35.Cİ BÖLÜM - GÜLFEM’İN KAVURGA MACERASI

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gülfem için kilitli kapı, her zaman kapalı kalması gereken bir kapı anlamına gelmiyordu.

5 Eylül 2026 - 02:30
5 Eylül 2026 - 02:30 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  51
35.Cİ BÖLÜM - GÜLFEM’İN KAVURGA MACERASI

35.Cİ BÖLÜM - GÜLFEM’İN KAVURGA MACERASI

 Şakire, hem evin işlerini yapıyor hem de geçimlerini sağlamak için elinden geleni yapıyordu.

Bazen dağlara giderdi.

Eşeğinin sırtına odunları yükler, saatlerce yürür, topladığı odunları eve getirirdi.

Kimi zaman elinde balta, kimi zaman sırtında odun demetiyle dönerdi.

Gülfem ise artık biraz büyümüş olsa da yaramazlıklarıyla Şakire’yi hayli uğraştırıyordu.

Şakire ne zaman dağa gidecek olsa kızını sıkı sıkı tembihlerdi.

“Gülfem…”

“Ben gelene kadar uslu dur.”

“Evin içinde kal.”

“Bir yere gitme.”

“Ben yokken ortalığı karıştırma.”

Gülfem de her seferinde masum masum başını sallardı.

“Tamam anne.”

Ama Şakire onun bu “tamam”ına pek güvenemiyordu.

Bu yüzden bir gün evden çıkarken kapıyı kilitledi.

“Şimdi bakalım nasıl çıkacaksın?” diye içinden geçirdi.

Sonra eşeğini aldı, dağ yoluna koyuldu.

Şakire’nin bilmediği bir şey vardı.

Gülfem için kilitli kapı, her zaman kapalı kalması gereken bir kapı anlamına gelmiyordu.

Evin pencerelerinden birinin önünde demir parmaklıklar vardı.

Fakat o demirlerden biri oldukça zayıftı.

Gülfem daha önce orayı keşfetmişti.

Annesi kapıyı kilitliyor…

Gülfem de pencerenin önüne gidiyordu.

Küçücük bedeni sayesinde demirlerin arasından sıyrılıp dışarı çıkabiliyordu.

O gün de aynısını yaptı.

Şakire daha dağın yolunu tutmadan Gülfem çoktan dışarı çıkmıştı.

Önce etrafına baktı.

Sonra evin çevresinde dolaşmaya başladı.

Bir süre sonra tekrar içeri girdi.

Evin içinde ne varsa karıştırmaya başladı.

Kap kacak…

Tencereler…

Çuvallar…

Ne bulduysa çocukların önüne seriyordu.

Çocuk aklı işte…

Evdeki her şey ona bir oyun malzemesi gibi görünüyordu.

Derken gözü kavurga malzemelerine takıldı.

Atalık yerli sarı buğday…

Öğütülmemiş sarı buğday bulguru…

Bir kenarda duran menengiç, yani çıtlık…

Önceden hazırlanmış beyaz nohut…

Biraz da yer fıstığı…

Gülfem’in gözleri parladı.

Annesinin zaman zaman yaptığı kavurgayı hatırladı.

“Bunlarla kavurga yaparız!” dedi.

Çocuklar hemen etrafında toplandı.

Gülfem dışarıda kendince bir ocak kurdu.

Odunları bir araya getirdi.

Ateşi yaktı.

Çocuklar da merakla etrafında beklemeye başladı.

Gülfem, annesinin yaptığı kavurgayı defalarca görmüştü.

Saçın üzerine malzemelerin konduğunu biliyordu.

O da kendince annesini taklit etmeye karar verdi.

Saçı ocağın üzerine koydu.

Sonra elindeki malzemeleri birer birer saçın üzerine dökmeye başladı.

Sarı buğday…

Bulgur…

Menengiç…

Nohut…

Yer fıstığı…

Hepsi saçın üzerinde birbirine karıştı.

Gülfem büyük bir gururla başında duruyordu.

Sanki yıllardır kavurga yapan biri gibiydi.

Elindeki tahta kaşıkla karıştırmaya başladı.

Çocuklar da başına toplanmış, olup biteni seyrediyordu.

Önce her şey güzel gidiyor gibiydi.

Sonra ateşin harı yükseldi.

Saçın üzerindeki taneler ısınmaya başladı.

Buğdaylar çıtırdadı.

Bazıları hafifçe patladı.

Derken…

Çat!

Bir tane havaya sıçradı.

Ardından bir tane daha…

Çat! Çat!

