SAKLI GÜNAHIN GECESİ - BÖLÜM 2

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...

Gülce artık o hayatın içinde aynı kadın değildi. Çünkü bazı kararlar insanın dilinden önce, çoktan kalbinde verilmiş olurdu.

2 Kasım 2026 - 06:19
2 Kasım 2026 - 06:19 ⏱ 7 dk Okuma Süresi
 0  5
SAKLI GÜNAHIN GECESİ - BÖLÜM 2

Kapıdan girer girmez hizmetçisine sordu:

“Fırat geldi mi?”

“Hayır, hanımım.”

Gülce’nin omuzları fark edilmez bir şekilde gevşedi.

Fırat…

Kocası.

Geceden beri aklından çıkmayan tek isim. Şimdilik evde değildi. Gülce, bunu bir rahatlama olarak kabul etmek istemedi ama içindeki düğüm biraz olsun çözüldü.

Merdivenleri çıktı. Her basamakta yüzündeki ifade biraz daha değişti. Az önce otelin koridorlarında kaçan kadın yoktu artık. Yerine herkesin tanıdığı Gülce gelmişti.

Üst kattaki odasına girdi. Kapıyı kapattı. Sırtını kapıya yaslayıp gözlerini kapattı. Derin bir nefes verdi. Sonra aynaya yaklaştı. Yüzünü dikkatle inceledi. Gecenin telaşından hiçbir iz kalmamıştı. Dışarıdan bakıldığında kusursuzdu ama kendi gözlerine bakınca, saklamaya çalıştığı şeyi yine gördü. Korku.

Gülce hemen gözlerini kaçırdı.

“Bitti…”

Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

“Her şey bitti.”

Bunu söylerken inanmak istiyordu. Fakat bazı şeyler insan “bitti” dediği anda bitmezdi. Bazı sırlar, daha o anda yaşamaya başlardı. Gülce, aynada kendi soğuk yüzüne bakarken bunun farkında değildi. Aslında her şey, daha yeni başlıyordu.

Gülce kahvesini yudumluyordu. İnce porselen fincanın sıcaklığı parmaklarına kadar ulaşıyor, fakat yüzündeki soğukluğu değiştirmiyordu. Kahve yalnızca ellerini meşgul ediyordu. Düşüncelerini susturmaya yetmiyordu.

Salon sessizdi. Perdeler yarı aralıktı. Sabah güneşi, koltuğun kenarına usulca düşüyordu. Gülce bacak bacak üstüne atmış, dün geceyi zihninin ulaşamayacağı bir yere gömmeye çalışıyordu.

Tam fincanı dudaklarına götürmüştü ki; kapı çaldı. Tok ses, salonun genişliğinde yankılandı. Gülce’nin eli havada kaldı.

Ardından hizmetçinin sesi duyuldu:

“Hoş geldiniz Fırat Bey.”

Fırat... 

Gülce’nin kalbi bir anlığına hızlandı. Fincanı yavaşça masaya bıraktı.

Fırat, iş seyahatinden dönmüştü. Günlerdir yollardaydı. Uzun toplantılar, bitmeyen telefonlar ve yorucu bir yolculuk…

Eve dönerken aklında yalnızca biraz dinlenmek ve karısını görmek vardı.

Valizinin tekerlekleri koridorda ilerlerken Gülce yerinden kalkmadı.

Fırat salona girdiğinde yüzündeki yorgunluk hemen belli oluyordu. Kravatını gevşetmiş, gözlerinin altında uykusuzluğun izleri oluşmuştu.

Gülce ona baktı. Fırat’ın yüzünde hiçbir şüphe yoktu. Sanki dünya hâlâ bıraktığı yerdeydi.

“Yorulmuşsun,” dedi Gülce.

Fırat hafifçe gülümsedi.

“Biraz. Ama seni görünce geçti.”

Gülce cevap vermedi. Fırat yanından geçip odasına yöneldi. Hizmetçinin getirdiği çaya teşekkür edip valizini bıraktı.

Gülce ise hâlâ salondaydı. Önündeki kahve çoktan soğumuştu. Fırat’ın gelişi, içinde bir şeyleri kıpırdatmıştı. Belki vicdanıydı. Belki yıllardır alıştığı hayatın bir anda yüzüne tutulması ama o duygu uzun sürmedi.

Gülce gözlerini kapattı. Artık olan olmuştu. Dün geceyi geri alamazdı. Kendisine itiraf etmek istemese de bir şeyi biliyordu:

Geri dönüşü olmayan bir yola girmişti.

Fincanı eline aldı. Soğuk kahveden bir yudum içti. Yüzünde yine o bildik ifade vardı. Sakin, mesafeli, kontrollü.

Sanki içinde hiçbir şey olmuyordu. Oysa Gülce’nin sustukları, artık kendi içinde susmayacak kadar büyümeye başlamıştı.

Fırat kapıyı kapatıp kendini yatağın üzerine bıraktığında Gülce birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Kapının ardından gelen sessizliği dinledi. İçinde bir ağırlık vardı ama pişmanlık değildi bu.

Daha çok, geri dönüşü olmayan bir şey yaptığını bilmenin tuhaf sakinliğiydi. Olan olmuştu. Gülce bunu değiştirmeye çalışmıyordu. Ayakları onu farkında olmadan Fırat’ın kapısına götürdü. Kapının önünde durdu. Elini kaldırdı. Çalacak gibi oldu. Sonra vazgeçti. Başını hafifçe eğdi.

