1 KASIM YAZARLAR GÜNÜ

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Kelimeler bazen buz misali kılıçtır. Bazense yara bere bir ruha uzatılan sıcacık bir eldir.

4 Kasım 2026 - 06:10
4 Kasım 2026 - 06:10 ⏱ 5 dk Okuma Süresi
 0  2
1 KASIM YAZARLAR GÜNÜ

Bugün dünya yazarlar haftası ben bu yazıyı 1 Kasım gecesi yazıyorum senin eline ne zaman ulaşır bilmiyorum ama bir yerlerde okuyorsan şayet beni gerçekten mutlu ettin canım okurum. Biz gazetemizde bu yazıyı hazırlamak için çok sağ olsunlar ekibimiz ile çok iyi çalışıyoruz. 

Bugün konumuz yazmak, her ne olursa olsun yazmak. Bak yazmak aslında insanın kendi içinde o dilsiz bir masanın başında durup da inatla, azimle, gayretle beyaz bir sayfayı doldurmak…

Kelimeleri cümleleri şiir dilindeyse mısraları yan yana getirmek…

Bu evrenin belki de kocaman gürültüsü içinde kendi sesini bulmaktır bence yazmak. Kendi sesini bulmaya çalışırken insan en çok kendi iç ses boşluğunda kaybolur. Hissetmek, yandım ve geçtim. İnsan en çok bunun için yazmak istiyor. Ve belki de insan daha çok yazının temelini burada yani dürüstçe yazarak anlatmak ile hüküm sürer. 

Yazarlığın temeli vicdandır bence, niye bilir misin?

Çünkü yazar olmak için ilk basamak çok okumak falan değil efendim çünkü sen ne kadar yazmış olursan ol ne kadar okumuş adam olmuş olursan ol sen vicdanlı olmadıktan sonra kaç yazar?

Dışarıdan bakıldığında ne var ki işte. Alt tarafı oturduğun yerden birisi değil mi?  Ama işin aslı öyle değil işte...

O masanın arkasında, zihnin en tenha denizin hemen köşesinde fırtınalar kopuyor. Gerçek bir yazar, yaşadığı sokağın, yaşadığı coğrafyanın ya da hayatta veya dünyada yaralarını kendi eti misali hisseder. Hani Albert Camus diyor ya ;”Yazarın dünyası tek bir başına kurtarmak gibi bir mecburiyeti olmayabilir ama yazar; Dünyayı ve insanı anlamak ve anlatmak ile hükümlüdür.”

Kelimeler bazen buz misali kılıçtır. Bazense yara bere bir ruha uzatılan sıcacık bir eldir. Edebiyatın bize en yalın haliyle insanları anlatır. Yazar ise zamanın akışına duran, hafızayı diri tutan bir barajdır.

Kelimelerin belki de en güzel anlatım şekillerden iki tane tür örnek vermemiz gerekirse bunların ilki roman, diğeri ise şiir olur derim. Çünkü edebiyat dünyamızın en çok okunan iki türden olduğunu düşünüyorum. Ama bu değildir ki diğer türler okunmaz ya da okumayalım asla. Edebiyat dünyamız tek bir yöne çıkmaz neticede. Çünkü edebiyat dünyamız o kadar kapsamlı ve o kadar geniş ki insana duyguyu, hüznü içindeki dağları aşamayan isyan Feritlerin omuzlarına yükler. 
Yani bu da şiir ile olabilir. Nazım Hikmet Memleketimden insan manzaraları eseri ile şiir adeta bir halk kürsüsünde bir direniş bir zulme başkaldırır. Bir diğer önemli şiir ise aşkı ve sevmeyi en layık hakkı olan Ahmed arif, Hasretinden Prangalar Eskittim ve Anadolu şiirleri ile bizim kalbimize adeta taht kurmuştur.

Dünya klasikleri deyince hayatını romana adamış bir isim gelir. İnsan ruhunun en karanlık denizlerinde fener tutan o büyük Rus yazar Fyodor Dostoyevski o iki mükemmel eseri Suç ve ceza ve Karamozan Kardeşler ’de insan adeta vicdanı azabını, insanın kendi içindeki o ezeli hesaplaşmanın o kadar güzel yazmış ki etkilenmemek elde değil ki…

Bu topraklara gelecek olursak işin rengi biraz daha farklıdır çünkü bu topraklarda. Anadolu’nun o toprak kokan soluğunu, bereketini ve direncini destansı bir ifadeyle bizlere aktararak ve ödül almış mı bu konuda bilgim olmamasına rağmen herkesin okurken doymayan hemşerim Yaşar kemal…

İnce memed sadece bir isyanı değil, bir halkın ruhunu ölümsüzleştirmişti. Franz Kafka modern insanın o yalnızlığını, bürokrasinin çarkı arasında ezilişini absürt ama bir o kadar da samimi bir anlayışa sahiptir.

Ve kapanışı Sabahattin ali ile yapmak isterim. Kürk Mantolu Madonna, bireyin o tarif edilmeyecek yalnızlığı ve kuyudaki Yusuf taşranın acımasızlığını o kadar güzel özetler ki, sadeliğin içindeki o devası gücü kalbimizden çıkmaz..


Edebiyat tarihine adını kazıyan bu insanlara bakınca şunu görüyorum: Onlar için yazmak asla bir lüks, bir heves değil; nefes almak kadar hayati bir zorunluluk.

Bak mesela Sabahattin Ali, sıradan insanların acılarını, yoksulluğu yazarken asla ucuz bir ajitasyona prim vermemiştir. İnsanı tüm kusurları ve güzellikleriyle kucaklayarak anlatmıştır. Onun kalemi, baskılara boyun eğmeyen dimdik bir vicdandır.

Ya da Yaşar Kemal...

Toroslardan süzülüp gelen o diliyle bu toprağın hafızasını adeta yeniden örmüştür.

İşte yazarlık tam da budur dostum; ister şiirin o coşkulu mısralarında olsun, ister bir romanın sessiz satır aralarında, zamanın ve coğrafyanın sınırlarını yırtıp atarak insan kalbine bir köprü kurabilmektir.

Bugün, bu özel günde yazarların ve kelimelerin o sessiz ama güçlü sesini onurlandırmak gerek. Yazmak, bu hoyrat dünyaya karşı durmanın, zamanın her şeyi silip süpüren etkisine direnmenin en asil yoludur. Masanın başına oturup o beyaz kâğıtla baş başa kalan herkes, bu koca insanlık kervanına bir ses, bir nefes katıyor.

Kelimelerin o güzel ışığıyla aydınlanan, hakikatin peşinden ayrılmayan ve kalemiyle tarihe not düşen tüm yazarların günü kutlu olsun. Kâğıdın mürekkepsiz, yüreğin her daim ilhamla dolsun.

1 Kasım Dünya Yazarlar günü Kutlu olsun…

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Yakup Köstekçi Şair | Yazar | Düşünür Gündeme dair yazılar, hayata dair sözler, kitaplarımdan şiirler ve alıntılar paylaşırım. Patnos Haber Gazetesi Köşe Yazarı Erciş Atakan Çelik kültür merkezi personeli