KIRK İKİ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Çünkü bazı insanların hayatımızdan çıkması için ölmesi gerekmiyordu. Bazen yalnızca onları görmeyi bırakıyorduk.

6 Eylül 2026 - 13:35
6 Eylül 2026 - 13:35 ⏱ 6 dk Okuma Süresi
 10  30
KIRK İKİ

                 KIRK İKİ

Kasabada herkes ona Kırk İki derdi.

​Kimse gerçek adını bilmezdi.

​Sabahları belediyenin önündeki bankta oturur, elindeki küçük deftere bir şeyler yazardı. Öğlene doğru kalkar, fırına gider, iki ekmek alırdı. Birini kendisi yer, diğerini karşı kaldırımda bekleyen köpeğin önüne bırakırdı.

​Akşam olunca yine aynı banka dönerdi.

​İnsanlar ona alışmıştı.

​Çocuklar yanından geçerken selam verir, esnaf bazen önüne bir bardak çay bırakırdı. Kırk İki de kimseye yük olmazdı.

​Bir gün kasabaya yeni bir belediye müdürü geldi.

​İlk yaptığı iş, belediyenin çevresindeki bankları kaldırmak oldu.

​— Görüntüyü bozuyorlar, dedi.

​Banklar söküldü.

​Kırk İki, ertesi sabah geldiğinde oturacak yer bulamadı. Elindeki defteriyle bir süre kaldırımda ayakta durdu. Sonra belediyenin kapısından içeri girdi.

​— Bankı neden kaldırdınız? diye sordu.

​Müdür başını kaldırmadan:

​— Eskiydi, diye cevapladı.

​— Ama kullanılıyordu, dedi Kırk İki.

​— Yeni banklar gelecek.

​— Ne zaman?

​Müdür bu kez başını kaldırıp ona bakarak:

​— Yakında, dedi.

​Kırk İki başka bir şey söylemeden çıktı.

​Yeni banklar gelmedi.

​Ertesi gün de gelmedi.

​Bir hafta sonra da...

​Bir ay sonra da...

​Kırk İki artık her sabah aynı kaldırımın kenarına oturuyordu.

​Bir sabah fırıncı ona ekmek uzatırken:

​— Senin gerçek adın neydi? diye sordu.

​Kırk İki bir süre düşündü ve:

​— Hatırlamıyorum, dedi.

​— Olur mu öyle şey?

​Kırk İki elindeki defteri açıp sayfanın en üstüne kendi adıymış gibi yazılmış iki kelimeyi göstererek:

​— "KIRK İKİ", beni böyle çağırıyorlar, dedi.

​Fırıncı gülümseyerek:

​— Peki, neden Kırk İki?

​Kırk İki omuzlarını kaldırarak:

​— Bilmiyorum, dedi.

​Fırıncı bu kez:

​— Kaç yaşındasın? diye sordu.

​Kırk İki bilmediği için cevap veremiyordu.

​O günden sonra kasabada onun hakkında konuşmalar başladı.

​Kimisi savaştan döndüğünü söyledi, kimisi ailesini kaybettiğini, kimisi aklını kaçırdığını... Kimisi de aslında çok zengin olduğunu, insanları kandırmak için böyle yaşadığını söylüyordu.

​Ve Kırk İki bütün bunları duyuyor, hiçbirine cevap vermiyordu.

​Her gün aynı saatte defterini açıyor, bir şeyler yazıyor, sonra kapatıyordu.

​Belediyedekiler de bunu fark etmişti.

​Bir gün adamlardan biri yanına gelip deftere baktı.

​— Ne yazıyorsun? diye sordu.

​Kırk İki defteri kapatarak:

​— Hiç, dedi.

​— Adam göster bakalım yazdığın hiçleri, dedi.

​Kırk İki:

​— Olmaz, diyerek defterini sıkı sıkı tutuyordu.

​Adam elini uzatıp almaya çalışırken Kırk İki defteri çekti. Adam bırakmıyor, çekiştiriyordu.

​Kısa bir çekişmeden sonra defter Kırk İki'nin elinden kurtulup yere düştü.

​Sayfalar açıldı.

​Adam eğilip deftere baktığında her sayfada bir isim olduğunu gördü. Ayşe. Mehmet. Fatma. Hasan. Yüzlerce isim...

​Adam şaşkınlıkla:

​— Bunlar kim? diye sordu.

​Kırk İki yere bakıyor:

​— Bilmiyorum, diye yanıtlıyordu.