“Affet Fırat…”

Söylediği kelime, kapının arkasındaki adama ulaşmadı. Belki de ulaşmasını istememişti.

Fırat içeride çoktan gözlerini kapatmıştı. Uzun yolculuğun yorgunluğu bütün bedenine çökmüş, uykuya sığınmıştı. Gülce’nin kapının hemen dışında durduğundan haberi bile yoktu.

Gülce bir süre daha bekledi. Sonra başını kapıya yasladı. Gözlerini kapattı.

Kendi kendine bir kez daha söyledi:

Artık geri dönüş yok.

Salonun sessizliğine geri döndüğünde telefonu masanın üzerinde titremeye başladı. Gülce durdu. Telefon bir kez daha titredi. Ekranın ışığı karanlıkta yüzünü aydınlattı. Elini uzattı. Bir an bakmamayı düşündü. Sonra ekrandaki ismi gördü. Safa.

Parmakları telefonun üzerinde dondu.

Dün gece… 

Gülce’nin yüzündeki bütün soğukkanlılık bir anda silindi.

Telefon hâlâ titriyordu. Safa arıyordu. Gülce ekrana bakarken ilk kez, geceyi gerçekten geride bırakmadığını anladı.

Telefon hâlâ titriyordu. Ekranda yine aynı isim vardı: Safa.

Gülce telefonu eline aldığında parmaklarına baktı. Titreyip titremediklerini anlamaya çalıştı. Sonra kendine kızar gibi gülümsedi. Titreyen parmakları değildi. İçinde susturamadığı bir şey vardı.

Aramayı açtı. Kısa bir sessizlikten sonra Safa'nın sesi duyuldu.

“Seni özledim bile...”

Gülce gözlerini kapattı.

“Hiç aklımdan çıkmıyorsun.”

Sözler kulağına değdiğinde omuzlarından aşağı soğuk bir ürperti indi. Dün gece gözlerinin önünden geçti. O bakışlar, o kendinden emin gülümseme ve uzun zamandır unuttuğu o tuhaf canlılık…

Belki yanlıştı. Belki başına büyük bir bela açacaktı ama ilk kez korkudan çok başka bir şey hissediyordu.

“Bu kadar çabuk mu?” diye sordu.

Safa hiç beklemeden cevap verdi:

“İnsan bazı insanları hemen unutmuyor Gülce.”

İsmini söyleyişinde tuhaf bir yakınlık vardı. Gülce cevap vermedi.

Koridorun sessizliğine kulak verdi. Fırat’ın odasından gelen derin nefes alışları duyuluyordu. Birkaç adım ötede, kocası hiçbir şeyden habersiz uyuyordu. Gülce’nin yüzündeki ifade değişmedi.

Safa yeniden konuştu:

“Tekrar buluşalım.”

Gülce pencereye doğru yürüdü.

“Dün gece yarım kalan şeyler vardı. Bitti sanıyorsan yanılıyorsun.”

Gülce’nin eli pencerenin kenarına tutundu.

“Akşam sekiz,” dedi Safa. “Aynı yer. Seni yine o kafede görmek istiyorum.”

Gülce dışarı baktı. Şehrin ışıkları uzakta, birbirinden habersiz yanıp sönüyordu.

“Gelip gelmeyeceğine sen karar ver,” dedi Safa. Kısa bir sessizlikten sonra ekledi: “Ama geleceğini biliyorum.”

Gülce’nin dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı. Kendini suçlu hissetmiyordu. Kötü de hissetmiyordu. Yıllardır ilk kez kendini canlı hissediyordu.

“Bakacağım,” dedi.

Telefon kapandı. Ev yeniden sessizliğe gömüldü. Gülce telefonu masanın üzerine bıraktı.

Fırat hâlâ odasındaydı. Aynı ev, aynı duvarlar, aynı hayat…

Ama Gülce artık o hayatın içinde aynı kadın değildi. Çünkü bazı kararlar insanın dilinden önce, çoktan kalbinde verilmiş olurdu.

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

Zeynep Kıvanç Zeynep Kıvanç, 1986 Bartın Amasra doğumlu yazar ve şairdir. Geçmişte elinden alınan eğitim haklarını açık öğretimden geri almak için mücadele etmekte ve eğitimi için elinden gelenin en iyisini yapmaktadır. Bir dönem dadılık yaparak bir kız ve bir erkek çocuğunun sorumluluğunu üstlenmiştir. Şimdilerde çalışmayan Kıvanç, çeşitli sitelerde birçok edebi yazısı yayınlanmakta ve edebiyat dünyasını zenginleştirmektedir. 3 farklı yayınevinden çıkan ve 4 tane de e-kitap olarak yayınladığı toplam 7 eseri bulunmaktadır. Edebiyat dünyasına kattığı şiirleri ve yazıları ile Fikir İzleri'ne katılım sağlamaktadır. Birbirinden farklı ve güzel konularla kalemini zenginleştiren Kıvanç, edebiyata duyduğu derin tutkusuyla yaşamını sürdürmektedir. Basılı olan eserleri; Mavi Elbiseli Gazze, Dört Duvar Arasındaki Beşinci Adım ve Kırık Zamanlar Günlüğü'dür. Yazmaya duyduğu derin merakla e-kitap olarak yayınladığı eserleri de Bipolar Gülüşler, Kalemden Secdeye, Sessizce Sevdiğim ve Karanlıkta Açan Gül'dür.