ALMANYA TRENİ 12.BÖLÜM – BABASIZ İLK AYLAR

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Koğuşta derin bir sessizlik oldu. O sessizlikte herkes kendi özlediğini düşündü. Kimisi annesini... Kimisi eşini... Kimisi henüz doğmuş çocuğunu...

7 Ağustos 2026 - 15:43
7 Ağustos 2026 - 15:43 ⏱ 4 dk Okuma Süresi
 3  39
ALMANYA TRENİ  12.BÖLÜM – BABASIZ İLK AYLAR

ALMANYA TRENİ

12.BÖLÜM – BABASIZ İLK AYLAR

Memduh askere gideli aylar olmuştu.

Köyde mevsimler değişiyor, tarlalar yeşeriyor, sonra yeniden sararıyordu. Günler birbirini kovalarken, Şakire'nin kucağındaki minicik Gülfem de her geçen gün biraz daha büyüyordu.

Ev artık eskisi kadar sessiz değildi.

Sabahları incecik bir bebek ağlayışı avluya yayılıyor, ardından Şâkire'nin ninnileri duyuluyordu.

Fatma Ana, torununu her kucağına aldığında gözleri yumuşuyor, sert mizacının altında sakladığı şefkati kimseye göstermeden küçük kıza usulca gülümsüyordu.

Yusuf Baba ise akşamları işten döndüğünde ellerini yıkayıp doğruca beşiğin başına gidiyor, küçücük parmaklarını avucunun içine alarak uzun uzun torununu seyrediyordu.

"Maşallah..." diyordu.

"Babası görseydi ne sevinirdi."

Bu söz her defasında Şâkire'nin yüreğine dokunuyordu.

Çünkü Memduh, kızının hiçbir ilk anına tanıklık edemiyordu.

Bir sabah Gülfem ilk kez annesine gülümsedi.

Şâkire önce şaşırdı.

Sonra gözlerinden yaşlar süzüldü.

"Bak..." dedi Hatice'ye.

"Bana güldü."

Hatice sevinçle alkışladı.

"Ablacığım, babası bunu görseydi..."

İkisi de sustu.

O cümleyi tamamlamaya kimsenin gücü yetmedi.

Aradan haftalar geçti.

Bir akşam Gülfem'in alt dişlerinden biri görünmeye başladı.

Minicik beyaz bir nokta...

Şâkire, bebeğini kucağına alıp uzun uzun seyretti.

İçinden yalnızca bir cümle geçti:

"Memduh bunu da göremedi."

Baharın son günlerinde Gülfem, beşiğin kenarına tutunup ilk kez emeklemeye başladı.

Hatice heyecanla bağırdı.

"Ana! Ana! Gülfem geliyor!"

Minik elleriyle toprağa doğru ilerleyen kız çocuğu, evin içini kahkahalarla doldurdu.

Şâkire hem gülüyor hem ağlıyordu.

Çünkü o küçücük adımların yanında eksik olan bir çift göz vardı.

Babasının gözleri...

O gece herkes uyuduktan sonra Şâkire kandilin ışığında önüne bir kâğıt koydu.

Kalemi eline aldı.

Derin bir nefes çekti.

Sonra yazmaya başladı.

Canım Memduh'um,

Bugün sana yine uzun zamandır beklediğin bir mektubu yazıyorum.

Allah'a şükür, Gülfem büyüyor.

Sana benzeyen öyle çok hâli var ki...

Bazen gözlerini bana dikiyor. Sanki seni arıyor gibi.

Bugün ilk dişi çıktı.

Geçen hafta da ilk kez bana gülümsedi.

Dün ise emeklemeye başladı.

Her yeni hâlini gördüğümde hem seviniyorum hem de içim burkuluyor.

Çünkü bunların hiçbirini sen göremiyorsun.

Sana anlatırken kelimeler yetmiyor.

Keşke onu bir kez kucağına alabilsen.

Keşke kokusunu içine çekebilsen.

Her gece yatmadan önce fotoğrafın yerine koyduğum mendiline bakıyorum.

Sonra Gülfem'e seni anlatıyorum.

"Bak kızım..." diyorum.

"Senin baban çok iyi bir adamdır."

"Şimdi vatan görevinde."

"Bir gün gelecek."

"Bizi kucağına alacak."

İnanıyorum...

O gün gelecek.

Allah seni korusun.

Seni hasretle bekleyen eşin,

Şâkire. 

Günler sonra o mektup asker ocağına ulaştı.

Memduh, koğuşun sessiz bir köşesine çekildi.

Zarfı titreyen elleriyle açtı.

Her satırı ağır ağır okudu.

Sonra başa döndü.

Bir daha okudu.

Bir daha...

Mektubun bazı yerlerinde gözleri buğulanıyor, satırlar birbirine karışıyordu.

Koğuş arkadaşı Hasan sessizce yanına oturdu.

"Evden haber var galiba."

Memduh gülümsemeye çalıştı.

"Kızım emeklemeye başlamış."

Hasan omzuna dokundu.

"Hayırlı olsun baba."

Memduh mektuba yeniden baktı.

Sesini güçlükle duyurabildi.

"İlk gülüşünü göremedim..."

"İlk dişini göremedim..."

"İlk emekleyişini göremedim..."

Bir süre sustu.

Sonra gözlerini uzaklara çevirdi.

"Keşke..."

"Bir kez kokusunu duyabilseydim."

Koğuşta derin bir sessizlik oldu.

O sessizlikte herkes kendi özlediğini düşündü.

Kimisi annesini...

Kimisi eşini...

Kimisi henüz doğmuş çocuğunu...

O gece nöbet sırası Memduh'daydı. Gökyüzünde dolunay vardı.

Aynı saatlerde, köyde Şâkire de avluya çıkmıştı.

Kucağında uyuyan Gülfem'i usulca sallıyor, başını gökyüzüne kaldırıyordu.

Memduh da aynı aya bakıyordu.

Aralarında yüzlerce kilometre vardı.

Ama aynı gökyüzü...

Aynı ay...

Ve aynı hasret...

Onları görünmeyen bir umutla birbirine bağlıyordu.

Devam edecek….

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.