyordu.

Ama belli ki Almanya’ya gidiyordu.

Küçük adımlarla yürümeye başladı.

Sonra bütün gücüyle bağırdı:

“Ben Almanya’ya gidiyorum!”

Biraz daha yürüdü.

Tekrar seslendi:

“Ben Almanya’ya gidiyorum!”

Kürek sırtında, yükü arkasında…

Sanki gerçekten uzaklara gidecekmiş gibi kararlıydı.

Çocukların dünyasında mesafelerin bir anlamı yoktu.

Köyün karşı tarafına geçmek, onlara göre dünyanın öbür ucuna gitmek gibiydi.

Firuze için Almanya da işte oradaydı.

Köyün karşı tarafında…

Belki şu tepenin ardında…

Belki o büyük harmanın yanında…

Belki de biraz daha yürürse babasına ulaşacaktı.

Çünkü babası Almanya’daydı.

Ve Almanya, onların hayalinde o kadar da uzak değildi.

Firuze yürüdükçe arkasındaki kürek sallanıyor, yükü sağa sola kayıyordu.

Ama o hiç aldırmıyordu.

Bir yandan yürüyüp bir yandan:

“Almanya’ya gidiyorum!”

Diye bağırıyordu.

Çocukların hayal dünyasında sınırlar yoktu.

Bir ülkenin ne kadar büyük olduğunu…

Arada denizler, yollar, şehirler olduğunu…

İnsanların saatlerce, günlerce yolculuk ettiğini…

Almanya’nın köyün karşısındaki tepeden çok daha uzak olduğunu…

Bilmiyorlardı.

Onlar sadece babalarının bir yere gittiğini biliyorlardı.

Ve o yerin adı Almanya idi.

Şakire, Firuze’yi uzaktan izliyordu.

Kızının arkasına kürek alıp ciddi ciddi yola koyulduğunu görünce gülümsemekten kendini alamadı.

“Firuze, nereye gidiyorsun kızım?”

Firuze hiç durmadan cevap verdi:

“Almanya’ya!”

Şakire şaşırmış gibi yaptı.

“Almanya nerede?”

Firuze eliyle köyün karşı tarafını gösterdi.

“Orada!”

Şakire’nin yüzünde bir tebessüm belirdi.

“Orası Almanya mı?”

Firuze başını salladı.

“Evet.”

Sonra ekledi:

“Babam orada.”

Şakire bir an sustu.

Kızının söyledikleri, ona hem komik hem de dokunaklı gelmişti.

Çünkü çocuklar için Almanya gerçekten oradaydı.

Uzak değildi.

Korkutucu değildi.

Bilinmeyen bir ülke değildi.

Sadece babalarının bulunduğu yerdi.

Ve bir gün büyüdüklerinde anlayacaklardı ki…

Babaları, köyün karşı tarafındaki tepede değildi.

Bambaşka bir ülkedeydi.

Bambaşka bir hayatın içindeydi.

Ama o günlerde onların Almanya’sı çok daha güzeldi.

Kocaman bir harmandı.

Harmanın içinde yağlar vardı.

Ve o harmanın bir yerlerinde babaları Memduh yaşıyordu.

Firuze ise küçük küreğini sırtına almış, hâlâ Almanya yolunda ilerliyordu.

Biraz sonra yoruldu.

Kürek yere düştü.

Arkasındaki yük de dağıldı.

Firuze dönüp baktı.

Sonra hiçbir şey olmamış gibi küreği tekrar aldı.

“Ben Almanya’ya gidiyorum!”

Diye bir kez daha bağırdı.

Şakire artık gülüyordu.

Çocuklarının dünyasında Almanya böyleydi.

Kocaman bir harman…

İçinde yağlar…

Ve çok uzaklarda çalışan bir baba…

Yıllar sonra Firuze bu günleri hatırladığında belki de en çok buna gülecekti.

Çünkü çocukken dünyanın ne kadar büyük olduğunu bilmiyordu.

Ama bir şeyi çok iyi biliyordu:

Babası Almanya’daydı.

Ve çocuk kalbiyle ona ulaşmak için yalnızca köyün karşı tarafına kadar gitmesi yeterliydi.

Devam edecek…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.