Gülfem şaşkınlıkla geri çekildi.

Ama iş işten geçmişti.

Bir anda saçın üzerindeki kavurga malzemeleri sağa sola sıçramaya başladı.

Bir oraya…

Bir buraya…

Çocuklar kahkahalarla kaçıştı.

Gülfem ise ne yapacağını şaşırdı.

Elindeki kaşıkla onları tekrar saçın üzerine toplamaya çalıştı.

Fakat her topladığında başka bir tanesi sıçrıyordu.

Kısa süre içinde evin önü sarı buğday, bulgur, nohut, menengiç ve fıstık taneleriyle doldu.

Az önce tertemiz olan yer bir anda kavurga tarlasına dönmüştü.

Gülfem etrafa baktı.

Çocuklara baktı.

Sonra kendi yaptığı işe baktı.

Bir süre sessiz kaldı.

Tam o sırada uzaktan eşeğin ayak sesleri duyuldu.

Şakire dönüyordu.

Gülfem’in yüzündeki bütün neşe bir anda kayboldu.

“Annem geliyor!”

Çocuklar sağa sola kaçıştı.

Gülfem ise olduğu yerde kaldı.

Saç hâlâ ocağın üzerindeydi.

Ateş yanıyordu.

Evin önü darmadağındı.

Şakire eve yaklaştıkça manzarayı gördü.

Bir an olduğu yerde durdu.

Eşeğin üzerindeki odunları bile indirmeden etrafa baktı.

Sonra gözleri Gülfem’i buldu.

“Gülfem…”

Gülfem başını eğdi.

Şakire’nin sesi biraz daha yükseldi.

“Sen ne yaptın?”

Gülfem cevap vermedi.

Şakire ocağa baktı.

Saça baktı.

Yere saçılmış kavurga malzemelerine baktı.

Sonra kızına döndü.

“Ben sana ne dedim?”

“Uslu dur demedim mi?”

Gülfem kısık bir sesle:

“Dedim anne…”

“Peki sen ne yaptın?”

Gülfem sustu.

Şakire hem şaşkın hem öfkeli hem de yorgundu.

Dağdan odun taşımış, saatlerce yol gelmişti.

Eve döndüğünde karşısında böyle bir manzara bulmayı hiç beklemiyordu.

Üstelik kızına kapıyı kilitleyerek çıkmıştı.

Ama Gülfem yine bir yolunu bulmuştu.

Şakire kızına kızdı ve onu dövdü.

Gülfem ağlamaya başladı.

Ama Şakire’nin öfkesi kadar yorgunluğu da vardı.

Bir yandan kızına kızıyor, bir yandan da yere saçılanları düşünüyordu.

İçinden:

“Bu çocuk beni bir gün gerçekten çıldırtacak…”

Diye geçirdi.

Gülfem o gün bir şey daha öğrenmişti.

Her merak edilen şey denenmezdi.

Her görülen şey çocuk oyuncağı değildi.

Hele ateş…

Hiç oyun değildi.

Ama Gülfem’in çocukluğu böyleydi.

Bir gün eşarbın peşinden koşuyor…

Bir başka gün kilitli kapıdan kaçıyor…

Sonra evin önünde kendi kendine kavurga yapmaya kalkıyordu.

Şakire için her biri ayrı bir sınavdı.

Gülfem içinse çocukluğunun unutulmaz hikâyeleri…

Ve yıllar sonra hatırladığında kendisinin bile gülerek anlatacağı anılar olacaktı.

O gün evin önü uzun süre kavurga tanelerini taşıdı.

Şakire eşeğini bağladıktan sonra yere saçılanları toplamaya başladı.

Gülfem de gözyaşlarını silerek annesine yardım etmeye koyuldu.

Bir süre sonra Şakire kızına baktı.

Gülfem başını öne eğmiş, yerdeki buğdayları ve diğer malzemeleri avuç avuç topluyordu.

Şakire derin bir nefes aldı.

“Bir daha yapmayacaksın.”

Gülfem hemen cevap verdi:

“Yapmam anne…”

Şakire kızının yüzüne baktı. 

Sonra:

“İnşallah…”

Dedi.

Ama içinden de biliyordu.

Gülfem’in yaramazlıkları daha bitmemişti.

Çünkü onun çocukluğu, biraz merak…

Biraz cesaret…

Biraz da başına açtığı türlü türlü işlerle geçecekti.

Ve bu küçük kavurga macerası da yıllar sonra aile içinde anlatılan, herkesin gülerek hatırladığı hikâyelerden biri olacaktı.

Devam edecek…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.