ZEHRİN PENÇESİ - 1. BÖLÜM

Beni her seferinde parçalayan adama... yine sarıldım.

Ağustos 8, 2025 - 16:26
Ağustos 9, 2025 - 10:05
 0
ZEHRİN PENÇESİ - 1. BÖLÜM

1: PARAMPARÇA KALPLERİN FISILTISI

"Kalbimi her zaman paramparça ede ede gittin sen Poyraz! Her seferinde beni sırtımdan bıçaklayarak gittin! Ellerini ellerimden kopararak gittin sen!" dedim kelimelerin üstüne basa basa. Acıdan ne diyeceğimi bilemiyordum. Ona gerçekten aşık olmuştum ben. Ruhunun bir yerinde bıçak yarası değil, gönlünde çiçek kokusu olmak istemiştim. Şimdi bakışlarında öyle yumuşak bir hâl vardı ki bu suçların hiçbirini işleyen o değilmiş, ben bunları kendi kafamdan uyduruyormuşum gibi bakıyordu bana.

"Yeter artık," dedi kısık bir sesle, tahammül edemez ses tonuyla.

Hiç durmadan, beni yerle bir etmek pahasına üste çıkmaya devam etti.

"Yeter Sinem yeter! Hep sen haklısın! Her zaman acı çeken sensin kabul! Hep bekleyen sensin ona da tamam! Her zaman gitmek kolay mı peki?"

Gözlerimin içine baka baka kendini haklı çıkarmaya çalışıyordu.

Onun yüzünden gitgide kendimden uzaklaşıyordum. Şakaklarıma bir sancı saplandı.

"Sen neyin kafasını yaşıyorsun Poyraz? Sen ne diyorsun?" diye konuştum, tepemin tası atarken. "Benim kalbimi ne sanıyorsun sen?" dedim yumruk yaptığım elimi göğsüme vurarak. "Burası ne? Senin istediğinde geldiğin sığındığın, istediğin yağmaladığın bir barınak mı?" Acı çekiyordum, her bir nefesim de acıya ortak olmuştu.

Onun karşında bu hâle düşmek istemiyordum.

Peki ya yabancı bulduğum birine neden aşık olmuştum ben?

Yanında ağlayamayacağım birini neden sevmiştim?

Kalp nasıl bir organdı?

Bakışları gözlerimin içine sabitlenerek, çalıları tutuşturan ateş gibi yaktı beni.

Kelimelerimi zorlukla sahiplenerek devam ettim. "Ya kal ya git! Bir kalıp bir gitme!" diye bağırdım sesim cılızlaşırken. Gücüm kalmamıştı, saç diplerim kan ter içindeydi. Ağlamamak için çenemi olabildiğince sıktım ve pes ettim. "Benden bu kadar!"

Daha başka ne söylenirdi o karşımda böylesine sessizken?

O karşımda böylesine pişman değilken?

"Bağlanmaktan korkuyorsun sen," dedim ansızın dolan gözlerimle. Ağzımdan cümleler fışkırmak istiyordu. Uğradığım bu haksızlık tahammüle edilecek gibi değildi. "Sen beni sevmekten korkuyorsun. Birine ait olmaktan onun da sana ait olmasından korkuyorsun... Bir an bile durup düşünmüyorsun değil mi bana ne yaşattığını? Her gün umut verdikten sonra, beni öylece bırakıp gittiğinde neler hissettiğimi?"

"Bazen," dedi rüzgâr aramızda eserken.

Bazen beni düşündüğünü, bir an olsun aklına getirdiğini sandım. Oysa o başka bir şeyden bahsedecekti.

Kısa bir müddet, uğultulu sessizlik havayı kapladı.

"Kalmakla gitmek arasında bir fark yok."

Artık konuşmak yetmiyordu.

Keşke dünyada ona kendimi anlatabilmenin, onun beni anlayabilmesinin bir yolu olsaydı. Keşke!

Delirmenin eşiğine gelmiş bir hâlde, "Peki," dedim. Başımı kendi kendime istemsizce sallıyordum. Her yanım titriyordu. Adeta kendimden geçmiştim. "Bir insanın umutlarıyla oynamak ve oynamamak arasında hiçbir fark yok yani..."

Bu cümleyi de hiç düşünmeden onaylayacak gibi geldi bana ama cevap vermedi. Şaşırmıyordum. Bazen öyle bir noktaya gelirsiniz ki bir insanın yaptıklarına asla şaşırmazsınız. O insan o zaman sizi kendinizin ellerinden kurtaran bir kurtarıcı değil, zehirli bir pençedir.