​— Nasıl bilmiyorsun? Bunları sen yazmadın mı?

​— Yazdım.

​— O zaman kim olduklarını biliyor olman lazım.

​Kırk İki başını hızlıca iki yana sallayarak:

​— Ben sadece isimleri unutmamak için yazıyorum, dedi.

​Adam sayfaları çevirmeye devam ediyordu. Bazı isimlerin yanında tarihler; bazılarının yanında "Bekçi", "Öğretmen", "Anne", "Çocuk", "Fırıncı" yazıyordu.

​Adam son sayfaya geldiğinde orada yalnızca "Kırk İki" ve yanında bugünün tarihinin yazılı olduğunu gördü.

​Adam kaşlarını çatarak:

​— Bu ne? diye sordu.

​Kırk İki defteri adamın elinden hızla alırken:

​— Bugün beni de yazdılar, dedi.

​— Kim?

​Kırk İki belediye binasına bakarak:

​— Yeni müdür, dedi.

​Adam anlamamıştı:

​— Ne yazdı?

​Kırk İki defteri kapatırken:

​— Artık gereksiz, dedi.

​Sonra ayağa kalkıp uzaklaştı.

​Ertesi sabah Kırk İki yoktu.

​Kimse önce fark etmedi.

​Fırıncı her zamanki gibi iki ekmek hazırladı. Birini tezgâhın kenarına ayırıp bir süre bekledi.

​Kırk İki gelmedi.

​Ertesi gün de gelmedi.

​Üçüncü gün fırıncı belediyeye gidip:

​— Kırk İki nerede? diye sordu.

​Müdür:

​— Kırk İki kim? dedi.

​— Belediyenin önündeki bankta oturan adam.

​Müdür:

​— Hatırlamıyorum, dedi.

​Fırıncı çıkıp gitti.

​Oysa kasabada herkes Kırk İki'yi tanıyordu. Ama kimse onun kim olduğunu bilmiyordu.

​O gece fırıncı evde eski bir çekmeceyi açtı. Yıllardır el sürmediği eşyaların arasından küçük, solmuş bir resim çıkardı.

​Resimde belediyenin önündeki bank vardı. Bankta bir adam oturuyordu. Resmin altında çocuk yazısıyla "Beni okuldan alan amca" yazıyordu.

​Fırıncı resimdeki adamın yüzüne uzun süre baktı. Kırk İki'nin yüzünü artık hatırlayamıyordu. Ama onu hatırlayan bir çocuk vardı.

​Sabah olduğunda fırıncı kasabanın meydanına gidip belediyenin önüne eski bir sandalye koydu. Üzerine Kırk İki'nin defterini bıraktı.

​İnsanlar önce uzaktan baktı. Sonra birileri yaklaşıp defteri açmaya başladılar ve içindeki isimleri okudular.

​Yaşlı bir kadın kalabalığın içinden:

​— Ayşe benim annemdi, diye söyledi.

​Bir başkası:

​— Mehmet benim babam...

​Sonra başka biri:

​— Hasan bizim apartmanda kapıcılık yapardı, dedi.

​İsimler birer birer okunmaya başladı. Meydandaki kalabalık büyüdü. Herkes defterde bir yerlerde kendi geçmişinden birini buluyordu. Kimi bir öğretmeni, kimi çocukluğunda elinden tutan bir komşuyu, kimi her sabah selam verdiği halde adını hiç sormadığı birini...

​Akşam olduğunda meydan sessizleşti.

​Fırıncı defteri eline alıp son sayfayı açtı. "Kırk İki" yazıyordu. Ve altındaki tarih hâlâ bugünü gösteriyordu.

​Fırıncı cebinden kalemini çıkartıp bir süre düşündükten sonra tarihin yanına "Bugün hatırlandı" yazdı.

​Ertesi sabah belediye yeni bankları getirdi. Hiçbiri eski bankın yerine konmadı.

​Kasabalılar eski bankın bulunduğu yere bir sandalye bıraktılar.

​Fırıncı da her sabah iki ekmek hazırlamaya devam etti. Birini kendisi için, diğerini ise artık kimin geleceğini bilmeden karşı kaldırıma bırakıyordu.

​Çünkü bazı insanların hayatımızdan çıkması için ölmesi gerekmiyordu; bazen yalnızca onları görmeyi bırakıyorduk.

  

           DİLEK SARIKAYA 

Menajer :ilayda Can & Dilara sarıkaya

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow