1. Bölüm & 2. Bölüm (ARDA)

Bu makaleyi sesli dinleyebilirsiniz...
27 Nisan 2026 - 05:21
27 Nisan 2026 - 05:21 ⏱ 1 dk Okuma Süresi
 38  370

RÜYA

RÜYA

RÜYA

Fesmani, yemyeşil ormanlık bir alanda, şelalelerin aktığı, insana huzur veren ay ışığının altında dolaşıyordu. Ancak hava sisli ve bulutluydu. Orada uzun ak sakallı, beyaz elbiseli, bir elinde asası, diğer elinde elma bulunan nur yüzlü bir dede gördü.

Ak Sakallı Dede, Fesmani’nin yanına gelerek gülümsedi:

— Fesmani kızım, bir oğlun olacak. Yalnız benim dediklerimi yaparsan o çocuk yaşayacak.

Fesmani bu kişiyi daha önce hiç görmemişti; tanımıyordu. Ona bakarken korktu, eli ayağı titremeye başladı. Son bir gayretle koşup kaçtı.

Ancak koşarken Ak Sakallı Dede ay ışığının altında yine karşısına çıktı:

— Korkma kızım. Sen oğlun olsun istemiyor musun?

— İstiyorum. Yeter ki olsun. Olsun ama yaşasın. Benim erkek çocuklarım hep ölüyor. Onun için ne gerekiyorsa yaparım, dedi ve olduğu yere çöktü, ağlamaya başladı.

O sırada şimşekler çaktı, yağmur öyle bir başladı ki Fesmani gök yere indi sandı.

Ak Sakallı Dede konuştu:

— Korkma kızım, bu bereket yağmurudur. Senin bir oğlun olacak. Ama oğlun olduğunda, altı yaşına kadar saçlarını kestirmeyecek ve üzerine elbise giydireceksin. Yalnız, sabah kalktığında aç karnına bu elmayı yiyeceksin.

Elindeki elmayı Fesmani’ye verdi, ardından sislerin arasında kayboldu.

Fesmani, kan ter içinde uyanarak kendini yatağında buldu. Elinde gerçekten de bir elma vardı. Sabah yemek üzere elmayı başucuna koydu.

Fesmani’nin iki kızı vardı. Gönlü bir de erkek evlat istiyordu. Daha önce üç erkek çocuğu olmuş, ancak üçü de doğumdan sonra ölmüştü.

Sabah kalkınca kocası Hayyam’a elmayı gösterdi:

— Bu elmayı görüyor musun? Bana ay ışığının altında Ak Sakallı bir dede verdi. “Bir oğlun olacak. Yalnız altı yaşına kadar saçlarını kestirmeyecek ve üzerine elbise giydireceksin” dedi. “Bu elmayı sabah aç karnına yiyeceksin” diyerek gözden kayboldu. Uyandığımda elma elimdeydi, başucuma koydum.

Hayyam ona şöyle dedi:

— O zaman besmele çek ve elmayı ye. Belli ki sana bir eren gelmiş. Bu rüyayı bana anlattın, başka kimseye anlatma.

Aradan bir ay geçti ve Fesmani hamile kaldı. 

 

 

 

            

KARANLIK

KARANLIK

KARANLIK

Hayyam, karısı Fesmani, iki kızı, anne ve babasıyla beraber bir köy evinde yaşıyordu. Babası köyün zengin ağasıydı. Geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlardı.

O sene kış çok çetin geçmişti. Hayyam’ın vücudunda kırmızı pulcuklar şeklinde dağılan, içi su dolu kabarcıklar oluşmaya başladı. Kaşıntılar dayanılmaz hâle gelmişti. Sırtı ve göğsünde de çıkan lekeler gittikçe çoğaldı. Köydeki doktor bunun çiçek hastalığı olduğunu, derhal şehirde bir doktora görünmesi gerektiğini söyledi.

Köyde salgın başlamış, birçok kişi çiçek hastalığından ölmüştü. Köylüler, Hayyam’ın babasına “Bu çocuğu doktora götür” deseler de babası aldırış etmiyordu.

Lekeler Hayyam’ın kollarına ve bacaklarına da sıçradı. Zamanla gözleri bulanık görmeye başladı. Bir gün babası, onu yanına çağırdı ve çobanlarla birlikte koyunları şehre götürüp satmasını istedi.

Hayyam koyunları satarken bir doktor aradı. Musevi bir doktorun çok iyi olduğunu öğrendi. Koyunları çobanlara emanet ederek doktora muayene oldu.

Doktor, onun koyunları olduğunu öğrenince:

— On iki koyun verirsen gözlerini iyileştiririm, dedi.

Hayyam’ın sevinçten içi içine sığmıyordu. Köye dönünce babasına müjdeyi verdi:

— Baba, şehirde çok iyi bir doktor buldum. Beni muayene etti, on iki koyun karşılığında tedavi edeceğini söyledi.

Ancak babası kaşlarını çattı:

— Ben on iki koyun vermem. Katiyen olmaz!

Hayyam yalvardı:

— Etme baba, bak gözlerim kör olacak. Şimdi bile bulanık görüyorum.

Ama babası gaddarca karşılık verdi:

— Olursa olsun! Sana para vermem!

Hayyam babasının şaka yaptığını sandı ama yüzündeki sertlik onun ciddi olduğunu gösteriyordu.

Bağırışları duyan annesi, kocasına yalvardı:

— Etme eyleme bey, kıyma kuzuma. Gel yaptıralım şu ameliyatı.

Adam öfkeyle bağırdı:

— Elinin hamuruyla benim işime karışma!

Kadının saçlarını tutup yerlerde sürükledi, tekme tokat dövdü.

Annesine yapılan şiddeti gören Hayyam isyan etti:

— Sen benim babam değilsin! Bundan sonra benim için hiçbir şey değilsin!

Ardından karısını ve kızlarını alarak evi terk etti.

O sırada Hayyam’ın tembel, çalışmayan, sürekli ailesinin sırtından geçinen bir amcası vardı. At almak istiyordu. Babasından para istedi. Atın fiyatı otuz koyundu. Hayyam’ın tedavisi için on iki koyun vermeyen baba, amcasına otuz koyunu hiç düşünmeden verdi.

Hayyam ailesiyle derme çatma, üstü toprak bir eve yerleşti.

Bir sabah Hayyam uyanıp doğruldu ama kıpırdamadı. Ortalık zifiri karanlıktı. Hiçbir şey göremiyordu.

Fesmani endişeyle sordu:

— Ne oldu Hayyam?

— Lavaboya gideceğim, dedi.

Fesmani şaşkınlıkla karşılık verdi:

— Ne duruyorsun, gitsene!

Hayyam acı gerçekle yüzleşti.

— Fesmani! Gözlerim tamamen kapandı. Her yer karanlık… Hiçbir şey görmüyorum!

 

Tepkiniz Nedir?

like

dislike

love

funny

angry

sad

wow

AYŞE KÜÇÜKIŞIK Ayşe Küçükışık Yazar • Şair • Editör “Her yazarın kaleminin ardında bir yaşam hikâyesi vardır. Ayşe Küçükışık’ın yazarlık yolculuğu da çocukluk yıllarında başlayan bir hayalin, engellere rağmen vazgeçmeyen bir azmin ve yıllar boyunca süren üretme tutkusunun hikâyesidir.” Ayşe Küçükışık, 05 Mayıs 1972 tarihinde Berlin’de çalışmak üzere Almanya’ya giden bir Türk işçi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Altı yaşına kadar Berlin’de yaşadı. Daha sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye dönerek ilk ve orta öğrenimini Mersin’de tamamladı. İşitme güçlüğü nedeniyle eğitim hayatında çeşitli zorluklar yaşadı ve lise ikinci sınıfta örgün eğitimini bırakmak zorunda kaldı. Ancak bu engeller, yazmaya olan ilgisini ve üretme azmini azaltmadı. Yazarlık yolculuğuna, ortaokul yıllarında katıldığı bir hikâye yarışmasıyla ilk adımını attı. Kaleme aldığı hikâye önce okul birincisi, ardından il birincisi seçildi. Öğretmenleri tarafından iller arası yarışmada temsil edilmesi için girişimlerde bulunulsa da ailesinin izin vermemesi nedeniyle bu önemli fırsata katılamadı. Yaşadığı hayal kırıklığı, onda vazgeçmek yerine yazmaya daha sıkı sarılma isteği uyandırdı. Bu süreçten sonra ailesinden gizli şiirler yazmaya başladı. Şiirleri 90’lı yıllarda “Eda Alaş” mahlasıyla Mersin’deki çeşitli radyolarda yayımlandı ve dinleyicilerden ilgi gördü. Bir radyo kanalından çalışma teklifi almasına rağmen ailesinin izin vermeyeceğini düşündüğü için bu teklifi değerlendiremedi. Buna rağmen yazmaktan hiç vazgeçmedi; yaşadığı her deneyimi kalemine taşıdı. Şiir, öykü, deneme ve roman türlerinde eserler veren Ayşe Küçükışık, insanın iç dünyasını, yaşamın izlerini ve toplumsal konuları içten bir anlatımla ele almaktadır. Yazdığı 100’e yakın şiirin bir kısmı Fikir İzleri Platformu’nda ve diğer dijital platformlarda yayımlanmıştır. Ayşe Küçükışık'ın kaleme aldığı "Almanya Treni" adlı roman, 2010'lu yılların başında TRT tarafından düzenlenen bir senaryo yarışmasına gönderildi. Eserin konusu ilgi görmesine rağmen, senaryo teknik formatına uygun hazırlanmadığı için değerlendirme sürecini tamamlayamadı. Daha sonra Wattpad'de yayımlanan roman, zamanla hesabına erişim sağlanamaması nedeniyle uzun süre okurlardan uzak kaldı. Ancak yazarın yıllar önce sakladığı çıktılar ve notları, bu hikâyenin yeniden hayat bulmasını sağladı. Aradan geçen yıllarda ilk Türk işçilerinin Almanya yolculuğuna ilişkin araştırmalarını derinleştiren Ayşe Küçükışık, tanıklıklardan, tarihî kaynaklardan ve aile anlatılarından yararlanarak romanını yeniden ele aldı. Bugün “Almanya Treni”, ilk hâlinden çok daha kapsamlı, belgesel yönü güçlendirilmiş yeni versiyonuyla Fikir İzleri Platformu’nda bölüm bölüm yayımlanmaktadır. Tamamladığı ARDA adlı romanı da gerçek hayattan esinlenerek yazılmış olup Fikir İzleri Platformu’nda okurlarla buluşmuştur. Hâlen Fikir İzleri Platformu’nda editör olarak görev yapmakta, eserleri kişisel blogunda ve çeşitli dijital platformlarda okurlarla buluşmaktadır. Yazıları; kişisel blogu, Wattpad, Pinterest ve sosyal medya hesapları aracılığıyla geniş bir okur kitlesine ulaşmaktadır. Roman, şiir ve öykü çalışmalarını sürdürmekte; yaşanmış hayatları edebiyatın gücüyle geleceğe taşımayı amaçlayan eserler üretmeye devam etmektedir.