Öfkemi kontrole etmeksizin, "Bıktım senden," dedim iğrenir gibi. "Bıktım. Tiksindim yaşadığımız her şeyden."

Yüzüm ekşimişti.

Parmağımı havada sallayarak bağırmayı sürdürdüm. "Beni bunun eşiğine getirdin sen! Beni ben olmaktan çıkardın! Kim olduğumu unutturdun bana. Beni her seferinde manipüle ederken, her an kendine zehrinle bağlarken unutturdun her şeyi. Yaşamımı, işimi, ailemi, sağlığımı, kalbimi, ruhumu..."

Kelimeler boğazımda takılı kalmıştı. "Ama bundan sonra böyle olmayacak Poyraz."

Sakince bana bakıyordu, yalnızca göğüs kafesi hızla inip kalkıyordu.

Oysa beni zerre kadar umursamadığından, hiç ciddiye almadığından emindim.

Onun hayatında hiçbir şey değişmezdi.

Yaralanan ben olurdum. Çocukluğumdan beri kalbimde açılan her yaradan ezberlemiştim bunu.

"Bu böyle olmayacak. Herkes bir gün mahvettiği kadar mahvolur." Sadece bunları söyleyebildim.

Kendimi kavga esnasında söyleyecek söz bulamamış, çaresiz bir çocuk gibi hissediyordum.

"Benden kurtulmak istiyorsun," dedi derin bakan gözleri kısılırken. Oysa ona verdiğim tek şey sevgiydi. Değerdi. İlgiydi.

Gözbebeklerinin içinde adeta öfkeden bir kale vardı ve ben orayı hiç aşamıyordum. Her zaman beni engelleyen de o karanlık, kalın duvarlardı işte.

Başımı hırsla salladım. "Artık bitsin! Beni zehirleyemeyeceksin duydun mu? Beni daha fazla bitirmene izin vermeyeceğim."

Kendimi savunduğumu sanıyordum.

Ama o bana doğru bir adım yaklaştı sinsice.

"Yasımı tutacaksın," dedi öfkeyle gülerken. "Yasımı!"

Reddederek saçlarımı kenara attım.

"Tutmayacağım!" Elim istemsizce göğsüne dokundu ve onu geriye ittirdi.

Göğsündeki sıcaklık parmak uçlarıma çarptığında gerilmiştim, sinirlerim kasım kasım kasılıyordu.

Karşımda ukala bir tavırla bana bakmaya devam ediyor, beni yine kafesine alabileceğini sanıyordu. "Yasını tutarsam senin yazıklar olsun bana!" dedim acımasızca. Ona bu kadar değer verdiğim, bu kadar onu önemsediğim için kendimden de nefret ettim. Oysa bu nefreti o hak ediyordu. Hatta daha fazlasını hak ediyordu ama karakterim ancak bu kadarına izin veriyordu.

"Öyle bir sabaha uyanacaksın ki..." Bu sefer o ukala sırıtış bendeydi.

Bu acıdan doldurulmuş bir zehirdi şimdi.

Bir gülümseme... Çaresizliğin hüznüyle doluydu.

Hayatımda belki de kimseye bu kadar kötü bir dua etmemiştim.

"Artık kendinin yüzüne bile bakamayacaksın..."

Söyleyeceklerim tüm ağırlığıyla ortaya döküldüğünde her şeye rağmen içim serinledi. Boğazımsa hâlâ kuruydu, dudaklarım alev alev yanıyordu.

Bitmişti.

Bakışları üzerime kelepçelendi. Bana sarılan zehrinin üstümde dans ettiğini hissettim adeta.

Gerçekten buna izin verecek miydi?

Onu adamakıllı tanımıyordum bile. Sevilecek biri olup olmadığını bile bilmeden aşık olmuştum ona. Ondan vazgeçmenin eşiğine hiç gelmemiştim. Onun bu bakışları haricinde sert yüzünü hiç görmemiştim. Bir şey elinden alındığından, gururu incindiğinde na yapardı bilmemiştim.

Bakışlarındaki kindar öfkenin kırıntıları yüzüme yağıyordu.

Benim nazarımda o bitmişti ve ben sadece birkaç lafımla Poyraz'ın içindeki tehlikeyi uyandırdığımdan habersizdim.

O günden sonra her şey daha da karmaşıklaştı.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Seyma_Ozkul Karanlık romantizm okumak istiyorsan hoş geldin!